Epistemik Aldırmazlık – Quassim Cassam

/
4 Okunma
Okunma süresi: 42 Dakika

Özet: Bu makale şimdiye dek adlandırılmamış bir epistemik kusuru izah etmektedir: epistemik aldırmazlık. Epistemik aldırmazlık, kişinin kendi düşüncelerinin gerçeklikte bir temelinin olup olmamasıyla veya mevcut en iyi bulgularla desteklenip desteklenmemesiyle ilgilenmemesi sonucunda meydana gelir. Epistemik aldırmazlığın başlıca entelektüel ürünü, H. Frankfurt’a göre, zırvadır. Bu makale epistemik aldırmazlık kavramını açıklayıp, epistemik aldırmazlığın hem bir epistemik pozisyon hem de bir epistemik kusur olduğunu öne sürmektedir. Epistemik pozisyonlar; bilgi, bulgu, sorgu gibi epistemik nesnelere karşı sahip olduğumuz tutumlara verilen isimdir. Epistemik kusurlar, bilginin elde edilmesini, korunmasını ve paylaşılmasını sistematik olarak engelleyen karakter özelliği, tutum veya düşünce şekilleri olarak tanımlanmışlardır. Epistemik aldırmazlık yalnızca bir pozisyon değil, aynı zamanda bir duygusal pozisyondur. Bu pozisyonlar, benimsenebilen veya reddedilebilen epistemik duruşlardan ayrılırlar. Epistemik art niyet, belirli bir grubun veya bireylerin edindiği bilgiyi aktif olarak baltalama teşebbüslerinde bulunma şekli olarak, epistemik anlamda kusurlu bir epistemik duruş örneğidir. ‘Tütün stratejisi’ denilen strateji aktif bir epistemik art niyetin örneğidir. Ben epistemik art niyetin, saygın delil kaynaklarına şüphe aşılayarak bilgiyi baltaladığını savunuyorum.

Anahtar Kelimeler: zırva, bilgi, epistemik art niyet, epistemik kusur, engelleyicilik


I

2016’da İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması için oy verilen günlerde, bir gazeteciden önde gelen bir Ayrılma (pro-Leave) yanlısı kampanyacıya, kaç bağımsız ekonomi otoritesinin, İngiltere’nin Avrupa dışında daha iyi olacağı konusunda ona katıldığı sorusu soruldu. Gazeteci Sky News’den Faysal İslam’dı ve görüşülen kişi hükümet bakanı Michael Gove idi. Gove, İslam tarafından, çoğu uzmanın Avrupa Birliği’nden ayrılmanın ekonomik yararları hakkındaki görüşlerini paylaşmadığını kabul edecek şekilde bastırıldı. Buna cevaben, Gove mevcut olan bu endişeleri açıkça reddetti. “Bu ülkenin insanları uzmanlardan bıktı usandı” diyerek de üsteledi. (1)

Gove, bu şekilde düşünen tek Ayrılma Kampanyacısı değildi. Oylamadan sonra yapılan bir röportajda, Ayrılma Kampanyası’nın bir fonu olan Arron Banks, tarafının zaferini, AB ile Sürdürme Yanlısı Kampanyası’nın işe yaramamasını, kampanyanın özelliklerine dayanarak açıkladı: “Olgu, olgu, olgu, olgu, sadece olgu.” ama bu işe yaramadı: “İnsanlarla duygusal olarak bağlantı kurmalısınız.” (2) Bu görüşe göre salt olgular sıkıcıdır ve bulgulara dayanan politikacıların veya politikalarını formule eden uzmanların, kendini bu tür meselelerle donatma gereğini hissetmeyen muhaliflerle karşı karşıya geldikleri durumlarda başarısız olmaları daha muhtemeldir. Pek çok yorumcu Gove ve Banks’ın duruşunda, İngiltere’de bir politika türü olan ‘doğruluk sonrası politikaların (post-truth politics)’ yükselişinin kanıtlarını tespit etti; Guardian köşe yazarı Jonathan Freedland’ın deyimiyle “Tereddütsüz bir yalancı, kral olabilir.” ve “Bu ukalalar sıkıcı ve ölüme terk edilmiş olgulara ve bulgulara kafayı takmışlar, yalanlar dünyanın her tarafına yayılmışken daha kendi bağcıklarını bağlayamıyorlar.” (Freedland 2016).

Eski Londra Belediye Başkanı ve Ayrılma Kampanyası’nın önde gelen isimlerinden biri olan Boris Johnson’un da dahil olduğu doğruluk-sonrası (post-truth) politikacılar Freedland tarafından hedef alındı. O, kariyerinin başında bir gazeteci olarak, AB’yle ilgili komik, lakin rahatsız edici makaleler yazarak ismini duyurmuştu. Makalelerinin hakikat ile hiçbir ilgisi olmadığı fark edildiğinde, Johnson bu makalelerinin sevilmesinin ve gülünmesinin keyfine vardı. Yalan söylemek sebebiyle iki defa kovuldu ve eski politikacı, yeni gazeteci olan Matthew Parris tarafından “Yetersiz, alaycı, yaramaz, sahtekâr ve utanmaz.” (Parris 2016) olarak tanımladı. İlginç bir şekilde, Johnson, AB’den çekilme lehine bir itibara sahip değildi. Daily Telegraph için Ayrılma taraftarı bir makale yazmasına rağmen, daha sonrasında tersini savunan bir makale yazdığı ortaya çıktı. (3)

Boris Johnson

Politikacıların küçümseyici ve aldatıcı olması görülmemiş değil, ama Freedland tarafından profili çizilen politikacıların, dikkat çekici olmasının sebebi düpedüz “aldırmazlık” içinde oluşlarıydı. Aldırmazlık, günlük kullanımda “genel ilgi eksikliği, aldırışsızlık ve kayıtsızlık” anlamına gelir. Aldırmazlığın, birçok politikacının eğilimli olduğu özel bir şekli ise, epistemik aldırmazlık’tır yani: olgular karşısında kayıtsız bir ilgisizlik veya siyasi fikirler ile ifadelerin hakikate dayalı olup olmamasını umursamama durumudur. Epistemik aldırmazlık, bunlardan hiçbirini gerçekten umursamamak ve karmaşık sorulara cevap bulma zorluğu karşısında aşırı derecede rahat ve kayıtsız olmak, kısmen bu sorulara olduğundan daha az karmaşıkmış gibi görmeye eğilimli olmak anlamına gelir. Epistemik aldırmazlık, “sallamamak” demektir. Birinin görüşlerini desteklemek için gereken bulguları boş uğraşmış gibi, pek ciddiye alınmayacak bir şeymiş gibi görmek demektir. Karmaşık sorulara kesin yanıtlar bulmak zahmetli bir iş olabilir, bundan dolayı epistemik aldırmazlık, bu zahmetli işi gereksiz bir iş gibi gösterir. Devam etmeden önce, epistemik aldırmazlık fikrine dair başta bahsedilmesi gereken bir mesele var. Bu mesele, benzer bir fenomen olan, entelektüel sahtekarlık denilen egzotik bir etiketten fazlası değildir. Bir politikacı, yanlış olduğunu bildiği bir iddiada bulunduğu zaman ‘epistemik aldırmazlık’ yapmıyordur; yalan söylüyordur. Bu açıdan bakılırsa, bir politikacıya ‘epistemik aldırmaz’ demek, kibar bir şekilde arsız bir yalancı olduğunu söylemek veya ima etmek demek olur. O halde neden onlara yalnızca arsız yalancılar deyip geçmiyoruz? Bu mantıklı bir soru ve cevaplamanın en kolay yolu da epistemik aldırmazlık kavramını, Harry Frankfurt’un ‘zırva’ kavramı ile ilişkilendirmek olacaktır. Frankfurt, Zırva Üzerine yazısında yalan ile zırva arasındaki farkı gösterir:

Bir insanın yalan söylemesi, doğrusunu bilmemesi durumunda mümkün değildir. Yalan söyleyen bir insan, dolaylı olarak doğruya karşılık verir ve bu anlamda doğruya riayet eder. Dürüst bir insan konuştuğunda yalnızca doğru olduğuna inandığı şeyleri söyler; yalancı bir insan içinse, ifadelerinin yanlış olduğunu düşünmesi, buna karşılık zaruridir. Zırvalayan içinse, neyin tutacağını bilmek mümkün değildir: ne doğrunun ne de yanlışın tarafındadır. Gözü, dürüst veya yalancı insanın aksine hiçbir zaman gerçeklerde değildir, söylediklerinden kurtulma konusu ile ilgili olduğu sürede hariç. Söylediği şeylerin gerçekliği doğru bir şekilde aktarıp aktarmadığıyla ilgilenmez. (2005: 55–56)

Çünkü zırvalayan kişi, “zırvalar, gerçeklerin yalanlardan daha büyük bir düşmanıdır.” gibi şeyleri umursamaz (2005: 61). Zırvalayan kişi, hakikatin yetisini reddetmez, hiçe sayar (ibid.).

Zırvacı’yı epistemik aldırmaz olarak tanımlamak bunu ifade etmenin bir başka yoludur. Gerçekten de zırva, epistemik aldırmazlığın ana ürünüdür. Zırva, “gerçekliğin endişesi olmadan üretilir.” (Frankfurt 2005: 47) ve bu kaygısızlık da epistemik aldırmazlığın özünü oluşturur. Bu, epistemik aldırmaz olmanın neden yalancı olmak ile aynı şey olmadığını açıklıyor. Yalan söylemek bir insanın tutumundan ziyade yaptığı bir şeydir ve gerçeği gizleme niyeti, yalancının söylediği şeylerin gerçek veya yalan ile ilgisiz olmaktan çok uzakta olduğu anlamına gelir. Epistemik aldırmazlık, kişinin yaptığı bir şeyden ziyade bir tutumdur ve bu tutum da bu kişinin söylediği şeylerin doğruluğu veya yanlışlığına dair ilgisizliği olduğu anlamına gelir. Elbette, zırvalayan politikacılar yalancı olabilirler, ancak onları zırvacı yapan şey yalanları değildir ve epistemik aldırmaz olarak nitelendirilmeleri için yalancı olmaları gerekmez. Epistemik aldırmaz olarak itham ettiğim politikacılar yalancı olabilir de olmayabilir de nihayetinde bu insanların politik güçleri, James Ball’ın “zırvanın gücü” (2017: 15) şeklindeki yerinde tanımının bir göstergesidir.

Epistemik aldırmazlık, bir epistemik kusurdur. Benim düşündüğüm şekliyle epistemik kusur, karakteristik özellik, tutum veya sistematik olan ancak sürekliliği olmayan düşünce biçimi; bilginin kazanılmasını, saklanmasını veya paylaşılmasını engelleyerek “bilgiye mani olma şeklidir.” (Medina 2013: 30). Dolayısıyla ben bu epistemik kusura “engelleyicilik” diyorum. Engelleyicilik, biz fark edenler tarafından epistemik kusurlar olarak kavranıldığından zararlıdır, ancak yalnızca kusur olmaktan farklıdırlar. Salt kusurların aksine, epistemik kusurlar ayıp olup bunun ötesinde kınanmayı hak ederler. Epistemik aldırmazlık bir tutum kusurudur, epistemik kusur ise bir tutumdur. Tutum derken, “önermesel tutum”u kastetmiyorum. Epistemik aldırmazlık, epistemik pozisyon olarak adlandıracağım şey olacak. (4) Buradan sonraki kısım, epistemik aldırmazlık ile zırvanın ilişkisine açıklık getirecektir. Açık konuşmak gerekirse ne zırva bir tutumdur, ne de zırvacı olmak, zırva saçmaya niyetli olmaktır. Epistemik aldırmazlık, bir tutumdur veya birini zırvacı yapan ve dolayısıyla zırva saçmasına neden olan bir tutumdur. Ayrıca zırva, epistemik aldırmazlığın tek ürünü değildir. Epistemik aldırmazlık, bir kişinin belirli türde bulgu veya soruşturmayla yakın ilişki kurmayı reddetmesine öncülük edebilir ama bu ilişkiyi kurmayı reddetmek, zırvalıkla sonuçlansa bile, zırva değildir.

Bazı tutum kusurlarını epistemik pozisyonlar olarak adlandırırken, bazılarını duruş diye adlandırıyor olacağım. “Duruş” kelimesine dair fikrim, Bas van Fraassen’ın Empirik Duruş kitabındaki duruş konseptine dayanıyor, gerçi bu kavramı, van Frassen’ın öngörmediği bir şekliyle kullanıyor olacağım. Pozisyonlar ve duruşlar hakkında ilerleyen sayfalarda daha fazla söz edeceğim, ancak epistemik anlamda kusurlu bir duruşun örneği, Jason Baehr’ın “epistemik art niyet” diye adlandırdığı, “bilgiye muhaliflik” (2010: 190) dediği şey olacaktır. Epistemik aldırmazlık ve epistemik art niyetin ayrımını yapmak pratikte zor olacaktır ve tanımladığım bazı politik davranışlar epistemik aldırmazlıktan ziyade art niyet gibi görünebilir. Buna epistemik art niyetin, Naomi Oreskes ve Erik Conway’in, Şüphe Tüccarları kitabında tanımladığı, “tütün stratejisi” denilen daha sade bir örneğini tartıştıktan sonra tekrar değineceğim.

Bu yazının üç ana çalışması vardır. Birincisi, epistemik pozisyon kavramını izah etmek ve epistemik aldırmazlığın böyle bir duruş olduğunu makul hale getirmek. İkincisi, epistemik duruş kavramını, duruşları ve pozisyonları ayrıştıran bir bakış açısıyla izah etmek ve epistemik art niyeti, pozisyondan ziyade bir duruş olarak tanımlamak. Üçüncüsü, epistemik aldırmazlık ile epistemik art niyetin gerçekten epistemik kusur olduğunu açıklamak. Üç çalışmayı da tamamladıktan sonra, tutum kusurları ve diğer kusurların yansımalarına kısaca değinip bitireceğim. Bu makale, kusur epistemolojisine, doğa felsefesi çalışmalarına, kimlik felsefesine ve epistemik kusurların epistemolojik önemine dair felsefe çalışmalarına katkı sağlamaktadır (Cassam 2016). Erdem epistemolojisi, kusur epistemolojisine kıyasla daha fazla bilinir, ama epistemik erdem çalışmalarının, güncel politik olaylara ışık tutması daha az olasıdır.

II

Epistemik aldırmazlık, bir tutumdur ancak tutum ne demektir? Bir kişinin bir şeye karşı tutumu, onun bakış açısıdır. (5) Tutumlar, tutum nesnelerini gerektirir ve tutum nesneleri de tutum içinde olunabilecek olan her şeydir (Maio and Haddock 2015: 4).  Örneğin insanlar, siyasi partiler ve fikirler tutum nesneleridir. Tutumlar olumlu veya olumsuz, zayıf veya güçlü olabilirler. Bunun örnekleri arasında, antipati, küçümseme, kayıtsızlık, tepeden bakma, kuşkulanma, ilgisizlik, düşmanlık, kin ve saygı vardır. Bunlar aynı zamanda pozisyonlara da örnektir. Örneğin, birinin elini sıkmamak veya sosyal durumlarda görmezden gelmek gibi bir dizi davranış belirtisine sahip olan küçümseme duygusu, o bireye karşı bir pozisyondur. Michelle Mason’un belirttiği gibi, küçümseme, “belirli duygusal niteliği” olan “bir çeşit ilgi gösterme biçimidir.”(2003: 241)  Küçümsemenin bir unsuru da kişinin gayesine olan saygısızlıktır, ama küçümseme yalnızca bir inanç veya fikir meselesi değildir. (6) Küçümseme hissedilen bir şeydir ve his, tutumun duygusal niteliğidir. Eğer bu doğruysa, başka bir insanı küçümseme yalnızca bir pozisyon değil, duygusal bir pozisyondur; duygusal bir boyutu olan bir pozisyon.

Başka bir duygusal pozisyon da kibirdir. Kibrin temelinde “başkalarının görüşlerini ve bakış açılarını dikkate değer görmeme tutumu” (Tiberius and Walker 1998: 382) vardır. Entelektüel kibir durumunda, bu tutum kişinin entelektüel üstünlüğüne olan bir inanca dayanır ancak kibir, küçümseme gibi sadece bir inanç meselesi değildir. Aynı zamanda Alessandra Tanesini’nin, “başkaları üzerinde üstünlük hissi” (2016: 74) olarak tanımladığı şeyi de içerir. (7) Kibrin duygusal niteliği, küçümseme de olduğu gibi, zihinsel bir yapıdır -bir üstünlük hissidir- ama bu bakımdan her pozisyon kibir ve küçümseme gibi değildir. Örneğin, bir kişi bir şey hakkında umursamaz hissediyor denebilir ama umursamazlık, belirli hislerin veya duyguların varlığındansa yokluğu ile etiketlenir. Ancak, umursamazlık bile saf yokluk değildir; bir şeyle ilgilenmemeye veya bir şeye karşı mesafeli hissetmeye sebep olan bir şey vardır. Aynı hissizlik gibi, ilgisizlik de hem bir histir hem de bir hissin yokluğudur.

Duygusal pozisyonlar genellikle istem dışıdır. Bunun anlamı, bunların seçim ya da karar meselesi olmamasıdır. Bu durum, kişinin hissetme durumu genellikle bir seçim veya karar meselesi olmadığından dolayı şaşırtıcı değildir. Örneğin, eğer bir kişi başka bir kişi için saygı veya küçümseme duyuyorsa, o kişi muhtemelen küçümseyici olmayı veya saygılı olmayı seçmemiştir. Kişi elbette saygı göstermeyi seçebilir ancak eğer karşısındaki kişide saygıyı hak edecek bir şey görmüyorsa, saygı duymayı seçemez. Aynı şekilde, kişi, entelektüel üstünlük hissedip hissetmemeyi de seçemez. (8) Bir kişi, bilinmeyen bir sebepten ötürü başka bir insanın görüşlerine ve bakış açısına saygısız davranmaya karar verse bile, onun görüşlerini ciddiye almaması mümkün olmayacak ölçüde ilgi uyandırıcı bulabilir.

Felsefede tutumlar genellikle, bir tümcenin anlamının zihin durumları vasıtasıyla açıklanması olan önermesel tutum olarak anlaşılır. Önerme tutumları ile pozisyonlar arasındaki ilişki karmaşıktır. Bir yandan birçok pozisyonun önermesel tutum olmadığı açıktır ve birçok önermesel tutum pozisyon değildir.  Biri, bir şeye veya birine karşı aşağılayıcı veya kibirli olur. Bu hor görmek ya da küçümsemek falan gibi değildir. (9) Aynı zamanda, pek çok önermesel tutum, duygusal unsur açısından eksiklik barındırır. “Birileri yağmur yağdığına inanıyor.” demek, onların hislerine veya duygularına dair bir bilgi vermez. Diğer yandan eğer kişi, bir başkasına küçümseme duyuyorsa, bu genellikle onun hakkında belli türden inançlara sahip olmasından dolayıdır. Bu durumda, bir kişinin duygusal pozisyonu önermesel tutum değildir ancak kişinin önermesel tutumları ile alakalıdır.

Epistemik aldırmazlık gerçeklere, bulgulara veya soruşturmalara karşı bir pozisyondur; kişinin epistemik davranışlarına tecelli eden bir pozisyon. Belirgin bir entelektüel ciddiyetsizlik, “görüşlerin uzman görüşüne dayanması veya kanıtların ne gösterdiği” konusunda küstahlık anlamına gelir ve kısmen bunu teşkil eder. Bir kişinin gerçeklikle ilgili görüşlerini, doğruluğa dayandırmaya ihtiyaç duyması konusunda bir kayıtsızlık veya ilgisizliktir. Epistemik aldırmazlık genellikle karar verme veya seçim yapma meselesi değildir ve bu anlamda istem dışıdır.  Kişi normalde karmaşık sorulara cevaplar bulma zorluğu karşısında aşırı derecede kayıtsız veya ilgisiz olmayı seçmez. (10) Epistemik aldırmazlık, kişinin neyi umursayıp umursamadığının bir yansımasıdır ve kişinin neyi umursayıp umursamadığı da her zaman bir seçim veya karar meselesi değildir. Umursamama kararını vermeden de bulguların gösterdiği şeyleri umursamamak veya birinin belirli bir konudaki görüşlerinin gerçeklikle herhangi bir temelinin olup olmamasını umursamamak mümkündür.

Epistemik aldırmazlık bir duygusal pozisyon mudur? Belirli hislerin veya duyguların varlığından ziyade yokluğu tarafından etiketlenmiş gibi duruyor olabilir ama gerçekte durum bundan çok daha karmaşıktır. Epistemik aldırmazlık yalnızca bazı şeyleri umursamama meselesi değildir. Bulguların gösterdiği şeylere karşı ilgi eksikliği, epistemik aldırmazlığın bir unsurudur ancak diğer bir unsur da bazı durumlarda, küçümsemedir. Gerçeklere karşı, bulgulara karşı ve bazı politikacılarda olduğu gibi, halka karşı küçümseme söz konusudur. Bu küçümseme çeşitlerinin her biri, tanımlamış olduğum politikacılarda saptanabilir. Küçümsemeleri, epistemik aldırmazlıklarının duygusal niteliğidir; bu da dürüst ve hakikatin peşinde olan insanları endişelendirmesi beklenen hususlara karşı ilgisiz olmalarını açıklar. Ek olarak, belirttiğim gibi, ilgisizliğin kendisi hissedilen bir şey olabilir; sırf ilgi hissinin yokluğu değildir.

Küçümseme, epistemik aldırmazlık için zorunlu mudur? Boris Johnson’ın durumunda ise, sorunun Johnson’un olguları veya bulguları göz ardı etmesinden değil de pek umursamamasından ve kanıt değerinde destek bulmaya üşenmesinden olduğu düşünülebilir. Heather Battaly’nin terminolojisinde, Johnson, karmaşık sorulara doğru cevaplar bulmak için gerekli olan zor entelektüel işleri yapmaya zahmet etmeyen bir aylaktır. Ancak aylak olmak, bir insanın ciddi soruşturmalara karşı veya ciddi soruşturmalarla meşgul olanlara karşı, küçümseme duysa da duymasa da epistemik anlamda aldırmaz olmasına sebep olabilir. Bir insan bir şeye karşı küçümseme duyuyor demek, o şeye karşı güçlü bir his besliyor demek anlamına gelir ama aylaklar, ciddi soruşturmaları küçümseme duyacak kadar umursamazlar. Battaly’nin belirttiği gibi, hakiki bir aylak, küçümseme duyacak enerjiyi bulamaz. (11)

Bu düşünce cephesine verilen cevaplardan biri, küçümsemeyle motive olan bir aylağın, epistemik aldırmazlık ve ortaya çıkardığı epistemik davranışın, gerçekler ve kanıtlar için hala tezahür edilip edilmediğidir. Ancak bu açıklamada, kişinin küçümseyici tavrı epistemik aldırmazlığının açıklaması, epistemik aldırmazlığı küçümsemesini açıklar. Yani, küçümseme duyması, epistemik aldırmazlığının bağımsız tanımlanabilir bir bileşeni değildir. Johnson gibi bir aylak, küçümseme duymayabileceği bir şeye karşı küçümseyici bir tavır sergiler; yani küçümsemesini, davranışı aracılığı ile sergiler. Eğer bu doğruysa, başka bir insanı küçümseme yalnızca bir pozisyon değil, duygusal bir pozisyondur, duygusal bir boyutu olan bir pozisyon. Zorunlu olan, kişinin gerçeklikle ilgili görüşlerini doğruluğa dayandırmaya ihtiyaç duyması konusunda bir kayıtsızlık veya ilgisizlik olarak tanımladığım şeydir. Epistemik aldırmazlık için esas gerekli olan şey söz konusu ilgisizlik veya umursamazlıktır ve bu da umursamazlığın bir duygusal niteliği olduğunu farz edersek, duygusal boyutunu oluşturur. Bir şeyi umursamamak, olumlu bir duygusal pozisyondan ziyade olumsuz bir duygusal pozisyondur.

Eğer epistemik aldırmazlık bir tutumsa, ‘nesnesi’ nedir? Bilgi, bulgu ve sorgu, epistemik nesnelerdir ve epistemik nesnelere karşı tutumlar, epistemik tutumlardır. Bu açıdan epistemik aldırmazlık, bir epistemik tutumdur. Bulguların gösterdiğine karşı ilgisizlik, epistemik aldırmazlığın epistemik boyutudur ancak dahası da vardır.  Sorgulamak, birçok insan için temel bir epistemik aktivitedir. Sorgulamak, bayağı sorulardan en mühim sorumuza kadar cevap aramamız anlamına gelir. Sorgu, “bir şeyleri bulma, soruları yanıtlamaya yönelik araştırmalar yaparak bilgimizi genişletme” (Hookway 1994: 211) girişimidir. Yaptığımız diğer şeyler gibi, sorgulama da iyi ya da kötü olarak yapılabilecek bir şeydir ve sorgulamanın kalitesi, araştırmacının tutumunun kısmen bir işlevidir. Epistemik aldırmaz olmak, sorguyu ve soruları yanıtlamaya yönelik araştırmalar yaparak bilgimizi genişletme işini, dikkatimizi vermeye değmeyecek sıkıcı bir angarya olarak görerek, ayırt edici bir tutuma sahip olmaktır. Bu epistemik aldırmazlığın bir epistemik tutum, sorguya karşı bir tutum olmasına sebep olur. Ancak bu tutumun nesneleri yalnızca epistemik değildir. Doğruluğun küçümsenmesi, doğruluk bir epistemik nesne olmadığından, yalnızca bir epistemik tutum değildir.

Tutum kusurlarındaki epistemik aldırmazlık, genel anlamda ne kadar temsilidir? Başka bir tutum kusuru da önyargıdır. Miranda Fricker’a göre “bir önyargı, en temelde, doğru bulgulara bakılmadan verilen veya sürdürülen bir hüküm olan peşin hükümdür” (2007: 32–33). Burada tutum kusurları açıklamama ters düşebilecek iki durum var. İlki, hükümler, duygusal pozisyonlardan ziyade önermesel tutumlardır. İkincisi, önyargının nesneleri bilhassa epistemik gibi görünmüyor. Eğer bir kişi başka birine karşı ırkı sebebiyle olumsuz bir tutuma sahipse, bu durumda o kişi elbette önyargıdan ötürü kabahatlidir, ancak insanlar ve ırklar epistemik nesneler değildir ve ırksal önyargı bir epistemik tutum gibi görünmemektedir. Fricker’ın, Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek romanından verdiği örnek, bu meselelere daha keskin bir odak getirmiştir.  (Fricker 2007: 23–29). Bu romanda, siyahi bir genç adam olan Tom Robinson, beyaz bir kız olan Mayella Ewell’e tecavüz etmekle suçlanır. Tom masumdur, ancak masumiyetinin kanıtı, tamamı beyaz olan jürinin karşısına çıktığında, önyargı belirleyici olmuştur ve nihayetinde suçlu bulunur. Jüri, Tom’un Mayella ile arasında neler olduğuna dair açıklamasını kabul etmez ve bu da onların siyahilere karşı olan genel tutumları ve bilhassa Robinson’a karşı tutumlarının bir yansımasıdır. Jürinin önyargısı, her halükârda, yalnızca bir yargı meselesi değildir. Bu, küçümseme, tiksinme ve üstünlük gibi derin duyguları içeren duygu-yüklü pozisyon veya yönelimdir. Jürinin olumsuz tutumu entelektüel bir mesele değildir. Daha çok içgüdüseldir. Diğer duygusal pozisyonlardaki gibi, kişinin önyargıları, kişinin yargılarının kısmen yansımasıdır, ancak Fricker’ın öne sürdüğü gibi, önyargıların doğrudan yargılar olduğu söylenemez. Bir önyargıyı önyargı yapan şey, nesnesinin esasına veya haklarına dair herhangi bir soruşturma olmadan, oluşturulmuş ve kabul edilmiş bir tutum olmasıdır. Karşı delillere karşı, dirençli olmak önyargı niteliğinde olmakla birlikte, bu tür bir dirence karşı, yargılar veya inançlar münhasır korunma altında değildir. Aynı zamanda duygusal pozisyon da olabilir.

Önyargının epistemik tutum olup olmadığına gelirsek, Fricker’ın tartışmasındaki anlamı çıkarırız. Belirttiği gibi, yüz yüze yapılan soruşturmalarda, dinleyicinin “konuşmacıya güvenilirlik atfetmeye dair bir şeyler yapması gerekir” (2007: 18).  Eğer konuşmacı bir şeyi biliyor ancak bu dinleyen tarafından, dinleyenin konuşmacıya karşı önyargısı sebebiyle inanılmıyorsa, konuşmacı, ”özellikle bilen kişi kapasitesi” (2007: 1), haksızlığa uğramıştır. Bu, Fricker’ın “tanık adaletsizliği” olarak adlandırdığı durumun kurbanı Tom Robinson’un haksızlığa uğradığı konulardan biridir. Tanık adaletsizliği bir epistemik adaletsizliktir ve bunun için suçlanacak şey önyargıdır, bu kapsamda bir epistemik tutumdur. Önyargı, başka bir kişinin epistemik kimlik bilgilerine karşı bir duygusal pozisyon olduğu ölçüde epistemik tutum olarak sayılır. Başka bir ırka karşı olumsuz bir tutum tek başına bir epistemik tutum değildir ancak bir epistemik tutumu gösterir. O halde önyargı, tutum kusurlarının epistemik pozisyonlar olduğu görüşüne karşı örnek değildir. Bununla birlikte, bu, tüm tutum kusurlarının pozisyon olduğunu söylemek değildir. Daha önce de belirtildiği gibi, bazı tutum kusurları duruştur ve şimdi bir duruş kavramını ortadan kaldırmak için iyi bir zaman olabilir. Duruş anlayışım, Bas van Fraassen’in The Empirical Stance adlı kitabındaki açıklamasına dayanıyor, bundan dolayı van Fraassen’ın çalışması tam olarak da başlangıç noktasıdır.

III

Van Frassen’e göre, bir felsefi pozisyon bir “duruşu” içerebilir. (12) Düz anlamıyla bir duruş, bir kişinin bakış açısı veya bedensel duruşudur (van Fraassen 2004: 174). Daha az düz anlamıyla ise, “belirli bir konuyla ilgili olarak benimsenen tutumdur” (2004: 175).  Bu anlamda bir duruş, “kişinin benimseyebileceği veya reddedebileceği bir şeydir” (2004: 175) ve politika veya rehber olarak hizmet eder (Lipton 2004: 148; Teller 2004: 161). Bu anlamda, empirizm gibi felsefi görüşler duruştur. Örneğin, empiristler tüm gerçek bilginin nihayetinde deneyimlerden kaynaklanması gerektiğini ifade ettiklerinde, deneyimde herhangi bir temeli olmayan bilgiye yönelik iddiayı reddetme politikasını benimsemiş olarak görülebilirler (bkz Lipton 2004: 148). Ancak duruşlar ne duygusal ne de istemdışıdır. Belirli duygusal niteliklerinin varlığına veya yokluğuna göre ayrıştırılmazlar ve istemli olarak benimsenebilir veya reddedilebilirdirler. (13) Pozisyonlar gibi duruşlar da önermesel tutumları içerebilirler ancak “bir duruşa sahip olmak, belli başlı inançlara sahip olmakla eşit tutulamaz” (van Fraassen 2004: 174). Yine de deneyime dayalı olmayan bilgiye dair iddiaları reddetme politikası, bilgi ile deneyim arasındaki ilişkiye dair inançlara dayanır. (14) Duruşlar genellikle kişinin inançlarının yansımasıdır.

Epistemik art niyetin, duruştan ziyade bir pozisyon olan bir tutum kusuru olduğunu öne sürmüştüm. Jason Baehr ahlaki art niyeti “iyiliğe aykırılık” (2010: 190) ve epistemik art niyeti “bilgiye aykırılık” (2010: 203) olarak nitelendirmiştir. Her iki şekilde de art niyetli olmak, pozisyondan ziyade bir politikadır: duygusal bir unsurdan yoksun, gönüllü olarak benimsenmiş bir epistemik tutumdur. (15) Baehr göre, art niyetlilik için gerekli olan iyiliğe karşı muhalefet, ahlaki ya da epistemik olarak istemli, etkin ve kişisel olarak içtendir.  (Baehr 2010: 190). İradeyi içermesi anlamında istemlidir ve iyiliğe karşı çıkılması yalnızca bir tercih değildir. “Durma, eksiltme, baltalama, tahrip etme, sesini yükseltme veya başkalarının iyilikten caydırma” girişimlerinin gerçekleştirilmesi anlamında etkindir. (2010: 190). Son olarak kişisel olarak içten olmasının nedeni, art niyetli kişinin ilgi ve alakasını yansıtmasıdır. Epistemik iyiliğin bilgi olduğunu varsayarsak, epistemik art niyet bilgiye karşıdır. Kişisel olmayan biçiminde, bu tür bir bilgiye karşıdır. Buna karşılık, kişisel epistemik art niyet, başka bir kişinin bilgi paylaşımına veya “epistemik refahına” karşıdır (Baehr 2010: 203).

Gelişmekteki agnotoloji araştırmaları, epistemik art niyetlilik ve cehaletin üretilmesi ve sürdürülmesi çalışmaları üzerine yapılan örnekler için zengin bir kaynaktır. Bunun bir örneği, tütün endüstrisinin, tütünün sağlık üzerindeki etkisine ilişkin kamu cehaleti oluşturma ve sürdürme girişimleridir. Naomi Oreskes ve Erik Conway tarafından 2010 yılında Şüphe Tüccarları kitabında anlatılan hakikat mücadelesi hikayesi, epistemik art niyetin nasıl gerçek dünyada var olabileceği görülmek isteniyorsa anlatılmaya değerdir. Öykü, 1950’lerde sigara içmenin akciğer kanserine neden olduğunun keşfiyle başladı. Bu keşifle tütün endüstrisi paniğe kapılmış ve bilimsel kanıtlara meydan okumak için halkla ilişkiler firmaları tutarak tepki göstermiştir. Bir firma, sigara içmek ve kanser arasındaki bağlantı hakkında şüphe uyandıracak araştırmaları finanse edecek bir Tütün Endüstrisi Araştırma Komitesi oluşturulmasını önermiştir.

Anahtar kelime, şüpheydi. Bir tütün endüstrisi yöneticisinin yazdığı meşhur bir notun sözleriyle, “Şüphe bizim ürünümüzdür, çünkü bu, halkın zihninde var olan ‘gerçeğin gövdesi’ ile rekabet etmenin en iyi yoludur.” (16) Oreskes ve Conway’in “tütün stratejisi” olarak adlandırdığı şey basit ama etkiliydi. “Veriyi ince eleyip sık dokuyarak, açıklanmamış veya istisna teşkil eden detaylara odaklanmadaki” (2010: 18) amaç, sigaranın sağlığa etkileri konusunda belirsizlik sağlamak ve bağlantıya ilişkin gerçek bir bilimsel tartışma olduğu izlenimini teşvik etmekti. Endüstrinin görüşü, tütün ürünlerinin kötü olduğuna dair bir kanıt olmadığıydı. Bu görüş, “kitle iletişim araçlarından sorumlu gazetecilerin ‘her iki tarafını’ temsil etme yükümlülüğüne sahip olduğuna ikna ederek” (2010: 16) bir tartışma konusu haline getirildi. Bu strateji, tütün endüstrisinin uzun yıllardır sigara içme ile kanser arasındaki bağlantının belirsiz olduğunu kanıtlamak için özellikle savunulan mahkemede, uzman tanıklar sağlanarak işe yaradı. Endüstri, sigaranın zararlı olduğunu çok iyi biliyordu ancak “bu bilgiyi bastırmak, gerçeklerle savaşmak ve ticari şüpheyi bastırmak için komplo kurdu.” (2010: 33) Endüstrinin sigara içmenin etkileri konusunda şüphe uyandırması, halkın bilmesini engellemeye çalıştığı araç oldu. Halk sigara içmenin zararlı olup olmadığından şüphe ettiyse veya hala şüpheye açık bir soru olduğunu düşünüyorsa, sigara içmenin zararlı olduğunu bilemez veya buna inanmazlardı, çünkü durumun böyle olup olmadığından emin olamayacaklardı.

Genel olarak tütün stratejisi, küresel ısınma reddedicileri, aşı karşıtı kampanyacıları ve diğerleri gibi baskın bilimsel kanıtların gerçekte ne olduğuna dair şüphe tohumlarını ekmek için kullanıldı (Proctor ve Schiebinger, 2008). Her durumda, temel strateji, bilim adamlarını meslektaşlarının ana akım çalışmalarını inkâr etmek ve gerçeklerin olduğundan daha az net olduğunu telkin etmek için kullanmaktır. Ancak, Oreskes ve Conway, modern gerçeklerle savaşmanın tütün stratejisiyle başladığını öne sürdü. Anlattıkları hikâye de “bilimsel kanıtlarla mücadele eden ve zamanımızın en önemli sorunlarının çoğuna kafa karışıklığı yayan bir grup bilim insanı hakkında” (2010: 9). Şu soru barizdir: Neden kendine saygı duyan bir bilim adamı bunu yapmak istesin? Finansal teşviklerin önemli olduğuna şüphe yok, ancak bu kavramlara aşina olan herhangi bir kişinin ahlaki ve epistemik art niyetin de önemli bir rol oynadığını düşünmemesi kolay değildir. Tütün endüstrisi için çalışan bilim insanlarının ahlaki olarak art niyetli oldukları düşüncesi, sigara içenlerin bağımlılıklarını bırakmalarını daha az muhtemel hale getirerek fiziksel refahlarını aktif olarak baltalamalarından ötürüdür. Bilim insanlarının epistemik art niyeti, sigara içmenin sağlığa etkileri hakkındaki bilgiyi zedeleyecek şüpheler yayarak, sigara içenlerin epistemik refahına muhalefet oluşuyordu. “Alternatif olgular” aracılığıyla hakiki olgularla savaşarak ve bilim insanı olmayan insanların ve medyanın aradaki farkı söyleyememesine bel bağlayarak bilginin yayılmasını engellediler. Sigara içmenin tehlikeleri hakkında zırvalamadılar, tehlikeleri ve bildikleriyle ilgili yalan söylediler.

Baehr’ın anlayışına göre, tütün stratejisini epistemik art niyetli olarak tanımlarken duyulan endişenin sebebi, hedefin çok spesifik olması olabilir. Muhtemelen tütün endüstrisi bu tür bilgilere karşı değildi ve kişisel olmayan biçiminde epistemik art niyet sergilemedi. Tek yaptığı, pek çok sigara içicisinin belirli bir çeşit bilgiyi (sigara içmenin sağlığa olan etkileri hakkındaki bilgileri) edinmesini veya elde tutmasını engellemekti, böylece insanlar, bu hedefin epistemik kötüye kullanıma uygun olmayacak denli sınırlı olduğunu düşünebilirdi. Bu, tütün stratejisinin çok sayıda istenmeyen epistemik hasar verdiği kabul edilse bile böyledir. Örneğin, sigara içmenin etkilerinin bilimsel bilgisine yapılan saldırı, aynı zamanda daha genel olarak bilimsel bilgiye yapılan bir saldırıdır. Ana akım bilim hakkındaki şüphecilik diğer alanlardaki şüpheciliğe de yol açabilir, ancak tütün stratejisinin kendisi yalnızca bir alanda edinilen bilimsel bilgeliği baltalamakla ilgiliydi. Buna bir cevap, epistemik art niyet kavramını bir bilgi baltalama örneği olarak görmeyi sağlamayı hedef alarak genişletmek olacaktır. Tütün stratejisi, Baehr’in anladığı şekilde, epistemik art niyetin genelliğinden tamamen yoksun olsa bile, yine de tanınabilir bir epistemik art niyet biçimidir. Tütün stratejisinin kısıtlılığı konusundaki meseleye verilen farklı bir cevap, fenomeni açıklamak için daha az kısıtlı epistemik art niyet biçimlerine bakmak olacaktır. Örneğin, bazı magazin gazetelerinin ve haber kanallarının epistemik art niyetleri oldukça yaygın görünüyor. Okurlarının ve izleyicilerinin epistemik refahını, propagandayı haber olarak sunarak ve epistemik standartların düşürülmesini dolaylı olarak teşvik ederek genel anlamda baltalarlar. Bu haber bültenleri etkin bir şekilde seçmenlerin epistemik duyarlılıklarına zarar vermeye çalışıyor. Fox News veya İngiliz magazin dergilerine uzun süre maruz kalmak epistemik açıdan pek faydalı değildir. Epistemik art niyet ile epistemik aldırmazlık arasındaki ilişki nedir? Pratikte çoğu zaman müttefik olsalar da kavramsal olarak farklıdırlar. Aralarındaki kavramsal ayrım, bir şeyi önemsememek ile etkin biçimde ona karşı çıkmak arasındadır. Epistemik art niyetin epistemik aldırmazlıktan farklı olmasının sebebi, karmaşık sorulara aşırı derecede kaygısız ve ilgisiz olmak veya bu tarz soruları olduğundan daha az karmaşıkmış gibi görmeye eğilimli olma meselesi olmamasıdır. Yaptığı herhangi bir şeyde tütün endüstrisi suçlanabilir, ancak bunda değil.

Epistemik aldırmaz olan kişilerin aksine epistemik art niyetli olan kişiler, görüşlerini bulgularla destekleme gereğini salt zahmet olarak görmez. Baltalamak istedikleri görüşler lehine iyi bulgu olarak gördükleri şeyleri aktif olarak baltalama işindedirler. Bunun sebebi, epistemik art niyetlinin bulguları altüst etme işindeyken veya “alternatif olguları” öne sürerken bulguların gösterdiği şeyleri veya olguları umursamasıdır. Tütün endüstrisi, sigaranın zararlı etkileri hakkındaki bulguların gösterilmesi konusuna çok dikkat etti ve birçok endüstri yöneticisi bu bulguları gördüğünde sigara içmeyi bıraktı. İstemedikleri şey ise müşterilerinin de aynı şeyi yapmasıydı ve bu da bulguları önemsememekle aynı şey değildi.

Epistemik art niyeti bir pozisyondan ziyade bir duruş olarak kavramsallaştırmak, bu sezgisel ayrımları yakalamanın oldukça doğal bir yoludur. Duruşlar belirli bir duygusal niteliğin varlığı ya da yokluğu ile ayırt edilmez ve aynı şey, epistemik art niyet için de geçerlidir. Epistemik art niyet bir tutumdur ama epistemik aldırmazlık gibi duygusal bir tutum değildir. Tütün stratejisi, epistemik aldırmaz olmadan da epistemik art niyetli olunabileceğini açıkça göstermiştir. Baehr, bir noktada art niyetin bir çeşit “iyilik için düşmanlık veya küçümseme” içerdiğini öne sürmektedir (2010: 190) ve bu da bu tutumun epistemik aldırmazdan daha az “duygusal” görünmesini sağlayabilir. Ancak epistemik iyilik için düşmanlık veya küçümseme, epistemik art niyet için esas gerekli şey değildir. Ve tütün stratejisini motive eden şey, bilgiye olan küçümseme değil, ekonomik çıkarlardı. Dahası, tütün endüstrisinin epistemik art niyeti, genel olarak epistemik art niyette olduğu gibi, pasif bir yönelimden ziyade bir politika meselesiydi, bu, sigara içmenin tehlikeleri hakkında şüpheler yayma politikasıydı. Bu politikayı benimsemek veya reddetmek endüstriye kalmıştı. Epistemik art niyetli olmak, pozisyonların aksine, bir bakıma gönüllülük esasındadır. Kişi, kendi görüşlerinin bulgularla desteklenip desteklenmediğini umursayıp umursamamaya, başka bir kişinin bilgisine veya bilgisine dayanan bulgulara baltalama yapıp yapmayacağına karar verdiği gibi karar vermez.

Epistemik art niyet epistemik aldırmazlığı gerektirmese bile, epistemik aldırmazlık epistemik art niyeti gerektiriyor olabilir mi? Eğer kişi aldırmazlığın küçümsemeyi gerektirdiğini görüşünü benimserse ve gerektirdiği küçümseme de art niyetin bir biçimi ise, bunu düşünmek gerekebilir. (17) Ancak, epistemik aldırmazlığın duygusal özü küçümsemeden ziyade kayıtsızlıktır ve kayıtsızlık da bir epistemik art niyet biçimi değildir. Dahası, bir kişi epistemik aldırmazlığın küçümsemeyi gerektirdiği görüşüne sahip olsa bile, küçümseme art niyetle aynı şey olmadığından, bu küçümsemeyi gerektirdiğini göstermeyecektir. Bilgiyi küçümseme bir duruştan ziyade pozisyondur ve epistemik art niyetin aksine, bilginin aktif olarak baltalanması veya kanıtların sarsılmasıyla sonuçlanmasına gerek yoktur.

Epistemik aldırmazlıkla epistemik art niyet arasındaki kavramsal ayrım nispeten açık olmasına rağmen, kişinin davranışının hangi kusurun örneği olduğunu bilmek zor olabilir. Tütün stratejisinin epistemik ve ahlaki açıdan art niyetli olduğu açıktır, peki bazı Ayrılma Kampanyacıları’nın İngiltere’nin AB’den çıkması lehine savunduklarına dikkat göstermeye ne dersiniz? Örneğin, İngiltere’nin AB’ye haftada 350 milyon £ gönderdiğini ve bu miktarın İngiltere’nin ayrılışından sonra Ulusal Sağlık Hizmeti için kullanılabilir olacağını iddia ettiler. Lakin 350 milyon £ rakamı, AB tarafından İngiltere’ye ödenen paranın hesaba katılmaması nedeniyle yanıltıcıydı ve fazladan haftalık 350 milyon £, Bretix’in 2016’da referandumundaki zaferinden sonra ayrılma kampanyasından alelacele çekilmesiyle Ulusal Sağlık Hizmeti’nde mevcut olacaktı. (18) Bu stratejiden sorumlu olanların tutumlarını epistemik aldırmaz olarak tanımlamak fazla iyi niyetli görülebilir. AB’den ayrılmanın ekonomik yararları hakkında yanıltıcı bilgilerin yayılması, epistemik art niyetlilik açısından tütün stratejisi kadar kötüydü. Siyasi ve ekonomik cehaletin aktif olarak teşvik edilmesi, sadece epistemik bir pozisyonun bir yansıması değil, aynı zamanda Ayrılma Kampanyası’ndaki bazı üst düzey figürlerin politikasıydı. Yine de bazı figürler, aynı zamanda epistemik aldırmaz dediğimiz şekilde de göründü. Tam olarak epistemik aldırmazlığın bittiği ve epistemik art niyetin başladığı yeri söylemek zordur ve demokratik politik sistemlerdeki birçok politikacının tutumu bu ikisinin karışımıdır. Bu konuda ne yapılabileceği, ki bir şey yapılabiliyorsa, önemli bir sorudur ancak buradaki tartışma bu değildir.

IV

Geriye şu sorular kalıyor: epistemik aldırmazlıklar, epistemik art niyetler ve epistemik kusurlar nelerdir? Engelleyicilik için, epistemik kusurlar sistemli olarak bilginin edinilmesini, saklanılmasını veya paylaşılmasını engellerler ve bilgimizin farklı boyutlarındaki kusurlarına dayanır. Entelektüel kibir, bilginin edinilmesini ve paylaşılmasını engeller. Örneğin, Thomas Ricks’in 2007’de çıkan Irak Savaşı’yla ilgili kitabında gösterdiği gibi (Ricks 2007), Bush yönetiminin üst düzey üyelerinin kibirli ve küçümseyen tutumu, 2003’te ABD işgalinden sonra Irak’ta kaç askeri birliğe ihtiyaç duyduklarını bilmelerini engelledi. Bunu, sorunun cevabını bilen ordudan öğrenilmesini zorlaştırarak yaptılar. Aynı şekilde cevabı bilenlerin bilgilerini, yönetim ile paylaşması engellendi. Önyargı, bilginin kazanılmasını ve paylaşılmasını engelleyen başka bir tutumdur. Fricker’in örneğinde jürinin önyargısı, Tom Robinson’ın bilgilerini paylaşmasını engelledi ve böylece jüri tarafından Mayella Ewell’e ne olduğunun bilinmesi engellendi. Epistemik art niyetlilik ile birincil etki, bilginin kazanılması ve saklanması üzerinedir. Sigara içmek ve kanser arasındaki bağlantıyı bilmeyenler için, tütün stratejisinin amacı, bu bilgiyi öğrenmelerini engellemekti. Bağlantıyı zaten bilen insanlarla ilgili olarak amaç, onları sahip olduğu bu bilgiden mahrum etmekti. Epistemik aldırmazlığın epistemik sonuçlarına gelince, uzmanların kaygısızca küçümsemeleri bizle bilgilerini paylaşmayı engellerken, gerçeğe duyulan ilgi eksikliği gerçeği bilmeyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca, epistemik aldırmazlığın doğal yan ürünü olan ‘yarı doğrular’ ve büsbütün yanlışlar, bilgileri korumamızı zorlaştırmaktadır. Belirli bir konuyla ilgili amansız bir yanıltıcı ifade barajına maruz kalmak, birinin olguya dair yargısı sağlam olsa bile, suları bulandırarak ve kişinin kendi yargısını güvensiz kılarak, daha önceki bilgisinden mahrum bırakabilir.

Tutum kusurlarının bilgilerimiz üzerindeki bu etkileri, birinin sadece “P’nin yalnızca P ise doğru olduğu bir durumda P’den emin olma” hakkına sahip olduğuna emin olabileceğine dair bir bilgi açıklamasıyla anlaşılır hale getirilir. (19) Bu açıklamada, ki bu kesinlikle epistemik kusurların bilgimiz üzerindeki etkilerini açıklayabilen tek açıklama değil, bir tutum kusurunun bilginin önüne geçmesinin tek yolu, kişinin inançlarının gerçek olma olasılığının daha düşük olmasıdır. Bahsettiğim tüm epistemik kusurlar bu etkiye sahip. Bir inancın lehine bulgu, doğruluğu için bulgudur ve yeterli bulgu desteği olan inançların, böyle bir desteğe sahip olmayan inançlardan daha doğru olması muhtemeldir. Genel olarak epistemik kusurlar gibi tutum kusurları da kişinin inançlarının bulguya dayalı olma olasılığını azaltarak, bilginin önüne geçer. Jürinin, Bülbülü Öldürmek konusundaki önyargısı, Tom Robinson’un suçluluğuna olan inançlarını bulgulara dayandırmadıkları ve bunun sonucunda da suçlu olduğuna dair yanlış bir inancı ortaya koydukları anlamına geliyordu. Benzer şekilde, Bush yönetiminin Irak’ta ihtiyaç duyulacak ABD askerlerinin sayısı konusundaki inançlarının yanlış olması da bir kötü şans değildi. Yanılıyorlardı çünkü bulgulara dayanmıyorlardı ve bulgu temelli değillerdi, çünkü Donald Rumsfeld ve diğerlerinin kibri, bu bulguları görmezden gelmelerine neden oldu. Fikren kibirli olduğu kadar epistemik olarak aldırmaz olan birinin doğru inançlarla sonuca varması daha da az olasıdır: bulguları önemsememek, bulgu temelli inançlar oluşturmak için pek elverişli değildir.

Tutum kusurlarının bilginin önüne geçmesinin bir başka yolu da kişinin güvenini baltalamak ve asıl inançlarını sürdürmesini zorlaştırmaktır. Bu tütün stratejisinin özüdür. Birilerini sigarayla kanser arasındaki bağlantı hakkındaki bilgisinden mahrum etmenin en kesin yolu, gerçekten bir bağlantı olup olmadığına dair akıllarında şüpheler uyandırmaktır. Kişi bağlantının varlığından şüphe duydukça, gerçek olduğuna dair güveni azalacaktır. Belli bir noktanın ötesinde, bu güven kaybı inanç kaybını ve dolaylı olarak bilgi kaybını ifade eder. Ancak, epistemik art niyetlilik kusuru tarafından bilgiden yoksun olan kişi, kusurlu olan kişi değildir. Epistemik art niyet, bu bakımdan, birincil epistemik etkisi bu kusurlar olan epistemik kusurlardan farklıdır. Epistemik art niyetlilik, başkalarına yöneliktir ve etkinliğinin, bilgi, inanç ve güven arasındaki yakın ilişki olması bir göstergedir. Sigara içmek ve kanser arasındaki bağlantı hakkında şüphe duymak, bu bağlantı hakkında bir kişiyi mahrum etmenin bir aracı olmak açısından etkilidir, çünkü bilgi güven gerektirir.

Bu nokta değinmeye değer, çünkü epistemik güvenin bir bilgi koşulu olduğu fikri tartışılmaz değildir. (20) Sık sık ve makul bir şekilde, bilginin kesinliği gerektirmediği tartışılmıştır ve bazı epistemologlar inancın bir bilgi koşulu olduğu fikrini bile sorgulamışlardır (Radford, 1966). Bilgi inancı gerektirmiyorsa, bir kimsenin sigara içmenin kansere neden olduğu inancından yoksun bırakılması, onların sigara içmenin kansere neden olduğu bilgisinden zorunlu olarak mahrum etmez. Bilgi güveni gerektirmiyorsa, o halde kişinin sigara içmenin kansere sebep olduğu konusundaki güvenini baltalamak, zorunlu olarak kişinin bu gerçeğe dair bilgisini baltalamaz. Yine de bu tartışmayı kafada çevirmek kolaydır: eğer kendine güven ve inanç bilgiyi gerektiriyor olmasaydı, tütün stratejisi şu anda olduğu etkinin yanına yaklaşamazdı. Veriler, tütün stratejisinin etkili bir bilgiden mahrum etme stratejisi olduğunu göstermektedir ve bu verilere dair en iyi açıklama, kişinin inançlarında uygun bir derecede güven yoksa, bilginin de olmadığıdır.

Kişinin, belirli bir inancına dair güvenini kaybetmesi ne kadar kolaydır -ki bu durumun kendisi de- şüphesiz, sahip olduğu inancın doğasına ve kişinin doğasına bağlıdır. P’nin P olduğu konusunda kendinden emin olmaya devam edip edemeyeceğine dair şüphe duyması konusunda iyi gerekçeler sunmuş biri için, nihayetinde soru bu durumda kendine güvenin haklı olup olmadığıdır. Tutum kusurlarının bilginin önüne geçmesinin üçüncü bir yolu, birinin kendine güveninden mahrum bırakmak yerine, kişinin P’ye olan güveninden mahrum etmektir. Harper Lee’nin hikayesinin, Tom’un suçlu olduğu ama jürinin Tom’un suçluluğuna dair inancının, bulguların ayrı ayrı değerlendirilmesinin değil de önyargılarının sonucu olduğu bir varyasyon hayal edin. Bu durumda, jürinin Tom’un suçlu olduğu konusunda emin olup olmama gibi bir hakları yoktur ve suçlu olsa bile suçlu olup olmadığını bilemezler. Bu, kişinin inancı bulgu bazlıyken, bulguyu yorumlaması bir ya da daha fazla tutum kusurlarından haksız yere etkilenmesinden kaynaklanabilir. Bu da tutum kusurlarının bilginin önüne geçmesinin başka bir şeklidir: belirli bir kusur kişinin inançlarına temel oluşturmuyorsa bile, P, bulguları P’yi belirttikleri şeklinde yorumlamaları temel olabilir. Bu olduğu takdirde, P’den emin olma hakkına sahip olmayabilirler. Aynı şekilde P önyargı, epistemik aldırmazlık veya P’ye karşı bulguları reddetmeye dayanan başka bir tutum kusuru ise, veya yanıltıcı bulgular yorumlanıyor ise, emin olma hakkına sahip olmayabilirler.

Bunların hiçbiri, epistemik aldırmazlığın veya diğer epistemik kusurların bilginin edinilmesi, aktarılması veya saklanmasını engellediği durumlar olduğu gerçeğini reddetmiyor. İddia, epistemik kusurların devamlı bilginin önüne geçtiği değil, bunun normal bir durum olmadığıdır. Gerçek dünyada, epistemik kusurlar sistematik olarak bilginin önüne geçmektedir. Epistemik kusurlar sistematik olarak bilginin önüne geçmiyorsa, onlara epistemik kusur dememizin bir manası yoktur.(21) Aynı şekilde eğer bahsedildiği gibi ayıp veya kahabatli değillerse, o halde eleştriye açık dememizin de bir manası yoktur. İlk bakışta, kusurlar istemli olarak edinilir. Bu, bizi epistemik veya ahlaki kusurlarımız için tamamıyla sorumlu ve suçlu yapar. Bu görüşte ufak bir problem var. Elbette ki kişinin kusurlarını bir şekilde dizginlemek, Aristoteles’e göre mümkündür, biz erdemlerimizi dizginliyoruz ancak önyargı, epistemik aldırmazlık ve diğer epistemik kusurlar aktif olarak dizginlenmekten ziyade sıklıkla pasif olarak içkinleştiriliyor.

İnsanları epistemik kusurlarından sorumlu ve potansiyel kabahatli kılmak için daha gelecek vadeden bir temel ise, bu kusurları gönüllü olarak almamış olsalar dahi, kontrol etmelerinin ve değiştirmelerinin mümkün olabileceği düşüncesidir. Epistemik art niyetli tütün endüstrisi yöneticileri art niyetleri konusunda sorumluydular, çünkü bahsedildiği gibi olmak zorunda değildiler. Art niyetli duruşları istemliydi. Bir kişinin karakter özellikleri, tutumları veya düşünce şekilleri, bu kişi bunlara çalışsa da çalışmasa da söz konusu kişinin sorumluluğu altındadır. Kontrol farklı şekillerde ortaya çıkar. Epistemik pozisyonlarımıza karşı kontrolümüz istemli değildir ancak değerlendirilebilir veya manipüle edilebilir. (22) İstemli olarak birinin pozisyonunu değiştirmek mümkün değildir, ancak kişinin tutumunu düzgünce değerlendirerek, temellendirme veya açıklamayla değiştirmek mümkündür. Örneğin, kişinin yanlış inançlara veya yersiz düşüncelerine dayanarak küçümsemesine veya epistemik aldırmazlığına sonuç getirmesi, potansiyel olarak daha az küçümseyici veya epistemik aldırmaz olmasının bir yoludur. Pozisyonlarımızdan bazıları bu tip bir değerlendirmeci kontrole karşı dayanıklıdır ve bu noktada, tutumlarımız ve diğer kusurlarımız üzerinde manipülatif bir kontrol kullanabilme olasılığımızın olması kayda değerdir. Manipülatif kontrol, bir ya da diğer türden kendini geliştirme stratejileri uygulanarak gerçekleştirilir. Eğer kişinin tutumları çevresel faktörlerin ürünüyse, o halde kişinin tutumlarını manipüle etmenin etkili bir yolu, kişinin çevresini manipüle etmek olacaktır. (23)

Sorumluluk meselesiyle ilgili daha söylenecek çok fazla şey var ancak başta söz ettiğim bazı politikacıların epistemik aldırmazlıklarından sorumlu olduklarına dair sezgi, aynı zamanda öyle olmak zorunda olmadıkları sezgisindendir. Daha iyisini bilebilirler ve bilmelidirler, tutumlarını değiştirebilirler ve değiştirmelidirler. Bununla birlikte, üzerinde çok az kontrol sahibi olan çevresel faktörler tarafından sürdürülme biçimleri nedeniyle, prensipte gözden geçirilebilir olan tutumların pratikte gözden geçirilemeyebileceği kabul edilmelidir. (24) Bu faktörlerden biri sosyal sınıflardır. José Medina, çalışmasında epistemik kusurların sınıf analizini gösterir. (25) Çalışmasında ayrıcalıklı kişinin epistemik kusurları olarak saydığı bir dizi epistemik tutumu, başka bir ifadeyle, sosyal ayrıcalıklarla ilişkilendirilmiş kusurları tanımlar. Bu yozlaşmış tutumlar epistemik kibiri, epistemik tembelliği ve kapalı görüşlülüğü içerir. Epistemik kibir, her zaman güçlü ve ayrıcalıklı olanın psikolojisinde yer almasa da Medina, “güçlü konumda olanların bu kusuru geliştirmesinin, şüphesiz daha riskli” (2013: 31) olduğunu iddia etmektedir. (26) Aynı şekilde yaşamın, ayrıcalıklı pozisyonlarında olanların aşina olmaları gerekmeyen pek çok yönü vardır. Örnekler arasında yoksulluk ve baskı bulunmaktadır. Bu “sosyal olarak doğan ve dikkatle düzenlenen merak eksikliği” (2013: 31) Medina’nın “epistemik tembellikten” kastettiği şeydir. Medina epistemik aldırmazlıktan bahsetmese de bu pozisyonu, ayrıcalıklı kişinin başka bir epistemik kusuru olarak görmek mümkündür. Güçlü ve ayrıcalıklı pozisyonlarda olmak, entelektüel anlamda kendine fazla güvenmeyle veya bilişsel üstünlük kompleksiyle sonuçlanabilir ve bu kusurlar, epistemik aldırmazlığın kalbinde yer alan kayıtsızlık ile ifade bulabilir. (27) Epistemik aldırmazlık ve zırvalamak, elbette ki ayrıcalıklı kişinin seçkin koruması altında değildir, ancak yine de ayrıcalık ve güç ile sürdürülebilir.

Bu herhangi bir şekilde makul ise, kişinin çevresini manipüle ederek veya değiştirerek bozuk tutumunu gözden geçirmesi kolay değildir. Kişi kalkıp da sosyal sınıfını veya eğitim geçmişini değiştiremez. Bir kişinin kabahatliliğine ilişkin görüşlerine bel bağlamak, ayrıcalıklı bireylerin yozlaşmış tutumlarının kabahatliliğini azaltabilir de azaltmayabilir de. Ancak epistemik kusurlar, kabahatli olmak zorunda değildirler. (28) Kabahat ve eleştiri farklı şeylerdir. Julia Driver’ın gözlemlediği gibi, “bazen, hatta sıklıkla, insanları suçlamadan, zekalarıyla ilgili eleştirel yorumlar yaparız.” (2000:132) Tom Robinson’un jürisi ırkçı tutumlarını değiştirmek için gerçekten bir şey yapmamış olsa bile ve bunun için doğrudan kabahatli olmasalar bile, tutumların kendisini ve jüri üyelerini bu hesapta eleştirilere karşı duyarsız varsaymak tuhaf olacaktır. Jürinin ırkçı tutumları, onlardan sorumlu bir şekilde nihai anlamda olsa da olmasa da, dehşet verici ve ayıptır. Aynı şekilde, belki aynı ölçüde olmasa da, ayrıcalıklı kişinin epistemik aldırmazlığı eleştiriye açıktır ve bu anlamda kınanmaya da açıktır. Bir tutumun, kabahatliden kınanmaya açık olmasını doğru geçişini sağlayan şey, burada ele alınan soru değildir. Mevcut amaçlar için önemli olan hususlar, Driver’ın ayrımının iyi bir örnek olduğu ve epistemik aldırmazlığın kınanası değilse de ayıplanası olmasıdır. Bu, bir epistemik kusurun bilginin önüne geçmesi için yeterlidir.

Bahsettiğimiz şey, bu makalenin ana argümanını tamamlar. Yine de tartışmayı sonlandırmadan önce bahsetmek istediğim bir mesele daha var. Burada odak noktası tutum kusurlarıydı. Bu epistemik kusurlar “sorumluluk sahibi” açıklamaları ile ve bunları karakter özelliği olarak kabul eden erdemler ile ters düşmektedir. Engelleyiciliğin, epistemik kusurların tutum, karakter özelliği, hatta düşünme biçimleri veya stillerine kıyasla daha eklektik bir epistemik anlayışı vardır. Kapalı fikirlilik, epistemik anlamda kusurlu bir karakter özelliğidir ve hüsnükuruntu, epistemik anlamda kusurlu bir düşünce şeklidir. Tutum kusurları, karakter kusurları ve düşünce kusurları arasındaki ilişki nedir ve epistemik aldırmazlığın bir tutum kusuru olduğu kesinlikle açık mıdır? Boris Johnson gibi biri epistemik anlamda aldırmaz deniyorsa, bu onun kişiliği hakkında mı yoksa tutumu hakkında bir yorum olarak yorumlanabilir? Bununla birlikte, bu iki okuma arasında bir asimetri vardır: bir kişinin kişilik özelliklerinin, karmaşık sorulara cevap bulma görevine karşı epistemik anlamda aldırmaz bir tutum sergilediğini varsaymadan, epistemik aldırmazlığı içerdiğini varsaymak anlamsızdır. Bu, kişinin karakter özelliklerinin, bir şekilde tutumlarının bir işlevi olduğunun, ancak tutumların karakter özelliğinin işlevi olmadığı gerçeğinin bir yansımasıdır. (29) Bir kişinin belirli bir soruya karşılık olarak belirli bir tutum sergilemesini varsaymak, tutumu ile uyumlu bir karakter özelliği olmasa ve bu durumda tutumları ile “karakterden çıkmış” olsalar bile, oldukça makuldür. Bir kişinin tutumunun belirli bir durumda epistemik anlamda aldırmaz olması, epistemik aldırmazlığı bir karakter özelliği olarak göz önünde bulundurmadan açıklanabilir, ancak karakter özelliği, tutum göz önünde bulundurulmadan açıklanamaz.

Tutumlar ile düşünme şekilleri arasındaki ilişki daha az açıktır ancak epistemik pozisyonların, kişinin düşünme şeklinin kısmen yansıması veya fonksiyonu olduğunu söyleyen bir durum vardır. Epistemik anlamda aldırmaz bir tutuma sahip bir kişi, kendine has yollarla düşünmeye niyetli olmalıdır. Tutumlar yalnızca düşünme şekilleri değildirler, ancak belirli şekillerde düşünmeyi veya düşünmeye niyetli olmayı kapsarlar. Aynı zamanda, bu düşünme şekilleri açıkça gösterilen tutumlara referansta bulunmadan açıklanamaz veya anlaşılamaz. Eğer öyleyse, tutum da düşünce şekli de karşılık gelen kişilik özelliklerinden daha temel olsalar da ikisi de bir diğerinden daha temel değildir. Şu da belirtilmelidir ki, bir tür kusurların başka tür kusurlara karşı temelliği ya da açıklayıcı önceliği hakkındaki sorular felsefi çıkar olabilirken, pratik çıkarları sınırlı olmaktadır. Mevcut amaçlar için önemli nokta tutum kusurlarının karakter kusurlarından veya düşünce kusurlarından daha temel olup olmadığı değildir, tutum kusurlarının, kendine özgü bir epistemik kusur türü olarak var olmasıdır. Bu bir kez vurgulandığı takdirde yeterince bariz görünür, diğer yandan felsefi açıklamalardaki tutumların ihmali olan epistemik kusurların anlaşılması zordur. (30)

Bilginin kazanılmasına, paylaşılmasına ve korunmasına yardımcı olan tutumların varlığı ve bunun tam tersi etkiye sahip olan tutumların var olması çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Bu meseleleri felsefi bir bakış açısından düşünmedeki zorluk, bu tutumları ‘önermesel tutum’ olarak varsaymamaktır. Tutum kusurları, daha sıradan bir anlamda ‘tutumdurlar’, küçümseme ve kayıtsızlığın tutum olduğu, inancın ise tutum olmadığı anlamda. Bu, sürekli gözden kaçırıldığı için vurgulamış olduğum sıradan tutumların duygusal boyutudur. Daha genel olarak, kişinin entelektüel veya bilişsel yaşamındaki pozisyonunun önemini, kişinin fiziksel yaşamındaki pozisyonunda olduğu gibi, akılda tutmakta fayda var. İnsanların fiziksel iş yaparkenki fiziksel pozisyonun önemi yaygın olarak bilinir. Kişinin epistemik iş yaparkenki epistemik pozisyonunun önemi ise pek bilinmez. Verimsiz bir fiziksel pozisyon birçok fiziksel probleme sebep olur ve verimsiz bir epistemik pozisyon birçok entelektüel probleme yol açar. O halde epistemik aldırmaza ve entelektüel kibirliye verilebilecek en iyi tavsiye şudur: pozisyonunu düzelt. (31)


Son Notlar

  • 1. 3 Haziran 2016 tarihinde Financial Times’da yayınlanan röpörtaj raporuna bakınız:
  • https://www.ft.com/content/3be49734-29cb-11e6-83e4-abc22d5d108c
  • 2. The Independent tarafından bildirildiği gibi: http://www.independent.co.uk/news/uk/home- news/brexit-news-donald-trump-leave-eu-campaign-facts-dont-work-arron-banks-lies- referendum-a7111001.html.
  • 3. Her iki makale de Shipman 2017’de ek olarak yer almaktadır. Shipman, Johnson’ın “kariyerini ilerletmenin basit ve alaycı nedenini bırakmaya karar veren AB üyeliğinin özel destekçisi” olduğu görüşünü sorgulamaktadır (2017: 171).
  • 4. ‘Epistemik pozisyon’ tabiri, Jackson 2015’tendir.
  • 5. Bu, kabaca psikologların tutumları nasıl algıladıklarını ifade eder. Psikolojideki Maio ve Haddock’a göre, “çoğu tutum teorisyeni, değerlendirmenin tutum kavramının baskın yönü olduğunu iddia eder. Başka bir deyişle, bir tutumu bildirmek, hoşlanmaya karşı hoşlanmamaya karar vermeyi ya da belirli bir konuyu, nesneyi ya da kişiyi hoşnut etmemeyi tercih etmeyi içerir” (2015: 4).
  • 6. Mason’un sözleriyle, “küçümsemeyi bir takdir etme şekli olarak almak, haklı çıkarmayı kastediyorum, başka bir kişiye karşı belirli bir duygusal duruştur, ancak bu (yalnızca) onlar hakkında belirli bir inancı (küçümsenecek insan oldukları inancını) benimsemek değildir” (2003: 239).
  • 7. Entelektüel kibirin duygusal bir niteliği olması olası mıdır? Gerçekten de “üstünlük hissi” gibi bir his var mıdır ve bu entelektüel kibir için gerekli midir? Bu sorulardan ilki için, kişinin kendini beğenmiş veya kendine güvenli hissetme olasılığından şüphelenmek için birden fazla sebep vardır, ancak kendini beğenmiş ya da kendine güvenme ihtimalinden şüphelenmek için birden fazla bir neden yoktur. Bunlar “hissin” metaforik kullanımlarından ötürü olabilir, ancak yüz değerinden görünüş almamak ve üstünlüğü, yumuşaklık ve güven gibi hissedilir bir şey olarak görmemek için bir neden olduğunu düşünmüyorum. Tanesini 2016, entelektüel kibir hakkında aydınlatıcı bir tartışmadır.
  • 8. Entelektüel bir özgüven krizinden geçen birisinin entelektüel olarak üstün hissetmeye karar veren boşluğunu düşünün.
  • 9. Wittgenstein, birinin başka bir kişiye karşı tutumunun bir ruha yönelik bir tutum olduğunu ve insanların ruhlarının olup olmadığına dair bir fikri olmadığını iddia ettiğinde, tutumlar ve inançlar arasındaki karşıtlığın altını çizdi.
  • 10. Bunu söylerken, belki de epistemik aldırmazlığı ile gurur duyan ve tereddütsüz tutumlarını aktif olarak geliştiren biri hayal edilebilir. Başkan Trump’ın böyle bir insan olabileceği iddia edildi. Ancak, bir kişinin kendi epistemik aldırmazlığını beslemek için adımlar atabileceği düşünülebilir olsa da bunun normal bir durum olmadığını kabul ediyorum.
  • 11. Battaly, bu yazının daha önceki bir taslağına yaptığı açıklamalarda, aylaklar hakkında bu noktayı ortaya koydu. Bir aylaklık konsepti için bkz. Battaly (2015: 99-100). Battaly’in dediği şekilde bir aylak olmak, neyin iyi neyin kötü olduğuna dikkat etmemek ve neyin iyi neyin kötü olduğuna dair bir anlayış geliştirememek demektir. Yine de Johnson’ın epistemik olarak neyin iyi ya da kötü olduğu konusunda hiçbir fikri olup olmadığı açık değildir. Onun durumunda, genel olarak entelektüel durgunluklar konusunda savunacağım en önemli nokta, güçlü ve zayıf kanıtlar arasındaki ayrımı anlamadıkları değil, görüşlerini iyi kanıtlara dayandırmayı umursamamalarıdır.
  • 12. “Bir felsefi pozisyon, bir duruşu içerebilir (tutum, bağlılık, yaklaşım, muhtemelen inançlar gibi bazı varsayımsal tutumları içeren bir küme). Elbette böyle bir duruş ifade edilebilir ve bazı inançları da içerebilir veya varsayabilir, ancak ne olduğuna dair inanç veya iddialarda bulunmakla eşdeğer olamaz” (van Fraassen 2002: 47).
  • 13. Bu, Lipton’un (2004: 147) van Fraassen’i bir epistemolojik gönüllülük biçimi önermesi olarak doğru yorumlamasının temelidir.
  • 14. Bu, Van Fraassen’in belirttiği gibi, “bir duruşa sahip olmak veya bir duruşu benisemek, genel olarak bazı inançları içeren önermesel tutumları da içeren bir düzine tutumu da benimsemek anlamına geliyor” (2004: 175).
  • 15. Bu, Baehr’dan ziyade benim epistemik art niyet görüşüm.
  • 16. Oreskes and Conway’den alıntılandı; 2010: 34.
  • 17. Bu önerisi için Heather Battaly’e teşekkür ederim.
  • 18. Brexit Debacle’ın öyküsü, Shipman 2017 ve Ball 2017, bölüm 1’de anlatılmıştır. Ball, başarılı Brexit kampanyasını saçmalıkların zaferi olarak görmekte, ancak tanımladığı şeylerin çoğu saçmalıktan ziyade epistemik olarak art niyetlidir. Tartışmakta olduğum şeye ve Frankfurt’un hesabına göre, Ball saçmalıkları “gerçeğe karşı sıradan bir tutum” olarak görüyor (2017: 13).
  • 19. Ayer, P’nin emin olmak için P’nin “emin olma hakkına” sahip olması gerektiğini (1956: 31) iddia eder. Bu iddia fazla güçlüdür. Kişi, P’nin P olduğundan emin olmadan, ancak P’den oldukça emin olmadan da olmadığını bilebilir (bkz. Williamson 2000: 97).
  • 20. Timothy Williamson “mütevazı insanlar, kendinden bu kadar emin olmadan da birçok şeyi bilebiliyorlar” (2009: 297) diye itiraz eder. Bununla birlikte, P’nin “P’ye makul derecede güvenir olması gerektiğini” (2000: 97) kabul eder. Miranda Fricker’in belirttiği gibi, “birçok bilgi kavramı, bir bilgi koşulu olarak bir tür güven şartı yaratır” (2007: 49). Benimki de böyle bir anlayış.
  • 21. Driver ile karşılaştırma (2001: 82): “erdem, (gerçek dünyada) sistematik olmaktan ziyade iyiliğe yol açar”
  • 22. İstemli kontrol kavramı için Adams 1985’e bakınız: 8. “Değerlendirici” ile “manipülatif” kontrol (“yönetsel kontrol” olarak da adlandırmıştır) arasındaki fark, Pamela Hieronymi’den kaynaklanmaktadır. Ona göre, inançlarımız üzerinde değerlendirici bir kontrolümüz var: onları “doğru olanı değerlendirerek” kontrol ediyoruz (2006: 53). Ona göre “üzerine düşünerek sıradan nesneleri manipüle etme” kontrolüne sahibiz. Örneğin, çalışmamda mobilya yerleşimi üzerinde manipülatif bir kontrolüm var: Etrafı değiştirerek yerleşimi değiştirebilirim.
  • 23. Dasgupta ve Greenwald 2001 ve Holroyd ve Kelly 2016’ya bakınız.
  • 24. Bakınız: Battaly 2016.
  • 25.Medina’ya göre, epistemik kusurlar “birinin bilişsel yaşamına nüfuz eden tutum yapılarından oluşur: tanıklık alışverişinde kendine ve başkalarına karşı tutumlar, mevcut kanıtlara karşı tutumlar ve birinin değerlendirmesini içerir” (2013: 31). Anahtar soru şudur: “toplumun gelişebileceği (ve eğilimli olduğu) epistemik kusurlar nelerdir?”
  • 26. Neden öyle olmalı? Çünkü bu, her zaman “bazen keyif kaçıran” (Medina 2013: 30) olduğunu bilmenin ayrıcalığıdır.
  • 27. Kendine fazla güvenme ifadesinin açıklaması için bakınız: Cassam 2017.
  • 28. Heather Battaly’nin iddia ettiği gibi: “erdemlere ve kusurlara sahip olmamız mümkün görünüyor. Ne övgüye değeriz ne de kabahatliyiz” (2016: 106).
  • 29. Medina’ya göre karakter özellikleri tutumlardan oluşur ve epistemik bir kusur “bilgi yoluna giren bir dizi bozuk tutum ve eğilimdir” (2013: 30).
  • 30. Çalışmasında ihmalkâr tutumlara başvurmayan bir kişi Alessandra Tanesini’dir. Örnek için bakınız: Tanesini 2016.
  • 31. Bu makalenin önceki versiyonundaki faydalı yorumları ve tartışmaları için Mark Alfano, Heather Battaly, Jonathan Freedland, Fleur Jongepier, Ian James Kidd, Fabienne Peter ve Alessandra Tanesini’ye teşekkür ederim.

Bibliyografya

  • Adams, Robert Merrihew. 1985. “Involuntary Sins.” The Philosophical Review 94: 3–31. https://doi.org/10.2307/2184713
  • Ayer, Alfred. J. 1956. The Problem of Knowledge. Harmondsworth: Penguin.
  • Baehr, Jason. 2010. “Epistemic Malevolence.” In Virtue and Vice, Moral and Epistemic, ed.
  • Heather Battaly, 189–213. Chichester: Wiley-Blackwell. https://doi.org/10.1002/9781444391398.ch11
  • Ball, James. 2017. Post-Truth: How Bullshit Conquered the World. London: Biteback Publishing.
  • Battaly, Heather. 2015. Virtue. Cambridge: Polity Press.
  • Battaly, Heather. 2016. “Epistemic Virtue and Vice: Reliabilism, Responsibilism, and Person- alism.” In Moral and Intellectual Virtues in Western and Chinese Philosophy, ed. Chien- kuo Mi, Michael Slote, and Ernest. Sosa, 99–120. New York and London: Routledge.
  • Cassam, Quassim. 2016. “Vice Epistemology.” The Monist 88: 159–180. https://doi.org/10.1093/monist/onv034
  • Cassam, Quassim. 2017. “Diagnostic Error, Overconfidence and Self-Knowledge.” Palgrave Communications 3, article #17025.
  • Dasgupta, Nilanjana, and Anthony Greenwald. 2001. “On the Malleability of Automatic Attitudes: Combating Automatic Prejudice With Images of Admired and Disliked Indi- viduals.” Journal of Personality and Social Psychology 81: 800–814. https://doi.org/10.1037/0022-3514.81.5.800
  • Driver, Julia. 2000. “Moral and Epistemic Virtue.” In Knowledge, Belief, and Character: Readings in Virtue Epistemology, ed. Guy Axtell, 123–134. Lanham, MD: Rowman & Littlefield Publishers.
  • Driver, Julia. 2001. Uneasy Virtue. Cambridge: Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511498770
  • Frankfurt, Harry. 2005. On Bullshit. Princeton: Princeton University Press.
  • Freedland, Jonathan. 2016. “Post-truth Politicians such as Donald Trump and Boris Johnson Are No Joke.” The Guardian, 13 May 2016. Available at https://www.theguardian.com/ commentisfree/2016/may/13/boris-johnson-donald-trump-post-truth-politician.
  • Fricker, Miranda. 2007. Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing. Oxford: Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780198237907.001.0001 Hieronymi, Pamela. 2006. “Controlling Attitudes.” Pacific Philosophical Quarterly 87:
  • 45–74. https://doi.org/10.1111/j.1468-0114.2006.00247.x
  • Holroyd, Jules, and Dan Kelly. 2016. “Implicit Bias, Character, and Control.” In From Personality to Virtue, ed. Jonathan Webber and Alberto Masala, 106–133. Oxford: Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780198746812.003.0006
  • Hookway, Christopher. 1994. “Cognitive Virtues and Epistemic Evaluations.” International Journal of Philosophical Studies 2: 211–227. https://doi.org/10.1080/09672559408570791
  •  Jackson, Richard. 2015. “The Epistemological Crisis of Counterterrorism.” Critical Studies on Terrorism 8: 33–54. https://doi.org/10.1080/17539153.2015.1009762
  • Lipton, Peter. 2004. “Discussion—Epistemic Options.” Philosophical Studies 121: 147–158. https://doi.org/10.1007/s11098-004-5488-3
  • Maio, Gregory, and Geoffrey Haddock. 2015. The Psychology of Attitudes and Attitude Change, 2nd edition. London: Sage Publications Ltd.
  • Mason, Michelle. 2003. “Contempt as a Moral Attitude.” Ethics 113: 234–272. https://doi.org/10.1086/342860
  • Medina, José. 2013. The Epistemology of Resistance: Gender and Racial Oppression, Epistemic Injustice, and Resistant Imaginations. Oxford: Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780199929023.001.0001
  • Oreskes, Naomi, and Erik Conway. 2010. Merchants of Doubt: How a Handful of Scientists Obscured the Truth on Issues from Tobacco Smoke to Global Warming. New York: Bloomsbury Publishing.
  • Parris, Matthew. 2016. “Tories have got to end their affair with Boris.” The Times, 26 March 2016. Available at https://www.thetimes.co.uk/article/tories-have-got-to-end-their-affair with-boris-35lc9p06w.
  • Proctor, Robert. 2008. “Agnotology: A Missing Term to Describe the Cultural Production of Ignorance (and Its Study).” In Agnotology: The Making and Unmaking of Ignorance, ed. Robert Procter and Londa Schiebinger, 1–33. Stanford: Stanford University Press.
  • Proctor, Robert, and Londa Schiebinger (eds.). 2008. Agnotology: The Making and Unmaking of Ignorance. Stanford, CA: Stanford University Press.
  • Radford, Colin. 1966. “Knowledge—by Examples.” Analysis 27: 1–11.
  • Ricks, Thomas. 2007. Fiasco: The American Military Adventure in Iraq. London: Penguin Books.
  • Shipman, Tim. 2017. All Out War: The Full Story of Brexit. London: William Collins. Tanesini, Alessandra. 2016. “‘Calm Down Dear’: Intellectual Arrogance, Silencing and Ignorance.” Proceedings of the Aristotelian Society 90 (supplementary volume): 71–92.
  • https://doi.org/10.1093/arisup/akw011
  • Teller, Paul. 2004. “Discussion—What is a Stance?” Philosophical Studies 121: 159–170. https://doi.org/10.1007/s11098-004-5489-2
  • Tiberius, Valerie, and John Walker. 1998. “Arrogance.” American Philosophical Quarterly 35: 379–390.
  • van Fraassen, Bas. 2002. The Empirical Stance. New Haven: Yale University Press.
  • van Fraassen, Bas. 2004. “Replies to Discussion on The Empirical Stance.” Philosophical Studies 121: 171–192. https://doi.org/10.1007/s11098-004-5490-9
  • Williamson, Timothy. 2000. Knowledge and Its Limits. Oxford: Oxford University Press. Williamson, Timothy. 2009. “Reply to Elizabeth Fricker.” In Williamson on Knowledge, ed.
  • Patrick Greenough and Duncan Pritchard, 293–301. Oxford: Oxford University Press.

Çevirmen: Ezgi Katı

Mersin Üniversitesi Dilbilim mezunu. Eğitim hayatına felsefe üzerinden devam etmeyi planlıyor. İlgi alanlarını yoğunlukla dil felsefesi ve zihin felsefesi oluşturuyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ahmet Özkaya'ya Konuk Olduk: Taner Beyter ile Kıta ve Analitik Felsefe Gelenekleri Üzerine Sohbet

En Güncel Haberler Analitik Felsefe