Kelam Kozmolojik Argümanın İki Önemli Kusuru – Kemal Furkan Onat

/
690 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Bu yazıda Kelam Kozmolojik Argümanın ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmayı amaçlamıyorum. Amacım, Kelam Kozmolojik Argümanın temelini oluşturan iki arka plan varsayımını değerlendirmek ve teizmi ateizme üstün kılan bir şeyler var mı yok mu onu tespit etmektir.

1. Hiçlikten Hiçlik Çıkar İlkesi ve Ateistin Pozisyonu

Teistler Kelam Argümanını savunurken “var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni vardır” öncülünü desteklemek adına “hiçlikten hiçbir ön sebep olmadan bir şeylerin ortaya çıktığını söyleyemeyiz” derler. Evet haklılar. Gerçekten de günlük hayatta hiçlikten pat diye bir şeylerin ortaya çıktığını gözlemlemedik. Bu akıl yürütme sağduyuya ve deneyimlerimize uygundur.

Peki ya teistin bu cevabı ve bu cevabın dayandığı akıl yürütme acaba kendi inancını gerçekten destekler mi? İlk bakışta destekler gibi gözükse de ateistin de benzer bir akıl yürütme ile tutarlı bir pozisyon benimseyebileceğini düşünüyorum.

  1. Şöyle düşünelim: Eğer teistin tutumu gündelik hayatta, hiçbir sebep yokken eşeklerin pat diye varlığa geldiğinin reddiyse ateist de bunu reddeder. Fakat bu reddin kaynağı olan akıl yürütmeyi “zorunlu bir neden, bedensiz bir zihin, zamansız bir kişi vs.” fikirlerine uyguladığımızda teistin ateiste muhalif olmasını tutarsızlık olarak görüyorum. Zira hiçlikten hiçlik çıkar ilkesinin dayandığı akıl yürütme ile bu itirazların dayandığı akıl yürütme aynıdır, deneyim. İşte bu sebeple Mackie ve Hume gibi filozoflar bu ilkenin apriori bir ilke olmadığını ve hiçten bir şeylerin çıkmasının pekala mümkün olabileceğini söylemişlerdir. Eğer bu ilke apriori bir ilke olsaydı ve deneyimle alakasız olsaydı hiçten bir şeyler çıkabileceğini söyleyemezdik ve de ateistin iddialarıyla bu ilkenin dayandığı akıl yürütme arasında bariz bir fark olurdu. Fakat böyle bariz bir fark olduğunu düşünmüyorum. Ateist de teist de deneyimden köken alan iddialar öne sürüyor.
  2. Yalnızca Tanrı’nın olduğu ve O’nun dışında hiçbir şeyin olmadığı, yaratma olmaksızın bir X durumundan yaratmanın olduğu Y durumuna geçiş nasıl bir mahiyettedir? Konumuzla bağlantılı olarak eğer hiçlikten bir şeyler çıkamıyorsa Tanrı, hiçlikten nasıl oluyor da bir şeyler ortaya çıkarabiliyor? Buradaki akıl yürütme çok basittir: Gündelik hayatta hiçten bir şeylerin çıktığını deneyimlemediğimiz gibi, var olan bir şeyin hiçlikten bir şeyler çıkarabildiğini de deneyimlemedik. Başka şekilde ifade edecek olursak: Gündelik hayatta nedenselliğin, var olan en az iki şey arasında gerçekleştiğini deneyimledik. Öyle bir olay var mıdır ki bir A nedeni hiçlikten B’yi meydana getirebilmiş olsun? Benim nedensellikten anladığım şey şu: Var olan en az iki şeyden biri diğerinin niteliğinde bir değişime sebep olur. Biri diğerini yokluktan varlığa veya varlıktan yokluğa götüremez. Nedensellik, halihazırda var olan şeyler arasında gerçekleşir. Bu, nedenselliğin çok anlaşılır ve de açık bir versiyonudur. Hiçlikten hiçlik çıkar ilkesiyle de uyumludur. Bu durumda teistin yoktan yaratma doktrini tutarsız bir pozisyondur çünkü köken aldığı akıl yürütme yoktan yaratmayı baltalamaktadır. Başka şekilde söyleyecek olursak, ateiste göre bu bir sorun değildir çünkü nedenselliğin bu versiyonunu benimsediğinde sorun ortadan kalkar. Fakat teist, yoktan yaratmanın nasıl mümkün olduğunu açıklamak zorunda kalır ki bu durumda ateistin pozisyonu daha basit bir açıklama olmasından ötürü avantajlı hale gelir.

2. Zorunlu Bir İlk Neden ve Ateistin Pozisyonu

Peki ya bir önceki maddede ortaya koyduğum nedensellik teorisinin yanlış olduğunu ve bir A nedeninin yoktan bir şeyler ortaya çıkarabileceğini düşündüğümüzde ateistin pozisyonu tehdit altında mıdır? Cevap kısaca, hayır. Bir ateistin, evrenin var olmaya başladığını ve var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni olduğunu kabul etse dahi halen ateist kalabileceğini düşünüyorum. Böylesi bir durumda ateistin pozisyonu zamansız ve kişisel bir ilk nedenden ziyade zamansız ve maddi bir ilk nedeni savunmak olabilir. Burada iki konuyu ele alacağım.

  1. Bir teist gözlemlediğimiz tüm maddelerin bağımlı ve sonlu olduğunu ve zamansız olamayacağını iddia edebilir. Evet bu makul bir varsayımdır. Fakat diğer yandan bir ateist de, demin ifade ettiğim gibi, gözlemlediğimiz tüm faillerin zamansal, bağımlı ve sonlu olduğunu iddia edebilir ki bu varsayım da makul bir varsayımdır. O halde zamansız ve kişisel bir ilk nedeni zamansız maddi bir ilk nedene üstün kılan şey nedir? Burada ikisi arasında bir fark göremiyorum.
  2. Bir teist zamansız ve maddi bir ilk nedenin ezeli olması sebebiyle sonuçlarının da ezeli olması gerektiğini iddia edebilir. Bu iddianın arkasında örtük bir varsayım var. “Zamansız, maddi ve ezeli bir ilk neden, sonucu oluşturacak koşulları kendinde ezeli bir şekilde bulundurur ve sonucun ortaya çıkmasını geciktiremez”. Fakat bu itirazın yerinde olduğunu düşünmüyorum. Zamansız olan bir şey için “geciktirme” diye bir şeyin nasıl mümkün olabileceği açık değildir. Aynı soru zamansız ve kişisel bir ilk neden hakkında sorulduğunda da geçersizdir zira zamansızlık için geciktirmekten kastın ne olduğu açık değildir.

Aslına bakarsanız zamansız ve kişisel bir ilk nedenin yarattığı şeylerin ezeli olması gerekmediğini düşünüyorum. Yukarıdaki şekilde de görüldüğü gibi nedenler zamansız olsa dahi etkinin zamansal olabileceği varsayılmış ve evrenin zamanda bir başlangıcının olduğu gösterilmiştir. Teistlerin bazıları da bunu savunur. O halde zamansız maddi bir ilk nedenin zamansal ve ezeli olmayan bir şeylere sebep olabileceğini neden düşünmeyelim?

Nedenin zamansız olması sebebiyle evren neden daha önce değil o an meydana gelmiştir sorusu da anlamsızdır zira zamansız bir şey için zamansal bir öncelik sonralığın nasıl mümkün olabileceği açık değildir. O halde zamansız ve maddi bir ilk neden ile zamansız bir fail arasında nasıl bir fark vardır?

Şunu göz önünde bulundurmakta fayda var: İster zamansız bir fail ister zamansız ve maddi bir neden olsun, yukarıdaki şekilde de basitçe gösterildiği gibi evren, bu zamansız şeylerden neşet etmiş gibidir. Ve nasıl ki zamansız bir yaratıcıdan ezeli bir evren çıkmak zorunda değilse zamansız ve maddi bir ilk nedenden de zamansal olarak ezeli bir evren çıkmak zorunda değildir. Burada teistin zamansız ve maddi bir ilk neden hakkında sunacağı tüm itirazlar, her iki iddianın da çok büyük ortak özelliklerinin(her ikisinin de zamansız olduğu varsayımı) olması sebebiyle aslında teistin zamansız ve kişisel bir ilk neden iddiasına da yönetilebilir.

Sonuç

Sonuç olarak Kelam Kozmolojik Argümanın ikna edici bir argüman olmadığını ve ateistin pozisyonunun rasyonelliği koruyabilmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum.


Yazar: Kemal Furkan Onat

Editör: Berk Celayir

2002 Avusturya doğumludur. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde öğrenimine devam etmektedir. Başlıca ilgi alanları din felsefesi, epistemoloji ve metafiziktir.

1 Yorum

  1. İlk nedeni kabul ettikten sonraki kısım bu ilk neden olan şeyin sıfatları hakkında konuşmadır. İlk neden yaratıcı değil bir madde olabilir derken kastedilen “madde” nedir? Eğer bir tanımı varsa bu tanım üzerinden “ilk madde” eleştirilebilir. Eğer yoksa buna neye dayanarak “madde” dedik? Hakkında tek bildiğimiz şey bildiğimiz varlığı yaratmak olan bir şeye sadece “yaratıcı” diyebiliriz. Konuşulacaksa sonra “madde”nin tanımı yapılır ve bu tanım üzerinden konuşulabilir. Ancak içi doldurulmamış, sezgisel olarak iradesizlik anlamını çağrıştıran “madde” kelimesinin kullanılması bilinçsiz ise vehim hata, bilinçli ise safsatadır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Din Felsefesinde Farklı Pozisyonlar 4 – Berk Celayir & İbrahim Yeşua Özçelik & Musa Yanık & Nezih Seven & Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Bayes Teoremi ve Teizm Lehine İki Argüman – Musa Yanık

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü