Rasyonel bir insan; geleneksel ekonomik modellemelere göre muhakeme yaparken, bir sonuca ulaşırken veya bir yargıda bulunurken konuyla alakalı bütün bilgileri hesaba katandır. Bu bağlamda rasyonellik en iyi karar verme sürecinin gerçekleşmesini sağlar. Fakat insanlar o kadar sık irrasyonel davranıyor ki doğamızın bu yönü giriş düzeyindeki psikoloji derslerinde anlatılıyor ve pazarlamada kâr amaçlı kullanılıyor. İnsan beyni, kısıtlı bir işlem gücüyle sınırlandırılmıştır. İnsanların tüm senaryoları hesaplaması, tüm seçenekleri tartması ve mevcut tüm bilgileri bütünleştirmesi; özellikle karar vermek için sınırlı zamanları olduğunda imkânsızdır. Bu nedenle, bilgi yüküyle başa çıkabilmek için bilişsel kısayollara (heuristik olarak da adlandırılır) başvurma eğilimindeyiz. İnsanın irrasyonelliği; bir nebze geçmiş tecrübe, bağlam, duygu ve sezgi barındırabilen bu kestirme yolların ve diğer süzücü mekanizmaların yan ürünü olarak görülebilir.
Bu süzücü mekanizmalar davranışı nasıl etkiliyor? Bir örneği değerlendirecek olursak: İnsanlar, kayıptan kaçınma fikriyle motivedir ve sonuçları aynı olsa bile kazanç çerçevesindeki seçenekleri, kayıp çerçevesindekilere göreceli olarak tercih ederler. Buna ‘çerçeveleme etkisi’ denir. İnsanların devamlı bir şekilde böyle bir bilişsel yanlılığa kanmaları garip görünebilir. Ya siz ne düşünürdünüz? Sana ‘yüzde doksan yaşama şansı olduğu’ söylenen mi yoksa ‘yüzde on ölme şansı olduğu’ söylenen bir ameliyatı mı olmayı tercih edersin? Daha negatif bir çerçevelemeden meydana çıkan duygular, karar verişimizi etkiler. Benzer bir şekilde insanlar, çoğu zaman gerçekleşme olasılığı son derece düşük olsa da yüksek kazanç ihtimaline gereğinden fazla kapılabilir; tıpkı, piyango oynamak gibi. Bilişsel yanlılıklar, günlük hayatta verdiğimiz kararların çoğunu fark etmeden etkiler. Mesela “yüzde 20 yağlı” denilen yoğurt yerine “yüzde 80 yağsız” olanı seçmemiz ya da bir felaket haberi duyunca apar topar sigorta yaptırıp, sonra risk geçti sanarak iptal etmemiz gibi.
Böylesine örnekler, bu irrasyonelliğin insanın düşünmesinin kaçınılmaz bir yanı olduğunu düşündürebilir. Fakat son on yıl içinde, bu düşünceye yönelik beklenmeyen yerlerden itirazlar gelmeye başladı. Yakın zamanda yayımlanan inceleme yazısında açıkladığımız üzere araştırmacılar, çeşitli bağlamlarda Otistik bireylerin ortalamada otistik olmayan bireylere kıyasla daha tutarlı, daha az yanlı ve daha rasyonel davrandıklarına dair mükerreren kanıt bulmuştur. (Otizm spektrumundaki birçok kişi tercih ettiği için kimlik-öncelikli bir dil kullanıyoruz; örneğin “otistik kişiler” diyoruz.) Özellikle birçok Otistik kişinin, bilişsel yanlılıklara daha az yatkın olduğu ve bu yüzden daha iyi yargıda bulunabildikleri ve geleneksel anlamda daha ‘rasyonel’ bir biçimde hareket edebildikleri görülmektedir.
Bazı çalışmalar, mesela Otistik katılımcıların seçenekler arasında karar verirken bir tercihin çerçevelenmesinden (yukarıda bahsedilen ‘çerçeveleme etkisi’) daha az etkilendiklerini buldu. Bir diğer araştırma, Otistik bireylerin ‘iyimserlik yanlılığı’nın daha düşük olabileceğini öne sürmektedir. Bu, insanların istenmeyen haberlere sahip bilgileri gözardı ettiği (örneğin, olumsuz bir olayın yaşanmasının beklenmedik bir şekilde yüksek olasılığı) ancak bakış açılarını arzu ettikleri haberlere göre düzelttikleri bir yanlılıktır (aynı olayın beklenenden düşük olasılığa sahip olması). Araştırma, Otistik bireylerin gerçeğe daha uygun bir dünya görüşünü yansıtarak bilgileri normalden daha objektif ve yansız bir biçimde bütünleştirdiklerine işaret ediyor.
Geri kazanılamaz maliyetlerin yine de karar verme sürecine dâhil edilmesiyle ortaya çıkan ve optimal olmayan seçimlere yol açan batık maliyet* yanlılığını da göz önünde bulundur. Diyelim ki ikisi de iade edilemeyen iki farklı gezi bileti satın aldın. Bu biletlerden biri, diğerinden çok daha pahalı. Ardından bu iki seyahatten birini iptal etmen gerektiği söylendi. Bu durumda birçok insan, kendisinin hangi geziyi tercih ettiğinden bağımsız olarak daha ucuz olanı iptal etmeyi seçer. Oysa hangi seyahat iptal edilirse edilsin harcanan toplam para, değişmeyecektir. Otistik bireylerin, bu tür alakasız maliyetlerden ziyade kişisel tercihlere dayalı kararlar alma olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmektedir.
Otizm araştırmacıları ve genel anlamda toplum, Otistik insanların nörotipik insanlardan daha iyi oldukları alanlara değil de büyük ölçüde otizmin eksikliklerine ve yarattığı sorunlara odaklıydı. Yukarıdaki ve diğer örneklere dayanarak gelişmiş bir rasyonelliğin otizmle ilişkili özellikler kümesinin bir başka parçası olabileceği öne sürülebilir (her ne kadar üstüne yeterince çalışılmamış ve yaygın biçimde tanınmamış olsa da).
Ayrıca otizmle ilişkilendirilen ‘eksiklikler’, belli başlı avantajlar da sağlayabilir. Sınırlanmış ilgi alanları ya da perseveration (bireyin, onu başlatan uyaran ortadan kalksa bile bir davranışı, düşünceyi ya da sözü tekrar etmeye veya sürdürmeye devam etmesi) gibi özellikler, bazı Otistik bireylere doğrudan ya da dolaylı olarak fayda sağlayabilir. Örneğin, tanınmış iklim aktivisti Greta Thunberg; otizminin iklim konusuna odaklanmasında önemli bir rol oynadığını belirtmiştir. Yargılama ve karar verme söz konusu olduğundaysa otizmin diğer belirgin özellikleri, gelen bilgiyi değerlendirirken önceki deneyime daha az dayanma eğilimi gibi, bilginin daha kapsamlı biçimde işlenmesini de mümkün kılabilir.
Özellikle beyin fonksiyonu üzerine bazı teoriler, beyni bir tahmin etme makinesi olarak nitelendiriyor: Geçmişteki bilgi ve deneyimlerden öğrenerek dünyaya ilişkin ve olası gelişmeleri öngörmekte kullanılabilecek modeller oluşturuyor. Bu, harekete geçmeden veya karar vermeden önce duyusal girdileri beklemek zorunda olmadığımız için çabuk gerçekleşen bilişsel işlemeyi sağlıyor ve algılamayı hızlandırıyor. İçinde bulunduğumuz bağlama ve belirli bir anda ne ölçüde belirsizlik yaşadığımıza itimat ederek geçmiş deneyimlere ve öngörülere dayanarak yeni gelen bilgilere olan güvenimiz değişebiliyor. Birçok kuramsal çerçeve, otizmde önceden gelen bilgi ile yeni gelen girdi arasındaki dengenin ikincisinin avantajına çalıştığını öne sürüyor. Algıda öngörülere daha az başvurulması, gelen duyusal girdinin (çok tanıdık olsa dahi) yeni ve beklenmedik görünmesine yol açabilir.
Bu kuramsal çerçeveler, kaymış olan bu dengenin ayrıntılara yüksek düzeyde dikkat ve hatta ortamda bulunan seslere (örneğin buzdolabının tekdüze uğultusu gibi) ya da diğer duyusal uyaranlara (örneğin rahatsız edici bir kıyafetin ciltte yarattığı his gibi) karşı yüksek duyarlılık ile bu uyaranları görmezden gelmede güçlük gibi durumlara yol açabileceğini varsaymıştır. Bunların tümü otizmde yaygın olarak görülen özelliklerdir. Ancak yeni bilgi karşısında öngörülere daha az başvurulması, gelişmiş rasyonelliğe katkıda da bulunabilir. Örneğin, bir bilginin öncekilerden bağımsız olarak daha eşitçe tartılması, yani bilginin sunulduğu bağlamın ya da geçmiş deneyimlerin karar üzerindeki etkisinin azalması, yanlılığın azalmasına ve daha rasyonel kararlar alınmasına yardımcı olabilir.
Yorumlamasından bağımsız olarak Otistik bireylerdeki güçlü yönleri açıklığa kavuşturmak, dikkate değer yararlara sahip olabilir. Bu durum, farklı Otistik niteliklere dair daha doğru ve dengeli bir bakış açısı kazanmamıza imkân verir. Bu sayede Otistik bireylere karşı daha büyük bir kabullenme ve azalmış bir önyargı olur ve akademik hayatta ve iş yaşamında onlara en uygun desteğin nasıl sağlanabileceğine ilişkin yeni bir anlayış da gelişebilir.
ABD’de her yıl yaklaşık 100.000 otistik genç yetişkinliğe adım atıyor ve bu gençlerin önemli bir kısmının ücretli bir işi bulunmuyor. Otizme sahip bireylerin özel yetkinliklerini ve otistik olmayan bireylerden daha iyi yapmaya eğilim gösterdikleri alanları (örneğin, önyargısız bilgi işleme) anlamak, onların iş gücüne dahil edilme sürecinde yardımcı olabilir. Bu yetkinlikler, bazı çalışma ortamlarında özellikle değerli olabilir. Bir olası örnek iş; departmanlarda işe alım ve terfi verme kararlarında bulunmadır çünkü önyargı, bir pozisyon için en iyi adayın kim olduğu gibi konularda karar verme sürecini etkileyebilir.
Gerçekten de Otistik bireylerin insanlara ilişkin yargılarında daha mantıklı davrandıklarına dair bazı bulgular var. Bunu ölçmenin yollarından biri, ırk ve cinsiyetle ilgili açık kalıplara ve örtülü yanlılıklara bakmaktır. Bazı araştırmalar, Otistik katılımcıların kendilerine sorulduğunda nörotipik katılımcılar kadar ırk ve cinsiyet kalıplarını (örneğin, kızların erkeklerden daha fazla oyuncak bebekle oynamaya eğilimli olduğu düşüncesi) anlayabildiklerini gösteriyor. Ancak araştırmacılar örtülü yanlılıkları değerlendirdiklerinde Otistik bireylerin nörotipik bireylere kıyasla kavramlar arasında hızlı, kalıp temelli çağrışımlar kurma olasılıklarının daha düşük olduğunu gördüler. Örtük karar alma süreçlerinde kalıpların daha az kullanılmasının, gelişmiş bir rasyonelliğin göstergesi olarak yorumlanabileceği söylenebilir.
Tabii ki de tıpkı nörogelişimsel nüfusta da olduğu gibi tek bir Otistik bireyin tecrübeleri ve becerileri tüm Otistik bireyler için genellenebilir değil. Dahası, otizmde gelişmiş bir rasyonellik bulan araştırmaların spektrumun belli bir alt kümesine, göreceli olarak kuvvetli bilişsel becerilere veya dil becerilerine sahip olan bireylere, odaklandığını göz önünde bulundurmak da önemli. Tıpkı otizm araştırmasının diğer alanlarında olduğu gibi burada da bir seçim yanlılığı var: Daha fazla güçlük yaşayan otistik bireyler, özellikle bilişsel performans ve dil alanlarında yeterince temsil edilmemekte. Gelecekteki araştırmalar, otizm spektrumu genelinde ve diğer durumlarda da becerileri ve zorlukları incelerken benzer şekilde güçlü yönlere odaklanan bir yaklaşım benimsemeli.
Otizme dair olan yerleşik anlayışın tekrardan çerçevelenmesi, insan düşüncesi ve davranışını daha genel bir düzeyde nasıl kavradığımız açısından önemli sonuçlara işaret ediyor. Bugüne dek bu kavrayışın, nörotipik bireylerin referans nüfus** olarak alınması nedeniyle sınırlı kalmış olabileceği anlaşılıyor. Vurguladığımız araştırmalar, bilginin daha kapsamlı ve daha rasyonel biçimde değerlendirilebilmesine yönelik bir potansiyeli görünür kılarak çoğu zaman kanıksadığımız bilişsel yanlılığın aslında evrensel olmayabileceğini ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, nöroçeşitliliğin esaslarını pekiştirmekte ve onu genişletmekte; yani otizm gibi durumların, insani özellikler içindeki olağan varyasyonları yansıttığı fikrini güçlendirmekte. Otistik bireyler dünyayla etkileşim kurma ve bilgiyi işleme biçimlerinde farklılıklar sergiler ancak farklılıklar eksiklik anlamına gelmek zorunda değiller. Bu farklılıkların bir kısmı bilişsel esneksizlik ya da sosyal/toplumsal dünyada yön bulmaya ilişkin güçlükler gibi bedellere tekabül etse dahi insan rasyonelliğinin sınırlarını yeniden düşünmeyi de mümkün kılabilirler.
Çevirmen Notları
*Batık maliyet: İktisatta ‘batık maliyet’, hâlihazırda katlanılmış ve geri kazanılması mümkün olmayan maliyeti açıklamak için kullanılır.
**Referans nüfus: Araştırma bulgularının değerlendirildiği bir ölçüt ya da karşılaştırma temeli işlevi gören, hedef nüfusun bir alt kümesi veya hedef nüfusun kendisi.
Liron Rozenkrantz & Anila D’Mello – “Autistic people challenge preconceived ideas about rationality“, (Erişim Tarihi: 24.01.2026)
Çevirmen: Zeynep Doğa Çetintaş
Çeviri Editörü: Hasan Alparslan Bayrak