1) Sonsuz Geçmişe Yönelik İtirazlar
1.1. Tamamlanmış, Bilfiil Sonsuzluklar
Kimileri geçmişin sonsuz olamayacağını savunur, çünkü
- (i) Bilfiil bir sonsuzluk olamaz. Eğer geçmiş sonsuz olsaydı, bu bir bilfiil sonsuzluk olurdu; zira her olay, gerçekleştiği andan itibaren fiili hale gelir (ve fiili olmaya devam eder). Bu görüşe göre, sonsuz bir geleceğin olmasında bir sakınca yoktur, çünkü gelecek asla tamamen bilfiil hale gelmez, ancak tüm geçmiş olaylar tamamen bilfiil hale gelmiştir.
Veya:
- (ii) Sonsuz bir dizi tamamlanamaz. (”Sonsuza kadar sayma” veya tüm doğal sayıları sonuna kadar sayma şeklindeki absürt fikri hayal edin.) Eğer geçmiş sonsuz olsaydı, o zaman geçmiş olaylar dizisi, şu an itibarıyla, tamamlanmış sonsuz bir dizi oluştururdu.
Neden bilfiil bir sonsuzluk olamayacağı düşünülür? Aristoteles ve Aquinas’ın argümanı temelde şöyleydi:
- 1) Bilfiil olan her şey tamamen belirlenmiş olmalıdır.
- 2) Sonsuzluk belirli bir nicelik değildir (ve belirli bir niceliğe sahip olmakla bağdaşmaz).
- 3) Dolayısıyla, bilfiil bir sonsuzluk olamaz.
İnsanlar ayrıca sonsuzluk paradokslarına da atıfta bulunmayı severler; bu paradoksların, bilfiil sonsuzlukların imkânını reddederek önlenebileceği ve önlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir. William Lane Craig, Hilbert’in Oteli’ni örnek göstermeyi sever:
“Odalarının tamamı dolu olan sonsuz odalı bir otel olduğunu varsayın. Yeni bir misafir gelir. Bu misafir, oteldeki kimseyi dışarı atmadan, yerleştirilebilir mi? Evet. Her misafire, n şu anki oda numarası olmak üzere, (n+1) numaralı odaya geçmesini söylersiniz. Bu, yeni misafir için 1 numaralı odayı boş bırakır.
Ardından sonsuz sayıda yeni misafir gelir. Onlar da yerleştirilebilir: her misafiri, n şu anki oda numarası olmak üzere, 2n numaralı odaya taşıyın. Bu, yeni misafirler için 1, 3, 5 ve benzeri numaralı odaları boş bırakır.”
Halihazırda dolu olan bir otele sonsuz sayıda ek misafir yerleştirebilmeniz sezgilere aykırıdır. Bundan kaçınmak için, “bilfiil sonsuzluklar imkansızdır” dememiz beklenir.
Cevaplar:
(a) Bu yaklaşım Zenon’un Paradoksu ile çürütülür. Zenon’un paradoksunun iki varyantı aşağıdaki gibidir:
- Zenon’un sonsuz (endless) serisi: Bir nesnenin A noktasından B noktasına hareket etmesi için, önce mesafenin yarısını, sonra kalan mesafenin yarısını ve bu şekilde devam ederek gitmesi gerekir.
- Zenon’un başlangıçsız (beginningless) serisi: Bir nesnenin A noktasından B noktasına hareket etmesi için, önce mesafenin yarısını gitmesi gerekir. Fakat bunu yapmadan evvel mesafenin 1/4’ünü, ondan önce de mesafenin 1/8’ini gitmesi gerekir, vb.
Bunlar sonsuz serilerdir, yine de bir nesne her hareket ettiğinde tamamlanırlar.
Bunlar ayrıca bilfiil sonsuzluklardır. Nesne hedefine ulaştığında her adım fiilen tamamlanmış olur; (yani) bu adımlar salt potansiyel değildir/”potansiyel olarak tamamlanabilir” olmakla kalmazlar. Demek ki tamamlanmış, bilfiil sonsuzluklar nihayetinde mümkündür.
(b) Aristoteles ve Aquinas’ın argümanındaki sorun ne?
Geçmişin sonsuz olduğunu söylemek için, herhangi bir şeyin herhangi bir belirli niteliğinin ölçüsünün sonsuzluk olduğunu söylememiz gerekmez. Aksine, sadece “her zaman için, ondan önce bir zaman vardır” ve “herhangi bir d süresi için, d’den daha uzun bir geçmiş süre vardır” gibi şeyler söylememiz gerekir. “Sonsuzluk” adında bir süre olduğunu söylemek zorunda değiliz.
(c) Peki ya Hilbert’in Oteli?
Bence (iddia edildiği gibi) sezgilere aykırı olan sonuç doğrudur. Durum gerçekten de şudur: tüm yeni misafirleri odalara yerleştirebilir ve yine de eski misafirler için (farklı) odalara sahip olabilirsiniz.
Sonsuzlukla ilgili diğer paradokslara yönelik çözümler için “Approaching Infinity” adlı kitabıma bakınız. Bunlar “bilfiil sonsuzlukların” imkânını reddetmeyi gerektirmez; yalnızca sonsuz doğal ve yoğun büyüklüklerin imkânını reddetmek yeterlidir ve bunun için doğal teorik bir gerekçe bulunmaktadır.
1.2. Büyük Patlama Teorisi
Büyük Patlama Teorisi’nin geleneksel anlayışı (örneğin Stephen Hawking tarafından savunulduğu hâliyle), zamanın kendisinin ~14 milyar yıl önce Büyük Patlama anında başladığı yönündeydi, dolayısıyla Büyük Patlama’dan önce ne olduğunu sormanın hiçbir anlamı yoktur. Belki de filozoflar susmalı ve fizikçileri dinlemelidir?
Cevaplar:
(a) Kozmolojide sonsuz bir geçmişe sahip olan döngüsel modeller de vardır. Örneğin, Roger Penrose’un Konformal Döngüsel Kozmolojisi gibi.
(b) Bence Büyük Patlama kozmolojisinin zamanın bir başlangıcı olan Hawking versiyonu kötü bir teoridir, çünkü nedensiz yere gerçekleşen/olan son derece düşük olasılıklı bir başlangıç durumu önermektedir. Yani evren, son derece düşük entropili bir durumda başlar; çok büyük miktarda enerji son derece küçük bir bölgede yoğunlaşmıştır ve zamanın ilk anında dışa doğru genişlemeye başlar. Bu başlangıç durumu için nedensel bir açıklama olamaz; çünkü iddiaya göre bu, gerçekleşmiş olan “ilk” şeydir. Penrose, evrenin olası bir durumunu rastgele seçtiğiniz takdirde, böylesi düşük entropili bir duruma sahip olma olasılığını 10^10^124’te 1 (10 üzeri 10 üzeri 124’te 1) olarak hesaplamaktadır. Bu kadar düşük olasılıklı bir şeyin hiçbir neden olmaksızın gerçekleştiğini ileri sürmek tatmin edici değildir.
Daha iyi bir teorim var: Belki de evren, 1950 yılında, o anda gerçekte içinde bulunduğu durumda olacak şekilde ve hiçbir neden olmaksızın ortaya çıktı. Bu aslında standart Büyük Patlama teorisinden daha olasıdır, çünkü evrenin 1950’deki entropisi Büyük Patlama anındakinden çok daha yüksekti, bu da 1950 durumunun Büyük Patlama durumundan içsel olarak daha olası olduğu anlamına gelir.
1950 Teorisi’ni akla yatkın bulmadığınızı varsayıyorum. Eğer öyleyse, Hawking’in Büyük Patlama teorisini de akla yatkın bulmamalısınız. (Bu, bir Büyük Patlama’nın meydana gelmediğini söylemek değildir; onun sadece öylece nedensiz yere başlamadığını söylemektir. Bir tür açıklama gereklidir.)
2) Sonsuz Bir Geçmişe Dair
2.1. Sınırlara Dair Sezgiler
Birinin uzayın bir sınırı olduğunu öne sürdüğünü hayal edin. Uzayın sınırına kadar gidiyorsunuz. Eğer elinizi sınırın ötesine uzatmaya çalışırsanız, ne kadar sert iterseniz itin, eliniz belki de öylece duracaktır. Bununla birlikte, yine de, çarptığınız bu görünmez bariyerin diğer tarafında ne olduğunu sorabilirsiniz. Sezgisel olarak, cevap orada hiçbir şeyin (hiçbir nesnenin) olmadığı yönünde olsa bile, buna bir cevap olması gerekiyor gibi görünmektedir. Fakat o zaman, hiçbir şey oraya gidemese bile, orada hala bir ‘ora’ vardır. Konumun/mekanın kendisinin orada olmaması imkansız görünmektedir.
Benzer şekilde, birinin zamanın öylece/basitçe başladığını öne sürdüğünü hayal edin. Bundan önce ne olduğunu hâlâ sorabilirsiniz gibi görünmektedir ve cevap hiçbir şeyin (hiçbir olayın) meydana gelmediği yönünde olsa bile, bunun bir cevabı olmalıdır. Zamanın kendisinin orada olmaması imkansız görünmektedir.
Bu arada, zamanın bir başlangıcı olduğu fikri biçimsel olarak çelişkili değildir; uzayın bir sınırı olduğu fikri de öyle. (Ayrıca) Başlangıcı olan bir zaman için tutarlı bir matematiksel yapı vardır; örneğin, negatif olmayan reel sayıların matematiksel yapısı. Aynı şekilde, sınırı olan bir uzay için tutarlı bir matematiksel yapı vardır; örneğin, bir kürenin matematiksel yapısı. Sorun sadece şu ki, sezgisel olarak, bunlar uzay ve zamanın yapısı olamaz gibi görünmektedir.
2.2. Zamanın Başlangıcını Ne Açıklayabilir?
Büyük Patlama ve 1950 Teorisi hakkındaki noktayla bağlantılı olarak: Görünüşe göre, eğer zamanın bir başlangıcı olduğunu varsayarsak, zamanın neden başladığına dair bir açıklama istememiz gerekir. (Peki neden? (Elbette) Her şey açıklama gerektirmez. Ancak zamanın başlangıcı gibi bir şey, açıklamaya ihtiyaç duyuyormuş gibi görünecek kadar tuhaftır. Özellikle de evren gerçekten düşük olasılıklı bir durumla başladıysa…). Fakat böyle bir şeyin (zamanın başlangıcının) bir açıklaması olamaz.
Tanrı:
Bazen insanlar, “zamanın dışında” var olan Tanrı’nın zamanı yarattığını söylerler. Bu, zamanın başlangıcını açıklar mı?
Açıklamaz. Tanrı bile bunu yapamazdı. Yaratma bir eylemdir ve eylemler zaman içinde gerçekleşir. Eğer zaman olmasaydı veya Tanrı zamanın içinde olmasaydı, o zaman Tanrı hiçbir eylemi gerçekleştiremezdi.
Yaratma aynı zamanda nedensel bir kavramdır (yaratmak, bir şeyin var olmasına neden olmaktır). Fakat nedensellik de zaman gerektirir; eğer zaman halihazırda var olmasaydı, o zaman hiçbir şey hiçbir şeye neden olamazdı.
Yaratma aynı zamanda bir tür değişimdir, özellikle de bir şeyin var olmadığı bir durumdan, o şeyin var olduğu bir duruma değişimdir. Dolayısıyla zamanı yaratmak, önce zamanın var olmadığı bir zamanın, ardından da zamanın var olduğu bir zamanın olmasını gerektirirdi. Fakat zamanın var olmadığı bir zaman olamazdı.
Olası bir yanıt: Belki de Tanrı’nın zamanı yaratma eylemi ilk an ile eşzamanlı olarak gerçekleşir. Böylece zaman, O’nun bu eylemi gerçekleştirdiği anda var olur; bu da eylemlerin zamanın var olmasını gerektirdiği yönündeki itirazı bertaraf eder.
Yanıt: Sorun metafiziksel öncelik sorunudur. Eylemde bulunma yetisi kişinin zaman içinde var olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, zamanın varlığının da belirli bir eyleme bağlı olması söz konusu değildir. (Bağımlılık ilişkileri döngüsel olamaz.)
Seküler Nedenler:
Eğer Tanrı hakkındaki yukarıdaki argümanı kabul ederseniz, zaman halihazırda var olmasaydı başka hiçbir şeyin zamanı yaratamayacağını da kabul etmelisiniz. Hiçbir olay veya olgu durumu (ister bilinçli bir varlığın eylemi olsun ister olmasın) zamanın başlamasına neden olamazdı.
Dolayısıyla, zamanın başlangıcı için herhangi bir açıklama olamayacağı görünmektedir. Görünüşe göre herhangi bir açıklama, bir tür olgu durumuna—var olan ve belirli bir şekilde olan bir şeye veya şeylere—atıfta bulunmalıdır. Ayrıca, yine öyle görünmektedir ki, bu olgu durumunun herhangi bir şeyi açıklayabilmesi için, gerçekleştiği bir zaman olması gerekmektedir. Dolayısıyla herhangi bir açıklama, zamanın varlığını önkoşul olarak gerektirmektedir.
Bir not: Zamanın dışında olan herhangi bir olgu var mıdır? Belki de 7’nin bir asal sayı olduğu olgusu gibi tamamen soyut olgular zamanın dışındadır (bunun “meydana geldiği” bir zaman yoktur). Ancak, böylesi tamamen soyut olgular zamanın başlangıcı gibi olumsal ve somut bir şeyi açıklayamazdı.
2.3. Geçmiş/Gelecek Simetrisi:
Hemen hemen herkes zamanın bir sonu olamayacağı konusunda hemfikirdir; zaman geleceğe doğru sonsuza dek devam etmelidir. (Bu arada, tüm fiziksel süreçler donsa bile, bu, zamanın bir sonu olmayacaktır; sadece şeylerin durağan olduğu bir zaman olacaktır.)
Zamanın bir başlangıcı olduğunu fakat sonu olmadığını iddia eden asimetrik bir görüşü benimsemek tutarsız değil; ancak tuhaftır. Eğer zamanın bir sonu olmasının imkansız olduğunu kabul ediyorsanız, zamanın bir başlangıcı olması da benzer şekilde imkansız olmaz mıydı?
“Bilfiil sonsuzluk yoktur” diyen kimseler, geleceğin potansiyel bir sonsuz olduğunu, geçmişin ise bilfiil olduğunu ve işte bu yüzden görüşlerinin sonsuz bir geçmişi dışlayıp sonsuz bir geleceği dışlamadığını söylerler. Ancak bu, zamanın bir sonu olmasının neden imkansız olduğunu açıklamaz; sadece “bilfiil sonsuzluk yoktur” görüşünün zamanın bir sonunun olmasını neden gerektirmediğini/zorunlu kılmadığını açıklar.
Eğer zamanın bir sonu olmasının imkansız olduğunu düşünüyorsanız (ki zamanın bir başlangıcı olduğunu varsayan insanlar da dahil olmak üzere çoğu insanın böyle düşündüğünü varsayıyorum), bu muhtemelen sezgisel gerekçelere dayanmaktadır. Eğer öyleyse, zamanın başlangıcına dair paralel bir sezgi olduğunu öne sürüyorum. Zamanın iddia edilen son anı hakkında düşündüğünüzde, bu andan sonra ne olacağına dair bir cevap olması gerekiyor gibi görünmektedir. Tıpkı, zamanın iddia edilen ilk anı hakkında düşündüğünüzde, ondan önce ne olduğuna dair bir cevap olması gerektiği gibi…
Çevirmen Notu: Bu yazının bir versiyonu Huemer’ın “Existence Is Evidence of Immortality” isimli makalesinde yer almaktadır. Ayrıca yakın zamanda Huemer’ın konuyla ilgili “Against Infinite Intensive Magnitudes: A Reply to Pruss” isimli bir makalesi yayınlandı. Sonsuzlukla ilgili genel bilgiler ve paradoksların çözümü için yazılmış Approaching Infinity isimli kitap da yazarın çalışmalarından biri. Son olarak, Kelam Kozmolojik Argüman ve Sonsuzluk tartışmalarında temel metinlerden biri olan Wes Morriston’ın “Must the Past Have a Beginning (Zamanın Bir Başlangıcı Olmalı mıdır?)” isimli makalesinin Türkçesine sitemizden erişebilirsiniz.
Michael Huemer – “The Infinitude of Time(2)”, (Erişim tarihi: 15.03.2026)
Çevirmen: Kemal Furkan Onat
Çeviri Editörü: Taner Beyter

Sorun nerde?
Aslında yazının makalenin aslını tamamen spekülasyon oluşturuyor desem pek haksızlık etmem; neden?
1) Yazar, mantıksal/matematiksel sonsuzlukla fiziksel sonsuzluğu karıştırarak kategoriksel hata yapıyor. Aslında verdiği Zenon örneği bile Yazar’ın kendisini çürütecek nitelikte. Çünkü Bir nesnenin A noktasından B noktasına hareket etmesi bilfiil sonsuzluk içinde olmuyor. Sınırları kesin olarak belirtilen A ve B noktaları var. Demek ki ortada bilfiil bir sonsuzluk söz konusu değil. Zenon, mantıksal argüman olarak diyor ki, A ve B noktaları arasında sonsuz sayıda nokta (ya da konum diyelim) var ve onu bitiremezsin. Koşucunun önce yolun yarısını, kalanın yarısını vs…böylece sonsuz yarım bitmeyeceği için hedefine hiç bir zaman varamayacağı mantıksal önermesi…Bu matematiksel olarak çürütüldü, limit teorisi ile. Eskiden Lise 1 matematik müfredatında vardı. Dolayısıyla Yazar mantıksal sonsuzluk ile fiziksel sonsuzluğun farklı olduğunu göz ardı ediyor ve birbirine karıştırıyor.
2) Daha kötüsü de var: Kendi mantıksal argümanına uymuyor diye fiziksel bir gerçekliği inkar etmeğe çalışıyor. Büyük patlamanın mantığı anlaşılmayacak derecede karmaşık değil. Evrenin genişleme hızı da dahil, genişlediği deney ve ölçümlerle kanıtlandı. Dolayısıyla genişleme zamanla olduğundan genişlemeye başladığı bir noktayı var saymak artık genişlemenin devam ettiğinden çıkan bir sonu. Penrose’un argümanını ben de okudum, benzer argümanlar da var (multiverse vb). Sizce neden bu argümanlara ihtiyaç duyuyorlar? Cevabı çok açık: Büyük patlamada bir nedensellik bağı kurmaları gerekir ve kuramıyorlar bu nedenle sonsuz döngü, sonsuz çoklu evrenler argüman olarak ortaya atılıyor. Ve fakat, bu tür argümanlar sadece nedensel zincirini sonsuza öteler, açıklamaz. Ve işin ilginç tarafı bu kozmolojik argümanların makul olmasını sağlayacak her hangi bir veri yok. Sadece kendi argümanlarının tutarlı olması için birer varsayım. 1950 yılında büyük patlamayı başlatma karşı-argümanı ise ciddiye alınacak mantıksal bir önerme değil. Yazar şunu özellikle yapıyor: Zihnimize gelen her ifadeye önerme olarak bakma kuralı yok, bu da onlardan biri.
3) Uzayın sınırının ötesinin bir “ora” olarak kabul ederek, konumun mekanın kendisinin orada olmamasının imkansızlığını nerden çıkarıyor? Ben de uzayın sınırı dışında mekan ve zaman da dahil hiç bir şey yok dediğimde beni yanlışlayan hangi zorunluluktur? Mesela neden “bilmiyorum” cevap olamıyor, ya da bilmiyoruz? Bunun mantıksal bir çelişkisi mi var?
4) Yazarın bu kadar mantıksal sorun yaşamasının nedeni gerçekliğe gözünü kapayarak sadece zihinsel eksersiz yapmak istemesidir. Madem, uzay-zaman-büyük patlama gibi fiziksel konular konuşuluyor, Yazar’ın zamanın kendi başına fiziksel bir varlık ya da büyüklük olmadığını ya bilmiyor ya da görmezden geliyor. Zaman göreli ve maddenin hareketinden doğan fiziksel bir boyut olduğunu sanırım inkar etmek istemez. Dolayısıyla Evrenin-maddenin olmadığı, ya da maddi hareketin olmadığı (büyük patlama öncesi) bir durumda zamandan söz edilemez. Aslında bunun Genel/Özel Görelik kuramından önce 16.. YY’da Molla Sadra ortaya atmıştı. Zamanı hareket sonucu ortaya çıkan nedensel bir büyüklük olarak ortaya koymuştu.
5) Yazar yine kategorik hata yapıyor: Tanrı’yı antropomorfikleştirerek zihninde değerlendiriyor. Daha önce zamanı kendi başına var olduğunu, hatta tamamen yanlış tanımlayarak nedenselliği zamana bağlayarak, kabul ettiği için sürekli gömleğini yanlış ilikleyerek ilerliyor. Çünkü ilk basamak yanlış, zaman kendi başına (uzay ve maddeden bağımsız) var olamaz.
6) Nedensellik de zaman gerektirir demiş. Bu kadar kaba bir hata nasıl yapılabilir bilemiyorum. Nedensellik zaman gerektirmez. Neden ve sonuç aynı anda da ortaya çıkabilir. Mesela, siz anahtarı kilide soktunuz, anahtarı çevirmeniz ile kilidin dönmesi eş zamanlıdır. Yazar zamanı nedenselliğin ön koşulu var sayıyor. Hem fiziksel hem de mantıksal olarak çelişkili demek hafif kalır, tamamen yanlış (bilimsel verilere göre).
7) “Hemen hemen her kes zamanın bir sonu olmayacağı konusunda hemfikridir” diyor ben bir kez daha şaşırıyorum. Şu ana kadar, hiç bir bilim adamı (en azından benim bildiklerim diyeyim) evrenin sonu olmayacağını iddia etmedi. Yazarın kafası o kadar karışık ki hala zaman ve madde arasında bir bağlantı olması gerektiğini düşünemiyor.
8) Bunca karışıklığın, sorunun nedeni bence Yazar’ın bilgi anlayışında ya da bilgi tanımında. Asırlardır, bilgiyi gerekçelendirilmiş inanç diye tarif ettiler Batı felsefesinde (sonradan çıkan Gettier problemi ayrı ve önemli bir detay). Ben özellike Farabi’den başlayarak araştırdım, müslüman filozofların bilgi tanımında inanç hiç bir yerde referans olarak yer almaz. Algılarımızla (duyusal veri diyelim) zihnimizde oluşturduğumuz tasavvur ve tasdikin gerçekle/hakikatle uyumunu aramışlar hep. Söz konusu makalede yazarın mantıksal önerme ve argümanlarının gerçeklikten kopuk zihinsel bir aktivite olmasının getirdiği problemler.