Din Felsefesinin Bir Geleceği Var mı? – Graham Oppy

Graham Oppy, Monash Üniversitesi'nde görevli bir felsefe profesörüdür. “Din Filozofları İle Din Felsefesi Üzerine” serimizin bir parçası olarak, kendisini “Din felsefesinin bir geleceği var mı?” sorusunu yanıtlamaya davet ettik.

/
504 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

Hem felsefe hem de din var olmaya devam ettiği sürece, din felsefesi de var olacaktır. Eğer din varsa, ne cevaplar ne de cevap aramada kullanılacak yöntemler konusunda uzmanların görüş birliği içinde olmadığı dine yönelik sorular da var olacaktır. Eğer felsefe varsa, bu türden sorulara yönelik tartışmalar da var olacaktır. Bu tür soruların tartışılması, doğrudan din felsefesi kapsamındadır.

Kimileri ortada din diye bir şey olmadığı konusunda kafası karışmış görünüyor. Eğer bu kişiler haklıysa, bu durumda din felsefesinin bırakın geleceğini, bugünü bile yoktur. Bence bu türden bir kafa karışıklığı veya kaygıyı anlamanın en iyi yolu, onu; tanrılar, ölümden sonra yaşam, inanç, iman gibi belirli kategorileri dinin karakteristik özelliklerini tanımlamaya yönelik gerekli olan merkezi veya asli kategoriler olarak kabul etmeye yönelik bir rahatsızlık ve şikayet olarak görmektir. Bu rahatsızlıkta bir miktar haklılık payı var; çünkü tanrılar ve ölümden sonraki hayatla ilgisi olmayan dinler vardır; iman ve inancın nispeten önemsiz olduğu dinler de vardır. Diğer yandan bahsettiğimiz bu belirli kategorilerin, dinin makul bir tanımlaması veya dinin esas veya merkezi karakteristiği olduğu şeklindeki ısrarcı olmak, din felsefesindeki tartışmaları çarpıtır. Fakat bu tutumda dine dair hata teorisini temellendirecek hiçbir şey yok; daha ziyade yapmamız gereken şey din için neyin asli veya gerekli olduğunun daha iyi anlaşılmasıdır.

Kimileri din diye bir şeyin var olmaması gerektiğini düşünüyor. Şayet bu kişiler haklılarsa din felsefesinin bir geleceği olmaması gerektiği düşünülebilir. Ama bununla birlikte, eğer din diye bir şeyin var olmaması gerektiği fikrine sempati duyuyor olsanız bile, şu anki haliyle bu yaklaşımın tam olarak din felsefesi kapsamına giren bir görüş olduğunu kabul etmelisiniz. Bununla birlikte, din diye bir şeyin var olmadığı bir gelecek olsa bile ,dini veya dine benzer bir şeyin var olduğu her zaman doğru olacaktır. Ama niçin böylesi bir gelecekte dine yönelik dile getirilebilecek tüm soruların yöntemleri ve cevapları hakkında uzman bir fikir birliği olacağını düşünelim ki? Bana öyle görünüyor ki, din bahsedilen geleceğe dek hayatta kalsa da kalmasa da, dinin var olması, din felsefesinin gelecekte var olacağını gerekçelendirmek için makul bir şekilde yeterlidir.

Şayet buraya kadar söylediklerim doğruysa, gelecekteki din felsefesiyle ilgili görünürdeki kaygıların aslında günümüzdeki (ve belki de geçmişteki) din felsefesiyle ilgili kaygılar olduğunu varsaymak akla yatkın görünüyor. Din felsefesinin bir geleceğinin olması, gelecekte din felsefesinin iyi ve verimli yapılacağını garantilemez. Din felsefesi günümüzde dahi iyi ve verimli yapılıyor olsa dahi, bu durum, gelecekte din felsefesinin iyi ve verimli yapılacağını garantilemez. Din felsefesinin nasıl yapılması ve nasıl olması gerektiği konusunda bugün bir fikir birliğine varabilmiş olsak dahi, bu, gelecekte din felsefesinin olması gerektiği gibi yapılacağının garantisi olmayacaktır.

Din felsefesinin mevcut durumuna yönelik kaygılarınızın olup olmaması ve eğer varsa, kaygıların tam olarak ne ve içerinin nasıl olduğu (felsefi yöneliminiz, siyasi yöneliminiz ve dini yöneliminiz gibi şeyler dahil olmak üzere) dünya görüşünüz ile yakından bağlantılıdır. Çağdaş din felsefesinde baskın olan bir stereotip varsa o da kültürel, politik ve dini açıdan muhafazakar Hıristiyan olan analitik filozoflardır. Din felsefesinin mevcut durumuna yönelik farklı türdeki kaygılar, bu stereotipin farklı boyutlarına işaret etmektedir.

  • Din felsefesinin daha evrensel bir perspektife sahip olması gerektiğini düşünenlerin endişelerinden biri, mevcut din felsefesinin Hristiyanlığa aşırı şekilde odaklandığı şeklindedir.
  • Din felsefesinin eleştirel teoriyle daha fazla ve yakından ilgilenmesi gerektiğini düşünenlerin endişelerinden biri, din felsefesinde kültürel ve politik açıdan muhafazakar perspektiflerin – beyaz erkek stereotipinin perspektiflerinin – epey yer kapladığı ve gereğinden fazla temsil edildiği şeklindedir.
  • Din felsefesinin, günümüzü çerçeveleyen tarihsel koşullara ve yaşanmış deneyimlere daha çok odaklanması gerektiğini düşünenlerin kaygılarından biri, dindarların deneyimleri ile pratiklerine daha çok yönelmemiz gerektiği şeklindedir; ki bu din felsefesinde aşırı temsil edildiği düşünülen analitik filozofların (beyaz-erkek stereotipin) kaygılarıyla ilişkilidir.

Din felsefesinin mevcut durumuna yönelik kimi kaygılar, dünya görüşündeki farklılıklar konu başlığını açık bir şekilde aşmaktadır. Bilhassa da, din felsefesinin daha geniş çerçevedeki bir disiplinler-arası incelemeye dahil edilmesi gerektiği fikri çağdaş anlamda geniş çaplı bir yankı uyandırıyor gibi görünüyor bana. Hiç kimse dine yönelik yapılmış olan tüm tarihsel, antropolojik, politik, sosyolojik, psikolojik, nörolojik ve bilişsel bilimlerle ilgili araştırmalarda aynı anda tam anlamıyla uzman olamazken; din felsefesi alanında çalışan herkesin bu alanların hepsinde yapılmış olan en nitelikli araştırmalarla meşgul olması için ellerinde iyi bir gerekçe vardır. Nasıl ki birinin günümüzde belirli bir bilim dalının felsefesi üzerine çalışırken (Ç.N.: fizik felsefesi, biyoloji felsefesi vb) o bilimdeki çağdaş araştırmalar hakkında hiçbir şey bilmeden çalışılmalarına devam edebileceği düşünülemez ise, aynı şekilde din üzerine araştırma yapan diğer tüm disiplinlerdeki (Ç.N.: bilişsel bilimler, evrimsel psikoloji vb) çağdaş din araştırmalarına dair hiçbir şey bilmeden de din felsefesi üzerine çalışılması artık düşünülemez olmalıdır.

Din felsefesinin aktüel-dünya problemlerini çözmedeki rolüyle ilgili endişe de bana farklı bir karaktere sahipmiş gibi görünüyor. Felsefi anlayışım göz önüne alındığında, çok az filozofun aktüel-dünya problemlerinin çözümüne doğrudan katkıda bulunacağını düşünüyorum. Bu durumda, çok az sayıda din felsefecisinin aktüel-dünya problemlerinin çözümüne doğrudan katkıda bulunmasını beklediğimi söyleyebilirim. Şüphesiz ki tüm filozoflar benimle aynı kanaati paylaşmıyor. Fakat kendileri doğrudan aktüel-dünyadaki problemleri çalışan filozoflar, neyin aktüel-dünya problemi olarak kabul edildiği konusunda kendi aralarında bir anlaşmaya varamaz: Karşı karşıya olduğumuz en öncelikli aktüel-dünya problemlerinin ne olduğu konusunda sosyal ve politik açıdan muhafazakar Hıristiyanlar olanların farklı görüşleri olduğu bir sır değil.

Eğer bir tercihte bulunmak zorunda kalırsam, din felsefesinin geleceğine dair en büyük endişemin kurumsal yozlaşma denilen şey olduğunu söylerdim. Templeton ve Ramsay dolarları, ABD ve Avustralya’da bulunan üniversitelerin din felsefesini yeniden şekillendiriyor. Söz konusu olan bu “yeniden şekillendirmenin” büründüğü şu anki hali ve istikameti onaylıyor olsanız bile, bence bahsettiğim kurumların yozlaşmasının nereye varabileceği konusunda endişelenmeniz gerek. Yapısı ve istikameti her ne olursa olsun, disiplinimizin yapısı ve istikameti üzerinde en fazla söz sahibi olma hakkının bir avuç oligarkın elinde olduğu bir geleceği hayal etmek dahi rahatsız edici.


Graham Oppy – “Graham Oppy on “Is There A Future For The Philosophy of Religion?”, (Erişim Tarihi: 12.01.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

2 Yorum

  1. Ölüm denilen olgu var olduğu sürece, din de felsefe de son derece güçlü bir şekilde varlığını sürdürecektir.

mevlüt için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Drone Saldırılarının Etiği – Ryan Jenkins

Sonraki Gönderi

Tanrı’nın Varlığına Yönelik Agnostik Yaklaşım – Sylwia Wilczewska

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü