Fizikselcilik Neden Yanlıştır? – Grant Bartley

Grant Bartley, zihnin fiziksel bir şey olduğunu söylemenin dilin yanlış kullanımından ibaret olduğunu savunuyor.

//
180 Okunma
Okunma süresi: 18 Dakika

İçinde bulunduğumuz maddeci çağda, bedenlenmiş (embodied) düşüncenin doğasını tanımlamaya ilişkin en kabul gören girişim, fizikselcilik olarak adlandırılan girişimdir (Fizikselcilik’in maddecilik diye adlandırılan başka bir çeşidi de vardır. Ancak ben bu iki terimi birbirlerinin yerine kullanacağım). Fizikselcilik’in birçok farklı versiyonu vardır, ama en temelde şunu söyler: zihinsel olduğunu söylediğimiz her şey -hisler, düşünceler, fikirler, tüm deneyimler- tamamen fiziksel şeylerdir; maddeden, enerjiden ve fiziksel süreçlerden oluşurlar. Peki böylesi bir fikir mantıklı mı? Zihnin içeriğinin fiziksel olduğunu söylemek anlamlı bir çıktı verir mi? Benim için, hayır.

İlkin söyleyeceğim şu: zihnin doğasının nasıl tanımlanacağına ilişkin tartışma, temelde, bu tartışmayı yapmanın uygun dilinin ne olduğu tartışmasıdır. Bu, tartışmanın önemsiz ya da mızmızcı görünmesine neden olsa da durum öyle değildir. Çünkü, ilkin, zihin üzerine söyleyeceğimiz her şey, gerçekliğin doğasına ilişkin anlayışımız için temel teşkil eder; dolayısıyla zihnin doğasını net bir şekilde tanımlamak önemsiz değil, tersine hayati önemdedir. İkinci olarak, doğru dili kullanmak, bir şeyi doğru şekilde tanımlamakla yanlış şekilde tanımlamak arasındaki farkı yaratan şeydir. Ve zihni “fiziksel” olarak tanımlamanın zihin hakkında konuşmanın fena hâlde yanlış bir yolu olduğunu ve bu şekilde konuşulduğu müddetçe metafiziğin geri planda kalacağını söylemek istiyorum. Aslında, savunacağım şey de şu olacak: insanların fizikselciliğe inanabilmelerinin tek nedeni, ya onun temel fikirlerinin gerçekte ne anlama geldiği konusunda yeterince düşünmemiş olmalarıdır, ya da “fiziksel” terimini o kadar kesin olmayan şekilde kullanıyorlardır ki, terim anlamsız hâle geliyordur.

Kumdan Beyinler

Bilimsel farkındalığa sahip bir düşünür olarak, dünyanın birçok yönden titiz bir maddi makine gibi olduğunu fark edeceksiniz: fiziksel olaylar fiziksel olaylara sebep olur ve fiziksel evren bu şekilde işine devam eder. Fizikselciler tüm olayların önceki fiziksel olayların nedensel zinciriyle tamamen açıklanabileceğini söyler. Kuantum fiziğinin keşfine kadar bilimsel dünya görüşü kabaca böyleydi. Ancak artık biliyoruz ki atom altı düzeydeki bazı olaylar onları gözlemleyen gözlemci bir zihnin olup olmamasından etkilenir.

Beyin fiziksel bir nesne olarak ele alındığı sürece, beynin farklı fonksiyonları, elektrokimyasal süreçler vb. ile açıklanabilir. Ama, fizikselciler daha da ileri gidiyor ve -kuantum mekaniğini hiçe sayarak- bilim insanları fiziksel dünyada olup bitenlere tamamen fiziksel açıklamalar getirebildiklerine göre, dünyayı açıklarken fiziksel olmayan hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığı gibi bu büyük makinenin nasıl çalıştığına dair açıklamalarımızda da fiziksel olmayan hiçbir şeye yer olmadığını iddia ediyorlar. Dolayısıyla diyorlar ki her şey fiziksel olmalı, tecrübeler ve zihin de dahil.

Bu düşüncenin en ekstrem hâli ise eleyici maddecilik. O da diyor ki, farklı farklı zihinler ya da tecrübeler yoktur, yalnızca beyinler ve onların fiziksel fonksiyonları vardır.

Az önce de ifade ettiğimiz gibi, bu saçma bir öğreti. Düşünüldüğü gibi doğru olsaydı, herhangi bir şeyi deneyimleyemezdiniz (örneğin şu an deneyimlediğinizi de) ve bu öğretiyi benimseyen kişiler de kitaplarını akılsızca yazan zihinsiz zombiler ya da otomatlar olduklarını iddia etmelilerdi. Deneyimin bir yanılsama olduğunu söylemek bile, bir deneyim “yanılsaması”nın kendisinin de hâlâ bir deneyim olduğu gerçeğini görmezden gelir; ve bir deneyimin var olması için gerekli olan tek şey -onun doğası veya nedeni hakkında söylenebilecek başka ne olursa olsun- deneyimin deneyimlenmiş olmasıdır.

Tabii, aklı başında bir maddeci şöyle diyebilir: “Deneyime sahipsin tamam, fakat ‘beyin fonksiyonlarına ilave bir şey olarak deneyim’ üstüne konuşmak, yine, basitçe bir beyin fonksiyonudur. İşin sonunda, elde sadece beynin fiziksel fonksiyonu vardır ve deneyim de bu beyin fonksiyonudur.” İddianın bu şekli, genelde indirgemeci maddecilik olarak isimlendirilir ve indirgemeci maddecilik de şunu söyler: bilim önünde sonunda bütün zihinsel fonksiyonları, aynen beyinsel fonksiyonları açıkladığımız şekilde açıklayabilecektir.

Ancak ben bu fikrin mantıklı olmadığını, çünkü deneyimlerin beyin fonksiyonu olarak tanımlanmaması gerektiğini söyleyerek karşı çıkabilirim. Bunun nedeni, deneyim mevzusunun yalnızca beyinden ve beyin faaliyetinden belirgin bir şekilde farklı olan nitelikler aracılığıyla belirlenebilir olmasıdır. Gerçekten de, eğer zihin beyinden belirgin bir şekilde farklı bir şey olmasaydı, “zihin” gibi ondan farklı olan bir kavram asla doğmazdı.

Bu karşı çıkışımın haklı olduğunu göstermeme izin verin.

Bu iki terimin anlaşılması için “zihinsel” ve “fiziksel” terimlerinin birbirlerinden farklı anlamları olduğunun kabul edilmesi gerekir. Örneğin, duyduğunuz seslere ilişkin deneyiminizi, işitme deneyimini katalize etmek için havada uçuşan moleküllerin titreşimiyle aynı türden bir şey olarak düşünmezsiniz, hatta ses deneyimini oluşturmaktan sorumlu beyin hücrelerinin faaliyetini bile. Birinin zihinsel ve diğerlerinin fiziksel olduğunu görebilirsiniz. Ve sanırım çoğu insan “zihinsel” ile “fiziksel”i birbirinden ayırırken, bu kelimelerin, dünyanın net şekilde farklı özellikler gösteren farklı yönlerine atıfta bulunduğunu kabul ediyor. Yani, indirgemeci fizikselcinin, sadece fiziksel beyinle ilgili şeylerin var olduğuna yönelik iddiası, düşüncelerin fiziksel şeylerden belirgin bir şekilde farklı özelliklere sahip olduğu gerçeğinin inkârı anlamına gelir. Ancak açık ki, farklı özelliklere sahipler. Fizikselcileri buna yerinde gerekçelerle karşı çıkmaya davet ediyorum.

Dahası, bu fizikselciler, şimdi cesurca deneyimlerden önünde sonunda tamamen fiziksel terimlerle bahsedilebileceğini iddia etseler de, iş bunun nasıl yapılacağını göstermeye geldiğinde bile büyük bir zorluk çekiyorlar. Ben bunun yapılamayacağını iddia ediyorum, çünkü deneyimler, net bir şekilde, fiziksel şeyler değillerdir. Bu nedenle, fizikselcileri şu konuda da yanıldığımı göstermeye davet ediyorum: spesifik tek bir deneyim, nasıl olup da beyin fonksiyonlarıyla sadece ilişkili olmakla kalmayıp beynin diğer fonksiyonlarındakilerle tamamen aynı terimlerle beyinsel bir fonksiyon olarak tanımlanabilir?

Maddecilik/Fizikselcilik’in Diğer Yorumları

Maddeciliğin başka bir hâli, nitelik maddeciliği ya da nitelik düalizmi olarak adlandırılır. Bu da diyor ki: deneyimler beyinlerin nitelikleridir; bu durum, aynı fiziksel bir cismin bazı nitelikleri olması gibidir (örneğin bir plaj topunun küresel olma ve kırmızı gözükme nitelikleri vardır).

Kaldı ki “deneyimler beyinlerin nitelikleridir” demek, basitçe ‘belirli zihin fonksiyonları belirli beyin fonksiyonlarına eşlik eder’ anlamına geliyorsa, bu, ya nispeten bilgilendirici olmayan bir gerçekçiliktir ya da zihinlerin doğasını ifade etmekle alakalı başka bir safsatalı yoldur.

İlk olarak, deneyimler, beynin fiziksel özelliklerinin beynin nitelikleri olmasıyla aynı şekilde, beynin nitelikleri değillerdir. Beynin fiziksel özellikleri, herhangi bir fiziksel şeyin fiziksel özellikleri olması ile aynıdır –beynin fiziksel şekle sahip olması ya da beyin hücrelerinin birbirleriyle kimyasal reaksiyona girmesi gibi karakteristik fiziksel özellikleri olması gibi. Deneyimler, bu çeşit fiziksel özellikler değiller. Aslında bu bağlamda “nitelik düalizmi” denmesinin nedeni, zihin fonksiyonlarının kendine özgü niteliklere sahip olduğunun kabulüdür; yani, zihnin içeriğinin deneyimsel niteliklere sahip olduğunun. Örneğin, altın dağın altın parlaklığını umarım şimdi hayal ediyorsunuzdur. Şu analoji hakkında ne söyleyebiliriz peki? Biri çıkıp “dişleriniz, basitçe, ağzınızın bir niteliğidir” diyebilir. Bu bir anlamda doğru da olsa, dişlerinizin bir bütün olarak ağzınızdan farklı şeyler olmadığı anlamına gelirse doğru değildir. Zihin ve beyin için de böyle. Zihin, beynin öyle sadece farklı bir kısmı filan değildir.

Buradaki mesele, töze (substance) ilişkin bir meseledir. “Şu nitelikler maddi niteliklerdir dediğimizde, onların maddi bir tözün özellikleri olduğunu kastederiz –madde, şöyle özelliklere sahip bir maddedir. Nitelik düalisti zihinsel niteliklerin taşıyıcı tözünün de madde -maddi nitelikleri olan, aynı beyin maddesi- olduğunu iddia eder. Ancak bu yanlıştır. Deneyimin tözü, deneyimdir. Bununla kastettiğim de, deneyimin tam (tözsel) doğasının deneyimin kendisi olduğu. Herhangi bir deneyimin içinde olduğu şey, sadece deneyimlendiği hâliyle deneyimin kendisidir.

Aslında bence zihin ve beynin farklı olduğuna yönelik en basit argüman, düşünce ve deneyimlerin niteliklerinin maddenin niteliklerinden tamamen farklı olmasıdır. Dolayısıyla, zihnin ve içeriğinin zihinsel özellikleri olduğunu söyleyebiliriz –örneğin, “kırmızı” deneyimi gibi duyumlar (filozoflar bunları qualia olarak adlandırır) ya da düşünce, duygu ve aklın tüm farklı özellikleri zihinsel niteliklerdir– oysa beyin, ağırlık ve uzamsal genişlik gibi fiziksel niteliklere sahiptir. Peki, niteliklerindeki farklılıklar dışında, herhangi bir şeyi başka bir şeyden nasıl ayırırsınız? Bir su aygırı bir de Eyfel Kulesi’ni düşünün. Bunların birbirinden farklı şeyler olduklarını -nitelikleri dışında- nereden biliyoruz?

Özellikleri aracılığıyla ne tür bir şeyden bahsettiğimizi söylemek, bir şeyi diğerinden ayırt etmenin en temel yoludur (İki nesnenin tamamen aynı özelliklere sahip olamayacağı yönündeki genel kabul gören iddia Leibniz Yasası olarak bilinir). Kaldı ki zihnin içeriği hakkında fiziksel nesneler ya da olaylar hakkında konuştuğumuz terimlerle aynı biçimde konuşmak mümkün değildir. O hâlde, hiçbir ortak noktaları yoksa, nasıl aynı şey olabilirler? Ve neden başka hiçbir yerde yapmadığımız özel bir istisnayı burada yapalım?

O hâlde, deneyimi beynin bir niteliği haline getirmek için kabul edilebilir tek gerekçe, deneyimlerin beyinler tarafından üretilmesi olacaktır. Peki bir musluğu her açtığınızda musluk su akıtıyorsa, bu, suyun musluğun bir niteliği olduğu anlamına mı gelir? Yanlış-bilgilendirici bir “nitelik” anlamında cevap “evet”tir. Ancak su, “metalik olmak” ya da “eğri olmak” özelliklerinin musluğun nitelikleri olduğu gibi aynı içsel anlamda musluğun bir niteliği değildir. Dahası, suyun musluğun bir niteliği olduğunu iddia etmek, su ve musluk arasındaki ilişki hakkında ilgimizi çekebilecek hiçbir şey söylemez. Benzer şekilde, bu yanıltıcı-nitelik düalist terminolojisine izin versek bile, zihin-beden sorunu, “Neden özellikle beyinler bu zihinsel özelliklere sahip?” sorusu olarak yeniden karşımıza çıkagelecektir.

Sonuç olarak “nitelik maddeciliği” en iyi ihtimalle ya beyin fonksiyonlarının kendileriyle ilişkili deneyimlere sahip olduğunu onaylamanın yanıltıcı bir yoludur ya da en kötü ihtimalle, nitelikler ile bu niteliklere sahip maddeler arasındaki ilişkinin yanlış bir temsilidir. Dolayısıyla, oldukça yanıltıcı olduğundan, bu terminolojiden kaçınılmalıdır. Bunun yerine daha iyi bir yaklaşım, benim natüralist düalizm olarak adlandırdığım yaklaşımdır. Natüralist düalizm, zihnin içeriğinin beynin faaliyeti aracılığıyla yaratıldığı, ancak zihnin ve beynin farklı şeyler, hatta farklı türde şeyler olduğu fikridir.

Genellikle fizikselcilik, fizikselciler tarafından basitçe, tüm deneyimlerin fiziksel beyinlerin fonksiyonları tarafından yaratıldığı fikri olarak varsayılır. Nörolojik kanıtların, deneyimlerin beyin fonksiyonları yoluyla yaratıldığını gösterdiğine inanıyorum; ancak yine de kendimi fizikselci olarak adlandırmıyorum, çünkü “fiziksel” kelimesinin anlamı bu değil. En azından “fiziksel”, fiziksel niteliklere sahip olmak anlamına gelir. Dolayısıyla, deneyimleri ya da zihni beyin fonksiyonları yoluyla üretilmeleri temelinde “fiziksel” ya da “maddi” olarak kategorize etmek, zihnin fiziksel nitelikleri olmadığı için yanlış bir dil kullanımıdır. Yine, beyin fonksiyonları tarafından yaratılan deneyimler, onları yaratan fonksiyonlardan tamamen farklı türde şeylerdir. Gelin tekrar muslukları ele alalım. Musluk su üretiyor diye, bu suyun muslukla aynı şey olduğunu göstermez. Aynı şey beyin ve ürettiği deneyimler için de geçerlidir. Neden zihin, sırf beyin onu yaratıyor diye onunla aynı şey olsun ya da onunla aynı türden bir şey olmak zorunda olsun? Raymond Tallis bu konuda, kendi kendini yarattığı düşünülen tek şeyin skolastiklerin Tanrısı olduğuna dair güzel bir tespitte bulunmuştu. Gerçek şu ki, deneyimler fiziksel bir süreçle meydana gelse de, bu süreç fiziksel olmayan bir şey üretir: zihin! Dolayısıyla, bir fizikselcinin zihinsel fonksiyonların fiziksel olduğunu iddia ederken kastettiği tek şey, beyin fonksiyonlarının cisimleşmiş zihnin yaratılması için gerekli olduğuysa, o zaman ikincisi doğru görünse de şu açık: fizikselciler, fizikselci dili burada adeta gerçeği yok sayma pahasına kullanıyorlar; çünkü bu dil, spesifik olarak zihnin ve genel olarak gerçekliğin doğası konusunda tamamen yanıltıcıdır. Yine şu açık, zihin-beyin arasındaki durum için natüralist düalizm demek çok daha dürüstçe ve doğrudur.

Dilsel Karışıklığın Derinleri

Fizikselciliğin ne kadar anlamsız olduğunu iyice açıklığa kavuşturmak istediğim için, gelin “zihinsel” ve “fiziksel” arasındaki kavramsal ayrıma daha ayrıntılı bakalım.

Geçici ama tatmin edecek bir biçimde “zihinsel”i tam farkındalık için mevcut olarak var olan şeylerin alanı olarak tanımlamama izin verin. “Fiziksel” kavramıysa bundan farklı ve hatta bunu dışlayan bir anlama gelmelidir, aksi takdirde “deneyimler fizikseldir” demek, bu “fiziksel” denilen şeylerin tamamen zihinde var olduğunu söylemek olur! Ancak bu, fizikselcilik olamaz, çünkü fizikselcilik bazı fiziksel şeylerin tamamen zihinlerde var olduğu -doğadaki bazı fiziksel şeylerin tamamen zihinsel olduğu-doktrini değildir! (Bu düşünceye idealizm denir.)

Fiziksel şeyler, tanımları gereği, sadece deneyimlerimizden oluşmazlar. Dolayısıyla, deneyimlerin kendileri fiziksel şeyler olamazlar.

Bunun tam olarak açıklayıcı olmadığını tahmin ediyorum, bu yüzden argümanı farklı bir şekilde ifade etmeme izin verin. “Deneyimler fiziksel şeylerdir” demek, “fiziksel” kelimesinin ne anlama geldiğini ya da neyi imlediğini bilmemek demektir. Bunun başlıca nedeni, “fiziksel” kavramımızın temelinde, fiziksel bir şeyin her zaman deneyimde tam olarak ortaya çıkmayan yönleri olacağı fikrinin olmasıdır. Örneğin, bir elmanın fiziksel bir nesne olduğunu söylemek, başka şeylerin yanı sıra, bir elmanın asla sadece ve sadece sizin veya bir başkasının onun hakkında deneyimlediği şey olmayacağını söylemektir. Ve eğer elma sadece tamamen deneyimlendiği ölçüde var olmuş olsaydı, bu, tam tersine, onu fiziksel bir şeyden ziyade zihinsel bir şey olarak adlandırmak için iyi bir neden olurdu…

Yeterince ikna edici olmadı mı? O hâlde bir de şunu ele alalım: fiziksel bir şeyin, “fiziksel” kavramımızın özünde, o fiziksel şeye ilişkin deneyimlerimizden bağımsız olarak işleyen bir fiziksel nedensellik dünyasının parçası olarak var olduğunu düşünelim; yani, fiziksel dünyaya ilişkin deneyimlerimiz, sanki bu fiziksel dünyanın zihnimizin dışındaki şeylerin devinimleri aracılığıyla bir araya getirilmesinden ibaretmiş gibi düşünelim. Örneğin, çoğu durumda üstü kapalı ama bazen de açık bir şekilde şunu varsayalım: fiziksel dünyaya ilişkin deneyimlerimiz, sadece birbiri ardına gelen bağlantısız deneyimlerden oluşmaz, ayrıca, deneyimlerimizden ayrı bir var oluşa sahip olan fiziksel nesnelere uygulanan yasalar açısından da deneyimlerimizin ne oldukları açıklanabilir. Mesela (genellikle) bir araştırıcı robotun Mars’ta nereye ve ne zaman ineceğini kimse onunla temas halinde olmasa bile tahmin edebiliriz; ya da Dünya’da bilinçli bir yaşam olmadan önce, hatta Dünya’nın oluşumundan çok zaman önce kuasarlardan gelen ışığa dair bir bilgiye erişebiliriz; ya da dışarıdayken bilgisayarımızı bir uygulama çalıştırırken bırakabiliriz; ya da ona bakmadığımız halde buzdolabının hâlâ çalıştığını varsayabiliriz; ya da bir topun bir duvarın arkasında yuvarlandığını ve sonra yuvarlanırken diğer tarafta yeniden ortaya çıktığını görebiliriz vb. Bütün bu düşünceler, fiziksel şeylerin zihnimizden bağımsız olarak var olduğu fikrine dayanır. Dolayısıyla, tanımı gereği fiziksel bir nesne, ne sadece deneyimin içeriğinde ne de tamamen deneyimin kendisi olan bir şey değildir. Bu da, tersine, tamamen zihinde olan herhangi bir şeyin tanımı gereği fiziksel olmadığı anlamına gelir! Yani yine, zihinsel şeylerin fiziksel olmadığı sonucuna varırız.

Bu argümanlar, tanımı gereği “fiziksel”in, aynı düşünceler gibi var olmayan bir şeye işaret ettiğini vurgulamaktadır. Buna göre, düşünce ve deneyimlerin fiziksel şeyler olduğunu söylemek hem “fiziksel” hem de “zihinsel” kavramlarının tanımlarıyla çelişmektedir. Başka bir deyişle, fizikselciliği savunmak ya “zihin” ve “fiziksel” kelimelerinin ne anlama geldiğini bilmemektir ya da anlamlarının inkârıdır.

Alternatif olarak, eğer deneyimlerin tamamen fiziksel olduğunu söylersek, “fiziksel”in anlamı gereği, doğrudan deneyimlerin zihinsel olduğunu inkâr etmiş oluruz. “Kesinlikle!” diye cevap verebilir maddeci: “Sizin ‘zihinsel’ olarak adlandırdığınız ve ayrı bir kategoriye ait olduğunu düşündüğünüz şey, maddi dünyanın yalnızca bir parçasıdır.” Ancak ben de o zaman şunu sormak zorunda kalırım: “Deneyimlerin tamamen fiziksel doğası olduğuna dair bir iddia, şimdi, ne anlama geliyor? Bu, deneyimlerin deneyim olarak belirgin bir şekilde var olmadığı anlamına mı geliyor?” Bildiğimiz bir şey varsa o da deneyimlerin deneyim olarak var olduğudur! (Her şeyi öyle ya da böyle deneyim yoluyla biliriz, dolayısıyla bildiğimiz ilk şey deneyimin gerçekliğidir). Zihin fonksiyonlarımızın karakteristik olarak fiziksel olduğunu söylemek, zihin fonksiyonlarımızın karakteristik olarak zihin fonksiyonları olduğunu inkâr etmek değil midir? Bu da anlamsız değil midir?!

Eğer “fiziksel”, “zihinsel”den farklı bir şey ifade etmeseydi, maddi beyin ile zihinsel deneyimlerin nasıl ilişkili olduğuna ilişkin o zor problemi formüle edebileceğimiz fiziksel/zihinsel kavramsal bir ayrım olmazdı. Ancak, gerçekte, sorunun ne olduğunu görebiliyoruz çünkü “zihinsel”in deneyimsel olarak var olan şeylere ya da bir zihne atıfta bulunduğunu, “maddi” ya da “fiziksel”in ise tanımı gereği yalnızca zihinde var olmayan şeyleri imlediğini biliyoruz. (Bu, zihinsel olanı fiziksel olandan ayıran bir dil olmadan düşüncenin nasıl somutlaştığına ilişkin sorunun var olmayacağı anlamına gelmez; sadece dil olmaksızın, ilgili sorunun neleri içerdiğini düşünmek için “zihinsel” ve “fiziksel” kavramlarına sahip olamayacağımız anlamına gelir).

“Fiziksel”in “deneyim”den farklı doğasının yanı sıra “deneyim”in “fiziksel”den farklı doğasını da inkâr etmeye çalışmak yerine fizikselcilerin yapmaya çalıştıkları, daha kabul edilebilir bir yaklaşım: “fiziksel”i yeniden tanımlamaya çalışmak. Ancak bu yaklaşımda da “fiziksel”, aynı zamanda benim net bir şekilde “zihinsel” olarak adlandırdığım şeyi de ifade eder. Belki de birçok fizikselci burada şöyle yanıt verecektir: “Evet, yapmaya çalıştığımız tam olarak bu: deneyimlerin net bir şekilde “deneyimsel” bir doğası olduğunu açıkça inkâr etmesek bile, fiziksel şeyler listesinin deneyimleri, düşünceleri vb. de içerdiğini söylemek.” Bu durumda, ‘fiziksel’ teriminin artık dünyanın deneyimsel ya da zihinsel yönlerini de içerdiğini ve dolayısıyla “zihin”in “maddi”nin bir parçası haline geldiğini söylemiş olurlar. Bu kullanışlı yeniden tanımlamayla, deneyimler fiziksel hale gelmiş ve zihin-beden sorunu çözülmüştür, çünkü artık doğadaki her şey fizikseldir ve bu nedenle beyinden zihine geçiş için farklı doğalar arasında bir geçişe gerek yoktur.

Ancak fiziksel şeyleri içeren listemize deneyimleri ve düşünceleri de eklemek tam olarak ne anlama gelir? Bu, esasen, deneyimlerden farklı olması bakımından tanımlanan fiziksel dünyanın (yukarıda söylemiştik) şimdi deneyimleri de içerdiğini iddia etmek olacaktır. Bu da yine “fiziksel” fikriyle çelişir ve fizikselci doktrininin boşluğunu ve ne kadar faydasız olduğunu bir kez daha ortaya koyar. Aslında, “fiziksel” kavramının açıkça “zihinsel” olanı kapsayacak şekilde yeniden tanımlanması, “fiziksel” kavramını “zihinsel”den farklı olarak sahip olduğu o tüm anlamlardan arındıracak ve böylece fizikselciler hiçbir şey söyleyemez hâle gelecektir. Başka bir deyişle, “zihin” ve “madde” kavramları arasındaki ayrımı inkâr etmek her iki kelimeyi de anlamsız hale getirir.

Fizikselcilerin yapmaya çalıştığının bu olduğunu da sanmıyorum. “Fiziksel” dediklerinde, aslında gizlice “fiziksel”in “zihinsel”i de “fiziksel” kadar içerdiğini söylemeye filan çalışmadıklarından oldukça eminim. Ayrıca, “her şey fizikseldir ve buna deneyimler de dahildir” iddiasının ancak tutarsız bir fikir olabileceğinden de aynı derecede eminim. Dolayısıyla, fizikselcilik ya da maddeciliğin tutarlı bir şekilde ifade edilebilmesinin tek yolu, dünyada yalnızca fiziksel özelliklerin bulunduğuna dair açıkça yanlış olan eleyici[1] önermenin ileri sürülmesi gibi görünmektedir.

Zihin ve Beyin Üzerine Son Sözler

Bir başka önemli nokta da, bir fizikselcinin “fiziksel”in anlamını “zihinsel”i de içerecek şekilde yeniden tanımlamasına herhangi bir şekilde izin versek bile, bunun zihin-beden sorununu ortadan kaldırmayacağı. Zihnin ve beynin doğası hakkındaki görüşleri ne olursa olsun, herkes için bilinçle alakalı zor problem hala devam etmektedir. Fizikselciliğin burada yaptığı tek şey, sorunun saçma terimlerle yeniden ifade edilmesini gerektirmek; örneğin, “Fiziksel dünyanın deneyimsel olmayan yönü, fiziksel dünyanın net bir şekilde deneyimsel yönünü nasıl oluşturur?”. Neden daha dürüstçe “ayrı biçimde fiziksel olan, ayrı biçimde zihinsel olanı nasıl yaratır?” diye sormuyoruz?

Zihinsel ve fiziksel arasındaki kavramsal ayrım hayati önem taşır. Aslında metafiziksel olarak temeldir ve bence var olan şeylerin türlerinin en temel ayrımıdır. Dolayısıyla bu ayrımı yapmazsak, gerçekliğin doğasını yanlış anlamış oluruz. Kaldı ki, bunun psikoloji için de önemli sonuçları vardır. Örneğin, zihin/beyin ayrımını çözmek, deneyciler için psikolojik bir sorunun beyindeki bir işlev bozukluğu ya da beyin hasarı nedeniyle fiziksel kaynaklı mı yoksa travmatik deneyim nedeniyle zihinsel kaynaklı mı olduğu arasındaki farkı ortadan kaldırabilir. Bu kavramsal karmaşanın tedavi açısından da tehlikeli sonuçları olabilir.

Tüm bu nedenlerden dolayı, “fiziksel”, zihni tanımlamak için temelde yanıltıcı bir kelimedir. Gerçekten de bu, semantik bir saçmalıktır.

Zihnin doğasını anlamak adına için zaten iyi bir kelimemiz var: “zihinsel”[2]. Öyleyse gerçekliğin doğası konusunda dürüst ve net olalım ve hem fiziksel hem de zihinsel şeyler olduğunu söyleyelim: hem beynin hem de zihnin olduğunu.


Dipnotlar

  • [1] Eliminativist.
  • [2] Metnin tamamında çeviri şöyle olmuştur: “zihin = mind” ve “zihinsel = mental”.

Grant Bartley – “Why Physicalism is Wrong“, (Erişim Tarihi: 05. 05. 2024)

Çevirmen: Arda Batın Tank

Çeviri Editörü: Berk Celayir

Yeditepe Üniversitesi Fizik bölümünde lisans eğitimine devam etmektedir. Zihin felsefesi, doğa felsefesi, genel bilim felsefesi ve etik felsefedeki başlıca ilgi alanlarıdır. Psikoloji, sosyoloji ve antropoloji başta olmak üzere sosyal bilim dallarıyla da yakından ilgilidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Descartes Yanılıyordu: ‘Kişi, Başka Kişiler Aracılığıyla Kişidir’ – Abeba Birhane

Sonraki Gönderi

Frantz Fanon’un Devrimci Hümanizmi – Peter Hudis

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü