Teizm ve Platonizm Bağdaşabilir mi? – Erdem Akbay

Bu yazıda, Teizm ve Platonizm arasında var olabilecek bir problemden bahsedeceğiz. Bu problemin ne olduğu üzerinde düşünmeden önce, yazının daha açık ve anlaşılır olması adına bazı kavramlara değinmemiz yerinde olacaktır.

376 Okunma

Ele alacağımız problemde Teizm kavramına başvurduğumuzda, genellikle semavi dinlerden aşina olduğumuz, mükemmel varlık Teizmi’ni (perfect being theism) kast etmiş olacağız. Genelde, bu anlayışa göre, varlığı zorunlu olan tek bir Tanrı vardır ve o, Anselm’in deyişiyle “kendisinden daha üstünü (greater) tahayyül edilemeyen (unconceivable)” varlıktır. Yani varlıkları üstünlüklerine göre bir sıraya koysak, en üstte olacak olan, kendisinden daha üstünü mümkün olmayan varlıktır. Bu Tanrı anlayışı, “bilinç sahibi”, “ahlaken mükemmel”, “her şeyi bilen” ve “her şeye gücü yeten” bir Tanrı olarak düşünülmüştür. Birçok din felsefecisi ve semavi dinlere yaslanan düşünür tarafından Tanrı denilince anlaşılan şey, buna benzer bir Tanrı anlayışına denk düşer.

Platonizmin ise yaratılamayan soyut nesnelerin var olduğu görüşü olduğu söylenebilir. Peki soyut nesneler derken tam olarak neleri kast ediyoruz? Bunlar için açık verilen örnekler arasında sayılar, önermeler (propositions), özellikler (properties) ve mümkün dünyalar (possible worlds) vardır. Birçok farklı türden soyut nesne olduğu gibi, herhangi bir tür soyut nesneye inanmak, hepsine inanmayı gerektirmez. Matematiksel nesnelerin var olduğuna inanıp, ahlaki özelliklerin var olmadığına inanmanızda tutarsız bir durum olmayacaktır. Soyut nesneler, tamamen madde ve zaman-dışı (yani uzay-zaman içerisinde yer almayan), nedensel etkileşime giremeyen (başka şeylere sebep olamayan ve değişmeyen), genellikle zorunlu olarak ve kendi başlarına var oldukları düşünülen nesnelerdir. Ancak utmamak gerekir ki bir şeyin zorunlu olarak var olduğunu söylemek, aslında o şeyin var olmamasının imkânsız olması anlamına gelir. Yani, zorunlu bir varlık, tüm mümkün dünyalarda var olacaktır gibi görünüyor. Evet, bu halleriyle soyut nesneler, gündelik hayatta karşılaştığımız nesnelere hiç benzemezler. Masalar, ağaçlar, gezegenler; hepsi fiziksel şeylerdir, evrende belirli konumları vardır ve onları anlatırken hangi zamanda olduklarından bahsetmek anlamlıdır. Ayrıca onların var olmamalarını düşünmek mümkün gözükür. Ancak, soyut nesneler için bunlardan bahsetmek anlamsız olacaktır. Örneğin, sayıları düşünün. Sayılar, soyut nesnelerin en açık örneklerindendir. “3” sayısının dünya üzerinde bir sürü “örneği” varken, 3 sayısının kendisini hiçbir yerde bulamayız. “3 sayısı nerede?” diye soramayız, “O, ne zaman var oldu?” da diyemeyiz. İşte tam bu noktada eklemekte fayda var ki bir Platoniste göre (eğer matematiksel Platonistse) sayılar da aynı Tanrı gibi vardırlar. Başlangıçları yoktur, başka bir şey tarafından var edilmemiştirler ve hep var olacaklardırlar. Sayılarla birlikte, matematiksel önermeler de zorunlu kabul edilir. 2+3=5 önermesi ne zaman doğru oldu diye sormanın bir anlamı yoktur. O hep doğruydu, hangi mümkün dünyayı düşünürseniz düşünün yine doğru olacak. Genel itibariyle problem olabileceğini düşündüğümüz kavramlardan anladıklarımız bunlar gibi görünüyor. Şimdi, problemin ne olabileceğini geçebiliriz.

Aslında, iddia edilen problem, Teizm’in ve Platonizm’in aynı anda doğru olamayacağıdır. Hatta, ikisinden birinin doğru olmasının imkânsız olmasının gerektiği bile iddia edilebilir. Bu iddia için savunulabilecek ilk argüman, mükemmel varlık (Tanrı)’ın tanımında yola çıkılarak, bu tanım üzerine yapılacak bir kavramsal analizin, Platonizm’in doğru olamayacağını gösterdiği yönünde. Diğer iddia ise, daha spesifik bir alandan, semavi dinlerdeki öğretilerden geliyor. Mesela, geleneksel Hristiyan öğretisine göre, Tanrı’nın yarattıklarıyla paylaştığı sıfatlar olsa da, sadece kendine has sıfatları da vardır. Bu öğretiye göre, Tanrı dışındaki varlıkların hepsi Tanrı tarafından yaratılmış olsalar da (varlıkları ona bağlı olsa da), Tanrı’nın kendisi, varlığını hiçbir şeye borçlu değildir. Onun varlığının sebebi kendindedir, kendisi dışında bir şeye bağlı değildir. Yani, gerçekliğin kaynağı tamamen odur. Hristiyanlar buna “aseity” der ve bu görüşü destekleyecek pasajlar kutsal metinlerden bulunabilir. Bu tarz ayetler sadece Hristiyanlıkta değil aynı zamanda diğer semavi dinlerde de vardır. Böylelikle, derler ki, eğer Tanrı’nın yaratmadığı, sonsuz sayıda zorunlu varlık varsa o halde semavi dinlerdeki kitap gönderen Tanrı var olamaz. Tanrı kendisi dışındaki her şeyin yaratıcısı olmalıdır.

Teistler için Platonizm’in iddiaları bir tehdit midir?

Peki iki görüşün bağdaşamayacağı lehine öne sürülen argümanların ardındaki motivasyon nedir? İlk bahsettiğimiz, kavramsal analizden yola çıkan argümanı daha iyi anlayabilmek için, bağımlı olmak (dependence) kavramından bahsetmemiz yardımcı olabilir diye düşündük. Kabaca, bağımlı olmak demek bağımlı olan şeyin, bağlı olduğu şey olmadan var olmayacağıdır. Mesela, X’in Y’ye bağlı olduğunu söylemek, Y olmadan X’in de olmayacağını söylemek, anlamına gelir ancak tersi geçerli değildir. Y, X olmadan da var olabilmesine karşın, X, Y olmadan var olamaz. Buna bağımlı ya da bağlı olmak diyoruz. O zaman, argümanı şu şekilde ifade edebiliriz: “Tanrı kendisinden daha üstünü mümkün olmayan varlıktır.”

1- Ancak, soyut nesnelerin kendisine bağlı olduğu bir Tanrı, soyut nesnelerin kendisine bağlı olmadığı bir Tanrı’dan daha üstündür. Tanrı’dan daha üstünü düşünülemeyeceği için, ikincisi Tanrı olamaz. O halde, Tanrı varsa, soyut nesneler ona bağlı olmalıdır. Eğer soyut nesneler ona bağlıysa, Platonizm yanlıştır.

2-Tanrı’nın var olmaması mümkün olmadığı için, Platonizm’in doğru olması da mümkün değildir. O halde, Platonizmin doğru olması imkansızdır.

Burada, dikkat çekmek istediğimiz şey, bu argümanın belkemiğinin, “soyut nesnelerin kendisine bağlı olduğu bir Tanrı’nın, soyut nesnelerin kendisine bağlı olmadığı bir Tanrı’dan daha üstündür.” öncülü olduğudur. Peki buna inanmamız için bir sebebimiz var mı? Her şeyin kendisine bağlı olduğu bir varlık, belki de öyle olmayan bir varlıktan daha üstündür (tüm şartlar eşit olduğunda). Ancak, soyut varlıkların bir şeye bağımlı olabilmeleri mümkün mü? Onların yaratılamayacakları daha açık gözükse de, belki soyut nesneleri Tanrı’ya başka şekilde bağlamanın mümkün olduğu söylenebilir. Bu yolda mesela, Welty’nin yaptığı, önermeler (propositions)’i, Tanrı’nın düşünceleri olarak düşünmekti. Eğer önermeler Tanrı’nın zorunlu ve sonsuz düşünceleri ise, o halde, Tanrı olmazsa onlar da olmaz, ancak yine de sonsuz ve zorunlu olurlardı. Bu ilk bakışta mümkün gözükse de, düşünceler soyut olmadıkları için (en azından bu bağlamda, çünkü onlar nedensel ilişkiye girebilirler) Welty burada önermelerin soyut nesneler olduğunu reddetmiş oldu. Strateji başarılı olmuş olsa bile, konu tamamen başka bir yere kayar ve aslında önermeleri soyut nesne olarak düşünmemizin yanlış olduğu sonucuna ulaşmış oluruz. Yani önermeler konumuz dışında kalır zaten çünkü soyut nesne olmamış olurlar. Bu, burada tartışılamayacak bir konu olduğu için tartışmalara burada değinmek istemiyoruz.

Diğer argüman için ne söylenebilir? Kutsal kitaplardaki pasajlardan ya da gelenekten, Tanrı’nın aseity sıfatı çıkarılabiliniyorsa, o halde, bu görüşün bağdaşmayacağını söylemek irrasyonelce olmazdı. Ancak ilahiyat çevrelerinde bilindiği gibi, kutsal kitapların en azından (semavi dinlerdekilerin) birçok farklı yoruma açık olduğu gözüküyor. Kutsal kitaptan getirilecek bir argüman için, yapılan yorumun da doğru olduğunun düşündürülmesi gerekiyor. Bu pozisyonu desteklemek için verilen ayetler genelde şunlar olur: “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. (John 1:1-1:4)”, “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerine vekildir. (Zümer:62)” Bu tarz ayetler, eğer literal anlamıyla yorumlanırlarsa, Tanrı’nın var olan her şeyin kaynağı olduğunu düşünmemiz için yeterli sebep sağlanıyor gibi gözükür. Yani, eğer bu ayetleri, literal anlamda yorumlamak için sebebimiz varsa Platonizm, Teizm için bir tehdit olabilir. Ancak tabiki işler o kadar basit değildir. Peter Van Inwagen gibi teist metafizikçiler, burada belirtilen tarzdaki ifadeleri farklı yorumlamayı uygun bulur. O, ayetlerin Tanrı’nın “yaratılması mümkün olan şeyleri” yarattığı şeklinde yorumlanabileceğini düşünür. Ayrıca, o dönemde kitap yazarlarının ya da ilk dönem inananlarının soyut varlıklara dair bir anlayışı olmadığı söylenebilir. Mesela, inananların çoğunun din felsefesi ile ilgilenmediğini, Tanrı’ya inandıklarını ama bu inancın, filozoflarınki kadar sofistike olmadığını söyleyebiliriz. Kutsal kitaplarda Tanrı’nın her şeye gücü yetmesinden bahsederken, kaç filozof bunu Descartes’ci bir şekilde yorumluyor? Vurgulamaya çalıştığımız şey, kutsal kitaplarda her şeye kadirlik sıfatı doğrudan yer alırken, çoğu filozofun, Tanrı’nın sadece mantıksal olarak mümkün olan şeyleri yapabileceğini söylemekte sorun görmediğini fark etmemizdir. Bu da pasajlara aykırı olabilir, ancak kavramsal ve felsefi analizler, kutsal kitabı yorumlamamızı etkileyebilir. Bu iki argüman, Platonizm ile Teizm arasında mümkün bir çatışmanın nasıl olabileceği hakkında bize fikir verebilir.

Tanrı sadece mümkün olan şeyleri mi yaratabilir?

Eğer bu argümanlardan herhangi biri doğruysa, o halde, Platonizm lehinde ne kadar argümana sahipsek, Teizm’in yanlış olduğuna inanmak için de o kadar sebebimiz var demektir. Platonizm’in, analitik felsefede zayıf bir pozisyon olmadığını düşünürsek; Platonizm bir teist için ciddiye alınması gereken bir pozisyondur diyebiliriz. Örnek vermek gerekirse, Tanrı’nın varlığına yönelik argümanları ve kampüslerde karşıt görüşte insanlarla tartışmasıyla tanınan William Lane Craig, Platonizm’i ciddi bir tehdit olarak görüyor ve görüş lehindeki argümanların başarılı olmadığını göstermeye çalışıyor. Platonizm lehine olan argümanlardan iki tanesi şunlardır;

-Matematiksel dil kullanılmadan bilimin yapılamayacağına işaret eden argüman (matematiğin bilim için ayrılamaz bir şey olduğunu öne süren ve buradan matematiksel önermelerin içerdiği nesnelerin varlığına giden),

-Gündelik dilde kullandığımız soyut nesneleri içeren cümlelerin, soyut nesnelerin varlığına inanmamız için gerekçe verdiğini söyleyen argüman. (genel olarak bu tarz argümanları “indispensability arguments” olarak sınıflamakta sakınca yok diye düşünüyoruz.)

Bu görüş lehinde güçlü gözüken argüman olsa da, tam aksi şekilde onun aleyhine gösterilebilecek bir argüman vardır. O da, “Benacerraf Problemi” olarak bilinen argümandır. Eğer fiziksel dünyaya ek olarak, matematiksel, ahlaki, mantıksal ya da modal nesneler içeren alemler varsa (farklı şeyler olsalarda hepsi soyuttur) ve bunlar bir şekilde nedensel etkileşim gücünden mahrumsa, ne diyebiliriz? Fiziksel dünyada yaşayan biz insanlar bu bilgiye nasıl ulaşabilirdik? En azından bir şeye gerekçeli bir şekilde inanabilmemiz için nedensel bir etkileşim olduğunu kabul etmemiz gerekliyse, tanımları gereği, bu varlıkların bilgisine sahip olmamız prensipte imkansız değil midiri? Burada işaret etmek istediğimiz şey, Platonizm ile Teizm arasında bağdaşılabilirlikle alakalı sorunu çözsek bile, bu problem bizi Platonizm’i yanlışlamak zorunda bırakabilir ve bu hiç de kolay gözükmemektedir. Bu yazının amacı, bu iki görüş arasındaki bağlantı ve doğruluk değerlerinin birbirini nasıl etkileyebileceği ile ilgili fikir vermekti.

Kaynakça:

-Maximal God: The New Defense of Perfect Teism-Yujin Nagasawa-Oxford University Press (2017)

-God and Other Necessary Beings-Stanford Encyclopedia of Philosophy

Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü lisans öğrencisidir. İlgi alanları genel olarak analitik felsefenin neredeyse tüm dalları. Özel olarak ise, analitik din felsefesi ve tanrı’nın varlığı konusu. Evrimsel psikoloji ile de ilgileniyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Zombiler* - Tom Polger

Sonraki Gönderi

İnsan Doğası Var Mı? İnsan Doğası Felsefesi Üzerine - John Danaher

En Güncel Haberler Analitik Felsefe