Dağıtıcı Adalet: Kaynaklar Nasıl Kullanılmalı? – Dick Timmer & Tim Meijers

//
3 Okunma
Okunma süresi: 24 Dakika

Bizim bu satırları yazdığımız esnada Amazon CEO’su Jeff Bezos’un serveti yaklaşık 188 milyar dolar civarındadır.[1] Bu miktar, bir önceki günden yaklaşık 1 milyar dolar daha fazla. Ve bu 1 milyar dolar ise, İsa yaşamını kaybettiğinden bu yana her gün 1.000 dolar kazanmış olmanızdan dahi daha fazladır.

Bu arada unutmamak gerekir ki yeryüzünde yüz milyonlarca insan aşırı yoksulluk içerisinde yaşamına devam ediyor. [2] Ve bu milyonlarca insan için aşırı yoksulluğun anlamı sağlık giderini ödeyememek veya yetersiz beslenme anlamına geliyor.

Tüm bunlar, servet ve iktisadi kaynakların dağılımıyla ilişkilidir. Buradaki odak noktası eğitim, sağlık ve barınma gibi şeylerle de ilişkilidir. [3] Bunların dağılımı önemlidir çünkü bunlar refahımız düzeyimizi etkilemekte ve katkıda bulunmaktadırlar.

Diğer yandan bu kaynaklar sınırlıdır: Peki o halde refah düzeyini etkileyen şeyler nasıl dağıtılmalıdır? İşte bu soru tam da “dağıtıcı adalet problemi” olarak bilinen şeye denk düşer. [4]

1. Eşitlik

Demin sözünü ettiğimiz soruya yönelik önerilerden biri, herkesin kabaca eşit miktarda refah düzeyine erişmesini sağlayacak şeylere/mallara sahip olması gerektiği yönündedir. Bu görüşe “Eşitlikçilik” (egalitarianism) denmektedir. Eşitlikçilik göze adil gelebilir: Çünkü insanlar ahlaki açıdan eşittirler ve bundan dolayı da eşit düzeyde refaha sahip olmaları gerekir. [6]

Fakat eşitlik her zaman için tam anlamıyla aynı/eşit şeylere ve mallara sahip olmak anlamına gelmez: Bireysel durumlarla ilgili bazı olguları göz önünde bulundurmamız gerek [7]. Örneğin; tekerlekli sandalyeye ve bakımevi-fizyoterapi gibi oluşumlara ödeme yapmaları gerektiğinden ötürü kimi fiziksel engelli bireyler, diğerleri ile aynı refah düzeyine ulaşmak için daha fazla paraya ihtiyaç duyabilir.

Diğer yandan dağıtıcı eşitliğin bizzat kendisinin değerli olduğunu düşünmek, sezgilerimizle uyuşmayan bazı çıkarımlara neden olur. Örneğin böylesi bir eşitlik, kimi zaman, insanların durumlarını iyileştirmeye katkı sağlamaksızın mevcut durumlarını daha da kötüleştirmenin tercih edilebilir olduğu anlamına gelir:[8] Örneğin, şiddetli bir fırtına şehrin varlıklı insanlarının yaşadığı bölgesindeki konutları yıkarak zenginleri fakirlerin refah düzeyine yaklaştırıyorsa, Eşitlikçilik yaklaşımı mevcut durumları daha eşit hale getirdiğinden ötürü bunun iyi olduğunu öne sürüyor gibi görünüyor.

Birçok insan bu türden sonuçlardan kaçınmak için insanlara arası eşitsizliklerin kimi zamanlar makul ve kabul edilebilir olduğunu savunuyor. Dağıtıcı adalete dair çağdaş tartışmaların, gerçek anlamıyla, Rawls’ın Bir Adalet Teorisi’nin yayınlanması sonrası başlaması tesadüf değildir. [9] Rawls, eşitsizliklerin – yalnızca – toplumdaki en dezavantajlı/yoksul kesime fayda sağlıyorsa meşrulaştırılacağını iddia etmişti. [10] Rawls’ın yaklaşımı, eşitlikçi bir dağılımı temel aldığı ve eşitlikçi bir perspektiften uzaklaşmanın gerekçelendirilmesi gerektiğini düşündüğü için Eşitlikçi bir görüş olarak tanımlanır.

Rawls’tan farklı olarak diğer görüşler, dağıtıcı eşitliğin tümüyle ahlaki bir temelde olduğu fikrini reddetmiştir. Bu yazımızda, felsefecilerin Eşitlikçiliğe karşı olarak savunduğu bazı etkili ilkeleri ve bu ilkelerin dağıtıcı adaletteki eşitliğe ele alma biçimini inceleyeceğiz.

2. Öncelik Değeri (Veya Öncelik Sıralaması)

Eşitlikçiliğe yönelik alternatiflerden biri, bireyin sahip olduğu daha az değerdeki servet veya mülkün, daha önemli olabileceğine ilişkindir: Örneğin, yoksulluk içindeki biri için fazladan 1000 dolar, bir milyardere nazaran daha önemlidir.[11] Durum böyleyken refah düzeyi düşük olan biri ile epey varlıklı biriden yalnızca birine yararlı olmak adına bir eyleme girişmem gerekseydi, bu 1000 doları refah düzeyi daha az olan kişiye vermem gerektiği akla daha yatkın olurdu. Bu görüşe Öncelikçilik (prioritarianism) denir.

Öncelikçilik, başlı başına eşitsizliğe dair bir görüş değildir: O, yeniden dağıtımın yönünün genellikle daha az servete sahip olanlara doğru olması gerektiği anlamına gelir. Öncelikçiler, mutlak anlamda değişmez olmamakla birlikte, daha az varlıklı bireylere ağırlık ve öncelik vermemiz gerektiğini söyler. Fakat bu, fakirlere çok az miktarda zarar verecek bir durumda zenginlere büyük faydalar sağladığımız bir seçenek mevcutsa; buradan elde ettiğimiz kazancın yoksullara fayda sağlamak adına sahip olduğumuz sebeplere nazaran daha ağır basabileceği anlamına gelir. Fakat buna rağmen gündelik hayattaki çoğu gerçek durumda Öncelikçiler, öncelikli olarak en kötü durumda olanlara yardım edeceklerdir.

Tüm bunlarla birlikte birçok insan, insanların yoksulluk içinde yaşamamasının özellikle önemli olduğuna inanır; bu, ağırlıklı olarak yoksul insanların ihtiyaçlarına öncelik vermemiz gerektiğinden farklı bir iddiadır. Bu da bizi üçüncü bir öneri ile tanıştırmaktadır: Asgari Yeterlilik.

3. Asgari Yeterlilik

Bu üçüncü önerinin ana teması, herkesin gelir, eğitim veya sağlık gibi bazı değerli şeylere asgari düzeyde sahip olması veya kritik eşiğin üstüne olmaları gerektiği şeklindedir. Her birey, en azından bu kritik eşiği geçebilecek bir servete sahip olmalıdır. [12] Bu görüşe Asgari Yeterlicilik (sufficientarianism) denir.

Bu görüşün makullüğü nasıl geliştirildiğine bağlıdır: Öncelikle “Yeterince sahip olmak” ne anlama gelir ve nelere sahip olmak bu şartın yerine getirildiğini gösterir? Buna dair verilen cevaplar genellikle, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri mümkün kılacak veya hali vakti yerinde olmayı sağlayacak kadarıdır. .[13] Fakat bu yanıtlar “yeterli” olmanın ne anlama geldiğinin belirsizliği gibi başka soruları gündeme getiriyor. [14]

Bazı insanların çok kötü olan mevcut durumlarını görmemizden dolayı eşitsizliği önemsediğimizden yola çıkarak Asgari Yeterliciliği savunuyor: Zengin bir toplumda insanların evsiz kalması gibi rahatsızlık verici eşitsizlik durumlarıyla karşılaştığımızda, burada itiraz edilebilecek olan şey insanlar arasındaki zenginlik farkı değil, çok kötü durum olan evsizlerin gözlerimizin önünde olduğu gerçeğidir.

Asgari Yeterliciliğe yönelik önemli eleştirilerden biri, başka insanlar için olası herhangi bir faydalı şeyden ziyade insanları kritik eşiğin üzerine çıkarmayı tercih etmesidir: Örneğin, her zaman için kritik eşiğin biraz üzerindeki 1000 kişiye fayda sağlamaktansa eşiğin birazcık altında 1 kişiye fayda sağlamak seçilir. Yine de bu konuda bir görüş birliği yoktur.

4. Liberteryen Alternatif

Dağıtıcı adalete dair ele alacağımız son yaklaşım, dağıtımın kendisiyle değil de dağıtımların nasıl gerçekleştiğine odaklanmamız gerektiğiyle ilgilenir. Bu görüş Liberteryenizm tarafından savunulmaktadır.

Bu konuya dair Robert Nozick, günümüzdeki epey meşhur hale gelmiş olan Wilt Chamberlain örneğini vermiştir.[15] Nozick, Chamberlain’in basketbol oynayışını izlemek isteyenlerin ceplerinden 1 dolayı kendi özgür iradeleri ile Chamberlain’e verdiklerini hayal etmemizi ister. Böylesi bir durumda gayet meşru bir bilimde Chamberlain’ın toplanan paranın sahibi olmaya hakkı vardır ve tam da bu nedenden ötürü hükümetin toplanan paranın bir kısmını kaba kuvvet tehdidiyle alıp yeniden dağıtması adaletsiz olur. (Ç.N. Minarşist/Liberal bir felsefeci olan Nozick burada kolluk gücü ve mahkeme zoruyla devletlerin vergi almasındaki probleme dikkat çekmektedir. O, bireylerin sahip oldukları yetenek ve becerilerle ele ettiklerin gelirin, vergi adı altında başkalarına aktarılmasına veya başkaları için kullanılmasına karşıdır. Tüm servet baştan eşitçe dağıtılsa dahi yine aramızdan bazı yetenekliler, sahip oldukları biricik mülkiyetleri olan bu yetenekleri sayesinde kimilerine göre daha fazla para kazanacaktır ve tekrar tüm servet eşitçe dağıtılsa bile bu durum tekrar yaşanacaktır. Ona göre, bu sonu gelmeyen döngüden kurtulmak için katı eşitlikçilik reddedilmelidir.)

Böylesi bir durum göz önüne alındığında, Nozick’e göre; fiziksel güç, hırsızlık veya dolandırıcılığa başvurmaksızın insanların mülk edinme ve devretme haklarına saygı duyulduğu takdirde; dağıtımların nasıl göründüğü önemli değildir, her nasıl olursa olsun görünürse görünsün bu türden dağıtımların adaletsiz olduğu ileri sürülemez (Ç.N.: Chamberlain örneğimize dönersek; Chamberlain kimseye kaba kuvvet uygulamamakta, şiddete başvurmamakta, hırsızlık yapmamakta ve kandırmamaktadır; o halde sahip olduğu yeteneğini izlemek için ona para verilmesinde ve böylece de diğer insanlara göre çok daha fazla servete sahip olmasında; ve tüm bu manzaradaki eşitsizlik görüntüsünde bir problem yoktur).

Liberteryenizm ağır eleştirilere maruz kalmıştır. [16] Ve şu anki gelir, eğitim ve sağlık hizmetlerinde gibi alanlardaki dağıtımın Libertenyenler gerekli gördükleri gönüllü eylem ve işlem türleri ile var olup olmadığı sorulabilir.

5. Sonuç

Dağıtıcı adalete dair hangi görüş benimsenirse benimsensin, mevcut dünyamız bu ideale göre şekillenmiş değildir. Dünyamız eşitsizlik ile yoksulluğun yanı sıra israf ve ihtiyaç fazlalılığı barındıran bir dünyadır. Aralarındaki anlaşmazlıklarına rağmen bu teorilerin hepsi de mevcut dağıtımların adil olmaktan uzak olduğu konusunda hemfikirdir ve bu konu başlıklarını titiz bir şekilde ele almak bizi adil olmaya bir adım daha yaklaştırabilir.

Notlar

Referanslar


Dick Timmer & Tim Meijers -“Distributive Justice: How Should Resources be Allocated?“, (Erişim Tarihi: 15.05.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Elektronlar Bilinçli midir? – Philip Goff

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü