The reverend Ralph Abernathy, a desegregation leader, and Martin Luther King, Jr leave Albany city jail in Georgia in 1962. Photo by Donald Uhrbrock/Getty
865 Okunma Sayısı
14 dakika okuma süresi
24 Temmuz 2025

Demokrasinin Huzursuzluğa İhtiyacı Vardır ve Şüphe Politik Bir Erdemdir – Meena Krishnamurthy

Komşunuzdan şüphe duyun: Neden şüpheyi ifade etmek toplumsal ilişkiler ve demokrasinin dayanıklılığı için önemli bir ön koşuldur?

Amerikalı siyaset kuramcısı Danielle Allen küçük yaştan itibaren yabancılarla konuşmaktan uzak durma eğilimimizi sakıncalı bulmaktadır. Allen’a göre bu, yetişkinliğimizde insanlara, yani sağlıklı bir demokratik sistem kurabilmemiz için konuşup güvenmek zorunda olduğumuz insanlara, şüpheyle yaklaşmamıza neden olan büyük bir etkendir. Yabancılarla Konuşmak (2004) adlı eserinde “Yerleşmiş Güvensizliğin” vatandaşlar arasındaki toplumsal ilişkileri baltaladığından bahseder, ki toplumsal ilişkiler etkili ve işleyen bir demokrasi için oldukça gereklidir. Yine aynı eserinde demokrasinin yabancılar arasında güvenilir ilişkilerin kurulmuş olmasına bağlı olduğunu yazmıştır. Eğer bu ilişkiler bir toplumda hakkıyla yürütülebiliyorsa demokrasinin etkili biçimde işleyebilmesini engelleyen herhangi bir bölünmenin de önüne geçilebilir. Demokrasilerin “yabancılar arasındaki güven veren ilişkilere” dayandığı dünyamızda, demokrasiyi tehlikeye sokan şey vatandaşların birbiri için duyduğu şüphedir.

Ancak şüphenin güvenilir arkadaşlıkları ve toplumsal ilişkileri kurmayı daha zor hale getirmesi şüphenin kendisini ahlaki açıdan sakıncalı hale getirmez. Bazı zamanlar şüphe hem duruma en uygun olandır hem de toplumsal ilişkileri kurabilmek için gerekli olan iletişimi kurma yollarından biridir. Demokrasilerden şüphe  duymak aslında iyi bir fikir bile olabilir.

Şüphenin demokrasilerde neden iyi bir fikir olduğunu açıklamadan önce şüphenin ne olduğunu açıklayarak başlayalım. Sıradan bir durumda, şüphe en az üç bölümden oluşur. İlk olarak, şüphenin bilişsel bir bileşeni vardır. Bu, diğerlerinin güvenilir olmadığı, söz verdikleri şeyleri yapmayacak oldukları konusundaki güçlü inancımızdır. Şüphe aynı zamanda kimseye sırtımızı yaslamamamızı da içerir çünkü diğerlerinin bize yapacaklarına söz verdikleri şeyleri yapmayacaklarını varsayarak davranırız. Örneğin, eğer komşuma güvenmezsem böylelikle beni işten alacağını söylemesine rağmen gelip de almazsa beklememiş olurum. Son olarak şüphenin bir de duygusal bir boyutu vardır.  İnsanlardan şüphe duyduğumuzda, söz verdikleri şeyleri yapacaklarına güvenmememiz gerektiğini hissederiz, ki bu da hayal kırıklığıdır. Öyle ki eğer bir durumun zamanla düzelmeyeceğine inanırsak umutsuzluk dahi hissedebiliriz.

Şüphenin toplumsal değeri Amerikan Sivil Hakları Hareketi (American Civil Rights Movement) dönemindeki Birmingham kampanyasında oynadığı role baktığımızda daha da gözle görülür bir haldedir. Martin Luther King Jr.’ın ılımlı beyaz Amerikalılar için Birmingham Hapishanesinden Mektup (Letter from Birmingham Jail) (1963) eserinde yazdığı cevabı düşünün. “Mektup” sekiz Alabamalı din adamı tarafından yapılan “Toplumsal Birlik Çağrısı”na resmi bir cevap niteliğindedir. Aynı zamanda Kilisenin dışındaki, Kennedy Hükümetindeki ve diğer büyük gazeteler ile dergilerin okurları gibi, ılımlı beyaz Amerikalılara da yazılmıştır. King’e göre, ılımlı beyaz Amerikalılar derken ırksal ayrımcılığın kötü olduğuna inanan ancak kişisel olarak bu harekete katılmamış ya da halihazırda hareket içinde aktif olanlara protestolar yapmamaları konusunda yönlendirmelerde bulunanlardan bahsetmekteyiz. Hatta öyle ki, King’in destekçilerine ve bizzat kendisine dahi hiçbir şey yapmama ve sadece “dürüst ve açık” tartışmalara katılmaları konusunda tavsiye vermiş, mahkemelerin ırka dayalı ayrımcılığı bitirmek için son kararını sabırlı şekilde beklemelerini nasihat etmişlerdir. King bu tavsiyeleri adaletsizliği, sömürüyü ve saygısızlığı sineye çekmeleri konusunda bir istek olarak görmüş, gurur kırıcı bir davranış olarak nitelendirmiştir. Bu isteklerde bulunan ılımlı beyaz Amerikalılar tarafından oldukça hayal kırıklığına uğramış olan King devamında şunları yazmıştır:

İtiraf etmeliyim ki geçtiğimiz birkaç yılda ılımlı beyaz Amerikalılar beni ciddi biçimde hayal kırıklığına uğratmıştır. Maalesef öyle bir sonuca varmış olmaktayım ki, Siyahların özgürlüğe giden yollarında önlerindeki büyük engel Beyaz Vatandaşların Meclis Üyeleri ya da Klu Klux Klan Üyeleri değil; kendilerini adaletten çok statükoya adamış, kapsayıcı bir barışın getirileri yerine daha güvenilir olan ve adaletin yoksun olduğu sahte bir barışı tercih eden, sürekli “Yolunda olduğunuz hedef konusunda size katılıyorum ama kullandığınız yöntemleri doğru bulmuyorum.” diyen ılımlı beyaz Amerikalılardır.

Görüldüğü üzere, King ılımlı beyaz Amerikalılara şüphe ile yaklaşmıştır ve onlara güvenmemektedir. Irkların eşitliği ve ırksal ayrımı bitirmeleri konusunda ılımlı beyaz Amerikalılara vaatlerini gerçekleştirmeleri için güvenemeyeceğine inanmıştır. Bu şüphe Birminghamlı tüccarlar ile de yapılan müzakerelerde daha da göz önündedir. 1962 eylülünde King, Birmingham’ın ekonomik topluluğu ile buluşur. Bu görüşmeler sırasında bulunan işletmeler tarafından dükkanların “aşağılayıcı ırksal simgeleri” kaldıracağı yönünde sözler verilir. Sonuç olarak ise yapılan protestolar durulur. Ancak King’in sözlerine bakarsak bu sözlerin yerine getirilmediğini görebiliriz:

Haftaların ayların geçmiş olmasıyla fark etmekteyiz ki, bizler yalan vaatlerin birer kurbanı olduk. Birkaç simge ya kaldırıldı ya kaldırılmadı, geri kalan çoğunluk öylece duruyor. Önceki onlarca deneyimimizde de olduğu gibi yine umutlarımızın söndüğü ve derin bir hayal kırıklığının gölgelerinin ise üzerimize yerleştiğini söyleyebilirim. Protestolara tekrar başlamak dışında başka hiçbir çaremiz kalmadı, bundan dolayı bizzat bedenlerimizi sesimizi duyurma yolunda yerel ve ulusa sunmak zorundayız. 

Şüphenin varlığı barizken güvenilir bir yaklaşım başlatmak hiç kolay bir iş değil. Allen’ın da farkında olduğu gibi, güvenin tamamıyla paramparça olduğu bir yerde; birinin ilk adımı atması gerekir. King “Mektup”unda ılımlı beyaz Amerikalıları güvenilmez olmaları ve vaatlerini gerçekleştirememeleri konusunda ifşa ederken bu ilk adımı atan kişiydi. Hedefini Birmingham sokaklarına çevirerek bir adım ileriye bile gitmiş, ılımlı beyaz Amerikalılara sadece şüphesini belli etmekle kalmamış aynı zamanda halka sesini duyurmak için gereken fedakarlığı yapmaktan da kaçınmayacağını açıkça göstermiştir. 

Bunun gibi makul şüphenin ifade edildiği durumlarda, şüphelenen tarafın klasik ve ahlaki açıdan yerinde bir cevapla geri dönüt vermesi şüphe duyan tarafa geçmişte yapılan hataların telafi edileceği, bu yolda adımlar atılacağı konusunda bildirimde bulunması güvenin tekrar inşa edilmesi için gereklidir. Bu tür bir cevap-vermeye-hazır-olma-hali Allen’ın da işaret ettiği toplumsal ilişkilerin ve demokratik bir ortamın oluşmasında hayati bir rol oynar.

Amerikan Sivil Haklar Hareketinin önümüze serdiği şeylerden biri King’in bu şüphe durumunun ifade edildiği “Mektup” eserinin en azından kuzeyde bir davranış değişikliğine ve ılımlı beyaz Amerikalıların desteğine yol açması. Din adamı James H. Cone’un bizzat kendisi kuzeydeki kiliselerin güneyli meslektaşlarının bu sessizliklerinden “utanç duyduklarını” belirtmiş, ek olarak King’in bu ırksal ayrımcılık gibi yok edilmesi gereken bir ahlaki kötülüğü bitirme yolunda üstlendiği rolde onu desteklediklerini “tüm dünyanın bilmesi” konusunda kararlı olduklarını da eklemiştir. 

King “Mektup” eserini yayımladıktan sonra, Ulusal Kiliseler Meclisi (National Council of Churches – NCC) 31 üye mezhebi kendi cemaatlerine ırksal ayrımcılığa karşı ülke çapında bir tutum başlatmaları konusunda önayak olmaları için teşvikte bulunmuştur. Yine aynı oluşum açıklamaların fedakârlık ve adanmışlıkla eyleme dökülmediği sürece bu mücadelede yetersiz kaldığını da eklemiştir. Takip eden aylarda, bu beyaz kiliselerin üye cemaatleri hareketlere ekonomik açıdan katkı sağlamış ve Birmingham kampanyasından sonra gerçekleşmiş olan Washington yürüyüşüne de fiziksel olarak katılmıştır. Beyaz Sivil Hakları (White Civil Rights) eylemcileri dövülmüş, hapse atılmış, dahası Siyahi vatandaşlarla omuz omuza yaptıkları eylemlerde öldürülmüşlerdir bile. Beyaz Sivil Hakları (White Civil Rights) eylemcileri “ırk haini” olarak nitelendirilmiş, toplumdan dışlanarak halk tarafından kınanmışlardır. Allen’ın bakış açısına göre yeni yeni kendi adamış olan bu ılımlı beyazların gösterdikleri bu gayret güven inşası için temel bir bileşendir.

Çoğu insanın King’in bu şüphe duyumuna böylesine etkin bir cevap verdiğini görmesek de hareketin diğer önemli anlarında ortaya çıktıklarını görmekteyiz. King’in “Mektup” eserinin yayımlanmasından sadece aylar sonra 11 Haziran 1963’te dönemin başkanı John F. Kennedy’nin yaptığı o kuvvetli konuşmayı bir düşünsenize. Bu konuşmada dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı kendi ılımlı yaklaşımlarını bir kenara koyarak “Birmingham’da ve çeşitli yerlerde yaşanan olaylar eşitlik için olan bu çağrıyı öyle boyutlara getirmiştir ki hiçbir şehir, eyalet ya da yasama organı bu çağrıyı açıkça görmezden gelemez hale gelmiştir.” cümlesini sarf etmiştir. Kennedy bu konuşmanın ilerleyen bölümlerinde hareketin ahlaki amacının yasalaşmaya ve siyasi bir harekete giden yolunda mihenk taşlarından olan Sivil Haklar mevzuatını (Civil Rights legislation) açıklamıştır.

1964 yılında yürürlüğe giren Sivil Haklar Yasası (Civil Rights Act) ile 1965 yılında yürürlüğe giren Seçmen Hakları Yasası (Voting Rights Act) Siyah Amerikalıların Birmingham kampanyası, iş ve özgürlük için yaptıkları Vaşington yürüyüşleri, Selma’dan Montgomery’e yaptıkları gösteriler gibi onlarca küçüklü büyüklü olağanüstü fiziksel, duygusal, sosyal ve ekonomik fedakârlık ile yapılmış protestolarla elde edilmiştir. Allen’ın da belirttiği gibi, bunun gibi adanmışlıklar güvenin inşa edilebilmesi için uygun şekilde karşılıklı olarak yapılmalıdır; böylece John F. Kennedy gibi diğer ılımlı beyaz Amerikalılar verdikleri vaatleri yasaları yürürlüğe koyarak, maddi açıdan harekete katkı sağlamak gibi kişisel fedakarlıklar yaparak, hatta bazı zamanlarda King’in yanında sokaklarda yer alarak bu güvenin inşa edilmesindeki ilk adımları atmış oldular.

Bunlar gibi siyasi yasalar ve oluşumlar gücün farklı ırk grupları arasında eşit dağılımını hedeflemek suretiyle Siyahi ve beyaz vatandaşlar arasında toplumsal bir ilişki olabilmesini teşvik etmek amacıyla oluşturulmuştur, ki bu da güvenin inşa edilmesi için bir diğer önkoşuldur. Sivil Haklar Yasasının (Civil Rights Act) birinci başlığı seçim kurallarının ve işlemlerinin bütün ırklara eşit şekilde uygulanmasını şart koşarken, Seçmen Hakları Yasası (Voting Rights Act) vatandaşlık dışında kalan seçmen ayrıştırmalarını ortadan kaldırmıştır. Bunun gibi yasalar bütün vatandaşların, Siyah Amerikalılar da dahil olacak şekilde, ulusal karar alma mekanizmalarında bir sese sahip olmaları, siyasi kazanç ve kayıplardan eşit biçimde faydalanabilmeleri, haberdar olabilmeleri fikrini kurumsallaştırır. Bunlar gibi şüpheden doğan kanunlar ülke genelinde Siyahi ve beyaz Amerikalılar arasında toplumsal bir ilişki kurabilmek gibi daha büyük bir amaca hizmet eden güven ortamlarını yaratmıştır.

Allen’a göre güven sadece sizlerle aynı ülkeyi paylaşan vatandaşlara sırtınızı dayayabilme inancı değildir; güven aynı zamanda herkesin önünde savunmasız düştüğünüzde kendinizden emin olmak, korku duymamak demektir. Demokratik diyaloğa inanabilmek için bütün tarafların gerektiğinde memnuniyetle adilane ve karşılıklı bir fedakarlığa gitmesi gerekir. Her tartışmalı mesele, kendi kazanan ve kaybedenlerini yaratır. Mühim olan, demokrasinin söz konusu fedakârlıkları yumuşatmanın, tanımanın ve takdir etmenin uygun yollarını bulmasıdır. Bunu yaparken de yapılan fedakarlıkların uzun vadede karşılıklı ve adil bir biçimde gerçekleştiğinden emin olmalıdır. Demokraside diyaloğun rolü budur: Kurulan diyaloglar tarafların karşılıklı fedakârlıkta bulunmaya istekli olduklarını gösterdiği zaman, vatadanşlar birbirlerini karşılıklı bir sorumluluk ağı içinde konumlandırır; böylece güven inşa edilir ve zamanla toplumsal dostluk yavaş yavaş gelişir.

Garip biçimde, Allen’a göre şüphe toplumsal ilişkilerin inşası için gerekli olan güvenin kurulmasında rol sahibi olmasının yanı sıra; yine aynı güvenin ve toplumsal ilişkilerin kurulmasının temelini oluşturan karşılıklı fedakarlıkta bulunmaya gönüllü olmayı da sağlayabilir. 

Ancak her halükârda Amerika Birleşik Devletleri’nde yerleşik düzenli bir toplumsal ilişkinin ihtimali için o kadar da iyimser olmasak iyi olur. King’in zihninde, 1964 ve 1965 yıllarında yürürlüğe giren Sivil Haklar Yasası (Civil Rights Act) ile Seçmen Hakları Yasası (Voting Rights Act) bu özgürlük hareketinin sadece ilk aşamasını oluşturur. Bu aşamanın ardından King, bütün vatandaşların en azından temel düzeyde bir gelire ve makul seviyede sağlık hizmetlerine, eğitime, barınma hakkına erişmesini garanti altına alan “maddi eşitliğin” sağlanmasını içeren ikinci bir aşamaya geçmeyi planlamıştır, bu aşama vatandaşlar arasında daha derin bir güven ağının ve ilişkinin kurulması yolunda arka planın oluşması anlamına geliyordu. 

Gelin görün ki, kuzeydeki ılımlı beyaz Amerikalılar bu ikinci aşamaya birincisinden bile az destekte bulundular. Barınma hakkı için yürüyüşlerin yapıldığı Şikago’daki beyaz kesim, King’in sözde liberal “arkadaşları” korku ve dehşete kapılarak onun düşmanlıkla dolu bir nefret ortamı yarattığını öne sürdüler. Hatta King’in bizzat kendisine karşı “Bu yaptığın beyazların ters-tepki vermesinden başka bir işe yaramıyor” söylemlerinde bile bulundular. Neticede, King’in ekonomik adalet hayali gerçekleşemeden kaldı ve şüphenin ve sonrasında esaslı bir toplumsal dostluğun inşa edilmesi yönündeki umudun gerçeğe dönüşmesi de uzak bir ihtimal olarak görünüyor.


Meena Krishnamurthy – “Democracy needs discomfort and distrust is a political virtue“, (Erişim Tarihi: 23.07.2025)

Çevirmen: İpeksu Kaya

Çeviri Editörü: Emir Arıcı

İpeksu Kaya

İpeksu Kaya

Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi bölümünde lisans, Uluslarası İlişkiler bölümünde çift anadal öğrencisi. Sinema, siyaset ve dijital medya ile ilgileniyor. Aynı zamanda sosyal medya direktörü ve video editörü olarak çalışıyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazı

Gürkan Engin’e Konuk Olduk: Ateist Olmak Cehenneme Gitmek İçin Yeterli Bir Sebep mi? – Fevzi Ata Demirtaş

John William Waterhouse - Pandora, 1896.
Sonraki Yazı

Aşkın Teorisi – Michael Huemer

Bu Yazıları Kaçırmayın

Açıklama Boşluğu Neden Nörobilimin Çözülemeyen Problemi Olarak Ele Alınmaktadır? – Magnus Wijkander

Öznel deneyimin mahrem dünyası -yani, hisleriniz,…

Altı Saniyelik Sarılma – Julian Baggini

On yıllardır Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları’nın filmleri, çelenkle…