Hayvan Sömürüsüne İlişkin Montreal Deklarasyonunu Neden İmzalamadım – Gary Francione

/
7 Okunma
Okunma süresi: 27 Dakika

Birçok kez Hayvan Sömürüsüne İlişkin Montreal Deklarasyonu’nu imzalamam için davet edildim. Deklarasyonu hazırlayanların imzacı olmamı istemelerini değerli buluyorum fakat açıklayacağım sebeplerden dolayı, imzacı olmam mümkün değil.

Öncelikle, Deklarasyon Tüm Hayvan Kullanımlarını Reddetmiyor.

Deklarasyon tarafından öngörülen sonuç — nihai amaç — nedir?

Deklarasyon “hayvan sömürüsünü sonlandırmayı” amaçladığını gösteriyor. Ama bu ne anlama geliyor?

Hemen hemen bütün hayvan dernekleri “hayvan sömürüsünü” kınıyor. Ama bu derneklerin yine hemen hemen tamamı bir yandan da sözde yüksek-refah içeren hayvan kullanımlarını destekliyor. Fabrika çiftliklerindeki uygulamaları “sömürü” olarak nitelendirirken sözde daha “insani” çiftlik uygulamalarını destekleyebiliyorlar. “Sömürüyü” reddediyorlar fakat bu sözde “mutlu” hayvansal ürünleri üreten veya kullanan şirketleri ödüllendiriyor veya onlara övgüler düzüyorlar. Bazı grupların kendi yüksek-refah etiketleri bile var. Aynı şey Deklarasyonun imzacıları için de geçerli. “Sömürüye” karşılar ama birçoğu hala çeşitli biçimlerdeki hayvan kullanımlarına teşvik ediyor.

Daha fazlasını belirtmeden yalnızca “hayvan sömürüsüne” karşı olduğunu söylemek anlamsızdır ve kişinin doğru veya adil bulmadığı bazı uygulamalara karşı olduğunun ötesinde bir anlama gelmeyebilir —  neredeyse her zaman da böyle olur.

Tam olarak işte bu sebepten, benim görüşüm, su geçirmez biçimde hayvan kullanımlarının sonunu getirmeyi amaçlamamız gerektiğidir. Tüm hayvan kullanımlarının sömürü olduğu konusunda net olmalıyız.

Deklarasyon bunu yapmıyor — ve yapamaz da —  çünkü imzacılarının çoğu, tüm hayvan kullanımlarının sömürü olduğu fikrini açıkça ve birçok farklı şekilde reddediyor. Bu sebeple, Deklarasyonu imzalayamam.

İkinci Olarak, Deklarasyon Veganlığı Ahlaki Bir Yükümlülük Olarak Tanıtmıyor

1990’lardan beri, yapıtımda odaklandığım ana noktalardan birisi, hayvan hakları hareketinin yöntemlerle sonuçları birbirinden ayırdığı ve hayvan kullanımını sonlandırmayacak yöntemlere başvurduğu için başarısızlığa uğraması. Hayvan refahı reformları ve tek konulu kampanyalar gibi yöntemlerin yalnızca hayvan kullanımını ortadan kaldıracak sonuca götürmekte işlevsiz olduğunu değil, aynı zamanda amacın kendisine ters düşen bir etkisi olduğunu, çünkü insanların hayvan kullanımına devam ederken daha rahat hissetmelerine ve böylelikle yaptıkları şeyi sürdürmelerine sebebiyet verdiğini iddia ediyorum. Bugüne kadar savunmuş olduğum ve hala sürdürdüğüm görüşe göre, veganlık — hayvanları yiyecek, giyecek, kozmetik, deney, eğlence vb. sebeplerle kullanmamak — hayvan kullanımının ortadan kalkması sonucuna götürecek, gerekli ve pazarlık edilemez bir yöntemdir.

Yukarıda gördüğümüz gibi, Deklarasyon tüm hayvan kullanımlarını sonlandırmayı amaçlamıyor. Dolayısıyla, veganlığı hayvan kullanımını ortadan kaldırmak için bir yöntem olarak sunmaması elbette şaşırtıcı değil. Deklarasyon, bahsettiğim sonuca ulaştıracak ahlaki bir yükümlülük olarak hemen şimdi veganlığı benimsememizi önermiyor. İşin aslı, bireysel yükümlülüklerle ilgili özel olarak hiçbir şey söylemiyor.

Sanıyorum ki buradaki problem imzacıların birçoğunun vegan olmaması. Dahası, bazıları bilfiil azaltmacılık veya sözümona yüksek-refah standartlarıyla üretilen hayvansal ürünler gibi veganlık dışı stratejiler öneriyorlar; bazılarıysa tutarlı veganlığı oldukça eleştiriyorlar. Deklarasyon, gerçekten de birçok imzacıyı oldukça rahatsız edici bir konuma sürüklemeden veganlığı ahlaki bir yükümlülük olarak öneremezdi.

Yapmamız gerekene ilişkin, Deklarasyon ne öneriyor? Hedeflediği mesaj ne?

Deklarasyon “bitki temelli gıda sistemleri” oluşturmamız gerektiğini iddia ediyor. Peki ama bu ne anlama geliyor? Hayvanları yememizin onları sömürme biçimlerimizden yalnızca bir tanesi olduğu gerçeğini bir kenara bırakırsak, bireyler böyle bir değişimi talep etmeden gıda sistemi değişemez ve hayvanları yemeye, kullanmaya veya başka biçimlerde hayvan kullanımlarının parçası olmaya devam eden insanların kendilerinin benimsemeyi reddettikleri bir değişimi talep etmeleri olası değil. Deklarasyon mezbahaların kapatılmasını savunmayı öneriyor. Fakat bu talep, imzacılarının hemen şimdi ve burada bütün hayvan kullanımlarını reddettiği bir bağlamda olmadığı sürece, saçmadır. Mezbahalar insanlar hayvansal ürünleri talep ettiği için var. Problem mezbahalar değil; problem hayvansal ürün talebi. Eğer bugün on mezbaha kapatılsa ama talep devam etse, on tane daha açılır veya hâlihazırda var olan on mezbaha üretim kapasitesini artırır.

Yani, günün sonunda, böyle bir değişimin “yakın zaman içinde” gerçekleşmeyeceğini açıkça belirten Deklarasyonun yaptığı şey, ileride ahlaken daha doğru bir noktaya gelmek üzere şimdilik veganlık dışı aşamalı önlemler talep etmek.

Deklarasyon veganlığı ahlaki bir gereklilik olarak savunmadığı için, imzacısı olamam.

Üçüncüsü, Deklarasyon “Gerekli Durumlar” Hususunda Net Değil

Deklarasyon şöyle söylüyor:

Gereksiz şiddet ve zarar içerdiği ölçüde, hayvan sömürüsünün haksız ve ahlakî açıdan savunulamaz olduğunu ilan ediyoruz.

Deri giymekten, boğa güreşlerine ve rodeolara katılmaktan ya da çocuklara hayvanat bahçelerinde tutsak aslanları göstermekten kaçınmak elbette mümkündür. Çoğumuz şimdiden hayvansal gıdalara ihtiyaç duymadan sağlıklı bir şekilde yaşayabiliyoruz ve gelecekte vegan ekonominin gelişmesi bunu daha da kolaylaştıracaktır. Siyasî ve kurumsal açıdan bakıldığında, hayvanları emrimize amade basit kaynaklar olarak görmekten vazgeçmek mümkündür.

Onlarca yıldır ileri sürdüğüm üzere, hayvan haklarına dair bir duruş göstermesek bile — hayvanları “gereksiz” yere acıya maruz bırakmanın yanlış olduğunu fısıldayan — sağduyumuz, — uygulanabilir başka hiçbir seçeneğin olmadığı — gerçek bir mecburiyeti barındırmayan hayvan kullanımları çerçevesinde, onlara herhangi bir miktarda acı çektirmeyi ya da ölümlerine sebep olmayı reddetmemiz gerektiğini söyler.

Problem şu ki, yeterince açık ve net bir zorunluluk unsuru tanımlanmadığında, gereklilik kriteri küçük bir elverişsizlik durumunda bile karşılanabilir. Mesela, bana sorarsanız hayvansal gıdalar tüketme mecburiyenin yalnızca hayali bir ıssız adada mahsur kalıp açlıktan ölmek üzere olan, hayali bir cankurtaran botunda sürüklenen veya makul bir biçimde mecburiyet barındırdığı söylenebilecek başka bir durum içindeki insanlar için geçerli olduğunu söylerdim. Ancak deklarasyonun imzacıları arasında yolculuk ederken, dışarıda yemek yerken veya veganlıktan rahatsızlık duyabilecek navegan dostlarla birlikteyken hayvansal ürünleri tüketmeyi aklamaya çalışanlar var.

Gereklilik hususuna “elverişlilik” üzerinden yaklaşanların ileri sürdüğü şey “gelecekteki vegan ekonomik gelişmenin” hayvansal gıdalar olmadan yaşamayı ileride daha kolay kılacağı iddiası. Ama hayvansal ürünlerden kaçınmak bizim için şu anda gayet mümkün. Sebzeler, meyveler, baklagiller, tahıllar, tohumlar vs. hemen hemen her yerde ve neredeyse her zaman hayvansal gıdalardan daha ucuza ulaşılabilir. “Gelecekteki vegan ekonomik gelişme” bir havaalanında sıkışıp kaldığınızda biraz meyve veya bir paket cips ile et/süt/yumurta seçenekleri arasındakinden daha fazla seçeneğe sahip olacağınız anlamına geliyor olabilir, ama günümüzde havaalanındayken hayvansal gıdaları tercih etmenin “gerekli” olduğunu asla söyleyemem. Bu yalnızca, sınırlı seçeneklerden kaynaklı (ve bana sorarsanız oldukça küçük çaplı) bir elverişsizlik meselesidir.

Dahası, imzacıların “gereksiz zarar ve şiddeti” kınadıklarını ama tümünün vegan olmadığını, yalnızca birkaçının veganlığı ahlaki bir yükümlülük olarak savunduğunu hesaba katınca, insan “gereksiz” derken neyi kastettiklerini merak ediyor.

Deklarasyon “Gereksiz” derken neyi kastettiği hususunda açık olmadığı için, imzacısı olamam.

Dördüncüsü, Gereklilik Hususu Hiçbir Vakayı Tamamen Açıklayamaz: Hayvanların Mülk Statüsündeki Problem

Yapıtlarımda, hayvanlara dair geleneksel yaklaşımımızı gereklilik hususu üzerinden tartışmış olmama rağmen, — mecburiyet analizin bir parçasını oluştursa bile—  gereklilik hususunun, hayvan kullanımına ilişkin etik teorinin yegâne temelini oluşturamayacağını açıklığa kavuşturmuş bulunuyorum. Bunun sebebi, genellikle/yaygın biçimde gerekli olarak kabul edilen herhangi bir şeyin, açıkça anlamsız olan hayvan kullanımlarını hedef gösteren bir kuralın dışında kalması. İşin aslı, — yiyecek, giyecek veya eğlence gibi— belirgin biçimde gereksiz olan hayvan kullanımlarını reddeden birçok kişi, en azından bilimsel amaçlar için birtakım hayvanların kullanılmasının ahlaken kabul edilebilir olduğunu çünkü böyle bir şeyin açıkça insanların başına gelecek muazzam bir sıkıntının önüne geçmek için “gerekli” olduğunu düşünüyor.

Deklarasyonda bu kaygıma hitap etmesi olası duran bir dil var. Deklarasyon “hayvanlara mal veya kaynak olarak davranılan uygulamaları kınadığını” iddia ediyor. İnsanlar için kalp damarları sağlayan, temel/pratik araştırmalar veya başka türlü sözde bilimsel amaçlar için kullanılan hayvanların hepsi kaynak veya maldır. Onları bu amaçlarla kullanabilmemizin tek sebebi kaynak veya mal olmalarıdır. Bu hayvanlar eşyadırlar.

Bugün, ahlaki değerleri olduğunu iddia etmemize rağmen, hayvanların mülkiyet statüsünün onları nasıl mal veya eşya olma durumuna ittiğine dair 1990’lardan beri kapsamlı biçimde yazan birisi olarak, insan harici hayvanların eşya muamelesi görmemekten yana ahlaken önemli bir çıkarı olduğunun farkındaysak, bunun hayvan deneyleri problemini işaret ettiği görüşündeyim. Hayvanları deneylerde veya gelenekselleşmiş herhangi bir biçimde kullanmaya hakkımız yok çünkü tüm geleneksel hayvan kullanımları hayvanların eşya oluşuna dayanır.

Peki, eğer Deklarasyon hayvanların eşya statüsünü kaldırmayı ve işin doğrusu, hissedebilen insan harici varlıkların eşya muamelesi görmeme ahlaki hakkına sahip olmasını hedefliyorsa, neden basitçe bunu söylemiyor?

Sanırım bunun cevabı, yukarıda bahsettiğim gibi, Deklarasyonun imzacısı olan birtakım kişilerin açıkça, en başta bu kullanımları mümkün kılan eşya statüsüyle ilişkili biçimde gelenekselleşmiş hayvan kullanımlarının tümünü ortadan kaldırmayı reddediyor olması.

Hayvanlar mülk olarak kaldıkça, çıkarlarının eşit gözetilmesi mümkün olmayacak çünkü onların çıkarları mülkiyet sahiplerinin çıkarlarından daha hafif gelmek zorunda. Hayvan kullanımı geleneğine sahip olmak işte budur.

Deklarasyon hayvanların eşya statüsünü ortadan kaldırmayı önermediği için, imzacısı olamam.

Beşincisi, Deklarasyon İnsan Harici Kişileri Tanımıyor

Deklarasyon, hissedebilirliğin acıya maruz kalmamaktan yana bir çıkara sahip olmak için yeterli olduğunu belirtiyor fakat hissedebilirliğin hayatta kalmaktan yana bir çıkara sahip olmak için yeterli olduğu görüşünü tanımıyor. Bu yüzden, Deklarasyon insan harici hissedebilir varlıkların birer kişi olduğunu onaylamıyor. Bunun nedeninin, imzacıların birkaçının açıkça hissedebilirliğin kişi olmak için yeterli olmadığını ve yalnızca hissedebilirliğe sahip olan bir hayvanı acısız şekilde öldürmenin o hayvana zarar vermeyeceğini çünkü hayvanların ebedi bir şimdiki zaman algısı içinde yaşadıklarını ve gelecekteki öz benlikleriyle ilişki kuramadıklarını savunması olduğundan şüpheleniyorum.

Yapıtlarımda (1,2) bu görüşü reddettim ve hissedebilirliğin hayatta kalmaktan yana bir çıkara sahip olmak için yeterli olduğu ve kasten hissedebilirlik sahibi bir hayvanı öldürmenin ya da hayvanların ölümleriyle sonuçlanacak gelenekselleşmiş hayvan kullanımlarının parçası olmanın ahlaken yanlış olduğu görüşünü savunmayı sürdürdüm. Eğer insan harici hissedebilen varlıklar ebedi bir şimdiki zaman algısı içinde sıkışmış olsa bile (ki sürekli kullandığımız insan harici varlıkların birçoğunun öyle olduğunu sanmıyorum), var oldukları her saniyenin bilincindeler ve bu kaçınılmaz olarak kendileri olarak var olmanın nasıl bir şey olduğuna dair bir farkındalığı da içeriyor. Hayvanlar ebedi bir şimdiki zaman algısı içinde yaşıyor olsalar bile, bir saniye sonraki bilinçleriyle kaçınılmaz olarak ilişkililer. Her saniye kendilerinin farkındalar. Her saniye bir “ben” var. Öznel farkındalık budur. Hissedebilirlik varoluşun sürekliliği için bir araçtır; hissedebilen ama insanlarınki gibi bir akla sahip olmayan bir varlığın varoluşunun devamlılığından yana bir çıkarı olmadığını söylemek, gözleri olan insanların görmekten yana çıkarları olmadığını söylemeye benziyor.

Deklarasyon, acı çekmemeye yönelik bir çıkarı değerlendirmek amacıyla bilişsel olarak daha çok veya daha az karmaşık olanlar arasında bir ayrım yapmanın yanlış olduğunu iddia ediyor. Katılıyorum. Ama aynı şekilde, hayatta kalmaya yönelik bir çıkarı değerlendirmek amacıyla da bilişsel olarak daha çok veya daha az karmaşık olanlar arasında bir ayrım yapmayı haklı gösteremeyiz. Ve imzacıların bazıları yapıtlarında bunu yapıyor.

Her halükarda, Deklarasyon hissedebilirliği insan harici varlıkların kişi sayılmaları için yeterli bulmuyor ve imzacısı olamam.

****

Anladığım kadarıyla Deklarasyon, herhangi bir görüşü destekliyor gibi yorumlanabilmesi ve hem veganlar hem de vegan olmayanlar tarafından imzalanabilmesi için kasten ve aleni şekilde yüksek derecede bir muğlaklıkla yazılmış. Ama bana göre, çok sayıda insanın, her ne anlama gelmesini isterlerse o anlama gelecek ve hem veganlara hem de naveganlara uyabilecek bir şeyi imzalaması faydasız olmanın ötesinde, tam anlamıyla asıl amaca zarar veriyor. İhtiyaç duyulan şey, — acil olarak—  tüm hayvan kullanımlarının sonlandırılması ve ahlaki bir yükümlülük olarak veganlık için net bir çağrı. Eğer hayvanların etik değerleri varsa, veganlık mantıklı tek cevap.

Deklarasyonun yayınlandığı zamanın, amacı internet sitesinde “artan farkındalık ve eğitimle, hayvanların her zaman hissedebilen varlıklar olarak algılandığı ve refahlarının daima en iyi şekilde gözetildiği bir dünya yaratabilmek” şeklinde ifade edilen Dünya Hayvanları Koruma Günü olduğunu da belirtmek istiyorum. Deklarasyon ne yazık ki, tıpkı Dünya Hayvanları Koruma Günü gibi, tüm hayvanların sırf insan çıkarları için kullanılmama temel hakkını gözetmeyen bir görüşü ifade ediyor.

Deklarasyonu mevcut haliyle imzalayamam. Dayanışma ve bir hareket inşa etme ruhuyla, aşağıdaki kısa ve öz paragrafı Deklarasyona ilaveten son paragraf olarak eklemlerini öneriyorum.

Yukarıda bahsedilenlerin ışığında, imzacılar olarak hayvanların, yalnızca hissedebilirliklerine binaen, acı çekmemek ve hayatta kalmaktan yana hakikaten önemli çıkarları olan, ahlaken değerli kişiler olduğunu kabul ediyoruz. Hayvan sömürüsünün sonlanması gerektiğinde hemfikiriz ve bunun anlamı tüm hayvan kullanımlarını sonlandırmamız ve hayvanların yasal mülkiyet statüsünü kaldırmamız gerektiğidir. Son olarak, veganlığın günümüzde hem ahlaki bir yükümlülük olduğu hem de şimdiye kadar tanımlanmış olan hayvan sömürüsünün sonlandırılması için kritik olduğu görüşündeyiz.

Eğer bu paragraf eklenseydi, çok büyük bir şevkle imzacı olurdum.

Gary L. Francione
Board of Governors Professor of Law and Katzenbach
Scholar of Law and Philosophy, Rutgers University
Visiting Professor of Philosophy, University of Lincoln (UK)
Honorary Professor of Philosophy, University of East Anglia (UK)

4 Ekim 2022


Türkçe çeviri:
Eda Çivaş

Orijinal metin
https://www.abolitionistapproach.com/why-i-did-not-sign-the-montreal-declaration-on-animal-exploitation/

Deklarasyon Türkçe Çeviri
https://greea.ca/en/hayvan-istismarina-iliskin-montreal-deklarasyonu/


Not: Bu içerik ilk kez https://abolisyonistveganhareket.org/ sitesinde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Profesöre Sorun: Singer, Regan ve Francione Arasındaki Farklar – Gary Steiner

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü