Photo by Mohamad Alsayed/Anadolu/Getty Images

Ön Yargı Bazı Engelliler İçin Diğerlerine Kıyasla Daha Büyük Bir Sorundur – Matt Huston

Engellilere karşı ayrımcılığın daha fazla farkına varılması memnuniyet verici, ancak daha fazla ilerleme kaydetmek için bu ayrımcılığın çeşitli şekillerini derinlemesine incelemek gerekiyor.

Engelli bireylere yönelik ayrımcılığı, ön yargıyı ve sosyal dışlanmayı ifade eden “ableism” teriminin kullanımı en azından 1980’lere kadar uzansa da son on yılda önemli ölçüde artmıştır. Bu kavram; hareket kabiliyetini etkileyen engellilik, duyusal engellilik veya çeşitli psikiyatrik bozukluklar gibi farklı durumlara sahip kişilere yönelik ön yargılı davranış ve tutumlara bir isim vererek önemli bir sosyal soruna dikkat çekilmesine yardımcı olmuştur. Ancak, bununla mücadele etmek için engelli kişilerin ableism’i nasıl deneyimlediklerini daha iyi anlamak gerekir ki bu, kişinin sahip olduğu engellilik türünün özelliklerine göre değişecektir.

Bu, İrlanda’daki araştırmacıların yürüttüğü yakın tarihli bir çalışmanın gerekçelerinden biriydi; araştırmacılar, “ableism” üzerine yapılan çalışmaların bu durumu genellikle engelli bireylere yönelik genel bir tutum olarak sunduğuna dikkat çektiler. Dublin’deki Ekonomik ve Sosyal Araştırma Enstitüsünde kıdemli araştırma görevlisi olan başyazar Shane Timmons, “İlk olarak, bir kişinin engelliliğe karşı genel bir tutum sergilemesinin pek olası olmadığını, aynı zamanda belirli bir engelliliğe karşı takınabilecekleri tutumun bağlama bağlı olabileceğini düşündük,” diyor.

Bunu daha derinlemesine incelemek için araştırmacılar, 2.000 yetişkine bir dizi yazılı senaryo sundu. Her birinde, bir işe kabul edilmemek gibi olumsuz bir muameleye maruz kalan veya biriyle aile kurmak gibi önemli bir seçim yapan bir kişi tasvir edildi. Çalışma katılımcılarından, bu hikâyelerde yaşananların kabul edilebilirliğini değerlendirmeleri istendi. Ancak, bu senaryoların farklı varyasyonları farklı katılımcılara verildi. Tüm versiyonlarda, kişinin bazı düzenlemelere veya desteğe (örneğin iş senaryosunda esnek çalışma düzenlemeleri) ihtiyaç duyduğu belirtildi; bazı durumlarda bu ihtiyacın nedeni kişinin bir engelinin olmasıydı ve engellilik türü senaryolar arasında farklılık gösteriyordu. Ayrıca, katılımcıların engelli birine yönelik görüşlerini etkileyip etkilemeyeceğini görmek için kişinin cinsiyeti de değiştirildi.

Beklendiği üzere, katılımcıların olaylara dair değerlendirmeleri, senaryoların bu farklı versiyonlarına göre değişiklik gösterdi. Katılımcılar, engelliler de dâhil olmak üzere senaryolardaki ana karakterleri genel olarak destekleseler de bazı durumlarda bu destek diğerlerine göre daha fazlaydı. Örneğin:

  • Bir kadının işe alınırken göz ardı edilmesi, kadının omurga rahatsızlığı olması durumunda, anksiyete bozukluğu olmasına kıyasla daha az kabul edilebilir olarak değerlendirildi.
  • Bir çocuğun okul saatlerinin kısıtlanması (öğrenciyi sınıfta idare edebilmeye yönelik endişeler nedeniyle), çocuk otizm yerine konuşma ve dil bozukluğuna sahipse daha az kabul edilebilir bulundu.
  • Bir senaryoda, bir grup komşunun, akıl hastanesinde kalan kişilerin yakındaki bir eve taşınmasını protesto etmesi anlatıldı. Bu protesto, evde yaşayacak olanların ruhsal hastalıklar yerine zihinsel engelleri olması durumunda daha az kabul edilebilir bulundu.
  • Tekerlekli sandalye kullanan bir erkek veya kadının aile kurmak istediği belirtildiğinde, bu durum katılımcılar tarafından kabul edilebilir bulundu; ancak bu kabul, söz konusu kişi bir kadın olduğunda daha düşük seviyedeydi.

“Kalıp yargılar (stereotypes), bir grubun algılanan sıcaklığı ve algılanan yetkinliği açısından farklılık gösterir.”

Timmons, “İnsanların engel durumuna göre farklı çıkarımlar yaptığına dair kanıtlar görüyoruz, ancak bu çıkarımların tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz,” diye belirtiyor. Otizmli bir öğrenci ile konuşma ve dil bozukluğu olan bir öğrenci örneğini ele alalım. Timmons, kısıtlı okul saatlerinin kabul edilebilirliğine dair algıdaki farklılıkların, çocuğun davranışlarının ne kadar yönetilebilir olduğuna dair varsayımlarla veya konuşma ve dil bozukluğu olan bir çocuğun davranışlarını yönetememenin, otizmli bir çocuğa kıyasla ne kadar öğretmenin hatası olduğu sorusuyla ilgili olabileceğini öne sürüyor. Ancak, mevut verilerle yalnızca tahminde bulunulabilir.

Bununla birlikte, bazı senaryolarda—otizmli çocuk ve ruh sağlığı sorunları olan diğerleri—Timmons ve meslektaşları “insanların potansiyel ayrımcılığı biraz daha güçlü bir şekilde haklı çıkarma eğiliminde olduklarını gördüler.” Yazarlar, bu bulguları tartışırken, kalıp yargıların bir grubun algılanan sıcaklığı ve algılanan yetkinliği açısından farklılık gösterdiğini öne süren “kalıp yargı içeriği modeline” atıfta bulunuyorlar. Önceki araştırmaların, “fiziksel engelli kişilerin [başkaları tarafından] genellikle sıcaklık açısından yüksek ancak yetkinlik açısından düşük algılandığını, buna karşın psikolojik bozuklukları olan bireylerin her iki boyutta da düşük olarak değerlendirildiğini” gösterdiğine dikkat çekiyorlar. Önceki araştırmalarda gözlemlendiği üzere, belirli grupların (örneğin, otizmli kişiler ve ruh sağlığı sorunları olan kişiler) sıcaklık açısından nispeten düşük olarak kalıplaştırılması ile yeni araştırmadaki katılımcıların onlara karşı ne kadar destekleyici olduğu arasında bir bağlantı var gibi görünüyor.

Bu çalışmadan çıkarılacak asıl sonuç, engellilik türleri veya cinsiyetler arasındaki belirli bir karşılaştırma olmayabilir; zira bunların farklı katılımcı gruplarında tekrarlanıp tekrarlanmayacağını görmek için daha fazla araştırma ile test edilmeleri gerekebilir. Sonuçların genel olarak sunduğu şey şudur ki, “ableism” terimini isimlendirmek ve tanımak değerli olsa da bu, günlük yaşamda kişiye, sosyal bağlama, engelin doğasına ve diğer özelliklere bağlı olarak muhtemelen farklı şekillerde ortaya çıkacaktır. Engellilere yönelik ayrımcılığa karşı üretilecek çözümlerin, en nihayetinde bu karmaşıklığı hesaba katması gerekecektir.


Matt Huston Prejudice is more of a problem for some disabilities than others

Çevirmen: Batuhan Atataş

Editör: Gökdeniz Tosun

Batuhan Atataş

Batuhan Atataş

Başkent Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümünden mezundur. İngilizce öğretmenliğini sürdürmekte olup özel bir yayınevinde editörlük yapmaktadır. Başlıca ilgi alanları sosyal bilimler, felsefe ve edebiyattır. 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazı

Neredeyse Tüm Yanlış Davranışların Temelinde Başkalarına Uyum Sağlama Dürtüsü Vardır – Christopher Freiman

Sonraki Yazı

Kozmopolit Olmaya Dair: Sana Yardımcı Olduğumda Kendime De Yardımcı Olmuşumdur – Massimo Pigliucci

Bu Yazıları Kaçırmayın

Açıklama Boşluğu Neden Nörobilimin Çözülemeyen Problemi Olarak Ele Alınmaktadır? – Magnus Wijkander

Öznel deneyimin mahrem dünyası -yani, hisleriniz,…

Altı Saniyelik Sarılma – Julian Baggini

On yıllardır Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları’nın filmleri, çelenkle…