Özel Adların Anlamı Hakkında Bazı Notlar – Nazif Muhtaroğlu

/
96 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

19. yüzyılın sonuna doğru matematik ve dil felsefesi alanlarında çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerin merkezinde yer alan önemli kişilerden biri de Alman matematikçi ve filozof Gottlob Frege’dir. Pek çok felsefe tarihçisi, Frege’nin sunduğu yeni yaklaşımların anlamın ne olduğu, terimlerin anlamının nasıl çözümlenmesi gerektiğiyle alakalı olarak bir çığır açtığını kabul eder. Bu kısa yazıda, anlam meselesiyle ilgili olarak Frege’nin başlattığı tartışmanın genel seyrini sadece özel adlar bağlamında özetleyerek vermeye çalışacağım. Frege’nin dolaşıma soktuğu bu yeni terminolojinin Türkçe’de nasıl karşılanması gerektiği üzerine bazı önerilerde bulunacağım.

Frege’nin anlam konusundaki görüşlerini ortaya koyarken çıkış noktası “a=a” ve “a=b” gibi iki farklı eşitliğin arasındaki farkı neyin belirlediği sorusudur. “a”nın “b”ye eşitliği bir özdeşlikten bahsetmeyi gerekli kılıyor. Ancak “a=a” ifadesi bir şeyin kendisine eşit olduğunu bildirerek doğrudan bilinir ve yeni bir bilgi vermezken[1], “a=b” ifadesi iki farklı şey arasında bir eşitlik bulunduğunu bildirerek doğrudan kavranamamakta, bize yeni bir bilgi sunmaktadır.[2] Dolayısıyla iki ifade arasındaki bilinme şekli veya yeni bilgi verme açısından tespit edilen farkın açıklanması gerekir (Frege, 1892, 25-6). Bu problemi Frege’nin verdiği daha somut bir örnek üzerinden şöyle açalım.

Antik çağda (Babil dönemi ve Eski Yunan’da) sabah gün doğmadan önce son kaybolan parlak gök cismine “Sabah Yıldızı” (Phosphorus, Morning Star) deniliyordu. Bu gök cismine Türkçe’de bazen “Seher Yıldızı” bazen “Çoban Yıldızı” da denir. Akşam da gün battıktan sonra ortaya çıkan ilk parlak gök cismine “Akşam Yıldızı” (Hesperus, Evening Star) deniyordu. İnsanlar yıllarca Sabah ve Akşam Yıldızı’nın birbirlerinden farklı iki yıldız olduğunu düşündüler. Ancak sonradan bu iki gök cisminin birbirinden farklı olmadığı aslında aynı gök cismi olduğu (i.e., Venüs gezegeni) anlaşıldı. Bu keşif yapıldıktan sonra keşiften haberdar olan birisi “Sabah Yıldızı Akşam Yıldızı’dır.” gibi bir cümlenin doğruluğunu gözlem neticesi olarak kabul eder ve bu cümle önceden bilinmeyen bir hususu dile getirir. “Sabah Yıldızı Sabah Yıldızı’dır.” cümlesinin doğruluğunu kabul etmek içinse deney ve gözleme başvurmaya gerek yoktur. Bu cümle Sabah Yıldızı’nın kendisiyle aynı olduğunu dile getirdiğinden doğrudan bilinir. Peki bu iki farklı türden cümleyi biliş tarzımızdaki farklılık nasıl açıklanacak?

Frege’nin bu soruya cevabını kendi verdiği teleskop örneği üzerinden daha iyi anlayabiliriz. Frege teleskopla Ay’a bakan biri üzerinden konuyu anlatır (Frege, 1892, 30). Ancak Venüs’le ilgili verdiğimiz örneğin devamlılığını sağlamak için biz teleskopla Venüs’e baktığımızı farz edelim. Gökyüzündeki Venüs gezegeninin bizim baktığımız perspektiften teleskopun gözetleme merceğine bir görüntüsü düşer. Bu görüntü gezegenin bizatihi kendisi değildir ama bizim bulunduğumuz noktadan gezegenin belli bir görünüşünü verir. Sonra bu görüntüyü algılarız ve zihnimizde de Venüs’e ait bir fikir belirir. Bu örnekte Venüs gezegeninin bizatihi kendisine, yani yazıda veya sözde dile gelen “Venüs” teriminin gönderme yaptığı semavi cisim olan Venüs’e Frege “Bedeutung” (İng., referent, nominatum) der. Mâsadak veya misdak terimleri klasik İslam kültüründe kullanılan ve kabaca “Bedeutung”a karşılık gelen terimlerdir. Günümüz Türkçesinde ise “Bedeutung” için “yönletim” gibi terimler önerilmişse de “gönderge” veya “gönderim” sözcüklerinin kullanımı yaygınlık kazanmıştır. Ben de “Bedeutung” için gönderim terimini kullanacağım.

Frege, gezegenin teleskopun merceğine yansıyan ve perspektife bağlı görüntüsüne ise “Sinn” (İng. sense) der. Bu terim, Türkçe’ye genel olarak “anlam” şeklinde çevrilmiştir, fakat bu terimi mana (Sinn, sense) sözcüğüyle karşılayacağım. Bu sözcüğü tercih etmemin sebebini şöyle açıklayabilirim. Frege özel adların gönderim ve mana boyutu olmak üzere iki farklı boyuta sahip bir anlamı olduğunu savunuyor. Ancak kendisi “Sinn” ve “Bedeutung”un neyin iki farklı boyutu olduğunu ifade eden bir üst terim kullanmıyor. Sanırım bu yüzden olsa gerek çevirmenler sadece bu iki terimin karşılığını arayarak terim önerisinde bulunuyorlar. Oysa Frege, “Sinn” ve “Bedeutung” arasında yaptığı ayrımı bir üst kavramın iki boyutu olarak ifade etseydi daha anlaşılır olacaktı. O üst kavramı ifade etmek üzere ben anlam (meaning) terimini kullanmayı öneriyorum, çünkü Frege’den Kripke’ye bu konuda kafa yoran herkes anlamı çözümlemeye çalışıyor. Anlam bizim neliğini ve nasıllığını anlamaya çalıştığımız şey. Frege’nin orijinalliği anlamın mana ve gönderim olmak üzere iki boyutu olduğunu savunuyor olması. Eğer “mana” yerine “anlam” dersek bahsettiğim üst terim için hangi terimi kullanacağız? “Mana”yı bir üst terim olarak kullanmak çok makul değil. “Anlam” çok daha aşina olduğumuz bir kelime ve filozoflar aşina olduğumuz gündelik bir fenomeni analiz etmeye çalışıyor. Gündelik fenomenleri mümkün olduğunca herkesin aşina olduğu terimlerle ifade etmek bana daha uygun ve makul gözüküyor. Ayrıca “mana”nın Arapça’da zihnin dışındaki nitelikleri ifade etmek için kullanıldığı durumlar da var. Bu yönüyle “mana”nın “Sinn”e en yakın kelime olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Frege teleskopta oluşan görüntünün zihnimizdeki karşılığına “Vorstellung” (İng., idea) der. “Vorstellung” içinse “öznel tasarım” gibi terimler önerilmişse de genel uzlaşı ide terimini kullanmak ve ben de bu uzlaşıyı takip edeceğim.[3]

Gottlob Frege (1848-1925)

Özel adın gönderimi olan nesne bize kendini farklı biçimlerde sunar. Dünyadan Ay’a belli bir vakitte çevrilmiş teleskopta beliren görüntü ile aynı teleskopta on gün sonra oluşacak görüntü aynı olmayacaktır. İşte bu farklı sunuş biçimleri bize manaları verir. Başka bir deyişle, manalar bizi gönderime ulaştıran farklı yollardır ve genelde belirli bir betimleme (definite description) ile ifade edilirler. Örneğin, “Sabah Yıldızı” ismiyle ilişkilendirilebilecek “sabahleyin gün doğmadan önce son kaybolan parlak gök cismi” betimlemesi Venüs’e gönderimde bulunur. Zira dünyamızda yaşayan birine göre, Venüs’ten başka bu betimlemeyi sağlayan başka bir gezegen yoktur. Aynı şekilde “Akşam Yıldızı” ismiyle ilişkilendirilebilecek “akşamleyin gün battıktan sonra ortaya çıkan ilk parlak gök cismi” betimlemesi de Venüs’e gönderimde bulunur. Bu betimlemeler Venüs’ün manalarını verir. Venüs’e gönderimde bulunan birden fazla manadan bahsedebiliriz. Ancak “Venüs” isminin gönderimi tektir ve o da bizatihi gökyüzündeki gezegendir. Bu yüzden “Akşam Yıldızı” ve “Sabah Yıldızı” isimlerine “eş-gönderimli” (co-referent) denir. Buradan hareketle Frege, en başta belirttiğimiz probleme mana ve gönderim ayrımını esas alan bir çözüm önerir (Frege, 1892, 27). Bu çözümü şöyle özetleyebiliriz.

“Sabah Yıldızı Sabah Yıldızı’dır.” ve “Sabah Yıldızı Akşam Yıldızı’dır.” cümlelerinde “Akşam Yıldızı” ve “Sabah Yıldızı” adları Venüs’e gönderimde bulunur, yani gönderimleri aynıdır. Bu cümlelerdeki isimlerin ifade ettikleri özdeşlik gönderimlerin özdeşliğidir. Ancak isimlerin manaları ayrı olduğundan onları biliş tarzımız da farklılaşmaktadır. Dolayısıyla iki cümle arasında tespit ettiğimiz farklılık özel adların manalarındaki farklılık üzerinden açıklanmış olur.     

Saul Kripke Frege’nin mana-gönderim ayrımından hareketle manaları veren belirli betimlemelerin özel adlarla eşanlamlı olarak kullanılmasını kabul etmez. Ayrıca özel adların manalar olmadan, doğrudan gönderimde bulunabileceğini savunur. Mesela “Aristoteles” adı eski Yunandaki meşhur filozofa gönderme yapar ancak bunu illa bir mana ile bilmemiz gerekmez. “Aristoteles” ismini o şahsa kim isim olarak vermişse onun kullanımının nesilden nesile aktarımı ile bu isim bize ulaşmış, biz de bu kullanım geleneği üzerinden o ismi kullanarak Aristoteles’e gönderimde bulunmuş oluruz. Kripke’ye göre “Büyük İskender’in filozof hocası” gibi betimlemeye dayalı bir mana Aristoteles’in anlamına ait bir unsur olsaydı, bütün mümkün durumlarda Aristoteles’in bir özelliği olarak bulunması gerekirdi. Ancak Aristoteles’in Büyük İskender’in hocası olması tarihte gerçekleşmişse de mümkün bir durumdur, birtakım engeller çıksaydı Aristoteles İskender’e hocalık yapamayacaktı. Dolayısıyla Aristoteles’in Büyük İskender’in hocası olması bir zorunluluk taşımaz. Başka bir deyişle, Aristoteles’e gönderme yapabileceğimiz ama Aristoteles’in Büyük İskender’in hocası olmadığı mümkün durumlardan bahsedebilmekteyiz.

Bu ve başka bazı sebeplerle Kripke’ye göre mana, özel adların anlamına ait bir unsur değildir ve özel ada ilişkin bir tanım vermez. Ancak betimlemeye dayalı manalar özel isimlerin gönderimlerini bilfiil belirlemek (reference fixing) için kullanılabilir. “Büyük İskender’in filozof hocası” tabiri bu dünyada tek bir kişiye gönderme yapar o da Aristoteles’tir. Betimlemenin bu şekildeki kullanımı, “Aristoteles” isminin bir manasını vermek için değil neye gönderimde bulunduğunu belirlemek içindir. Kripke, “Aristoteles” gibi özel adların Aristoteles’in var olabileceği bütün mümkün durumlarda Aristoteles’e gönderim yapması gerekliliğinin altını çizer. Bu sebeple de özel adların “rigid designator” olduğunu söyler. Bu terimin Türkçe’deki en iyi çevirisi belki de zorunlu imleyici terimidir.[4] Zorunlu imleyici mümkün olan her durumda (i.e., bütün mümkün dünyalarda) aynı nesneye gönderimde bulunur. Kripke’nin “non-rigid designator” dediği ve olumsal imleyici olarak çevrilen terim ise sadece bilfiil olan bu dünyada aynı nesneye gönderimde bulunur, diğer mümkün dünyalarda gönderim yaptığı nesne değişebilir. Örneğin “Büyük İskender’in hocası” olumsal bir imleyicidir çünkü bu dünyada Aristoteles’e gönderimde bulunmasına rağmen başka bir mümkün dünyada sözgelimi Platon’a da gönderim yapabilir. Kısaca, “Büyük İskender’in hocası” betimlemesi Aristoteles’in var olduğu her mümkün dünyada ona gönderimde bulunmaz (Kripke, 1993, I-II. Bölüm, 22-105).

Mananın isimlerin anlamında etkili bir unsur olduğunu savunan görüş Wittgenstein, Searle gibi filozoflar tarafından geliştirilmiştir.[5] Bu görüşe göre, “Aristoteles” ismi sadece “Büyük İskender’in filozof hocası” gibi tek bir mana ile ilişkili değildir. “Falanca kişinin oğlu”, “Antik Yunan’da Lise’nin kurucusu”, “Nikomekos’un Etiği” kitabının yazarı vb. birçok mana ile ilişkilendirilebilir. Bu manalar tek tek Aristoteles’in anlamının belirlenmesinde etkili olmayabilir. Zira Kripke’nin işaret ettiği gibi “Aristoteles” isminin anlamını Aristoteles Büyük İskender’e hocalık yapmış olmasaydı bile kavrayabilirdik. Ancak bu manaların hiçbiri dikkate alınmayacak olursa “Aristoteles” ismi bize hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Dolayısıyla özel adların o adlarla ilişkili olan manaların tamamının değilse bile büyük çoğunluğunun o adların anlamının belirlenmesinde etkili olduğunu savunmaktadır bu görüş. Kripke’ye göre ise bu görüş de problemlidir çünkü özel adlar kendilerine iliştirilen manaların hepsinin yok olduğu mümkün durumlarda bile anlamlıdırlar ve bu yüzden özel adların anlamını sadece gönderimde bulundukları şeyler verir.     

Teleskop örneğine tekrar dönecek olursak, Frege anlamla ilgili durumu teleskopun merceğine kadar götürür. Mercekten sonrası yani insanın o görüntüyü algılaması, zihninde hayal etmesi ve kavramsallaştırması[6] anlamla ilgili değil, insanların şahsi anlayışlarıyla ilgili durumlardır. Zira insanların zihni durumları kendilerine özel olup sübjektiftir. Bu yüzden herkes için ortak olan zihin durumlarından bahsetmek epeyce güçtür. Oysa anlam, “aynı anlamı kast emek”, “aynı anlama gelmek”, “aynı anlamda mutabık kalmak” gibi tabirlerle ifade ederken söylemeye çalıştığımız gibi objektif ve insanlar arasında ortak bir hususiyete sahipmiş gibi görünüyor. Bu gerekçeyle Frege anlamı zihnin dışına yerleştirir ve anlamın mana ve gönderim gibi iki temel yönünün olduğunu savunur. Kripke’nin manayı anlamın bir boyutu olarak değil de gönderimde bulunmanın bir yolu olarak değerlendirdiğini de yukarıda ifade etmiştik. Kripke’ye göre özel adların gönderim yaptıkları nesneler o adların anlamını verir. Her halükârda, Frege ve Kripke’nin anlamın doğasına dair dile getirdikleri yaklaşımlar, dil ile dış dünya arasında bir bağ olduğunu varsayar.

Ancak bu varsayımın herkes tarafından paylaşılmadığını da vurgulamak gerekiyor. Günümüzde Naom Chomsky anlamın zihnin içinde olduğunu savunan önemli filozoflardandır. Chomsky’e göre dil ile zihin dışı dünya arasında ilişki kurmak dilin ve anlamın doğasını anlamak için gerekli değildir. Kişi özel adları dış dünyadaki belli nesnelere gönderimde bulunmak için kullanılabilir elbette ancak bu kullanım özel adların anlamını belirleme noktasında bize yardımcı olmaz. Anlam öncelikli olarak zihinde beliren bir olgudur. Chomsky şöyle bir düşünce deneyi yapar. Jones ve J gibi iki ikiz kardeş düşünelim. Jones normal bir toplum içinde yaşıyor olsun, J ise tamamen sanal deneyime maruz kaldığı bir ortamda bulunsun. Ama bu kardeşlerin her ikisi de hayatları boyunca aynı deneyimleri yaşasınlar. J bir gün, içinde bulunduğu sanal dünyadan çıkıp Jones’un yaşadığı topluma katılsa o toplumdakiler J’yi Jones olarak tanımakta zorlanmayacaklardır. Dolayısıyla anlamın ne olduğu konusundaki tartışmada zihin dışı dünyayı işe karıştırmanın bir gereği yoktur (Chomsky, 1995, 53–54).

Noam Chomsky (1928-….)

Chomsky’nin bu yaklaşımı dillerin doğası hakkındaki çalışmalarına bağlanabilir. Ona göre bir çocuğun öğrenmiş olduğu çok az kelimeyle hiç duymadığı cümleleri kendi başına kurabilmesi, sınırlı bir kelime hazinesinden sayılamayacak kadar çok yeni ifadeler üretmesi etkileşimde olduğu sosyal veya doğal çevre ile açıklanamaz. Çocuğun sembolleştirmeye dayalı dilsel yapıya yatkınlığı olan ve doğuştan gelen bir zihin fakültesi olmalıdır. Dilin ve anlamın doğasını anlamak için öncelik bu zihni fakültenin incelenmesine verilmelidir (Chomsky, 1968; Chomsky, 2000).

Her halükârda, Frege’nin yaklaşımıyla temelleri atılan anlam meselesi 20. yüzyılda çok farklı açılardan incelenmiş ve birbirinden farklı pek çok yaklaşımı doğurmuştur. Anlam, bize çok bilindik gelen, ama üstüne eğildikçe farklı farklı katmanlarını ve boyutlarını görmeye başladığımız çok derin bir şey. Umarım özel adların anlamı hakkında yaptığımız kısa ufuk turu bu derinliği görmeye az çok yardımcı olur. Bundan sonra belki “Bunun anlamı nedir?” gibi sorular sorduğumuzda bu tür soruların hiç de sanıldığı kadar açık sorular olmadığını dikkate alırız.

Anahtar Terimler: anlam, mana, gönderim, ide, eş-gönderimli terimler, gönderimi belirlemek, belirli betimleme, zorunlu imleyici, olumsal imleyici


Dipnotlar

  • [1] “a=a” ifadesi deney ve gözleme başvurmadan bilinir ki bu tarz bilmeye a priori bilgi denir; ayrıca yüklem kavramı özen kavramıyla aynıdır, yani özne kavramına dahildir ki bu linguistik özelliğe sahip önermeye analitik önerme denir.
  • [2] “a=b” ifadesi deney ve gözleme başvurarak bilinmektedir ki bu tarz bilmeye de a posteriori bilgi denir; ayrıca yüklem kavramı özne kavramıyla aynı değildir ve özne kavramı tarafından da içerilmemektedir ki bu linguistik özelliğe sahip önermeye sentetik önerme denir.
  • [3] Mevcut Türkçe literatürde Frege’nin bahsi geçen terminolojisi için yapılmış önerileri şöyle özetlemek mümkün: 1) “Bedeutung”: “gönderge”, “Sinn”: “anlam”, “Vorstellung”: “ide” (İnan, 41, 43) & 2) “Bedeutung”: “yönletim”, “Sinn”: “anlam”, “Vorstellung”: “ide” (Elkâtip, 8-9) & 3) “Bedeutung”: “yönletim”, “Sinn”: “anlam” (Denkel, 24) & 4) “Bedeutung”: “gönderim”, “Sinn”: “anlam”, “Vorstellung”: “öznel tasarım” (Gözkân, 49-50) & 5) “Bedeutung”: “gönderim”, “Sinn”: “duyum”, “Vorstellung”: “ide” (Özdemir, 52-55) & 6) “Bedeutung”: “gönderge/gönderim”, “Sinn”: “anlam” (Yavuz, 517). Ayrıca “mana” kelimesi klasik İslam kültüründe zihindeki anlam için de kullanılır, “mefhum” terimi de zihindeki kavramlara tekabül eder.
  • [4] Çeviri İlhan İnan’ın önerisidir. Ayrıca İnan, “non-rigid designator” terimini de “olumsal imleyici” şeklinde çevirmiştir (İnan, 93).
  • [5] Detay için bakınız: (Wittgenstein, 1953, § 79), (Searle, 1958).
  • [6] Frege’nin bu kısmı “Vorstellung” bizim de “ide” terimleriyle ile ifade ettiğimizi hatırlayalım!

Referanslar ve İleri Okumalar:

  • Chomsky, Noam. (1995). “Language and Nature,” Mind, 104: 1–61.
  • Chomsky, Noam. (1968). Language and Mind. New York: Hartcourt Brace & World Inc.
  • Chomsky, Noam. (2000). New Horizons in the Study of Language and Mind. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Denkel, Arda. (1989). “Frege’nin Dil Felsefesi: Ana Çizgiler,” Felsefe Tartışmaları, 5: 24-46.
  • Frege, Gottlob. (1892). “Über Sinn und Bedeutung,” Zeitschrift für Philosophie und philosophische Kritik, 100: 25–50.
  • Frege, Gottlob. (1948). “On Sense and Reference.” M. Black (İng.’e çev.). The Philosophical Review, 57 (3): 209-230.
  • Frege, Gottlob. (1989). “Anlam ve Yönletim Üzerine.” Elkâtip, H. Şule. (Tr.’ye çev.). Felsefe Tartışmaları 5: 7-23.
  • Frege, Gottlob. (2019). Fonksiyon ve Kavram. Özdemir, Mustafa. (Tr.’ye çev.). İstanbul: Külliyat Yayınları.
  • Frege, Gottlob. (2014). Aritmetiğin Temelleri. Gözkân, H. Bülent. (Tr.’ye çev.). İstanbul: YKY.
  • İnan, İlhan. Dil Felsefesi. (Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2649).
  • Kripke, Saul. (1993). Naming and Necessity. 8. Baskı. Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Kripke, Saul. (2005). Adlandırma ve Zorunluluk. Açıl, Berat. (Tr.’ye çev.). İstanbul: Litera Yayıncılık.
  • Morris, Michael. (2017). An Introduction to Philosophy of Language. 11. Basım. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Wittgenstein, Ludwig. (1953). Philosophical Investigations. G. E. M. Anscombe. (İng.’e çev.). New York: MacMillan.
  • Wittgenstein, Ludwig. (2017). Felsefi Soruşturmalar. Barışcan, Haluk. (Tr.’ye çev.). 4. Basım. İstanbul: Metis Yayınları.
  • Searle, John R. (1958). “Proper Names,” Mind 67: 166-73.
  • Yavuz, Alper. (2018). “Frege’nin Özel Ad Kuramındaki Sonsuz Gerileme Sorunu”, VIII. Mantık Çalıştayı Kitabı. Kamer, Vedat ve Ural, Şafak. (ed.). İstanbul: Mantık Derneği Yayınları, 513-527.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Frege’in Bilmecesi ve Kelimelerin Anlamları - Graham Seth Moore

En Güncel Haberler Analitik Felsefe