Mill’in Fayda İlkesinin İspatı – Dale E. Miller

/
225 Okunma
Okunma süresi: 25 Dakika

Mutluluğun değerli olduğu aşikâr görülebilir. Peki mutluluk, başka bir şeyi elde etmenin bir aracı olmanın aksine kendisi olarak değerli olan tek şey midir?

19. yüzyılda yaşamış olan faydacı [1] filozof John Stuart Mill (1806-1873) bunun böyle olduğunu savunmaktadır. Mill’in bu argümanı pek iyi bir şöhrete sahip değildir zira bazı eleştiriler bu argümanın çok bariz hatalar içerdiğini iddia eder. Bu yazıda bu eleştirilerin haklı olup olmadığı incelenecek.

1. Mill’in Fayda İlkesi

Mill’in kendisi olarak değerli olan tek şeyin mutluluğun olduğu iddiasına verdiği isim “fayda ilkesi”dir.

Mill bu iddiayı faydacılık (utilitaryanizm) olarak adlandırılan ahlak teorisini tartışırken ortaya atmıştır. En basit haliyle faydacılık, eylemlerin uzun vadede dünyadaki toplam mutluluk miktarını yükseltecekse doğru olduğunu, aksi takdirde yanlış olduğunu söyler.[2]

Ancak Mill’in fayda ilkesi doğrudan eylemlerin ahlaklılığı ile değil neyin amaç olarak arzulanacağı ile ilgilidir.[3] Burada genelde fark edilmeyen nokta şudur: bu, Mill’in faydacılığının temelidir, faydacılık teorisinin kendisinin değil.[4]

2. İspat

Mill’in bugün “ispat” olarak adlandırılan bu argümanı onun Faydacılık metninin dördüncü bölümünde görülür. Ancak buna “ispat” denmesi yanıltıcı olacaktır zira Mill, sunduğu çıkarsamaların sistemli bir akıl yürütme olmadığını kabul eder.[5]

Mill’in argümanı, her biri farklı bir iddiayı ortaya koymayı amaçlayan üç adımdan oluşmaktadır:

    1. Mutluluğun bir amaç olarak arzulanması.

    2. Genelin mutluluğunun bir amaç olarak arzulanması.

    3. Mutluluk dışında hiçbir şeyin amaç olarak arzulanamaması.

Mill bu üç iddiayı bir araya getirerek fayda ilkesini oluşturmaktadır.

2.1. İlk Adım: Mutluluğun Bir Amaç Olarak Arzulanması

İlk adımda Mill şunları yazar:

Bir objenin görülebildiğini ispatlayan tek şey, insanların onu gerçekten görmesidir. …Aynı şekilde, … herhangi bir şeyin arzulanan olduğunun tek delili … insanların onu gerçekten arzu etmesidir.

Bu adıma yöneltilen eleştirilerden biri, Mill’in kullandığı “görülebilen” (visible) kelimesinin “görülmeye müsait olan” (capable of being seen) anlamına gelmesine karşın bir şeyin “arzulanan” (desirable) olarak adlandırılmasının onu arzulayabileceğimiz değil, arzulamamız gerektiği anlamına geldiği gerçeğini göz ardı etmesidir. Bir şeyi gerçekten yapıyor olmamız onu yapabildiğimizi gösterse de yapmamız gerektiğini göstermez.[6]

Ancak Mill’in “ispat” kelimesinden “delil” * kelimesine geçişine dikkat edin. Herkesin aslında mutluluğu arzuladığı gerçeği, mantıksal olarak bunu yapmalarını gerektirmese bile yine de bunun için bir delil olabilir. Mutluluk eğer arzulanan değilse bütün insanlık büyük bir hata yapmıştır ki bu da mantıksız durmaktadır.[7]

2.2. İkinci Adım: Genelin Mutluluğunun Bir Amaç Olarak Arzulanması

Mill, aynı paragrafta ikinci adıma giriş yapar:

Genelin mutluluğunun neden arzulanabilir olduğuna dair her bir kişinin kendi mutluluğunu arzulaması dışında hiçbir sebep gösterilemez.

Başka bir yerde de bu adımı devam ettirir: 

A’nın mutluluğu bir amaçsa B’nin mutluluğu da bir amaç olacaktır. B’nin mutluluğu amaçsa C’nin mutluluğu da amaç olacaktır vs. Bütün bu amaçların toplamı da açıkça, bir amaç olmak zorundadır. [8]

Bazı eleştirmenler Mill’in “bileşim safsatası”na düştüğünü söyler; bu safsata, bir topluluğun üyeleri bir özelliğe sahip olduğu için topluluğun da o özelliğe sahip olmak zorunda olması durumudur.[9] Örneğin bir elma küreseldir fakat bir kilo elma bütün olarak küresel değildir. Ancak her zaman olmasa da bazen, topluluklar üyelerinin sahip olduğu özelliklere sahiptir. Eğer bir altın külçesinin ağır olduğunu biliyorsam, bu külçelerden oluşan bir paletin de ağır olacağı sonucuna varırsam kötü bir mantık yürütmüş olmam.

Bazen güzel şeyleri birleştirmek kötü bir şey ortaya çıkarabilir, mesela bir pizzanın üzerine sıcak bir çikolata sosu dökmek gibi… Ancak ekseriyetle, değerli şeylerden oluşan bir topluluk da değerlidir; bu da aslında, eşyaların doğasına, değerlerine ve tabii ki topluluğa bağlıdır.

Sonuç olarak açıkça söylenebilir ki Mill’e göre, eğer her insanın mutluluğu değerliyse, daha fazla mutluluk içeren bir dünya, diğer koşullar eşit olduğunda, daha az mutluluk içeren bir dünyadan daha iyidir.

2.3. Üçüncü Adım: Mutluluk Dışında Hiçbir Şeyin Amaç Olarak Arzulanamaması

Üçüncü adımda Mill, mutluluğun kendisi için arzuladığımız tek şey olduğunu iddia eder. Bu da demektir ki mutluluk, kendi başına arzu edilirliğine dair delilimiz olan tek şeydir.

Biri çıkıp diğer şeylerin de kendi başına değerli olduklarını söyleyeyerek Mill’e meydan okuyabilir. Öyle görülüyor ki Mill’in stratejisi insanlara, ortak dilde, mutluluktan farklı gördükleri şeyleri kendi iyilikleri için arzuladıklarını kabul ettirmektir.[10] Başlıca örneği erdemli olmaktır; insanlar erdemi, ancak kendilerine mutluluk getiriyorsa arzularlar. Eğer ki erdem birinin mutluluğunu kısmen oluşturuyorsa, o zaman onu “mutluluğunun bir parçası” olarak arzular. Dolayısıyla “gerçekte mutluluk dışında arzulanan hiçbir şey yoktur.”[11]

Ancak şimdi bir tutarsızlık ortaya çıkmakta: Mill, mutluluğu “haz” olarak veya “acının yokluğu” [12] olarak tanımlıyor; o hâlde erdem, mutluluğumuzun bir parçası olabilir mi? Erdem ≠ Haz. [13]

Cevabı Mill’in erdem gibi bir şeyin nasıl mutluluğumuzun bir parçası olabileceğine dair açıklamasında bulabiliriz. Ona göre erdemli davrandığımızda başkaları tarafından daha iyi muamele görme deneyimi erdem ve haz arasında zihinsel bir bağlantı kurmamızı sağlayabilir. Erdemi haz ile ilişkilendirdiğinde ve buna dair bir farkındalık ya da bir bilinçlilik durumu içine girildiğinde; erdem, kişi için haz verici hâle gelir.

O hâlde bir amaç olarak arzulanan şey erdemin kendisi değil, sonucunda edinilecek olan hazdır. Eğer kastettiği buysa Mill, dışarıdan öyle görünseler bile, insanların erdemi yalnız erdemin kendisi için arzuladığı düşüncesine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Bu insanların dışarıdan neden öyle göründüğünü de açıklar: onların zihinlerindeki erdem ve haz ilişkisi, yalnızca daha iyi muamele görmek için erdemli olmayı isteyen insanlarda olan erdem ve haz arasındaki ilişkiden çok daha yakın bir ilişki hâline gelmiştir.[14]

Mill’i bu şekilde okuyarak erdemin mutluluğumuzun bir parçası hâline gelmesini ya da onu bir amaç olarak arzulamamız hakkındaki sözlerini tam anlamıyla açıklıyor olmasak da mutluluğu kendisi için arzuladığımız tek şey olarak kabul ettiğini açıkça söyleyebiliriz.

3. Sonuç

Belki de Mill’in ispatı basit, bariz hatalar içermiyordur; en azından böyle olduğunu iddia eden eleştirilere karşı verebileceği bazı yanıtları var denilebilir. Mill’in argümanının nihai olarak başarılı olup olmadığına karar vermek ve bu ilkeden faydacı ahlaka ulaşmak için çok daha fazla araştırmaya ve çalışmaya ihtiyaç var. Ancak yine de bu sebeplerle onu hemen silip atmamalıyız.[15]


Çevirmen Notu:

“ispat” kelimesi metnin orjinalinde “proof” ve “delil” kelimesi de “sole evidence” olarak geçmektedir. Metinde aktarılmaya çalışılanı en iyi şekilde vermek için bu şekilde çevrildi.


Notlar

  • [1] Mill 1969 [1861], 234–9.
  • [2] Spesifik olarak bu, bazen “klasik davranış faydacılığı” olarak tanımlanan, teorinin en basit hâli için doğrudur.
    Faydacılığın diğer bazı versiyonları mutluluğu maksimize etme gerekliliğini farklı şekilde uygulayabilir. Örneğin, kural faydacılığı, eylemlerin doğru ya da yanlış olmasının, genel tarafından benimsenmesi mutluluğu en üst düzeye çıkaracak kurallar dizisi tarafından izin verilip verilmeyeceğine bağlı olduğunu söyler. Dolayısıyla, mutluluğu maksimize etme kriterini doğrudan kurallara ve sadece dolaylı olarak, kurallar aracılığıyla, bireysel eylemlere uygular.
    Mill’in faydacılığın hangi versiyonunu kabul ettiği konusunda tartışmalar sürmektedir.
  • [3] Brown (1973).
  • [4] Oluşabilecek herhangi bir karışıklığı önlemek adına ekleme yapmak gerekirse, diğer düşünürler (Mill’in çağdaşları ve ondan öncekiler) “fayda ilkesi”ni eylemleri neyin doğru, neyin yanlış yaptığını tanımlamak için kullanıyorlardı. Bu ve Mill’in ilkenin hiçbir zaman resmi bir tanımını sunmadığı gerçeği göz önüne alındığında, profesyonel felsefecilerin bile bu konuda sık sık takılıp kalması şaşırtıcı değildir. Mill bir noktada “En Büyük Mutluluk İlkesi”ne atıfta bulunmaktadır ve bunun eylemlerin ahlaklılığına ilişkin bir ilke olmasını amaçlamış olması mümkündür, ancak eğer öyleyse bunun fayda ilkesinden farklı olduğunu ve ona dayandığını düşünmektedir.
    Bu, Mill için biraz özensiz görünse de Mill’in sadece felsefe profesörleri ve hatta felsefe öğrencileri için değil, çok geniş bir kitle için yazdığını unutmamak gerekir. “İspatını” içeren makale ilk olarak popüler bir dergide yayınlandı. Dolayısıyla okunabilirlik için bazı hassas dokunuşlardan feragat etmiştir.
  • [5] Mill bu noktayı Bölüm 1’de şöyle ifade etmektedir:
    “Nihai amaçlara ilişkin sorular doğrudan ispata uygun değildir. İyi olduğu kanıtlanabilen her şey, kanıt olmaksızın iyi olduğu kabul edilen bir şeyin aracı olduğu gösterilerek öyle olmalıdır. Tıp sanatının iyi olduğu, sağlığa katkıda bulunmasıyla kanıtlanır; ama sağlığın iyi olduğunu kanıtlamak mümkün müdür? Müzik sanatı, diğerlerinin yanı sıra, zevk verdiği için iyidir; ama zevkin iyi olduğuna dair hangi kanıtı vermek mümkündür? O halde, kendi içinde iyi olan her şeyi içeren kapsamlı bir formül olduğu ve bunun dışında iyi olan her şeyin bir amaç olarak değil, bir araç olarak iyi olduğu iddia edilirse, bu formül kabul edilebilir ya da reddedilebilir, ancak o, genel olarak ispattan anlaşılan şeyin konusu değildir. Bununla birlikte, formülün kabul ya da reddinin kör bir dürtüye ya da keyfi bir seçime bağlı olduğu sonucunu çıkarmamalıyız. İspat kelimesinin daha geniş bir anlamı vardır, bu sorun, felsefenin tartışmalı sorunlarından herhangi biri kadar o geniş anlamına uygundur. Konu rasyonel yetinin kavrayış alanı içerisindedir ve bu yeti de konuyla yalnızca sezgi yoluyla ilgilenmez.  Aklın doktrine onay vermesini ya da vermemesini belirleyebilecek düşünceler sunulabilir ve bu kanıtlamaya eşdeğerdir.”
  • [6] Yirminci yüzyılın başlarında yaşamış filozof G. E. Moore (1873-1958) bu itirazı şu şekilde dile getirmiştir:
    “Pekâlâ, bu adımdaki hata çok açık ve Mill’in bunu görememiş olması çok şaşırtıcı. Gerçek şu ki, ‘arzulanan’, ‘görülebilir’in ‘görülmeye müsait olan’ olması gibi ‘arzulanmaya müsait olan’ demek değildir. ‘Arzulanan’, basitçe ‘arzu edilmesi gereken’ veya ‘arzu edilmeyi hak eden şey’ anlamına gelir.” (Moore 1903, 67).
  • [7] Mill, Utilitarianism‘in 2. Bölümünde çok benzer bir hamle yapar ve burada iki zevkten hangisinin daha kaliteli olduğunu belirlemenin tek yolunun her ikisini de deneyimlemiş insanların yargılarına başvurmak olduğunu savunur. (Mill 1969, 210–4)
  • [8] Mill 1972, 1414.
  • [9] Örneğin, bkz: Mackenzie 1901, 218–20.
  • [10] Mill 1969, 235.
  • [11] Mill 1969, 235–7.
  • [12] Mill 1969, 210.
  • [13] Mill’in -görünüşte- mutluluğumuzun parçası olan şeylere örneklerinden bir diğeri de paradır ancak erdemin aksine bazı insanların parayı mutluluğunun parçası hâline getirmesinin talihsizlik olduğunu söyler. Moore argümanın bu adımını eleştirirken bu örneğe atıfta bulunur:
    “Mill, paranın, kendi içinde ve kendisi için arzulandığını kabul ettiği bu gerçek paraların, hazzın ya da acının yokluğunun bir parçası olduğunu mu söylemek istiyor? Bu paraların bizzat zihnimde olduğunu ve aslında hoş duygularımın bir parçası olduğunu mu iddia edecek? Eğer bunu söyleyecekse bütün kelimeler anlamsızdır: hiçbir şeyi hiçbir şeyden ayırt etmek mümkün olmaz, eğer para ve mutluluk birbirinden farklı değilse dünyadaki hiçbir şey birbirinden farklı olamaz.” (Moore 1903, 71–2).
  • [14] Para örneği burada neyden bahsedildiğini anlamak için yardımcı olabilir çünkü Mill, onunla aynı sürecin gerçekleşebileceğini düşünmüştür.
    Başlangıçta parayı sadece istediğimiz şeyleri satın almak için kullanabileceğimiz için arzularız. Ancak bazı insanlarda bu durum para ile haz arasında zihinsel bir ilişki kurulmasına yol açar, öyle ki sadece paralarını düşünmek bile onlara haz verir. Cimriler söz konusu olduğunda, bu ilişki o kadar güçlenir ki, çok önemli şeyler için bile para harcamaya dayanamazlar; paraya sahip olmanın verdiği haz, onu kullanmanın verdiği hazdan çok daha büyük hale gelmiştir. 
    Mill, bu ilişkiyi kuran insanların parayı mutluluklarının bir parçası haline getirdiklerini ve bu şekilde arzuladıklarını söyleyecektir, ancak bu oldukça gevşek bir ifadedir. Açıkça söylemek gerekirse Mill, cimrilerin bile parayı kendi iyiliği için arzulamadıklarını söyleyecektir. Kendi iyiliği için arzuladıkları şey, paraya sahip oldukları bilgisinden aldıkları hazdır. Mutluluklarının bir parçası da bu hazdır, paranın kendisi değil. Asıl mesele, para ve mutluluğun bu tür insanlar için, parayı sadece bir şeyler satın almanın bir yolu olarak gören insanlara kıyasla çok daha yakından bağlantılı olmasıdır.
    Mill bu bağlamda para ile erdem arasında önemli bir farklılık olduğunu düşünür. İnsanlardan erdemli olmak ile haz arasında bir ilişki kurmalarını istersek bu, onları motive ederek daha mutlu bir toplumun oluşmasını sağlayacaktır. Tersine, zevk ve para arasındaki bu tür bir ilişki patolojiktir. Toplum, parayı yalnızca bir araç olarak görürse daha mutlu olacaktır.
  • [15] “Mill’in fayda ilkesi argümanı, Miller 2010, 31–53”da daha detaylı bir tartışmasını sunmaktayım.

Referanslar

İleri Okuma


Dale E. MillerMill’s Proof of the Principle of Utility, (Erişim Tarihi: 01.07.2022)

Çevirmen: Arda Batın Tank

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Akıl Tutkuların Kölesidir: Hume’un Akıl ve Arzu Çatışması Üzerine Yaklaşımı – Daniel Weltman

Sonraki Gönderi

Veganlık Savunusu Ne İşe Yarar? – Berk Efe Altınal

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü