/

Peter Wessel Zapffe’nin Biyografisi

İnsan, trajik bir hayvandır. Acizliğinden dolayı değil, kabiliyetlerinden ötürü. Realitenin yerine getiremeyeceği özlemlere ve manevi taleplere sahiptir insan. Ahlaklı ve adaletli dünya beklentimiz vardır. İnsan, anlamsız bir dünyada anlam talep eder. Peter Wessel Zapffe

Peter Wessel Zapffe (1899-1990) yaygın olarak Norveç’in en eski ekofilozofu kabul edilir. İnsanın çevreyle ilişkisine dair felsefi bir eleştiri geliştiren ilk Norveçli düşünürdür. Zapffe sadece bir filozof değil, aynı zamanda bir yazar, edebiyat eleştirmeni, mizahçı, çevreci ve alpinist dağcıydı. Norveç’in kuzeyindeki Tromsö’de oldukça burjuva bir ortamda büyüdü. Babası Fritz Zapffe, kutup kâşifi Roald Amundsen’in yakın arkadaşı olarak bilinirdi. Roald Amundsen’e kutup bölgelerine yaptığı keşif gezilerinde erzak ve diğer türden malzemeler konusunda yardımcı olmuştur. Peter Wessel Zapffe’nin çocukluğu sıkı disiplinle şekillendi. Bu durum onda erken yaşlardan itibaren otoritenin her türlüsüne karşı güçlü bir nefret uyandırdı.

Babasının zorlamasıyla Zapffe iki savaş arası dönemde (1918-25) Oslo’da hukuk okumaya başladı. Üniversite eğitimi sırasında, Norveç’in başkentine yakın Bærum belediyesindeki ormanlık bir dağ sırtı olan Kolsås’ta kendi kendine dağ tırmanışını öğrendi. Tırmanma faaliyetlerine duydukları ortak sevginin etkisiyle Arne Naess’le ömür boyu sürecek bir arkadaşlık kurdu. 1923 senesinde avukatlık imtihanına girdiğinde sorulardan birini tamamen kafiyeli biçimde cevapladığı meşhurdur. Zapffe 1925 yılında Tromsö’ye döndü ve burada bir süre hukukçu olarak çalıştı. Bu nordik şehrin çevresinde başarıyla yirmi biri askın tırmanış yaptı. Pek çok edebi katkı ve mizahi çiziminin sayesinde Norveç dağcılık camiasının tanınan yüzlerinden biri oldu.

Zapffe, 1930’larda karşılaştırmalı edebiyat okumaya yönelik büyük bir hevesle Oslo’ya döndü. Ibsen’in drama alanındaki çalışmalarını yeniden keşfetmesi onu yüksek lisans yapmaya teşvik etmişti. Ancak tez peyderpey bu formatı aştı ve edebiyat tarihçisi Fredrik Paasche ona tezini tam bir doktora tezi haline getirmesini tavsiye etti. Zapffe 1940 senesinin kışında Om det tragiske (“Trajik Üzerine”) başlıklı tezini değerlendirilmek üzere teslim etti. Böylelikle kendisini  XX. asrın en orijinal Norveçli filozoflarından biri olarak ispatlamış oldu. Komite üyelerinden biri de Arne Naess’ti. Zapffe’nin tezi ciddi bir kısaltma sürecinden geçtikten sonra bir sonraki sonbaharda felsefe doktoru unvanını kazanacaktı. Tezi yalnızca akademik çevrelerde ilgi çekmedi, sonraları kitap olarak da basıldı (1941) ve birkaç kez yeniden baskısı yapıldı.

Altı yüz sayfayı aşkın bu hacimli felsefi eser birkaç kez neşredildi ancak hiçbir zaman İngilizceye tercüme edilmedi. Zapffe’nin ekofelsefi tezi, insanoğlunun en trajik varlık olduğudur, çünkü -insanlar olarak- çevre üzerindeki kötü etkilerimiz nedeniyle dünyanın biz olmadan daha iyi bir yer olacağını fark etme kapasitesine sahibiz. Temel iddiası, insanların diğer çıkarları aşan bir bütün olarak yaşamın temel bir anlamına ihtiyaç duyduğudur. Yaşamın manası temelde eksik olduğu için yaşamın anlamsız olduğunda ısrar etmektedir. Şöyle sorular sorar: Niçin hayat? Tüm bunların amacı nedir? Zapffe, tezinde ortaya koyduğu temel fikirlerin altı sayfalık bir özetini [İngilizceye “The Last Messiah” adıyla çevrilmiştir] Det Sidste Messias (Son Mesih) adlı kitabında yayınladı. Zapffe’nin yazıları Nietzsche ve Kierkegaard’ın yazılarıyla karşılaştırılmıştır. Zapffe’nin düşüncesinin gelişiminde önemli bir etki Arthur Schopenhauer’in felsefi kötümserciliğiydi. Schopenhauer nesnel trajedi olarak gördüğü şeyle ilgilenmiştir. Zapffe’nin temel noktası, insanların diğer memelilerin aksine oldukça gelişmiş bir bilince sahip olduğudur. Bu genel olarak olumlu bir şey olarak kabul edilir. Anlamları görmek ve etrafımızdaki her şeyi analiz etmek üzere evrimleştik. Ancak Zapffe’ye göre, çevremizi muhakeme ve analiz etme kabiliyetimizin bir de arka yüzü var. Bu bize kendimizin ne olduğunu ve evrendeki rolümüzün ne olduğunu anlama becerisi kazandırdı. Büyük resme bakılırsa manasız görülen bir roldür. Bu kabiliyet sayesinde etrafımızdaki yaşamın acımasızlığını ve evrenin temel kayıtsızlığını da görebiliyoruz. Bizi bu noktaya taşıyan doğal seçilimin gücünün ne kadar kaba ve acımasız olduğunu görebiliyoruz. Zapffe, dünyayı bu şekilde görme yeteneğimizin özünde son derece trajik olduğunu düşünüyordu. Buna rağmen insanların anlam ve adalet araması, hatta talep etmesi gerektiğine de inanıyordu. (Ancak evren ihtiyaçlarımıza karşı kayıtsız olduğu için bunları dünyada bulamayız).

Zapffe tezinde “insan olmanın ne anlama geldiğini” keşfetmeye çalıştı. Hareket noktası, insanlar için hayatın anlamının bulundukları ortamda kendilerini gerçekleştirmeleri olduğuydu. Hayvanların aksine insanoğlu dürtülerine bağlı değildir. İnsan, diğer şeylerin yanı sıra, soyut düşünmeyi sağlayan bir bilinçle donatılmıştır. Bu sayede insanlar içinde yaşadıkları çevreye karşı daha az kısıtlanmış bir konum elde ederler. Zapffe’ye göre, insanların yeryüzünde öz-düşünce (self-consideration) kapasitesine sahip tek tür olduğunu farz etmeliyiz. Kendi özel koşullarımız hakkında düşünme kabiliyetine sahibiz ve bunları diğer varlıkların koşullarıyla bağlantılı olarak değerlendirebiliyoruz. Sadece belirli bir çevreye uyum sağlamakla kalmıyor, teknik imkânlarımız sayesinde çevremizde diğer canlılar için ölüm anlamına gelecek bazı değişikliklerden bile sağ çıkabiliyoruz. Diğer organizmalar, yaşamın kendilerine gösterdiği zorluklara karşılık gelen yeteneklere sahiptir: uçmak için kanatlar, keskin dişler, hızlı bacaklar. Ancak insanlar bilgi ağacından yemiş ve “bilinçte bir fazlalık” edinmişlerdir.

Kuşkusuz bu özgürlük insanlara kendilerini gerçekleştirmeleri için diğer hayvanlara kıyasla daha fazla seçenek sunmaktadır. Ancak bu fırsatlar aynı zamanda bir yük de olabilir. İnsanlar – hem boş zamanlarında hem de işlerinde– kabiliyetlerini ve becerilerini ifade etmeyi amaçlayabilseler de her an trajik bir sonucun ortaya çıkma ihtimali vardır. Zapffe’ye göre insan trajedisinin özü, insanın çevresine tamamen uyumsuz olmasıdır. Bir keresinde “Kaderin içine meşe diktiği görkemli bir vazoyuz.” demişti. Doktora tezinde, tüm yaşamı boyunca ana teması olacak bu anlayışı formüle etti. Zapffe, insanların içinde yaşadıkları koşullara göre aşırı gelişmiş olduklarını ve bu nedenle doğal dünyaya uyum sağlayamadıklarını öne sürmüştür.

Zapffe, karamsar varoluşçuluğunun bir kısmını Schopenhauer’in yanı sıra Baltik Alman biyolog Jakob Johann von Uexküll’ün (1864–1944) çalışmalarına dayandırmıştır. Uexküll’e göre her organizmanın, organizmanın dünya modelini temsil eden işlevsel bileşenlerden oluşan kendi Umwelt’i (Almanca Umwelt çevre veya etraf anlamına gelir) vardır. Bu, herhangi bir organizma için dünyanın su, yiyecek, barınak, potansiyel tehditler veya navigasyon için referans noktaları gibi tüm anlamlı yönleriyle ilgilidir. Bir organizma dünya ile etkileşime girdiğinde kendi Umwelt’ini yaratır ve yeniden şekillendirir. Umwelt teorisi, zihin ve dünyanın birbirinden ayrılamaz olduğunu, çünkü organizma için dünyayı yorumlayanın zihin olduğunu belirtir. Filozof Morten Tønnessen’e göre, bu teori Zapffe’nin hayatının eserinde merkezi bir bileşen oluşturmaktadır; varoluşçu ekofelsefesini üzerine inşa ettiği biyolojik bakış açısının bir parçasıdır.

Zapffe’nin doktora tezini savunmasından bir yıl sonra tamamen farklı türde bir yayın çıktı: Vett og uvett (Akıllar ve akılsızlar). Zaman içinde bu kitap çok daha geniş bir kitleye ulaşacaktı. Vett og uvett, Zapffe ve arkadaşı Einar K. Aas’ın editörlüğünde Kuzey Norveç’ten mizahi öykülerden oluşan bir derlemedir. Çok satan bu kitap daha sonra çeşitli versiyonlarda yeniden basıldı ve tiyatroya da uyarlandı.

1930’larda Zapffe, Troms vilayetinin bir belediyesi olan Lyngen’in dağlık bölgesinde Jægervann adını verdiği bir kulübe inşa etti. Çalışmalarında ona yardım elini uzatan Naess, Zapffe’nin kendisi için önemli bir felsefi ilham kaynağı olduğu gerçeğini hiçbir zaman saklamadı.

Zapffe özellikle tırmanışla ilgili edebi betimlemeleriyle tanınır. Çeşitli deneme ve öykülerinde doğadaki kaçışlarından incelikli ve mizahi bir dille bahseder. Arne Naess bir keresinde Zapffe için şu tanımlamayı yapmıştı: ‘’Tırmanış hayatın kendisi kadar anlamsızdır, ama mükemmel bir dikkat dağıtıcıdır”. Naess’in aynı adlı dağ üzerine yazdığı Stetind adlı makalesi ilk kez 1937 yılında Seyahat Birliğinin yıllığında yayımlandı. Dağ bir dev, titan, majeste ve cehennem boynuzu olarak ele alınmıştır: “Tanrıların üzerine çekiçle vurabileceği bir örs.”

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Zapffe, bağımsız yazar olarak Oslo Üniversitesinde felsefeye giriş dersi verdi. Savaş sonrası dönemdeki yayınlar birçok farklı konuyu kapsıyordu. Dağcılıktan zaten bahsetmiştik. Ancak ayrıca kurgu, felsefe, çevrecilik, dramatürji, kültür, din ve siyaset hakkında da yazdı.

Zapffe’nin denemelerinin birkaçı 1969 tarihli Barske glæder (Kaba Sevinçler) adlı kitapta toplanmıştır, bunların arasında Stetind adlı bu deneme de vardır. Ülkenin geri kalanına Kuzey Norveç dağlarının dünyasını açan bu seçkiler günümüzde ana edebi yapıtlardan sayılmaktadır. Zapffe yazılarında Kuzey Norveç mizahını, düşünceli bir entelektüelin berrak düşüncesi ve keskin kalemiyle birleştirmiştir. Zapffe yalnızlığına değer veriyordu ve formel örgütlenme ihtiyacını içeren her şeye şüpheyle yaklaşıyordu. Norveç Alpler Kulübüne üyelik için yaptığı ilk başvuru neredeyse bir üyelikten çıkış olarak yazılmıştı. Başvuruda, tırmanış faaliyetlerinden ironik ve küçümseyici bir şekilde bahsediyordu. Başvuru reddedildi. Ancak daha sonra, kulüp ona katılması için bir davetiye gönderdiğinde, bunun için teşekkür etti ve evet dedi. Zapffe, “Aslında dağ tırmanışı bir spor falan değildir.” dedi. “Diyonisosçu bir yaşam olumlamasıdır. Zavallı, sürünen insanın yeryüzünün öfkeli kaşlarıyla karşılaşmasıdır. Cehennemin ağzında Dantevari bir yolculuk, Kayadan doğmuş sessizliğin üzerinde kıvılcımlanan hayatın bir izi.”

Dag O. Hessen, Zapffe’nin bir “kelime ustası” olduğunu belirtir. Açık gökyüzünün altındaki yaşamla ilgili öyküleri hicvi bir mizah ve lengüistik zarafetle doludur. Barske glæder eserinde uyku tulumunu “insanın ölümcül bir iklimde uyumak için içine eciş bücüş girdiği suni bir kürk” olarak tanımlar. 

Dağların insan müdahalesi olmaksızın bozulmadan kalmasını dilemiştir. Ona göre dağdaki yürüyüş yollarındaki Norveç Turist Kurumunun yerleştirdiği T şeklindeki kırmızı işaretleri dahi kaldırılmalıdır. “İşaretlerin olduğu bir dağ gezisi, işaretlerin olmadığı bir geziden tamamen farklı bir şeydir.” Doğanın tahrip edilmesi vatana ihanetti. Kitabın Elveda Norveç ve Gausta’dan Ayrılık gibi birçok bölümünde fikirlerini güçlü bir şekilde dile getirmiştir. Zapffe’nin karakteristik bir ifadesi şudur: “Dağlar insanlara uyum sağlamaz ama insanlar dağlarda hoş karşılanır. Yeter ki arkalarında hiçbir iz bırakmasınlar.”

Zapffe’nin ekofelsefeye kendi katkıları da olmuştur. Zapffe dağlardaki yaşamın basit ama bilgilendirici olması gerektiğini kanısındaydı. Manzaraya baktığında sükût ederdi. Bu, sonu gelmek bilmeyen bir sohbet için değil, daha ziyade tefekkür için bir zamandı.

Zapffe, bazen tartışmalı içeriklere sahip çeşitli edebi eserler de yazmıştır. Zapffe tüm çalışma hayatı boyunca daimi istihdam tekliflerini geri çevirdi. Kendi işini yapmak için süre ve huzur istiyordu. Buna karşın birkaç yıl boyunca Oslo Üniversitesinde mantık dersleri verdi ve öğrencileri felsefe imtihanlarının bir parçası olacak testlere hazırladı. Hatta 1966 senesinde kendi mantık ders kitabı Den logiske sandkasse (Mantığın Kum Havuzu) eserini yayınladı ve bu kitapta konunun gizemlerini kendine özgü kuru mizahıyla alanın acemilerine sundu.

Zapffe, çeşitli dergi ve gazetelerde çok sayıda makalenin yanı sıra birkaç deneme koleksiyonu yayınladı. 87 yaşındayken son kitabı Hvordan jeg ble så flink eserini (Nasıl Bu Kadar Zeki Oldum) yayınladı. Ertesi yıl, 1987’de Norveç’in Fritt Ord (İfade Özgürlüğü) ödülünü aldı. Tromsö şehri bir dağa onun adını vererek onu onurlandırdı. Zapffe, 12 Ekim 1990 tarihinde hayata veda etti.


Biography of Peter Wessel Zapffe

Çevirmen: Yasin Şahin

Çeviri Editörü: Emir Arıcı

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Schopenhauer’ın İyimserliği – Onur Aktaş & Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Hayat Absürttür! Albert Camus’nün Başkaldıran Felsefesini Keşfetmek – Casey Scott

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü