Zihin felsefesinde dışsalcılık, bir bireyin zihninde olup bitenlerin, beyni de dahil olmak üzere bedeninin içinde olup bitenler tarafından tümüyle belirlenmediğini savunan görüştür. Dışsalcılığın iki temel biçimi vardır: zihinsel içeriğe ilişkin dışsalcılık ve bu içeriğin taşıyıcılarına ilişkin dışsalcılık. İkinci biçim genellikle genişletilmiş zihin olarak bilinir. Tartışmanın odağında, zihnin doğası ile doğal ve toplumsal dünyayla ilişkisi hakkında önemli sorunlar yer alır.
İçindekiler
İçindekiler 1. Giriş 2. Tarihsel Öncüller 3. İçerik Dışsalcılığı 3.1 İçerik Dışsalcılığını Destekleyen Argümanlar 3.2 İçerik Dışsalcılığına Yanıtlar 3.3 Dar İçerik 4. İçerik Dışsalcılığının Önemi 5. Genişletilmiş Zihin 5.1 Durum Odaklı Genişletilmiş Zihin 5.2 Durum Odaklı Genişletilmiş Zihne İtirazlar 5.3 Süreç Odaklı Genişletilmiş Zihin 5.4 Bilişsel ve Zihinsel Olanın Ayırt Edici Ölçütü 6. Genişletilmiş Zihnin Kapsamı 7. Genişletilmiş Zihin ve 4E Zihin Kaynakça
1. Giriş
Zihin felsefesinde dışsalcılık, bir bireyin bedeninde olup bitenlerin o bireyin zihninde olup bitenleri her zaman tek başına belirlemediği görüşüdür. Burada zihin, bir bireyin herhangi bir anda yaşadığı zihinsel oluşların toplamını ifade eder. Beden ise bireyin biyolojik sınırlarını çizer; bizim gibi canlılarda bu sınırlar deriye denk düşer ve geleneksel olarak zihinsel yaşamın başlıca belirleyicisi sayılan beyni de içerir. Dolayısıyla dışsalcılık, bir bireyin bedensel olaylarının, durumlarının ve süreçlerinin – sinirsel olanlar dahil – o bireyin sahip olduğu ya da yaşadığı zihinsel durumları ve süreçleri her zaman tek başına belirlemediğini savunur. “Her zaman” nitelemesi, zihinsel oluşların bedensel oluşlarca belirlendiği, belki de çok sayıda, durum bulunmasına izin verir. Dışsalcılığın genel iddiası yalnızca bunun her zaman gerçekleşmediğidir. “Tek başına” nitelemesi ise bedensel oluşlar zihinsel oluşları bütünüyle belirlemese bile, onları en azından kısmen belirleyebileceğini ve bu belirlenimde önemli bir rol oynayabileceğini anlatır.
Dışsalcılığın iki temel biçimi vardır. İçerik dışsalcılığı, zihinsel durumların içeriğine ilişkin dışsalcılıktır. En azından bazı zihinsel durumların içeriklerinin, yalnızca bu durumlara sahip bireyin biyolojik sınırları içinde gerçekleşen oluşlarca belirlenmediğini savunur. İçerikli zihinsel durumlar genellikle içerikleriyle bireyleştirildiğinden, bir bireyin hangi zihinsel durumlara sahip olduğu da bütünüyle o bireyin biyolojik sınırları içindeki oluşlarca belirlenmez. Daha yaygın adıyla genişletilmiş zihin tezi olan taşıyıcı dışsalcılığı ise zihinsel içeriğin taşıyıcılarına ilişkindir. Bu teze göre zihinsel içeriğin taşıyıcıları – kabaca, içeriğin fiziksel ya da hesaplamalı dayanakları – her zaman bireyin biyolojik sınırları içinde olup bitenlerle sınırlı değildir. İçerik dışsalcılığı ile genişletilmiş zihin mantıksal olarak birbirinden bağımsız görüşlerdir; birini benimseyip diğerini reddetmek olağandışı değildir. Bu iki biçim yalnızca farklı şeylere, sırasıyla içeriklere ve taşıyıcılara, ilişkin olmaları bakımından değil, söz konusu belirlenmeme durumunu farklı anlamaları bakımından da ayrılır. Başka bir deyişle, yalnızca neyin “dışsal” olduğu konusunda değil, “dışsal”ın ne anlama geldiği konusunda da farklılaşırlar.
2. Tarihsel Öncüller
Dışsalcılık – ister içerik ister taşıyıcı dışsalcılığı olsun – genellikle yirminci yüzyılın sonlarındaki analitik felsefenin tuhaf bir ürünü olarak görülür. Ancak bu, tarihsel olarak dar görüşlü bir yaklaşımdır. Oldukça açık dışsalcı niteliklere sahip benzer görüşler, bundan çok daha önce ve yirminci yüzyıl felsefesinin belirleyici eserlerinden bazılarında ileri sürülmüş ve savunulmuştur (bkz. Rowlands 2003: Bölüm 3 ve 4). Wittgenstein (1953), bir işaretin bir anlam ifade etmesinin içsel bir durum veya süreçten ibaret olmadığını savunmuştur. Aksine, böyle bir anlamın olasılığı esasen, bir işaretin belirli bir şekilde kullanılmasına ilişkin bir gelenek veya uygulamanın varlığına ve bir tekniğin ustalığına—yani, işaretin kullanımını bu geleneğe uygun hale getirme yeteneğine—bağlıdır. Gelenek kavramının baskın -toplumsal- yorumuna göre, bu, bir işaretle bir şey ifade etme olasılığının, işareti kullanan bireyin dışındaki bir uygulamanın varlığına bağlı olduğu ve bu bireyin herhangi bir durumda bir işaretle ne kastettiğinin, en azından kısmen, bu dışsal uygulamaya bağlı olduğu anlamına gelir. İleride göreceğimiz gibi, içeriksel dışsalcılığın bu toplumsal versiyonu daha sonra Burge (1979, 1986) tarafından güçlü bir şekilde geliştirilmiştir.
En azından dışsalcılıkla yakından ilişkili daha eski görüşler de vardır. Sartre (1943 [1957]), bilincin –genel olarak yönelimsel zihinsel eylemler için kullandığı terim– yalnızca dünyaya yönelik saf bir yönelim olarak var olan ve varoluşu için esasen yönlendirildiği nesnelere bağlı olan hiçlik olduğunu savundu. Sonuç olarak, Sartre bilincin “içeriği olmadığını” iddia etti. Bununla kastettiği şey, bugün yönelimsel eylemlerin içeriği olarak adlandırdığımız şeylerin her zaman, zorunlu olarak, bu eylemlerin dışında olduğu; bilinç içindeki içkin şeyler değil, dünyadaki aşkın unsurlar olduğuydu. İçerik dışsalcılığı bunun önemsiz bir sonucu gibi görünüyor. Eğer bir bilinci bir dünyadan diğerine nakletmek mümkün olsaydı –ki bu, daha sonraki dışsalcı literatürün temel unsurlarından biridir, ancak Sartre’ın görüşüne göre anlamlı olup olmadığı tartışılabilir– bu bilincin içerikleri mutlaka değişirdi. Bunun standart anlamda dışsalcılık olarak nitelendirilmemesinin nedeni ise Sartre’ın aynı zamanda bedenin revizyonist bir anlayışını da savunmuş olmasıdır. Sartre’a göre, yaşanmış beden, dışsalcılığın formülasyonunda kavramsallaştırıldığı şekliyle, nesne olarak bedenle özdeş değildir. Aksine, yaşanmış beden, sınırları nesne olarak bedenin sınırlarıyla hiçbir şekilde örtüşmeyen, açığa vurucu bir faaliyettir. Bu nedenle, Sartre’ın görüşü, doğrudan bir dışsalcılık biçimi olmaktan ziyade, dışsalcılık fikirlerinin ve onun karşıtı ve zıttı olan içselciliğin formüle edildiği kategorilerden bir vazgeçme olarak daha iyi değerlendirilebilir. Aynı durum, Sartre’ın beden hakkındaki tartışmasının büyük ölçüde borçlu olduğu Heidegger (1927 [1962]) için de geçerlidir. Heidegger, insan gerçekliğini—insanların sahip olduğu karakteristik varlık türü olan dasein’ı—biyolojik bir organizma olarak değil, bir doğal ve sosyal pratikler ağı olarak düşünmemizi önerir. İnsan zihinleri, bu şemada bir yere sahip oldukları ölçüde, kesinlikle insan bedenlerinde bulunmaz. Ancak -ve işte tam da bu sebepten bu görüş alışılagelmiş anlamda dışsalcılık olarak nitelendirilemez- bedenler de bulunmaz. (Ancak Heidegger’in çalışmalarına dayanan genişletilmiş zihnin savunması için bkz. Wheeler 2005)
Nihayetinde dışsalcı olarak nitelendirilebilseler de nitelendirilemeseler de, Wittgenstein, Sartre ve Heidegger’in görüşleri, dışsalcılığın daha sonraki gelişimini bağlamsallaştırmada önemli bir rol oynar. Dışsalcılık gibi, hepsi de Kartezyen karşıtı olarak etiketlenebilecek bir konumdadır. Hepsi, bir bireyin sahip olduğu zihinsel süreçlerin her zaman ve tamamen o bireyin bedeninin içinde olup bitenler tarafından belirlendiği fikrine karşıdır (veya Sartre ve Heidegger’in durumunda olduğu gibi, beden fikrini Kartezyen olmayan şekillerde genişletirler). Bu görüş felsefeye özgü değildir. Psikolojide, bu fikrin ifadelerine Sovyet psikologlarının çalışmalarında, özellikle Vygotsky’nin (1934 [1962]) ve Luria ile Vygotsky’nin (1930 [1992]) çalışmalarında ve daha sonra James Gibson’ın (1966, 1979) geliştirdiği ekolojik psikoloji rastlanabilir (bu geleneğe yönelik daha yeni bir geliştirme için bkz. Donald 1991). Bu anti-Kartezyenliğin kökleri sadece geniş değil, aynı zamanda derindir ve Heidegger’den, hatta yirminci yüzyıldan öncesine dayanmaktadır. Gallagher (2018), bunun benzer örneklerinin Amerikan pragmatizminde de bulunabileceğini savunmaktadır. Bu tür anti-Kartezyenizmin nihai köklerinin Hegel’de yattığı düşünülebilir (Crisafi & Gallagher 2010; Boldyrev & Herrmann-Pillath 2013). Bunun doğru olup olmadığına bakılmaksızın, dışsalcılık -her iki formunda da – eşi benzeri görülmemiş bir patlama olarak değil, daha çok bu tarihsel anti-Kartezyen düşünce geleneğinin yakın tarihli bir ifadesi olarak değerlendirilmelidir.
3. İçerik Dışsalcılığı
Birçok zihinsel durum veya eylem (bazılarına göre tüm zihinsel durumlar veya eylemler) yönelimseldir, yani bir şey hakkındadır. Sadece düşünmezsiniz; bir şey düşünürsünüz. Sadece inanmaz veya arzu etmezsiniz; bir şeye inanır veya arzu edersiniz. Düşündüğünüz, inandığınız, arzuladığınız veya umduğunuz, korktuğunuz, beklediğiniz, öngördüğünüz şey, düşünmenin, inanmanın, arzulamanın, ummanın, korkmanın, beklemenin ve öngörmenin içeriğidir. İçerik dışsalcılığı—bazen anlamsal dışsalcılık olarak da bilinir, çünkü içerik bazen anlamsal içerik olarak da adlandırılır—zihinsel durumların veya eylemlerin içeriğiyle ilgili dışsalcılıktır.
İçerik dışsalcılığı, tipik olarak, bireyleşim bağımlılığına dayalı daha temel bir iddiaya dayanan, bağımlı sahiplik iddiası olarak anlaşılır. Bağımlı sahiplik fikri basittir: Bir bireyin p içeriğine (örneğin, bu içeriğe ilişkin bir inanç, düşünce, arzu veya başka bir önermesel tutum geliştirmek yoluyla) sahip olup olamayacağı, o bireyin çevresinin doğasına (ve bu çevreyle olan ilişkisine dair olgulara) bağlıdır. Bir bireyin bu içeriği düşünebilmesi, çevrenin belirli türden gerekli nesneleri, özellikleri, olguları, olayları vb. içermemesi halinde mümkün değildir (McGinn 1989). İçerik dışsalcılığı, tüm durumlarda olmasa bile en azından bazı durumlarda, belirli bir içeriğe sahip bir zihinsel duruma sahip olmanın bu anlamda çevreye bağlı olduğu iddiasıdır.
Bağımlı sahiplik iddiası, daha ileri bir iddiaya dayanmaktadır: bireyleşim bağımlılığı. Bireyleşim bağımlılığının genel fikri, bir varlığın, belirli bir s türündeki varlık olarak kimliğinin, ondan farklı şeylere (nesneler, özellikler, olgular vb.) bağlı olduğudur. Bir gezegen, etrafındaki yörüngede döndüğü yıldız bakımından bireyleşim bağımlıdır; çünkü bu yıldız ve onun sonucunda oluşan yörünge olmasaydı, o bir gezegen değil, başka bir tür gök cismi olurdu. Belirli bir gök cisminin gezegen olarak tanımlanması, gezegenin kendisinden farklı olan yıldız ve yörüngeye bağlıdır. Gezegen, bu anlamda, yıldız bakımından bireyleşim bağımlıdır (Macdonald 1990). Güneş yanığı olarak doğru şekilde sınıflandırılan belirli bir cilt rahatsızlığı, güneş ışınımı bakımından bireyleşim bağımlıdır; yani ancak güneş radyasyonu tarafından üretilmişse güneş yanığı olabilir (Davidson 1987). Dolayısıyla, bir cilt rahatsızlığının güneş yanığı örneği olarak tanımlanması, ultraviyole radyasyonla uygun bir ilişki içinde olmasına bağlıdır ve bu ilişki içinde olmadığı sürece güneş yanığı örneği olamaz. Güneş yanığı, bu anlamda, güneş ışınımı bakımından bireyleşim bağımlıdır.
İçerik dışsalcılığı, en azından bazı zihinsel içeriklerin, bireyin biyolojik sınırlarının dışında kalan bir dizi koşul olarak anlaşılan çevrenin doğasına bireyleşim bakımından bağımlı olduğu tezidir. Belirli bir p içeriğinin kimliği, bu içeriği düşünen bireyin biyolojik sınırlarının dışında kalan koşullara (nesneler, özellikler, olgular, olaylar vb.) bağlıdır.
3.1 İçerik Dışsalcılığını Destekleyen Argümanlar
İçerik dışsalcılığı en yaygın olarak 1970’lerde sunulan iki çarpıcı düşünce deneyiyle ilişkilendirilir; ilki Hilary Putnam (1975), ikincisi ise Tyler Burge (1979) tarafından öne sürülmüştür.
Putnam’ın İkiz Dünya Düşünce Deneyi
Bir gezegen, bir ikiz dünya hayal edin. Bu gezegen hakkında bilmeniz gereken birkaç şey var. Birincisi, neredeyse her açıdan Dünya’nın aynısı. Şu anda, ikiz dünyada, sizin ikiz bir versiyonunuz, benim ikiz bir versiyonum tarafından yazılmış olan bu Stanford Ansiklopedisi maddesinin ikiz bir versiyonunu okuyor. Sizin ikiz versiyonunuz, molekül moleküle birebir kopyanız. İkinci olarak, dünya ile ikiz dünya arasındaki tek fark şudur: İkiz dünyada okyanuslarda bulunan, nehirlerde akan ve musluklardan akan madde su değildir. Su değildir, çünkü iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomundan oluşmaz. Aslında, hidrojen ve oksijenden değil, dünyamızda tamamen bulunmayan başka elementlerden oluşur. Üçüncüsü, bu madde görünüş, tat ve his olarak dünyamızdaki insanlar için suyun aynısıdır ve aynı şekilde kullanılır. Son olarak, bu düşünce deneyi, insanların su gibi maddelerin temel moleküler yapısı hakkında hiçbir fikre sahip olmadığı 1750 yılında (ve buna karşılık gelen ikiz bir 1750 yılında) geçmektedir.
Diyelim ki “Su ıslaktır” cümlesini söylüyorsunuz veya yazıyorsunuz. İkiziniz de aynı fonetik veya sentaktik biçime sahip bir cümle kuruyor: “Su ıslaktır”. Bu iki cümle örneği aynı anlama mı geliyor? Putnam’ın cevabı, gelmedikleri yönünde. Bu cevap, anlamı bir gönderim meselesi, doğruluk belirleyici veya doğruluk koşulu olarak düşünen herkes veya kısacası bir terimin veya cümlenin anlamının, en azından kısmen, bir tür dünyevi karşılığıyla olan ilişkisine bağlı olduğunu düşünen herkes için ilgi çekici olacaktır. “Su” sözcük biçiminin sözdizimsel/fonetik referansı sizinle ikiziniz arasında farklılık gösterir. Siz cümleyi söylediğinizde, hidrojen ve oksijenden oluşan bir madde olan su hakkında bir ifade kullanıyorsunuz. Ancak ikizinizin buna karşılık gelen ifadesi, ikiz dünyadaki madde hakkındadır. Tanımlama amacıyla bu maddeye “isu” diyebiliriz, ancak ikiz dünyalılar elbette böyle bir şey demezler. Onlar ikiz İngilizcesi konuşurlar ve bu nedenle bu maddeye “su” şeklindeki sentaktik/fonetik sözcük biçimiyle atıfta bulunurlar. Dahası, her ikinizin de ifadeleri doğrudur, ancak onları doğru kılan farklı olgulardir. Sizin ifadeniz suyla ilgili bir gerçekle doğrulanırken, ikizinizin ifadesi isuyla ilgili bir gerçekle doğrulanmaktadır. İfadelerin doğruluk koşulları da farklıdır. Sizin ifadenizin doğru olması için suyun ıslak olması gerekir. İkizinizin ifadelerinin doğru olması içinse isuyun ıslak olması gerekir. Dolayısıyla, anlamı bu tür dünyevi karşılıklar—referans, doğruluk belirleyiciler, doğruluk koşulları—ile ele alan teoriler açısından bakıldığında, Putnam’ın vardığı sonucu desteklemek için geçerli nedenler vardır.
McGinn (1977) ve Burge (1979)’un da belirttiği gibi, bu iddia önermesel tutumların içeriğine de genişletilebilir. Bir kişiye bir önermesel tutum—örneğin bir düşünce, inanç, arzu—atfettiğimizde, ardından içeyerleşik bir cümlenin geldiği bir “şu/o” ifadesi kullanırız. Cümlenin genellikle önermesel tutumun içeriğini ifade ettiği düşünülür: yani, cümlenin anlamı önermesel tutumun içeriğiyle aynıdır. Dolayısıyla, eğer sizin ve ikizinizin dile getirdiği cümlelerin anlamları farklıysa, düşüncelerinizin, inançlarınızın ve arzularınızın içeriklerinin de farklılık gösterdiği sonucundan kaçınmak zordur. Ancak inançlar ve diğer önermesel tutumlar, içerikleri tarafından bireyleştirilir. Çimenin yeşil olduğuna dair inanç, karın beyaz olduğuna dair inançtan farklıdır çünkü içerikleri farklıdır. Bu nedenle, sizin ve ikizinizin sahip olduğu inançların içerikleri farklıysa, inançlarınız da farklıdır.
İlk bakışta tuhaf görünse de, bu ikiz dünya düşünce deneyi, basit bir noktayı görselleştirmek için kullanılan bir yöntemden ibarettir. Siz ve ikiziniz, varsayımsal olarak, molekül molekül birbirinin kopyasısınız. Dolayısıyla, kafanızın içinde (ve daha genel olarak biyolojik sınırlar içinde) bulunan her şey, varsayımsal olarak, niteliksel olarak (sayısal olarak olmasa da) aynıdır. Bununla birlikte, inançlarınız (ve diğer önermesel tutumlarınız) farklıdır. Buradan ortaya çıkan ilke şudur: Bir bireyin kafasının içinde olup bitenleri (ve daha genel olarak biyolojik sınırlarını) sabit tutar ve çevresini değiştirirseniz, kafasındaki her şey aynı kalsa bile, o bireyin zihinsel durumlarından bazıları çevredeki değişikliklerle birlikte değişecektir. Bu nedenle, kafanın içinde olanlar, bu anlamda, zihinde olan her şeyi belirlemek veya sabitlemek için yeterli değildir.
Putnam’ın (1975) başlangıçtaki bazı aşırı coşkulu —”Pastayı istediğiniz gibi kesin, anlamı kafanızda değil” türünden— formülasyonlarına rağmen, bu düşünce deneyinin doğru sonucu, (bazı) zihinsel durumların konumlarıyla ilgili değil, daha ziyade bireyleşimleriyle ilgili bir iddia olduğudur. Dışsal bireyleşim, dışsal konum anlamına gelmez. Davidson’ın (1987) belirttiği gibi, güneş yanığı dışsal olarak bireyleştirilmiştir: bireyleştirme, derinin dışında bulunan faktörlere bağlıdır. Bununla birlikte, yine de derinin üzerinde yer alır. Bazı zihinsel durumların, bireyin derisinin dışında var olan koşullara bağlı olarak bireyleştirilmesi, bu zihinsel durumların bireyin derisinin dışında yer aldığı anlamına gelmez.
Burge’ün Artrit Düşünce Deneyi
Larry adında, artrit hakkında çeşitli inançları olan bir kişiyi hayal edin. Artrit hastası olduğuna, yıllardır bu hastalığa sahip olduğuna, artritin çok ağrılı olabileceğine ve artrit olmanın pankreas kanseri olmaktan daha iyi olduğuna inanıyor vb. Ayrıca uyluğunda da artrit olduğuna inanıyor. Burge’ye göre bu inanç (a) bir artrit inancı ve (b) yanlış. Yanlış çünkü artrit yalnızca eklemlerde meydana gelen bir rahatsızlıktır. Peki neden bu inanç bir artrit inancı—artrit hakkında bir inanç—olmaktadır? Burge’un cevabı, Larry’nin “artrit” terimini belirli bir şekilde kullanan kişilerden oluşan bir dil topluluğunda yaşadığı ve Larry’nin bu topluluğun uzman üyeleri tarafından düzeltilmeye açık olduğudur. Dolayısıyla, bir doktor ona “Hayır, sende artrit yok. Artrit, eklemlerin bir rahatsızlığıdır” dediğinde, Larry bunu kabul etmeye ve inancını buna göre gözden geçirmeye meyilli olacaktır.
Şimdi Larry’yi karşıolgusal bir durumda hayal edelim. Karşıolgusal Larry, işlevsel profili, davranışsal eğilimleri ve deneyimsel geçmişi açısından Larry ile aynı tiptedir (tüm bunlar bireyci terimlerle belirtilmiştir; yani Larry’nin dışında herhangi bir şeyin varlığını varsaymayan bir şekilde belirtilmiştir). Durumun karşıolgusallığı yalnızca Larry’nin dil topluluğuyla ilgilidir. Bu karşıolgusal durumda, hekimler, sözlük yazarları ve yetkin sıradan kişiler tarafından kullanılan fonetik veya sentaktik “artrit” formu, yalnızca eklem rahatsızlıklarını değil, çeşitli diğer romatoid rahatsızlıkları da kapsar. Yani, varsayımsal durumda, “artrit” teriminin doğru kullanımı, Larry’nin gerçek yanlış kullanımını da içerir. Burge, bu karşıolgusal durumda Larry’nin uyluğunda olup bitenler hakkında doğru bir inanca sahip olduğunu, ancak bunun, en önemlisi, bir artrit inancı olmadığını savunur. Aksine, o, artrit ve romatizmanın birleşimi olarak değerlendirebileceğimiz, farklı bir rahatsızlık olan tartrit hakkında inançlara sahip.
Eğer bu doğruysa, Larry’nin inançları gerçek ve karşıolgusal durumlar arasında farklılık göstermektedir. Ancak Larry her iki durumda da aynıdır. Tek fark, dilsel topluluklarının farklı doğasında, özellikle de “artrit” kelime biçiminin farklı kullanımlarında yatmaktadır. Putnam’ın düşünce deneyinde olduğu gibi, anlamdaki farklılık yine bir terimin kapsamındaki farklılıktan kaynaklanır ve bu da farklı doğruluk koşulları, doğruluk belirleyicileri vb. ile sonuçlanır. Ancak Putnam’ın durumunda, farklılıklar doğal çevredeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Burge’un düşünce deneyinde, bu farklılıklar dilsel uygulamadaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Putnam örneğinde olduğu gibi, bu argüman önermesel tutumların içeriğine kolayca genişletilebilir ve Burge, Putnam’ın aksine, bu genişletmeyi açıkça desteklemektedir.
3.2 İçerik Dışsalcılığına Yanıtlar
İçerik dışsalcılığına yönelik itirazlar çeşitli türlere ayrılır. İlk itiraz türü, dışsalcılığın Putnam ve Burge tarafından geliştirilen argümanlarla yeterince desteklenmediğini düşünür; bunun nedeni ya sonuçlarının öncüllerden çıkmaması ya da argümanların herhangi bir şekilde yetersiz olmasıdır. Bu bağlamda, örneğin Boghossian (1997); – bizim içsel kopyalarımız olan- sakinlerinin musluklardan akan ve gölleri ve okyanusları dolduran berrak, renksiz bir sıvı olduğu yanılsaması altında olduğu bir gezegen olan “Kuru Dünya” örneğini geliştirmiştir. Boghossian’a göre, dışsalcılar, Kuru Dünya sakinlerinin bu yanıltıcı sıvı hakkındaki düşüncelerinin içeriğiyle ilgili son derece akla yatkın olmayan iddialara benimsemek zorundadırlar. (Segal [2000], Kuru Dünya argümanının bir varyasyonunu desteklemektedir; bu argümana yönelik dışsalcı yanıtlar için bkz. Korman [2006] ve Pryor [2007]). Crane (1991), Burge’nin örneğinde, Jane’in iki durumda da farklı kavramlara sahip olduğunu düşünmek için hiçbir neden olmadığını, çünkü eğilimlerinin tamamen aynı kaldığını savunmaktadır. Crane, her iki durumda da Jane’in artrit kavramından yoksun olduğunu, ancak uyluk artriti kavramına sahip olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle Burge, gerçek dünyada Jane’e uyluğunda artrit olduğuna dair bir inanç atfetmekte yanılmıştır. Georgalis (1999) ve Wikforss (2001) de benzer bir görüşe sahiptir.
İkinci yanıt türü, içeriğin geniş mi dar mı olduğunu belirlerken düşünce deneylerinden ve daha genel olarak sezgilerden yararlanılmasına ilişkin yöntemsel gerekçelerle bu dışsalcı argümanlara itiraz eder. Cummins (1991), inancın doğasını ortaya çıkarmak için düşünce deneylerine değil ampirik araştırmalara ihtiyaç olduğunu savunur. Chomsky (1995) de benzer bir görüştedir. Putnam ve Burge’ün argümanlarının sezgilere dayanması, bu sezgileri kültüre göre değişken ve dolayısıyla felsefi bakımdan önemsiz gören deneysel felsefe hareketindeki birçok düşünür için kabul edilemezdir (örneğin bkz. Mallon vd. 2009).
Üçüncü bir itiraz türü ise içselcilik-dışsalcılık tartışmasının meşruiyetini sorgular. Örneğin Gertler (2012), içsel özellikler ile dışsal özellikler arasındaki ayrımın — ve buna bağlı olarak içsel ve dışsal özellikler arasındaki benzer ayrımların — açıkça dışsalcı ya da içselci olarak gördüğümüz görüşleri doğru biçimde sınıflandırabilecek tutarlı bir şekilde anlaşılamadığını ileri sürmüştür. Gertler haklıysa, içselciliği anlamanın en yaygın yolu olan, içeriğin bireyin içsel özelliklerine bağlı olduğu doktrini, belki de işe yaramazdır. Bu nedenle kendisi, içselcilik-dışsalcılık tartışmasında gerçek bir ihtilaf olmadığını savunuyor ve filozofların bu konuyu bırakıp daha iyi tanımlanmış sorulara odaklanmalarını önermektedir. Daha genel olarak, bir canlının dışsal özellikleri ile içsel veya özsel özellikleri arasındaki kritik ayrımı nasıl anlamamız gerektiği konusunda ilginç bir soru vardır. Dışsalcılık tartışmasına katkıda bulunan birçok kişi, içsel nitelikleri, bir canlının bedeni ve beyninin sınırları dışında bulunan herhangi bir niteliğe bağlı olmayan fiziksel özellikleri olarak kabul eder. Farkas’ın (2003) işaret ettiği gibi, bu ayrımın anlaşılmasındaki bir zorluk, onun antifizikselci içselcilerin var olması olasılığını dışlıyor gibi görünmesidir. Bu ironiktir, çünkü Descartes genellikle zihinsel içerik konusunda paradigmatik bir içselci örnek olarak gösterilir. Williamson (2000), içselciliğin zihinsel içeriğin çevresel açıdan bağımsız fenomenal durumlara bağlı olduğunu savunan doktrin olarak anlaşılabileceğini öne sürmektedir ve Farkas (2003, 2008) da benzer bir öneride bulunmaktadır.
3.3 Dar İçerik
İçerik dışsalcılığı argümanlarına yönelik dördüncü bir itiraz, bu argümanların gücünü kabul etmek ancak önemlerini sınırlandırmaktır. Bu tür bir yanıta göre, dışsalcılık yalnızca bir tür içerik veya belirli bir şekilde anlaşılan içerik için geçerlidir. Putnam/Burge tarzı değerlendirmelere açık olan içerik türü, geniş içeriktir. Ancak bazılarına göre, bu tür argümanlara karşı bağışıklığı olan başka bir içerik türü de vardır: dar içerik. Putnam’ın (1975) yayınlanmasının hemen ardından gelen yıllarda, dar içerik kavramını fenomenal içerik olarak düşünmek yaygındı (bkz. örneğin Fodor 1981, 1982; McGinn 1982). Bunun ardındaki motivasyon, sizin ve ikizinizin inançlarının içeriği farklı olsa bile, yine de ortak bir noktanızın olduğu fikridir. Örneğin, ikiniz de önünüzdeki renksiz, kokusuz, şeffaf, içilebilir vb. sıvının ıslak olduğuna inanıyorsunuz. Bu strateji en az iki sorunla karşı karşıya. Birincisi, Burge’nin karşıolgusal dünya argümanının, renksiz olmak, kokusuz olmak gibi özellikleri de içeren, gözlem yoluyla bilinen tüm kavramlara uygulanabileceği iddiasıyla çelişir. İkinci olarak, ilk itirazdan kaçınılabilse bile, inancın içeriğini yeterli biçimde belirleyebilmek için gerekli araçları koruyarak, bu fenomenal içerik belirlemelerini İkiz Dünya tarzı düşünce deneylerine bağışık olan tüm kavramlardan (örneğin, yukarıdaki belirlemede kullanılan sıvı kavramı gibi) tamamen arındırıp arındıramayacağımız açık değildir.
Fodor (1987) farklı bir strateji benimser. Fiziksel olarak özdeş bireylerin farklı bağlamlara yerleştirildiklerinde farklı geniş içeriklere sahip olduklarını kabul eder. Bununla birlikte, Fodor, inançlarının yine de aynı dar içeriklere sahip olduğunu, bu içeriklerin de bağlamlardan geniş içeriklere doğru birer fonksiyon olduğunu öne sürer. Siz ve ikiziniz şu ortak özelliğe sahipsiniz: dünyevi bağlama yerleştirildiğinde suyun ıslak olduğu geniş içeriğini veren, ancak ikiz-dünyevi bağlama yerleştirildiğinde isuyun ıslak olduğu geniş içeriğini veren (elbette ikiz-dünyevi tarzda “Su ıslaktır” ifadesiyle ifade edilen bir içerik) bir şey (bu şeyin ne olduğunu tam olarak belirtmek imkansızdır). Bu stratejiye Stalnaker (1989) ve Block (1991) tarafından, Fodor tarafından tasarlanan dar içeriğin aslında hiç içerik olmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiştir. Fodor’un savunduğu gibi, eğer dar içerikler düşünme bağlamlarını doğruluk koşullarına eşliyorsa, kendileri doğruluk koşullarına sahip değildir ve bu nedenle tanınabilir herhangi bir anlamda içerik olarak nitelendirilemezler. Stalnaker’e (1989) göre, dar içerik bu nedenle sentakstan (işlevsel veya hesaplamalı rol olarak anlaşılan) başka bir şey değildir.
Semantik kuramda, dar içerik kavramını tanımlamak ve savunmak için kullanılabilecek iki yeni gelişme daha yaşanmıştır. Bunlardan biri, iki boyutlu semantik ve bunun önermesel tutumların içeriğine uygulanmasıdır (Lewis 1981, Jackson 2007 ve Chalmers 2012). Örneğin Chalmers, genelleştirilmiş bir iki boyutlu semantik çerçevenin, sizin ve ikiziniz tarafından paylaşılacak olan anlamın a priori bir yönünü izole etmek için kullanılabileceğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, siz ve ikiziniz her zaman kendi düşüncelerinizin veya cümlelerinizin doğruluk koşullarına a priori olarak erişime sahipsiniz. Eğer doğruysa, bu, ikiz dünya manipülasyonuna karşı etkilenmeyen ve bu nedenle dar içerik olarak nitelendirilebilecek bir içerik türü veya bileşeninin var olduğu anlamına gelir.
İkinci gelişme, fenomenal yönelimsellik teorisinden kaynaklanmaktadır. Fenomenal yönelimsellik fikrinin savunucuları, zihinsel durumların yönelimselliğini, bu durumların öznel, deneyimsel özellikleri olan fenomenal bilinçte temellendirmeye çalışırlar. Bu görüşe göre, fenomenal yönelimsellik temeldir ve diğer tüm yönelimsellik biçimleri bu temel biçimden türetilmiştir (Horgan & Tienson 2002, Loar 2003, Kriegel 2013). Fenomenal yönelimsellik teorisinin birçok ifadesine göre (örneğin, Siewert 1998; Kriegel 2007, 2011; ve Farkas 2008), sizin ve ikizinizin düşüncesinin içeriği aynıdır ve bu içerik dardır. Yli-Vakkuri ve Hawthorne (2018) tarafından dar içerik kavramı oluşturma girişimleri sistematik olarak eleştirilmiştir. Eğer onlar haklılarsa, dünyadan kolayca ayrıştırılabilecek hiçbir içerik biçimi yoktur ve bu nedenle kapsamlı bir içerik dışsalcılığı biçimi doğru olmalıdır. (Bu konudaki daha ayrıntılı bir tartışma için bkz. “dar zihinsel içerik” başlığı).
4. İçerik Dışsalcılığının Önemi
İçerik dışsalcılığının önemi potansiyel olarak son derece geniş kapsamlıdır, ancak çoğu zaman için belirsiz ve tartışmalıdır.
İdealizm. İçerik dışsalcılığı bazen, en azından bazı temel biçimlerinde doğruluğu idealizmi olanaksız kılan bir tez olarak tasvir edilir (örneğin, bkz. Rowlands 2003). Ancak bunun gerçekten böyle olup olmadığı açık değildir. Örneğin, Berkeleyci bir idealist bile isterse Putnam’ın ikiz dünya argümanlarını kabul edebilir. Putnam’ın argümanının işe yaraması için gereken tek şey, su ve isu’nun görünüş biçimleri ile altta yatan yapıları arasında bir ayrım yapmaktır. Görünüşe göre Berkeleyci idealist bunu karşılayabiliyor. Örneğin, Berkeleyci idealist, su ve isu’nun arasındaki temel yapı farklılıklarını, 1750’den sonra, siz ve ikiziniz okyanuslarınızdaki ve nehirlerinizdeki maddenin (sizin düşündüğünüz gibi) temel yapısını araştırmaya koyulduğunuzda, Tanrı’nın sizin ve ikizinizin zihnine getireceği fikirler arasındaki farkla açıklayabilir. İçerik dışsalcılığı, düşünce deneyinde yer alan düşünen özne veya öznelerden bağımsız olarak var olan bir gerçekliği gerektirir. Ancak bu gerçekliğin zihinsel olmayan bir şey olmasını gerektirmiyormuş gibi görünüyor. İçeriksel dışsalcılığın bazı biçimleri bunu gerektirir, örneğin Sartre’ınki (1943 [1957]). Ancak tüm biçimleri böyle görünmüyor. Bu nedenle, içerik dışsalcılığı ile idealizm arasındaki ilişki, çeşitli biçimleriyle, doğrudan bir ilişki değildir.
İçerik Dışsalcılığı ve Öz Bilgi. Dışsalcılık, kendi zihinsel durumlarımıza dair içebakış yoluyla edindiğimiz bilgimizle ilgili konularla önemli ölçüde bağlantılıdır. Bu tür bilgi, ampirik kanıtlara veya gözlemlere dayanmadan edinildiği için, a priori veya en azından ayrıcalıklı gibi görünmektedir. İlk bakışta, dışsalcılık bu ayrıcalıklı bilginin varlığını tehdit eder. Düşüncelerimizin içeriği kısmen çevreyle olan ilişkilerimiz tarafından belirleniyorsa, ne düşündüğümüzü bilmek için dış gözlemlere ihtiyaç duyulduğunu düşünebiliriz. Ancak öz-bilgi, deneysel araştırmalar yoluyla ortaya çıkmaz. Dolayısıyla, görünüşün aksine, ya kendi düşüncelerimizin içeriğini gerçekten bilmiyoruz, ya da eğer biliyorsak, dışsalcılık yanlıştır. (Daha fazla tartışma için bkz. “dışsalcılık ve öz-bilgi” başlığı).
Dışsalcılık ve Zihin-Beden Teorileri. Dışsalcılık, çeşitli zihin-beden teorileri için önemli sonuçlar doğurmaktadır. Burge (1979), dışsalcılığın, yönelimsel zihinsel durumların bireyselci teorilerini çürüttüğüne inanmaktadır. Bunlar, bir kişinin yönelimsel bir zihinsel duruma sahip olmasının ne anlama geldiğini, çevreye atıfta bulunmaksızın, yalnızca o kişiyle ilgili içsel olgular açısından tanımlayan veya açıklayan teorilerdir. Bu tür teorilere örnek olarak özdeşlik teorisi ve geleneksel biçimiyle işlevselcilik (bkz. ilgili madde) verilebilir. McGinn (1989) ve Burge (1986, 1993) her ikisi de dışsalcılığın örnek-özdeşliği kuramını (ve dolayısıyla tür-özdeşliği kuramını de) çürüttüğünü savunmaktadır. Bu görüşe Davidson (1987), Macdonald (1990), Gibbons (1993) ve Frances (2007) karşı çıkmaktadır. İşlevselcilik açısından, dışsalcılıkla başa çıkmanın bir yolu, böl ve yönet stratejisini benimsemektir. İşlevselciliği, belirli bir zihinsel durumun (örneğin, bir inancın) bireysel olarak ne anlama geldiğine dair bir açıklama sunmakla sınırlandırırken, bir yandan da dışsalcı bir içerik teorisini benimseyebiliriz (Fodor 1987). Alternatif olarak, işlevsel rolleri dünyevi öğeleri ve özellikleri içerecek şekilde belirleyen bir “uzun kol” işlevselciliğini de benimseyebiliriz (Block 1990). Bu görüşe göre, suyun ıslak olduğuna dair inancınızın işlevsel rolü, ikizinizin isuyun ıslak olduğuna dair inancının işlevsel rolünden farklı olacaktır; zira sizin inancınızın işlevsel rolü, sizin suyla ilgili şeyleri algılamanızı ve yapmanızı içerirken, ikizinizin inancının işlevsel rolü, onun isuyla ilgili şeyleri algılamasını ve yapmasını içerir.
Dışsalcılık, fizikselciliğin bu içselci biçimleriyle bağdaşmayabilir; ancak bundan dışsalcılığın fizikselcilik karşıtı bir öğreti olduğu sonucu çıkmaz. Zihinsel içerikler dar fiziksel özellikler üzerinde üstbelirlenmese bile geniş fiziksel özellikler üzerinde üstbelirlenebilir. Zihin hakkındaki fizikselciliğin, bir canlının zihinsel özelliklerinin dar fiziksel özellikleri üzerinde üstbelirlenmesini gerektirdiğini düşünmek için açık bir neden yoktur. (Fizikselciliğin gerekleri için bkz. “fizikselcilik” maddesi.)
Zihinsel Nedensellik. Dışsalcılıktan kaynaklanan bir diğer tartışma, geniş içeriklerin nedensel açıklamalardaki meşruiyetiyle ilgilidir. Çoğu filozof, Davidson’ın (1980) inanç ve arzuların eylemlerin nedensel açıklamasında önemli bir rol oynadığı görüşüne katılmaktadır. Bununla birlikte, bunun dışsalcılıkla nasıl uzlaştırılabileceği açık değildir. Sorun, davranışın nedensel açıklamalarının yalnızca bedenlerimizin içsel özelliklerine, yani içimizde şu anda ve burada olanları tanımlayan özelliklere dayanması gerektiğinin öne sürülmesinden kaynaklanmaktadır (Stich 1983). Ancak dışsalcılık, zihinsel içeriklerin nedensel, sosyal veya tarihsel faktörler tarafından belirlendiğini, bu faktörlerin bedenin ötesine mekânsal ve zamansal olarak uzandığını söyler. Bu, geniş zihinsel içeriklerin ilişkisel doğaları nedeniyle nedensel olarak etkili olamayacağı anlamına geliyormuş gibi görünmektedir.
Geniş zihinsel içeriklerin nedensel açıklamalara meşru bir şekilde dahil edilebileceğini göstermenin iki ana stratejisi vardır. Birinci strateji, geniş içeriğe sahip bir zihinsel durumun nedensel etkinliğinin, ona karşılık gelen bir içsel durumun nedensel etkinliğinden kaynaklandığını savunmaktır. Zihinsel olmayan bir örnek vermek gerekirse, sivrisinek ısırığının şişmeye neden olduğunu söyleriz, oysa sivrisinek ısırığı ilişkisel bir özelliktir. Ancak bu yaklaşımla ilgili bir sorun, bu yaklaşımın neden sonuçta geniş içeriklerin nedensel bakımdan ilgisiz olduğunu göstermediğidir; çünkü tüm nedensel işlevi yerine getiren içsel bileşendir (kaşıntı ve şişmeye yol açan derideki bozulma). Geniş içeriklerin açıklayıcı önemini savunmanın farklı bir yolu, içsel özelliklerin nedensel etkinliğine bağımlı olmaksızın, kendine özgü açıklayıcı rolünü belirlemektir. Örneğin, Dretske’ye (1988) göre, su içme yönelimim bardağımı kaldırmama neden olduğunda, nedensel açıklamanın konusu olan davranış tek bir olay değil, içsel bir durumun bazı bedensel hareketlere neden olduğu karmaşık bir süreçtir. Dretske, yönelimimin geniş içeriğinin nedensel bir rol oynadığını, çünkü içsel beyin durumunun bedensel harekete neden olmak üzere nasıl devreye girdiğine dair yapısal bir açıklama sağladığını savunmaktadır. Williamson (2000), geniş içeriklerin açıklayıcı rolüne dair farklı bir görüş sunmaktadır. Ona göre, eylemlerimiz genellikle çevreyle karmaşık etkileşimler içerdiğinden, bu içerikler, bir failin zihinsel durumları ile yakın olmayan gelecekteki eylemleri arasındaki bağlantıyı daha iyi anlamamızı sağlar. (Daha ayrıntılı tartışma için bkz. “zihinsel nedensellik” maddesi).
5. Genişletilmiş Zihin
“Genişletilmiş zihin” ifadesi Clark ve Chalmers (1998) tarafından ortaya atılmıştır, ancak özünde aynı görüş “aktif dışsalcılık”, “genişletilmiş biliş” (her ikisi için Clark ve Chalmers 1998), “taşıyıcı dışsalcılığı” (Hurley 1998), “çevreselcilik” (Rowlands 1999) ve “bilişsel bütünleşme/entegrasyon” (Menary 2007) gibi çeşitli isimlerle anılmıştır. Bu isimlendirme çeşitliliği kendi başına önemsiz olsa da, (a) genişletilmiş zihni karıştırılabileceği diğer görüşlerden ayırt etmek ve (b) genişletilmiş zihnin versiyonları olarak sınıflandırılabilecek görüşlerdeki önemli içsel çeşitliliği yakalamak açısından önemlidir. Ancak öncelikle genel fikrin tanımlanması gerekir (hem lehte hem de aleyhte tematik makalelerin bir derlemesi bkz. Menary 2010).
Zihinsel içerik serbestçe dolaşmaz. Zihinsel içeriğin olduğu her yerde, onu taşıyan bir şey vardır; yani bir içerik taşıyıcısı. Zihinsel durumlar (inanç, arzu, umut ve korkular vb.) içerik taşıyıcıları için doğal adaylardır. Zihinsel eylemler de (inanmak, arzu etmek, umut etmek, korkmak vb.) öyledir. Kabaca ve ilk bir yaklaşım olarak, genişletilmiş zihin, tüm zihinsel durumların veya eylemlerin yalnızca inanan, arzulayan, umut eden, korkan vb. kişinin içinde yer almadığı görüşüdür. Aksine, bazı zihinsel durumlar veya eylemler, kısmen, bu durumlara sahip bireylerin biyolojik sınırlarının dışında yer alan faktörler (örneğin, yapılar, süreçler) tarafından oluşturulur. Dolayısıyla, genişletilmiş zihin, yalnızca zihinsel içeriklerden ziyade zihinsel taşıyıcılarla ilgili olması bakımından değil, aynı zamanda yalnızca dışsal bireyleşim yerine dışsal konum iddiasına bağlı olması bakımından da içerik dışsalcılığından farklıdır. Genişletilmiş zihin doğruysa, bazı içerik taşıyıcıları, tamamen, onları taşıyan bireylerin biyolojik sınırları içinde yer almaz. Aksine, kısmen, bu sınırların dışında kalan faktörler tarafından oluşturulurlar veya bu faktörlerden meydana gelirler.
Dışsalcılığın bu biçimi bağlamında, durumlar ve eylemler arasındaki ayrım önemli bir ayrımdır ve genişletilmiş zihin genel fikri, içeriğin taşıyıcılarını durumlar mı yoksa eylemler mi olarak düşündüğümüze bağlı olarak iki oldukça farklı şekilde geliştirilebilir. İçeriğin taşıyıcılarını durumlar olarak düşünmek, genişletilmiş zihnin durum odaklı bir versiyonuna yol açar. Bu taşıyıcıları eylemler olarak düşünmek ise süreç odaklı bir alternatife yol açar.
5.1 Durum Odaklı Genişletilmiş Zihin
Clark ve Chalmers (1998), durum odaklı genişletilmiş zihin için temel bir argüman sunmaktadır. Otto, Alzheimer hastalığının erken evrelerindedir ve dünyayla etkileşimini kolaylaştırmak için, yararlı olacağını düşündüğü bilgileri bir deftere yazmaktadır. Otto, bir gazetede Modern Sanat Müzesi’nde belirli bir sergi olduğunu okuduktan sonra, defterine bakar ve “Modern Sanat Müzesi 53. Cadde’dedir” cümlesini bulur ve sergiyi görmek isteyerek 53. Cadde’ye doğru yola koyulur. Clark ve Chalmers, bu cümlenin Otto’nun inançlarından biri olarak kabul edilmesi gerektiğini savunurlar veya genellikle böyle savundukları kabul edilir. Onların argümanı, inançların işlevsel rolleriyle bireyleştirildiği işlevselci bir anlayışa dayanmaktadır. Cümle, Otto’nun psikolojik ekonomisinde, tam olarak aynı olmasa da, sağlıklı bir öznenin psikolojisindeki bir inancın işlevsel rolüne yeterince benzer bir işlevsel rol oynar; bu nedenle cümle bir inanç olarak nitelendirilebilir. Eğer bu doğruysa, bu, Otto’nun inançlarından en az birinin kafasında değil, defterinde yer aldığı anlamına gelir. Genellikle anlaşıldığı üzere, bu görüş, zihinsel bir durumu (bir inancı) dışsal bir yapıyla (bir cümle) özdeşleştirdiği ölçüde, durum odaklı genişletilmiş zihin biçimi olarak nitelendirilebilir.
5.2 Durum Odaklı Genişletilmiş Zihne İtirazlar
Bir inancın bir cümleyle özdeşleştirilmesi tartışmalı bir konu olmuştur. İtirazlardan biri, sözde bir saçmaya indirgeme (reductio ad absurdum) biçimindedir: Bir inancın bir cümleyle özdeşleştirilmesi bilişsel şişkinliğe yol açar (bkz. Ludwig 2015). Eğer Otto’nun defterindeki cümleler onun inançları olarak nitelendirilebiliyorsa, neden bir ansiklopedideki cümleler veya internette bulunan cümleler de (Otto’nun nispeten kolaylıkla erişebileceği kaynaklar) aynı şekilde nitelendirilmesin? Clark ve Chalmers bu endişeye iki şartla yanıt verdiler: (1) denek, bir zamanlar bu bilgiyi bilinçli olarak onaylamış olmalı ve (2) denek, bilgiyi kitaba kendisi girmiş olmalı. Bunların işe yarayıp yaramayacağı belirsizdir. Bilinçdışı inançlar, ilk şart için bir sorun teşkil eder, çünkü bunlar sahipleri tarafından bilinçli olarak onaylanmamış inançlardır. Eğer bu tür inançlar mevcutsa, bir inancın bilinçli olarak benimsenmesi, o inanca sahip olmanın gerekli bir koşulu gibi görünmemektedir. İkinci şartla ilgili olarak, bunun Clark ve Chalmers’ın temel işlevselciliğiyle uyumlu olup olmadığı açık değildir. İşlevselciliğe göre, kabaca, bir şey inanç olarak işlev görüyorsa, o bir inançtır. İşlevselci bir bakış açısından, bir inancın nasıl edinildiği -bir kişinin inanç koleksiyonuna nasıl girdiği- doğrudan önemli değildir. Bu durum ancak, bir inancın kişinin inançlar kümesine bizzat dahil edilmesinin, o inancın işlevsel bir inanç rolüne sahip olması için şart olduğu gösterilebilirse anlamlı olurdu. Böyle bir argümanın nasıl bir şey olacağı ise belirsizdir.
Durum odaklı genişletilmiş zihne yönelik bir diğer itiraz ise, biliş taşıyıcılarının genişletilmiş olduğu iddiasını, bunların gömülü veya iskelelenmiş olduğu (daha zayıf) iddiasıyla karıştırması veya eşdeğer olarak, bir bağlaşım-kuruluş karışıklığına düşmesidir (Adams & Aizawa 2001, 2008; Rupert 2004). Durum odaklı yoruma göre, bir içerik taşıyıcısı, bireyin biyolojik sınırlarının dışında kalan bir yapıyla özdeş veya bu yapı tarafından oluşturulmuşsa, genişletilmiştir. Ancak bir biliş taşıyıcısı, bireyin biyolojik sınırlarının dışında kalan yapılarla özdeş olmaksızın, bu yapılara bağlıysa veya bunlarla (nedensel veya başka şekilde) bağlantılıysa, (sadece) gömülüdür. Bu ikinci itiraza göre, genişletilmiş zihin argümanları, içerik taşıyıcılarının çevre tarafından genişletilmesi veya oluşturulması yerine, yalnızca çevreyle bağlantılı veya gömülü olduğunu ortaya koymaktadır.
Durum odaklı genişletilmiş zihne yönelik üçüncü bir itiraz türü, Adams ve Aizawa (2001, 2008), Fodor (2009) ve Rowlands (2010) tarafından çeşitli versiyonları ileri sürülen asli yönelimsellik itirazıdır. Brentano’nun başlattığı bir geleneğe göre, asli yönelimsellik genellikle zihinsel olanın ayırt edici özelliği olarak kabul edilir. Asli yönelimsellik, türetilmemiş yönelimsellik olarak tanımlanır. Türetilmiş yönelimsellik ise, genellikle sosyal kurallar aracılığıyla gerçekleşen, bir öznenin zihinsel faaliyetinden kaynaklanan yönelimselliktir. “Modern Sanat Müzesi 53. Cadde’dedir” cümlesinin niyeti açıkça türetilmiş bir yönelimselliktir. Kendi başına bu cümle, zıt bir arka plana karşı bir şekiller örüntüsünden ibarettir ve prensipte her şey anlamına gelebilir. Bir anlam ifade edebilmesi için yorumlanması gerekir ve bu nedenle yönelimselliği türetilir. İnançlar zihinsel varlıklardır. Eğer asli yönelimsellik zihinsel olanın ayırt edici özelliği ise, Otto’nun defterindeki cümle zihinsel değildir. Dolayısıyla, itirazın özü şudur ki, bunun (bu cümlenin) nasıl bir inanç olabileceğini anlamak zordur.
5.3 Süreç Odaklı Genişletilmiş Zihin
Durum odaklı genişletilmiş zihin, bir zihinsel durumu (örneğin, bir inancı) dışsal bir yapıyla (örneğin, bir cümle) özdeşleştirir. Bununla birlikte, zihinsel durumlar içeriğin taşıyıcıları için tek aday değildir. Düşünme, inanma (veya yargılama), hatırlama vb. zihinsel eylemler de en az bu tür taşıyıcılar olarak kabul edilmeyi hak eder. Ve odağı durumlardan eylemlere kaydırmak, genişletilmiş zihnin daha süreç odaklı bir yorumunu mümkün kılar. Otto’nun not defterini, kabaca Vygotsky’nin (1934 [1962]) savunduğu anlamda bir iskele unsuru olarak değerlendirebiliriz. Bu bağlamda, genişletilmiş zihnin durum odaklı versiyonu, bir zihinsel durumu bu iskelenin bir parçasıyla özdeşleştirir; tabii eğer bu parça gerekli işlevsel rolü oynarsa. Genişletilmiş zihnin süreç odaklı versiyonunda, odak noktası iskeleden iskeleyi manipüle etme sürecine kayar. Genişletilmiş zihnin süreç odaklı versiyonunda, iskelenin bu şekilde manipüle edilmesi bilişsel bir sürecin parçası olabilir.

Genişletilmiş zihnin süreç odaklı versiyonu, Otto vakasını oldukça farklı yorumlardı. Zihinsel bir durumun dışsal bir yapıyla, bir inancın bir cümleyle özdeşleştirilmesi söz konusu değildir. Aksine, her şeyden önce zihinsel bir süreç vardır. Bunu bir inanma süreci olarak tanımlamak belki biraz zorlama olur: bir hatırlama süreci daha uygun görünüyor. Otto, defteriyle etkileşime girdiğinde veya onu manipüle ettiğinde—sayfaları çevirip her sayfayı taradığında—bu manipülasyon, Modern Sanat Müzesi’nin yerini hatırlama sürecinin bir parçasını oluşturur. Elbette bu sürecin sadece bir parçasıdır: beynin uygun bir katkısı olmadan çok az şey hatırlanabilir. Bununla birlikte, Otto’nun defteri manipüle etmesi bu sürecin bir parçasıdır.
Bu iddia için iki farklı motivasyon türü belirlenebilir. Birincisi, durum odaklı genişletilmiş zihin için işlevselci motivasyona benzer, geniş anlamda işlevselci bir motivasyondur. Buradaki fikir, kitabı manipüle etme sürecinin hesaplamalı profilinin, bilişten sorumlu içsel süreçlerin profiline geniş ölçüde benzer olduğudur (Wilson 1994, 2004; Clark 1989, 1997, 2008a, 2008b; Rowlands 1999, 2010, Wheeler 2010). Bilişin standart açıklamaları, bilgi taşıyan yapılar (kabaca temsiller) ve bu yapılar üzerinde gerçekleştirilen dönüştürücü süreçler varsayar; bu süreçlerin işlevi, bilgiyi saptamak ve onu bilişsel özneye veya daha ileri işlem operasyonlarına erişilebilir kılmaktır. Örneğin, David Marr’ın görme üzerine temel açıklaması, retina görüntüsü, ham ilk taslak, tam ilk taslak vb. gibi bir dizi bilgi taşıyan yapıyı, bir yapıyı diğerine dönüştüren işlemlerle birleştirir. Bu süreçlerin genel işlevi, bir nesneyi görme görevini çözmek için kullanılabilecek bilgiyi belirlemek ve özneye sunmaktır. Benzer şekilde, Otto defterini manipüle ettiğinde de genel olarak yaptığı şey şu gibi görünüyor: Modern Sanat Müzesi’nin yerini hatırlama bilişsel görevini çözmek için ihtiyaç duyduğu bilgiyi elde etmek amacıyla bilgi taşıyan yapılar üzerinde işlem yapıyor. Bu uygun soyut hesaplamalı perspektiften bakıldığında, beynin bilgi taşıyan yapılar üzerinde gerçekleştirdiği iç süreçler ile organizmanın bilgi taşıyan yapılar üzerinde gerçekleştirdiği dış süreçler arasında büyük bir fark olmadığı öne sürülmektedir. İkisi de aynı soyut hesaplamalı profile ve amaca sahiptir.
Bir başka argüman türü ise fenomenolojik gelenekten ilham alır. Örneğin Wheeler (2005), genişletilmiş zihin kavramını savunurken Heidegger’in (1927 [1962]) çalışmalarından yararlanır. Rowlands (2010), Husserl ve Sartre’da örtük olarak bulunan bazı temaları geliştirerek, bir nesnenin belirli bir sunum biçimine göre sunulması (açığa çıkarılması veya ifşa edilmesi) olarak açığa çıkarma etkinliği olarak yönelimsellik modelini savunur. Bu sunumun gerçekleştiği etkinlik tamamen içsel olabilir—yani sinirsel veya nöro-hesaplamalı etkinlik—ancak böyle olmak zorunda değildir ve genellikle de değildir. Çoğu zaman bu içsel etkinlik, organizmanın çevresindeki dünyaya yönelik gerçekleştirdiği eylemlerle birleşir. Bu görüşe göre, Otto kitabını manipüle ederken, açığa çıkarıcı bir faaliyette bulunuyor: Modern Sanat Müzesi’nin Doğu 53. Cadde’de bulunduğu ortaya çıkarılıyor, ifşa ediliyor veya sunuluyor. Bu açığa çıkarıcı faaliyet, hem Otto’nun beyninde gerçekleşen faaliyeti hem de Otto’nun dünya üzerinde gerçekleştirdiği daha geniş faaliyeti içerir. Dolayısıyla, açığa çıkarıcı bir faaliyet olarak, hatırlama süreci kısmen Otto’nun içinde, kısmen de dışında gerçekleşir.
İşlemlemesel veya fenomenolojik olarak ilham almış olsun, süreç odaklı genişletilmiş zihin, durum odaklı muadiline yöneltilen itirazlarla daha iyi başa çıkabilir. Şişkinlik itirazı, süreç odaklı genişletilmiş zihin üzerinde daha az etkiye sahip gibi görünüyor. Örneğin, Otto’nun hatırlama eylemi, defteriyle yaptığı ve defterine uyguladığı şeylerden öteye uzanmaz. Bunun, Otto’nun şu anda manipüle etmediği veya faydalanmadığı ansiklopedi veya internet gibi şeylere uzandığını düşünmek için hiçbir neden yoktur.
Asli yönelimsellik itirazı da en azından kısmen bertaraf ediliyor. Otto’nun hem iç hem de dış dünyasında olup bitenleri birleştiren bu bütünleşik süreçte, bolca asli yönelimsellik mevcuttur. Otto her sayfada taradığı şeyi okumak zorundadır ve görmesi asli yönelimselliğe sahip olacaktır. Gördüklerini anlamak zorundadır ve bu anlayış da asli yönelimselliğe sahip olacaktır. Dolayısıyla, genel süreç asli yönelimsellikten tamamen yoksun değildir (Menary 2006, 2007). Bununla birlikte, bu asli yönelimselliğin yalnızca Otto’nun derisinin içinde yer alan süreç bölümleriyle sınırlı olduğu itirazı öne sürülebilir (Adams 2010). Bu itiraza iki şekilde yanıt verilebilir. Bir görüş, iddiayı kabul edip bunun önemsiz olduğunu savunmaktır. Bu bağlamda, nörofizyolojik veya hesaplamalı olarak anlaşılan bir bilişsel sürecin her içsel parçasının asli yönelimselliğe sahip olması gerektiğinin son derece mantıksız olacağına işaret edilebilir. Örneğin, bir retina görüntüsü bir tür asli yönelimselliğe sahip olabilir. Beynin yapıcı/inşa edici işlemleriyle bu görüntünün aşamalı olarak dönüştürüldüğü görsel temsil, muhtemelen asli yönelimselliğe sahip olacaktır. Ancak bu yapıcı işlemler sahip olmayacaktır (Rowlands 2010). Diğer seçenek ise iddiayı reddetmektir. Bu, en azından derinin içerisinde veya derinin üzerinde yer almayan bazı şeylerin orijinal bir yönelimselliğe sahip olduğunu göstermeyi gerektirir. Örneğin Rowlands (2006), bunun, “yönelimsellik öncesi eylemler” veya “yapmalar” olarak adlandırdığı şeyler için geçerli olduğunu savunmaktadır. Tartışma halen sürmektedir ve her iki tarafı da ikna edecek bir cevabın olup olmadığı belirsizdir.
5.4 Bilişsel ve Zihinsel Olanın Ayırt Edici Ölçütü
Bu kesinlik eksikliğine bağlı olarak, genişletilmiş zihne yöneltilen üçüncü suçlama da şudur: nedensel bağlaşım ile kuruluşun karıştırılması. Basit bir karışıklık suçlamasını savunmak zordur. Genişletilmiş zihin savunucuları, genel olarak nedensel bağlantı ve oluşum arasındaki ayrımın farkındadırlar. Örneğin, Otto örneğinde, Clark ve Chalmers, bir cümlenin bir inançla özdeşleştirilmesi gerektiğini savunurlar; bunun nedeni, cümlenin bir inancın işlevsel rolüne sahip olmasıdır, yani ikincisinin sadece birincisiyle ilişkilendirilmesi yeterli değildir. İtirazın daha makul bir biçimi ise, genişletilmiş zihin savunucularının (ister durum odaklı ister süreç odaklı olsun) sunduğu argümanların, bu savunucuların iddia ettiği şeyi ortaya koymadığı olabilir. Özellikle, bilişsel süreçlerin dış süreçlerle oluştuğunu değil, onlarla bağlantılı olduğunu iddia etmekten öteye geçmezler. Bu nedenle hem asli yönelimsellik itirazına hem de bağlaşım-kuruluş itirazına cevap vermek, bir sürecin ne zaman bilişsel bir süreç olduğunu ve ne zaman olmadığını belirleme yeteneğini gerektiriyormuş gibi görünüyor.
Rupert (2009), bu konuya yaklaşmanın en iyi yolunun bilişsel bir sistemin tanımlanması yoluyla olduğunu ve bu tanımlamanın büyük ölçüde zihin bilimlerinin bu tür sistemleri nasıl bireyleştirdiğine bağlı olacağını savunmaktadır. Ona göre, bilişsel bir sistemin en akla yatkın anlayışı, genişletilmiş zihne karşıdır. Başka bir yaklaşım ise bilişsel olanın ayırt edici ölçütünün belirlenmesi ihtiyacını savunur; bu işaret, bir sürecin bilişsel olarak kabul edilmesi için gerekli, yeterli veya hem gerekli hem de yeterli koşullar kümesidir. Bu öneriye verilen tepkiler üç ana gruba ayrılabilir. Birincisi, bilişsel olanın ayırt edici ölçütünün gerekli olmadığını düşünenlerdir. Tıpkı biyolojik olanın ayırt edici ölçütü olmaksızın biyolojiyi inceleyebildiğimiz ve tıbbi olanın ayırt edici ölçütü olmaksızın tıp uygulayabildiğimiz gibi, bilişsel bir ölçüt olmaksızın da bilişsel bilim yapabiliriz (Allen 2017). İkinci olarak, bilişsel bir ölçütün gerekli olduğunu, belirlenebileceğini ve genişletilmiş zihin aleyhine sayıldığını düşünenlerdir (Adams 2010). Üçüncü olarak, bilişsel bir ölçütün mevcut olduğunu ve fakat genişletilmiş zihni desteklediğini düşünenlerdir (Rowlands 2009, 2010).
6. Genişletilmiş Zihnin Kapsamı
Genişletilmiş zihin kavramının ilk biçimlerinde kapsamı nispeten sınırlıydı ve öncelikle bilişsel süreçlerle ilgili bir tez olarak anlaşılıyordu. Genişletilmiş zihin fikrinin geliştirilmesinde yer alan dış yapı veya faaliyet türleri de bu bilişsel odaklanmayı yansıtıyordu. Bunlar, ağırlıklı olarak bir organizmanın karşılaşabileceği bilişsel görevlerin çözümüne ilişkin bilgileri taşıyan yapılar olarak düşünülüyordu; organizma, bu yapılar üzerinde hareket ederek, bu bilgiyi yalnızca yapılarda mevcut olan bilgiden, organizmanın kullanımına açık bilgiye dönüştürebiliyordu (Rowlands 2010). Buna göre, genişletilmiş zihnin kapsamındaki genişleme iki (ilişkili) boyutta gerçekleşebilir ve gerçekleşmiştir: (1) bilişsel süreçlerden diğer zihinsel süreç türlerine doğru kapsamın genişlemesi ve (2) bu genişletilmiş zihinsel süreçlerde yer alan dış yapı türlerinin genişlemesi.
Genişletilmiş bilişsel durumlar veya süreçler fikrinin önde gelen bazı savunucuları, bilincin genişletilebileceği fikrine şüpheyle yaklaşmışlardır; bu şüphe genellikle dış yapıların bilinçli deneyimi sürdürmek için gerekli enformasyonel bant genişliğine sahip olmadığı gerekçesine dayanmaktadır (Clark 2009, Chalmers 2019). Diğerleri ise bu olasılığa daha iyimser yaklaşmakta ve deneyimlerin (Rowlands 2010) ve duygular gibi diğer bilinçli durumların (Krueger 2014; Krueger & Szanto 2016; Carter vd. 2016) genişletilmiş açıklamalarını savunmaktadır. Aynı zamanda ve bununla bağlantılı olarak, ilgili olduğu düşünülen dış yapı türlerinde de bir genişleme yaşanmıştır. Özellikle son yıllarda, genişletilmiş zihin alanında belirgin bir sosyal dönüşüm yaşanmış, sosyal yapılar ve kurumların da kısmen zihinsel süreçlerin oluşumunda rol oynayabileceği yollar araştırılmış (De Jaegher vd. 2010, Gallagher 2013, Lyre 2018 ve Slors 2019) ve temel biyolojik bilişsel yeteneklerimizin bir kültürleşme süreciyle dönüştürülebileceği fikri (Menary 2015), genişletilmiş zihni son yıllarda yeniden şekillendirmeye yardımcı olmuştur. Bu sosyal dönüşümün önemli bir örneği, özellikle belleğin çoğu zaman ortaklaşa işlemesi, yani iki veya daha fazla kişinin birleşik çabalarını içermesi ve birbirine bağlı bir sistem olarak işlev görmesi bakımından hafızanın işleyişiyle ilgilidir (Barnier vd. 2008; Sutton 2008, 2010, 2015).
7. Genişletilmiş Zihin ve 4E Zihin
Genişletilmiş zihnin kapsamını belirlemenin bir başka yolu, onu Kartezyen karşıtı olasılıklar dizisi içinde daha kesin biçimde konumlandırmaktır. Genişletilmiş zihin, 4E bilişin ya da kapsamının yalnızca bilişten daha geniş olabileceği düşüncesiyle daha genel olarak 4E zihnin “E”lerinden birini oluşturur (Newen, De Bruin ve Gallagher 2018). “4E” etiketi, en azından bazı zihinsel süreçlerin bedenlenmiş (embodied), gömülü (embedded), eylemlenmiş (enacted), genişletilmiş (extended) ya da bunların bir bileşimi olduğu fikrini anlatır.
Zihinsel süreçlerin bedenlenmiş olduğu iddiası en az iki farklı anlama gelebilir (Prinz 2009). İlk olarak, zihinsel süreçlerin yalnızca bir beyne değil, bir bedene sahip olmaya ve onu kullanmaya bağlı olduğu anlamına gelebilir (Haugeland 1993; Shapiro 2004). Bu düşünce, bağımlılığın nasıl anlaşıldığına göre farklı görüşlere ayrılır. İddia nedensel bağımlılık olarak anlaşılabilir: Bazı zihinsel süreçler varoluşları ya da kimlikleri bakımından bedene ve bedenin özelliklerine nedensel olarak bağlıdır. Kuruluş iddiası olarak da anlaşılabilir: Bedenin içinde fakat beynin dışında gerçekleşen bazı süreçler zihinsel süreçleri kısmen kurabilir. İkinci olarak, bedenlenme iddiası bazı zihinsel süreçlerin bedenle ilgili zihinsel temsillere bağlı olduğu biçiminde anlaşılabilir (Prinz 2009). Bu temsiller iki türlüdür: motor komutlar gibi bedeni etkileyen temsiller ve bedensel hareket algısı gibi bedeni temsil eden ya da bedene tepki veren temsiller. Bu görüşe göre bir zihinsel süreç, motor korteks kafatasının içinde olsa bile, örneğin motor kortekste bulunan bir temsili içeriyorsa bedenlenmiş sayılır.
Genişletilmiş zihin teorisinin bazı savunucuları, bu görüşün zihinsel süreçlerin bedenlenmiş olduğu iddiasına aykırı olduğunu düşünmektedir. Örneğin, Clark (2008a), en azından iki görüş arasında bir gerilim olduğunu savunmaktadır. Onun genişletilmiş zihin anlayışı, zihinsel durumların ve süreçlerin, algıyı, zihinsel durumları ve süreçleri ve eylemi birbirine bağlayan genel ilkeler olarak oldukça soyut bir şekilde belirtilen işlevsel rollerle bireyleştirildiği, ancak bu bağlantıdan sorumlu mekanizmaların doğasını derinlemesine belirtmeyen liberal bir işlevselcilik anlayışına dayanmaktadır. Öte yandan Clark, bedenleşme iddiasını ya işlevselciliğin reddine ya da işlevselciliğin çok daha şovenist bir biçimine dayandırır; zira bu iddia, işlevsel rolleri belirlerken, bunların gerçekleşme mekanizmalarının en azından bazı ayrıntılarını da belirtir. Diğerleri ise zihnin genişletilmiş ve bedenlenmiş görüşlerini bundan çok daha uyumlu veya aynı doğrultuda, hatta aynı görüşün farklı yönleri olarak görürler (örneğin, Menary 2007, Rowlands 2010).
Bir zihinsel süreç, çevresel bir iskele yapısıyla birlikte işlev görüyorsa, belki de bu şekilde işlev görecek şekilde tasarlanmışsa, gömülü sayılır; bu destek yapısı olmadan süreç, yapması gerekeni yapamaz, yapması gerekeni başarma olasılığı daha düşük olur veya yapması gerekeni en verimli şekilde yapamaz, vb. Dışsal iskele, sürecin gerçekleştirmeyi amaçladığı bilişsel göreve ilişkin enformasyonu taşır ve bilişsel bir organizma, yapıyı uygun bir şekilde manipüle ederek veya kullanarak bu bilgiden yararlanabilir. Bu görüşe göre, biliş hala kafada yer almaktadır. Ancak net sonuç, bilişsel görevin zorluğunun en azından bir kısmının dünyaya aktarılmasıdır. Gerekli olan içsel, kafa içi işlemleme, çevresel bir destek olmasaydı ihtiyaç duyulacağı kadar karmaşık değildir. Uzun bölme işlemini zihninizde yapmakla, kalem ve kağıtla yapmak arasındaki farkı düşünün (Rumelhart vd. 1986). Dışsal gösterim, gerekli içsel işlemenin karmaşıklığını azaltan bir tür iskele görevi görür. Kirsh ve Maglio (1994), içsel olarak gerçekleştirilmesi gereken bilişsel görevin doğasını değiştiren bu tür eylemi epistemik eylem olarak adlandırır.
Bazı zihinsel süreçlerin gömülü olduğu iddiası, ilk bakışta, zihni kavramsallaştırmanın Anti-Kartezyen yolları yelpazesinde yer alan bir iddiadır. Bununla birlikte, son dönem diyalektiğinin belki de ilginç bir özelliği, gömülülük fikrinin sıklıkla genişletilmiş zihin iddialarını değersizleştirmek için kullanılmasıdır. Buradaki fikir, zihinsel süreçlerin genişletilmiş olduğunu ortaya koymayı amaçlayan argümanların aslında bu süreçlerin yalnızca yerleşik olduğunu gösterdiğidir (Adams & Aizawa 2008, Rupert 2004). Bu itiraz, 5.2 bölümünde özetlenen bağlaşım-kuruluş itirazının bir versiyonudur.
Bir zihinsel süreç, bir organizmanın derisi veya kafatası içinde meydana gelen süreçlerle, söz konusu deri veya kafatasının dışındaki süreçlerin dinamik, etkileşimli bir şekilde bir araya gelmesini içeriyorsa veya bunlardan oluşuyorsa, eylemlenmiş sayılır. Enaktivizm çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Ancak, süreç odaklı genişletilmiş zihnin bunlardan en azından bazılarıyla örtüştüğünü varsaymak mantıklıdır. Örneğin, bilinçli deneyimin doğasını açıklarken, enaktivizmin birçok biçimi, deneyimleyen organizmanın çevresindeki dünyaya etki etme yeteneğine başvurur. Belki de yeteneklerin genişletilmesine gerek yoktur. Ancak enaktivizmin bazı versiyonları da bu yeteneklerin kullanımına başvurur. Fenomenal mevcudiyet duygusunu – zengin bir şekilde yapılandırılmış, ayrıntılı bir dünyayla karşı karşıya kalma duygusunu – açıklamanın yaygın bir enaktivist yolu, bu ayrıntıyı kopyalayan bir temsili yapıya başvurmaz. Eğer temsiller söz konusuysa, bunlar bize görsel durumun yalnızca kabaca özünü verir. Zenginlik ve detay duygusu, deneyimleyen organizmanın dünyanın kendisindeki zenginlik ve detaydan yararlanmasından kaynaklanır (O’Regan & Noë 2001, Noë [ed.] 2002, Noë 2004). Dolayısıyla, organizma zengin ve ayrıntılı bir dünyada etkileşime girerek deneyimine zenginlik ve ayrıntı katar. Organizmanın dünyanın zenginliği ve ayrıntısına dair deneyimi, bir temsil yoluyla değil, dış sahnenin kendisiyle olan dinamik, birbirine bağlı etkileşimler dizisi yoluyla gerçekleşir.
Enaktivizm çeşitli biçimlerde ortaya çıkar (Chemero 2009; Hutto & Myin 2012, 2017; Noë 2004). Ancak, organizma ile çevresi arasındaki dinamik, sıkı bağlantılı etkileşimlere verilen önem, enaktivizmin tüm versiyonlarında mevcuttur ve en azından süreç odaklı genişletilmiş zihin versiyonunda açık yankılar bulur. Dolayısıyla, belki vurgu farklılıkları olsa da, enaktivizmin bazı versiyonlarının genişletilmiş zihnin bazı versiyonlarıyla örtüşmesi muhtemeldir.
Kaynakça
- Adams, Frederick, 2010, “Why We Still Need a Mark of the Cognitive”, Cognitive Systems Research, 11(4): 324–331. doi:10.1016/j.cogsys.2010.03.001
- Adams, Fred and Ken Aizawa, 2001, “The Bounds of Cognition”, Philosophical Psychology, 14(1): 43–64. doi:10.1080/09515080120033571
- –––, 2008, The Bounds of Cognition, New York: Wiley-Blackwell.
- Allen, Colin, 2017, “On (Not) Defining Cognition”, Synthese, 194(11): 4233–4249. doi:10.1007/s11229-017-1454-4
- Barnier, Amanda J., John Sutton, Celia B. Harris, and Robert A. Wilson, 2008, “A Conceptual and Empirical Framework for the Social Distribution of Cognition: The Case of Memory”, Cognitive Systems Research, 9(1–2): 33–51. doi:10.1016/j.cogsys.2007.07.002
- Block, Ned, 1990, “Inverted Earth”, in Philosophical Perspectives 4, James Tomberlin (ed.), Atascadero, CA: Ridgeview Press, 52–79.
- –––, 1991, “What Narrow Content is Not”, in Meaning and Mind: Fodor and His Critics, Barry Loewer and Georges Rey (eds.), Oxford: Blackwell Publishers, 33–64.
- Boghossian, Paul A., 1997, “What the Externalist Can Know A Priori”, Proceedings of the Aristotelian Society, 97(2): 161–175. doi:10.1111/1467-9264.00011
- Boldyrev, Ivan A. and Carsten Herrmann-Pillath, 2013, “Hegel’s ‘Objective Spirit’, Extended Mind, and the Institutional Nature of Economic Action”, Mind & Society, 12(2): 177–202. doi:10.1007/s11299-012-0111-3
- Burge, Tyler, 1979, “Individualism and the Mental”, Midwest Studies in Philosophy, 4: 73–121. doi:10.1111/j.1475-4975.1979.tb00374.x
- –––, 1986, “Individualism and Psychology”, The Philosophical Review, 95(1): 3–45. doi:10.2307/2185131
- –––, 1993, “Mind-Body Causation and Explanatory Practice”, in Mental Causation, John Heil and Alfred R. Mele (eds.) Oxford: Clarendon Press, pp. 97–120.
- Carter, J. Adam, Emma C. Gordon, and S. Orestis Palermos, 2016, “Extended Emotion”, Philosophical Psychology, 29(2): 198–217. doi:10.1080/09515089.2015.1063596
- Chalmers, David, 2012, Constructing the World, Oxford: Oxford University Press.
- –––, 2019, “Extended Cognition and Extended Consciousness”, in Andy Clark and his Critics, Matteo Colombo, Elizabeth Irvine, and Mog Stapleton (eds.), Oxford: Oxford University Press, Chapter 1.
- Chemero, Anthony, 2009, Radical Embodied Cognitive Science, Cambridge, MA: MIT Press.
- Chomsky, Noam, 1995, “Language and Nature”, Mind, 104(413): 1–61. doi:10.1093/mind/104.413.1
- Clark, Andy, 1989, Microcognition: Philosophy, Cognitive Science and Parallel Distributed Processing, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 1997, Being There: Putting Brain, Body and World Back Together Again, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2008a, “Pressing the Flesh: A Tension in the Study of the Embodied, Embedded Mind?”, Philosophy and Phenomenological Research, 76(1): 37–59. doi:10.1111/j.1933-1592.2007.00114.x
- –––, 2008b, Supersizing the Mind: Embodiment, Action, and Cognitive Extension, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780195333213.001.0001
- –––, 2009, “Spreading the Joy? Why the Machinery of Consciousness Is (Probably) Still in the Head”, Mind, 118(472): 963–993. doi:10.1093/mind/fzp110
- Clark, Andy and David Chalmers, 1998, “The Extended Mind”, Analysis, 58(1): 7–19. doi:10.1093/analys/58.1.7
- Crane, Tim, 1991, “All The Difference in the World”, The Philosophical Quarterly, 41(162): 1–25. doi:10.2307/2219783
- Crisafi, Anthony and Shaun Gallagher, 2010, “Hegel and the Extended Mind”, AI & Society, 25(1): 123–129. doi:10.1007/s00146-009-0239-9
- Cummins, Robert, 1991, “Methodological Reflections on Belief”, in Mind and Common Sense, Radu Bogan (ed.), Cambridge: Cambridge University Press, pp. 53–70.
- Davidson, Donald, 1980, “Actions, Reasons and Causes”, in his Essays On Actions and Events, Oxford: Oxford University Press, pp. 3–20.
- –––, 1987, “Knowing One’s Own Mind”, Proceedings and Addresses of the American Philosophical Association, 60(3): 441–458. doi:10.2307/3131782
- De Jaegher, Hanne, Ezequiel Di Paolo, and Shaun Gallagher, 2010, “Can Social Interaction Constitute Social Cognition?”, Trends in Cognitive Sciences, 14(10): 441–447. doi:10.1016/j.tics.2010.06.009
- Donald, Merlin, 1991, Origins of the Modern Mind; Three Stages in the Evolution of Culture and Cognition, Cambridge, MA: Harvard University Press.
- Dretske, Fred, 1988, Explaining Behavior: Reasons in a World of Causes, Cambridge, MA: MIT Press.
- Farkas, Katalin, 2003, “What Is Externalism?”, Philosophical Studies, 112(3): 187–208. doi:10.1023/A:1023002625641
- –––, 2008, The Subject’s Point of View, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199230327.001.0001
- Fodor, Jerry A., 1981, “Methodological Solipsism Considered as a Research Strategy in Cognitive Science”, in his RePresentations: Philosophical Essays on the Foundations of Cognitive Science, Cambridge MA: MIT Press, 225–256.
- –––, 1982, “Cognitive Science and the Twin-Earth Problem.”, Notre Dame Journal of Formal Logic, 23(2): 98–118. doi:10.1305/ndjfl/1093883623
- –––, 1987, Psychosemantics: The Problem of Meaning in the Philosophy of Mind, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2009, “Where is my mind?” London Review of Books, 31(3): 13–15.
- Frances, Bryan, 2007, “Externalism, Physicalism, Statues, and Hunks”, Philosophical Studies, 133(2): 199–232. doi:10.1007/s11098-005-8446-9
- Gallagher, Shaun, 2013, “The Socially Extended Mind”, Cognitive Systems Research, 25–26: 4–12. doi:10.1016/j.cogsys.2013.03.008
- –––, 2018, Enactivist Interventions: Rethinking the Mind, New York: Oxford University Press. doi:10.1093/oso/9780198794325.001.0001
- Georgalis, Nicholas, 1999, “Rethinking Burge’s Thought Experiment”, Synthese, 118(2): 145–164. doi:10.1023/A:1017145322572
- Gertler, Brie, 2012, “Understanding the Internalism-Externalism Debate: What Is the Boundary of the Thinker?”, Philosophical Perspectives, 26(1): 51–75. doi:10.1111/phpe.12001
- Gibbons, John, 1993, “Identity without Supervenience”, Philosophical Studies, 70(1): 59–79. doi:10.1007/BF00989662
- Gibson, James, 1966, The Senses Considered as Perceptual Systems, Boston: Houghton-Mifflin.
- –––, 1979, The Ecological Approach to Visual Perception, Boston: Houghton-Mifflin.
- Haugeland, John, 1993, “Mind embodied and embedded”, in Yu-Houng H. Houng & J. Ho (eds.), Mind and Cognition: 1993 International Symposium, Academica Sinica. pp. 233–267.
- Heidegger, Martin, 1927 [1962], Being and Time, J. Macquarie (trans.), Oxford: Blackwell.
- Horgan, Terence and John Tienson, 2002, “The Intentionality of Phenomenology and the Phenomenology of Intentionality”, in Philosophy of Mind: Classical and Contemporary Readings, David Chalmers (ed.), Oxford: Oxford University Press, Chapter 49.
- Hurley, Susan, 1998, Consciousness in Action, Cambridge, MA: Harvard University Press.
- Hutto, Daniel and Erik Myin, 2012, Radicalizing Enactivism, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2017, Evolving Enactivism, Cambridge, MA: MIT Press.
- Jackson, Frank, 2007, “Reference and Description from the Descriptivists’ Corner”, Philosophical Books, 48(1): 17–26. doi:10.1111/j.1468-0149.2007.00426.x
- Kirsh, David and Paul Maglio, 1994, “On Distinguishing Epistemic from Pragmatic Action”, Cognitive Science, 18(4): 513–549. doi:10.1207/s15516709cog1804_1
- Korman, Daniel Z., 2006, “What Externalists Should Say About Dry Earth”, Journal of Philosophy, 103(10): 503–520. doi:10.5840/jphil20061031030
- Kriegel, Uriah, 2007, “Intentional Inexistence and Phenomenal Intentionality”, Philosophical Perspectives, 21(1): 307–340. doi:10.1111/j.1520-8583.2007.00129.x
- –––, 2011, The Sources of Intentionality, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199742974.001.0001
- –––, 2013, “Phenomenal Intentionality Past and Present: Introductory”, Phenomenology and the Cognitive Sciences, 12(3): 437–444. doi:10.1007/s11097-013-9308-0
- Krueger, Joel, 2014, “Varieties of Extended Emotions”, Phenomenology and the Cognitive Sciences, 13(4): 533–555. doi:10.1007/s11097-014-9363-1
- Krueger, Joel and Thomas Szanto, 2016, “Extended Emotions”, Philosophy Compass, 11(12): 863–878. doi:10.1111/phc3.12390
- Lewis, Davis, 1981, “Index, Context, and Content”, in Philosophy and Grammar, Stig Kanger and Sven Ōhman (eds.), Dordrecht: D. Reider, 79–100. doi:10.1007/978-94-009-9012-8_6
- Loar, Brian, 2003, “Phenomenal Intentionality as the Basis of Mental Content”, in Reflections and Replies: Essays on the Philosophy of Tyler Burge, Martin Hahn and B. Ramberg (eds.), Cambridge, MA: MIT Press, 229–258.
- Ludwig, David, 2015, “Extended Cognition and the Explosion of Knowledge”, Philosophical Psychology, 28(3): 355–368. doi:10.1080/09515089.2013.867319
- Luria, Alexander and Vygotsky, Lev 1930 [1992], Ape, Primitive Man, and Child: Essay in the History of Behavior, Evelyn Rossiter (trans.), Brighton: Harvester-Wheatsheaf.
- Lyre, Holger, 2018, “Socially Extended Cognition and Shared Intentionality”, Frontiers in Psychology, 9: 831. doi:10.3389/fpsyg.2018.00831
- Macdonald, Cynthia, 1990, “Weak Externalism and Mind-Body Identity”, Mind, 99(395): 387–404. doi:10.1093/mind/XCIX.395.387
- Mallon, Ron, Edouard Machery, Shaun Nichols, and Stephen Stich, 2009, “Against Arguments from Reference”, Philosophy and Phenomenological Research, 79(2): 332–356. doi:10.1111/j.1933-1592.2009.00281.x
- McGinn, Colin, 1977, “Charity, Interpretation, and Belief”, The Journal of Philosophy, 74(9): 521–535. doi:10.2307/2025795
- –––, 1982, “The structure of content”, in Thought and Object, A. Woodfield (ed.), Oxford: Oxford University Press, pp. 207–58.
- –––, 1989, Mental Content, Oxford: Blackwell.
- Menary, Richard, 2006, “Attacking the Bounds of Cognition”, Philosophical Psychology, 19(3): 329–344. doi:10.1080/09515080600690557
- –––, 2007, Cognitive Integration: Attacking the Bounds of Cognition, Basingstoke: Palgrave-Macmillan.
- ––– (ed.), 2010, The Extended Mind, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2015, “Mathematical cognition: a case of enculturation”, in Open MIND, T. Metzinger & J. M. Windt (eds.), Frankfurt am Main: MIND Group, 1–20.
- Newen, Albert, Leon De Bruin, and Shaun Gallagher (eds.), 2018, The Oxford Handbook of 4E Cognition, Oxford: Oxford University Press.
- Noë, Alva (ed.), 2002, Is the Visual World a Grand Illusion? Special edition of The Journal of Consciousness Studies, Vol. 5–6.
- –––, 2004, Action in Perception, Cambridge, MA: MIT Press.
- O’Regan, J. Kevin and Alva Noë, 2001, “A Sensorimotor Account of Vision and Visual Consciousness”, Behavioral and Brain Sciences, 24(5): 939–973. doi:10.1017/S0140525X01000115
- Prinz, Jesse, 2009, “Is Consciousness Embodied?”, in The Cambridge Handbook of Situated Cognition, Philip Robbins and Murat Aydede (eds.), Cambridge: Cambridge University Press, 419–436. doi:10.1017/CBO9780511816826.022
- Pryor, James, 2007, “What’s Wrong with McKinsey-style Reasoning”, in Internalism and Externalism in Semantics and Epistemology, S. Goldberg (ed.), Oxford: Oxford University Press, 177–200.
- Putnam, Hilary, 1975, “The Meaning of ‘Meaning’”, Philosophical Papers, Vol. II: Mind, Language, and Reality, Cambridge: Cambridge University Press.
- Rowlands, Mark, 1999, The Body in Mind: Understanding Cognitive Processes, Cambridge: Cambridge University Press. doi:10.1017/CBO9780511583261
- –––, 2003, Externalism: Putting Mind and World Back Together Again, London: Acumen.
- –––, 2006, Body Language: Representation in Action, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2009, “Extended Cognition and the Mark of the Cognitive”, Philosophical Psychology, 22(1): 1–19. doi:10.1080/09515080802703620
- –––, 2010, The New Science of the Mind: From Extended Mind to Embodied Phenomenology, Cambridge, MA: MIT Press.
- Rumelhart, David E., James L. McClelland, and the PDP Research Group, 1986, Parallel Distributed Processing: Explorations in the Microstructure of Cognition 1: Foundations, Cambridge, MA: MIT Press.
- Rupert, Robert D., 2004, “Challenges to the Hypothesis of Extended Cognition”, Journal of Philosophy, 101(8): 389–428. doi:10.5840/jphil2004101826
- –––, 2009, Cognitive Systems and the Extended Mind, New York: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780195379457.001.0001
- Sartre, Jean-Paul, 1943 [1957], Being and Nothingness, H. Barnes (trans.), London: Methuen; originally published Paris: Gallimard, 1943.
- Segal, Gabriel, 2000, A Slim Book about Narrow Content, Cambridge, MA: MIT Press.
- Shapiro, Lawrence, 2004, The Mind Incarnate, Cambridge, MA: MIT Press.
- Siewert, Charles, 1998, The Significance of Consciousness, Princeton: Princeton University Press.
- Slors, Marc, 2019, “Symbiotic Cognition as an Alternative for Socially Extended Cognition”, Philosophical Psychology, 32(8): 1179–1203. doi:10.1080/09515089.2019.1679591
- Stalnaker, Robert, 1989, “On What’s In the Head”, Philosophical Perspectives, 3: 287–316. Reprinted in The Nature of Mind, David Rosenthal (ed.), Oxford: Oxford University Press, 1991, 576–590. doi:10.2307/2214271
- Stich, Stephen, 1983, From Folk Psychology to Cognitive Science: The Case Against Belief, Cambridge, MA: MIT Press.
- Sutton, John, 2008, Philosophy and Memory Traces: Descartes to Connectionism, Cambridge: Cambridge University Press.
- –––, 2010, “Exograms and Interdisciplinarity: History, the Extended Mind, and the Civilizing Process”, in Menary 2010: 189–225.
- –––, 2015, “Remembering as Public Practice: Wittgenstein, Memory, and Distributed Cognitive Ecologies”, in Mind, Language and Action: : Proceedings of the 36th International Wittgenstein Symposium, Danièle Moyal-Sharrock, Volker Munz, and Annalisa Coliva (eds.), Berlin: De Gruyter, 409–443. doi:10.1515/9783110378795.409
- Theiner, Georg, 2011, Res Cogitans Extensa: A Philosophical Defense of the Extended Mind Thesis, New York: Peter Lang.
- Vygotsky, Lev S., 1934 [1962], Thought and Language, Eugenia Hanfmann and Gertrude Vakar (trans.), Cambridge, MA: MIT Press. [Originally published in Russian as Myshlenie i Rech, Moscow & Leningrad: Gosudarstvennoe sotsial’no-ekonomicheskoe izdatel’svo.]
- Wheeler, Michael, 2005, Reconstructing the Cognitive World: The Next Step, Cambridge, MA: MIT Press.
- –––, 2010, “In defense of extended functionalism”, in Menary 2010: 245–270.
- Wikforss, Asa Maria, 2001, “Social Externalism and Conceptual Errors”, The Philosophical Quarterly, 51(203): 217–231. doi:10.1111/j.0031-8094.2001.00225.x
- Williamson, Timothy, 2000, Knowledge and Its Limits, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/019925656X.001.0001
- Wilson, Robert A., 1994, “Wide Computationalism”, Mind, 103(411): 351–372. doi:10.1093/mind/103.411.351
- –––, 2004, Boundaries of the Mind: The Individual in the Fragile Sciences – Cognition, New York: Cambridge University Press. doi:10.1017/CBO9780511606847
- Wittgenstein, L., 1953, Philosophical Investigations, E. Anscombe, R. Rhees and G. H. Von Wright (eds.), E. Anscombe (trans.), Oxford: Blackwell.
- Yli-Vakkuri, Juhani and John Hawthorne, 2018, Narrow Content, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/oso/9780198785965.001.0001
Diğer İnternet Kaynakları
- Lau, Joe and Max Deutsch, “Externalism About Mental Content”, Stanford Encyclopedia of Philosophy (Fall 2020 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/fall2020/entries/content-externalism/>. [This was the previous entry on this topic in the Stanford Encyclopedia of Philosophy — see the version history.]
Mark Rowlands – “Externalism About the Mind“, (Erişim Tarihi: 30.09.2026)
Çevirmen: Berk Çakan
Editör: İzzet Can Kalender
