Bilimsel Realizm – Anjan Chakravartty (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

//
679 Okunma
Okunma süresi: 59 Dakika

Bilimsel realizm hakkındaki tartışmalar, bizzat bilimsel bilginin doğasıyla ilgili olduğu için bilim felsefesindeki hemen her şeyle yakından ilgilidir. Bilimsel realizm en iyi teori ve modellerimizin içeriğine yönelik, dünyanın bilimler tarafından tasvir edilen gözlemlenebilir ve gözlemlenemez yönlerine inanmayı salık veren pozitif epistemik bir tutumdur. Bu epistemik tutumun önemli metafiziksel ve semantik boyutları vardır ve bu muhtelif bağlılıklara [commitment] topluca bilimsel anti-realizmin biçimleri olarak bilinen bazı rakip bilim epistemolojileri tarafından karşı konulur. Bu makale bilimsel realizmin ne olduğunu açıklayacak, onun temel versiyonlarını özetleyecek, bu pozisyonun lehindeki ve aleyhindeki en yaygın argümanları değerlendirecek ve onu en önemli anti-realist muadilleriyle karşılaştıracaktır.

1. Bilimsel Realizm Nedir?

  • 1.1. Epistemik Başarılar Epistemik Hedeflere Karşı
  • 1.2. Realist Bağlılığın Üç Boyutu
  • 1.3. Nitelemeler ve Varyasyonlar

2. Bilimsel Realizm Lehine Değerlendirmeler (ve Cevapları)

  • 2.1. Mucize Argümanı
  • 2.2. Onaylama
  • 2.3. Seçici İyimserlik/Şüphecilik

3. Bilimsel Realizm Aleyhine Değerlendirmeler (ve Cevapları)

  • 3.1. Teorinin Veri Tarafından Eksik Belirlenimi
  • 3.2. En İyi Açıklamaya Çıkarım Hakkında Şüphecilik
  • 3.3. Kötümser Tümevarım
  • 3.4. Yaklaşık Doğruluk Hakkında Şüphecilik

4. Anti-Realizm: Bilimsel Realizm İçin Engeller

  • Empirisizm
  • Tarihselcilik
  • Sosyal İnşacılık
  • Feminist Yaklaşımlar
  • Pragmatizm, Dingincilik ve Diyalektik Felç
  • Bibliyografya
  • Diğer İnternet Kaynakları

1. Bilimsel Realizm Nedir?

1.1. Epistemik Başarılar Epistemik Hedeflere Karşı

Bilimsel realizmin, onu tartışan her yazar tarafından farklı bir şekilde nitelendirildiğini söylesek çok da abartmış olmayız ve bu durum onun ne olduğunu öğrenmek isteyenler için zorluk teşkil eder. Neyse ki, pozisyonun kendine özgü birçok niteleme ve versiyonlarının altında, dünyanın hem gözlemlenebilir hem de gözlemlenemez yönleri hakkında bilimsel araştırmanın vardığı sonuçlara karşı epistemik olarak pozitif bir tutum ile karakterize ortak bir düşünsel öz yatar. Burada gözlemlenebilen ve gözlemlenemez arasındaki ayrım, insanın duyusal yeteneklerini yansıtır: Gözlenebilir olan, uygun koşullar altında tek başına duyular kullanılarak algılanabilen şeydir (örneğin, gezegenler ve ornitorenkler); gözlemlenemeyenler ise bu yolla tespit edilemeyenlerdir (örneğin, proteinler ve protonlar). Bu, yalnızca görme yetisini terminolojik uygunluk açısından ayrıcalıklı kılmak içindir ve genellikle aletler yardımıyla tespit edilebilen şeylere kadar uzanan bilimsel gözlemlenebilirlik kavramlarından farklıdır (Shapere 1982). Bu ayrımın kendisi hem sorunsallaştırılmış (Maxwell 1962; Churchland 1985; Musgrave 1985; Dicken & Lipton 2006) ve hem de savunulmuştur (Muller 2004, 2005; karşılaştırma için Turner 2007 uzak geçmişi gözeterek). Eğer bu sorunluysa, bu durum öncelikle anti-realizmin sadece gözlemlenebilir olanlara karşı pozitif epistemik tutum takınan formları için açık bir sıkıntıdır. Gözlemlenebilir olan ve olmayanlar arasında epistemik olarak ayrım yapmayan bilimsel realizm açısından ise bizatihi kaygı verici değildir.

Bu bağlamda, bilimsel realizmin içerdiği nüansları ele almadan önce, iki farklı tanım türü arasında ayrım yapmak faydalı olacaktır. En yaygın haliyle, bu pozisyon bilimsel teoriler (ve modeller – bu niteleme bundan sonra verildiği gibi alınacaktır) tarafından oluşturulan epistemik başarılar açısından tanımlanır. Bu yaklaşımda, bilimsel realizm, teorilerin (veya bazı bileşenlerinin) gerçek epistemik statüsüyle ilgili bir pozisyondur ve bu, birkaç şekilde açıklanır. Örneğin, çoğu insan bilimsel realizmi bilimsel teorilerin doğruluğu veya yaklaşık olarak doğruluğu veya teorilerin belirli yönleri açısından tanımlar. Bazılarıysa onu teorik terimlerin dünyadaki hem gözlemlenebilir hem de gözlemlenemeyen şeylere başarılı bir şekilde gönderimde bulunması açısından tanımlar. (Literatürle ilgili bir not: 1980’lerden önce “teorik terim” gözlemlenemeyenler için kullanılan terimleri ifade etmede standart olarak kullanılıyordu, ancak burada herhangi bir bilimsel terime atıfta bulunmak için kullanılacaktır, ki artık bu daha yaygın bir kullanımdır.) Diğerleri bilimsel realizmi doğruluk veya gönderge açısından değil, bilimsel teorilerin ontolojisine olan inanç açısından tanımlar. Tüm bu yaklaşımların ortak noktası, en iyi teorilerimizin belirli bir epistemik statüye sahip olduğu fikrine bağlılıktır: Gözlemlenemeyenler de dahil olmak üzere dünyanın çeşitli yönleri hakkında bilgi getirirler. (Bu satırlardaki tanımlar için bkz. Smart 1963; Boyd 1983; Devitt 1991; Kukla 1998; Niiniluoto 1999; Psillos 1999; ve Chakravartty 2007a.)

Bilimsel realizm hakkında düşünmenin bir başka yolu, bilimsel araştırmanın epistemik hedefleri ile ilgilidir (van Fraassen 1980: 8; Lyons 2005). Yani, bazıları pozisyonu bilimin ne yapmayı amaçladığı açısından ele alır: Bilimsel realistler, bilimin dünyadaki şeylerin doğru tanımlarını ürettiğini savunur (veya yaklaşık olarak doğru tanımları veya merkezi terimleri gerçekliğe başarılı gönderimde bulunanlar vb.) Burada şu anlamda zayıf bir ima da vardır: Eğer bilim doğruluğu hedefliyorsa ve bilimsel pratikler kesinlikle başarılıysa, bilimsel realizmin hedef açısından nitelendirilmesi, onun başarı açısından da bir tür nitelenişini gerektirebilir. Ancak bu kesin bir ima değildir, çünkü bu bağlamda bilimsel realizmi doğruluğu hedefleme açısından tanımlamak, doğrusu bu hususta bilimsel pratiğin başarısı hakkında hiçbir şey ima etmez. Bu nedenle, bazıları bilimsel realizmin tutkulu nitelendirmesini çok zayıf bulmaktadır (Kitcher 1993: 150; Devitt 2005: s. 10; Chakravartty 2007b: 197; daha genel olarak bilimsel hedef-söylem hakkındaki şüphecilik için bkz. Rowbottom 2014) Bilimsel realizmin bu görüşünde tasarlandığı gibi hedeflerine gerçekte asla ulaşmayan ve hatta ulaşması da imkânsız olan bilimlerle uyumludur. Bilimsel realistlerin çoğu, başarı açısından daha fazlasını taahhüt eder ve bu, ileri aşamalarda ele alınacaktır.

1.2. Realist Bağlılığın Üç Boyutu

Bilimsel realizmin, teorilere ilişkin pozitif bir epistemik turum olarak tanımlanması, varsayımsal olarak gözlemlenemez olanlarla ilgili kısımlar da dahil olmak üzere, daha kesin bağlılıklar için bir tür kısaltmadır (Kukla 1998: bölüm 1; Niiniluoto 1999: bölüm 1; Psillos 1999: Giriş; Chakravartty 2007a: Bölüm 1). Geleneksel olarak realizm daha genel bir şekilde, bir şeyin gerçekliğine olan inancı tasdik eden herhangi bir pozisyonla ilişkilendirilir. Bu nedenle, bir kişi masa ve sandalyeler hakkındaki algıları (duyu verisi realizmi) veya masa ve sandalyelerin kendisi (dış dünya realizmi) veya sayılar ve kümeler gibi matematiksel nesneler (matematiksel realizm) vb. hakkında realist olabilir. Bilimsel realizm, en iyi bilimsel teorilerimiz tarafından tasvir edilen şeylerle ilgili bir tür realizmdir (bu noktadan itibaren, buradaki “realizm” kavramı sadece bilimsel realizmi ifade edecektir). Ama daha iyi bir ifadeyle anlatmak gerekirse, bu nedir? Bilimler bağlamında realizmin neye tekabül ettiği konusunda net olmak ve onu bazı önemli anti-realist alternatiflerden ayırmak için, meseleyi üç boyut açısından anlamakta yarar vardır: metafizik (veya ontolojik) boyut; semantik boyut; ve epistemolojik boyut.

Realizm, metafiziksel olarak, bilimler tarafından araştırılan dünyanın zihinden bağımsız var olduğunu taahhüt eder. Bu fikir, onu reddeden pozisyonların tersine en açık olandır. Örneğin, zihnin dışında ve dolayısıyla zihinden bağımsız bir dünyanın var olmadığı bazı fenomenoloji biçimleri de dahil olmak üzere geleneksel “idealizm” başlığı altındaki herhangi bir pozisyon tarafından reddedilir. Bu tür bir idealizm, her ne kadar tarihsel olarak önemli olsa da, çağdaş bilim felsefesinde nadiren görülür. Zihnin bağımsızlığına daha yaygın karşı çıkışlar, dünyamızın bizatihi zihinlerin varlığına bağlı olduğunu (en azından bazı durumlarda) kabul etmemesine rağmen, dünyaya ilişkin deneyimlerimizin zihinden bağımsızlığını reddeden Yeni Kantçı bilimsel bilgi görüşlerinin doğasından ileri gelir. Bilimler tarafından araştırılan dünyanın – “kendinde” dünyadan” farklı olarak (bunun tutarlı bir ayrım olduğunu varsayarsak)- kişinin teorik varsayımları ve algısal öğrenme gibi şeyleri içerebilen bilimsel araştırmaya getirdiği düşüncelere bir anlamda bağlı olması buradaki tartışma konusudur; bu teklif 4. bölümde daha ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Bu bağlamda, bilimsel taksonomideki insan teamülünün zihinden bağımsız oluş ile uyumlu olduğuna dikkat etmek önemlidir. Örneğin, Psillos (1999: xix) realizmi dünyanın “zihinden bağımsız doğal tür yapısına” bağlasa da, Chakravartty (2007a: bölüm 6) zihinden bağımsız özelliklerin genelde geleneksel olarak türler halinde gruplandırıldığını savunur (ayrıca bkz. Boyd 1999; Humphreys 2004: 22–25, 35–36 ve Dupré 1993 “ayrımsız realizm”).

Semantik olarak realizm, dünya hakkındaki bilimsel iddiaların lafzî bir yorumuna bağlıdır. Yaygın deyişle, realistler teorik ifadeleri “görünen değer” olarak alırlar. Realizme göre bilimsel nesneler, olaylar, süreçler, özellikler ve ilişkiler hakkındaki iddialar (bundan böyle bu tür şeyler için genel bir terim olarak “bilimsel varlık” terimini kullanacağım), ister gözlemlenebilir olsun ister gözlemlenemez olsun, doğruluk değerine sahip olmaları açısından, ister doğru ister yanlış olsun, lafzi tahlil edilmelidir. Bu semantik bağlılık, öncelikle, gözlemlenemeyenlerin açıklamalarını sadece gözlemlenebilir fenomenlerin öngörülmesi veya gözlem raporlarının sistematik hale getirilmesi için araçlar olarak yorumlayan bazı “araçsalcı” bilimsel epistemolojiler ile çelişir. Araçsalcılık, geleneksel olarak, gözlemlenemeyen şeyler hakkındaki iddiaların hiçbir lafzi anlam ifade etmediğini savunur (yine de bu terim, günümüzde bazı anti-realist pozisyonlarla bağlantılı olarak genelde daha serbest biçimde kullanılmaktadır). Bazı anti-realistler, gözlemlenemeyenlerle ilgili iddiaların harfi harfine ele alınmaması gerektiğini, bunun yerine gözlemlenebilirler hakkındaki iddialara uymaları bakımından daha eksiltili/dolaylı yorumlanması gerektiğini iddia etmektedir. Bu pozisyonlar 4. bölümde daha ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

Epistemolojik olarak realizm, teorik iddiaların (lafzî olarak zihinden bağımsız bir gerçekliği tanımladığı şeklinde yorumlanan) dünya hakkında bilgi oluşturduğu fikrine bağlıdır. Bu, realizmin metafiziksel ve semantik boyutlarını teslim etse bile, bilimsel soruşturmanın epistemolojik olarak bu tür bir bilgiyi üretecek kadar güçlü olduğundan şüphe eden veya bazı anti-realist pozisyonlarda olduğu gibi, bunun yalnızca gözlemlenebilir olan şeyler hakkında yeterince güçlü olduğu konusunda ısrar eden şüpheci pozisyonlarla çelişir. Realizmin epistemolojik boyutu, genel olarak realistler tarafından paylaşılsa da, bazen daha spesifik olarak aksi şekillerde tanımlanır. Örneğin pek çok realist, doğruluğun mütekabiliyet (correspondence) teorisinin bazı versiyonları (Fine 1986a tarafından önerildiği ve Ellis 1988 tarafından itiraz edildiği gibi) açısından anlaşılan teorilerin doğruluğuna (veya yaklaşık doğruluğuna) katılırken, bazıları bir doğru-kılıcı açıklamayı (Asay 2013) veya doğruluğun deflasyonist bir açıklamasını tercih eder (Giere 1988: 82; Devitt 2005; Leeds 2007). Çoğu realist, kendi konumlarını, gözlemlenemeyen varlıklar için olanlar da dahil olmak üzere teorik terimlerin başarılı göndergeleriyle birleştirse de (Boyd 1983 ve Laudan 1981 tarafından tanımlandığı gibi), bazıları bunun bir gereklilik olduğunu reddeder (Cruse & Papineau 2002; Papineau 2010). Bununla birlikte, tüm bu farklılıkların ortasında, realizm için genel bir tarif genişçe paylaşılmaktadır: En iyi bilimsel teorilerimiz, zihinden bağımsız bir dünyanın gözlemlenebilir ve gözlemlenemez yönleri için doğru veya yaklaşık olarak doğru tanımlar verir.

1.3. Nitelemeler ve Varyasyonlar

Realizm için şu ana kadar anlatılan genel tarif bir yere kadar isabetlidir ancak çoğu realist tarafından sunulan netlik derecesinde halen eksik kalmaktadır. Şimdiye kadarki iki ana belirsizlik kaynağı “en iyi bilimsel teorilerimiz” fikrine ve “yaklaşık doğruluk” kavramına gönderimde bulunan genel tarifin kendisinde yatıyor. Bu nitelemeler için motivasyon belki de açıktır. Birisi bilimsel teorilerle ilgili olarak pozitif bir epistemik tutumu savunacak olsaydı, bunu yapmak yalnızca herhangi bir teoriyle bağlantılı olarak değil (özellikle bilimlerin günümüze kadarki uzun tarihi düşünüldüğünde bazı teoriler kayda değer şekilde başarılı değildi ya da halen değildir), daha ziyade ilk bakışta [prima facie] böyle bir savunuyu hak edecek şekilde gözükecek teoriler, yani en iyi teorilerimiz (veya onların yönleri) nezdinde yapmak makuldür. Üstelik, bilhassa realistler olmak üzere, en iyi teorilerimizin birçoğunun bile muhtemelen yanlış olduğu görüşü geniş çapta kabul görmektedir. Açıkçası teorilerimiz yanlış olsalar bile doğruluğa “yakın” (yani yaklaşık doğru) olabilecekleri düşüncesinin önemi burada ortaya çıkıyor. Gelgelelim, bu nitelemelerı daha net yapmak mühimdir ve bu durum epey tartışma yaratmıştır.

İlk olarak, realistlerin hakkında realist olmaları gerektiği o teorileri nasıl en iyi şekilde tespit edebileceğimiz meselesini düşünelim. Burada genel bir feragat var: Realistler genelde yanılabilircidir ve realizmin en iyi teorilerimizle uygun olduğunu ama mutlak bir kesinlikle kanıtlanamayacaklarını savunurlar. En iyi teorilerimizin bazılarının önemli şekilde hatalı olması ihtimal dahilindedir ama realistler bu ihtimali de hesaba katarak, yine de realizm için bir zemin olduğunu belirtirler. Bu zemin, realist bağlılık için uygun teoriler alanını yeterince gelişmiş ve ad hoc olmayan teorilerle sınırlandırarak desteklenmektedir (Worrall 1989: 153-154; Psillos 1999: 105-108). Gelişmişlik, bir teorinin geliştirildiği alanın iyi kurulmuş doğası veya bir teorinin hayatta kaldığı süre ya da önemli sınamalar karşısındaki dayanıklılığı açısından düşünülebilir. Ad hoc olmama durumu ise sıkı sınamaların yokluğunda bazı bilinen gözlemlere izahat vermek için “uydurulan” (yani, sadece öne sürülen) teorilere karşı önlem alma amaçlıdır. Ne var ki bu tasarlamalar nezdinde hem gelişmişlik hem de ad hoc olmama kavramları, hiç kuşkusuz, müphemdir. Burada netlik kazandırmak için izlenen bir strateji, bu nitelikleri başarılı, yeni öngörüler sunan teorilere atfetmekten geçmektedir. Genelde savunulana göre bir teorinin bunu yapabilmesi, onun sahiden deneysel olarak başarılı olduğunu ve realistlerin bağlanmaları gerektiği tipten bir teoriyi imler (Musgrave 1988; Lipton 1990; Leplin 1997; White 2003; Hitchcock & Sober 2004; Barnes 2008; aykırı bir görüş için bknz. Harker 2008; krş. Alai 2014).

Bilimlerin zaman içinde gelişmesiyle teorilerin de gerçekle birleştiği (“yönünde ilerledikleri”, “yaklaştıkları) fikri değişim teorisinin realist tartışmalarında yaygın bir unsurdur (örneğin bknz. Hardin & Rosenberg 1982 ve Putnam 1982). Bu bağlamda yaklaşık doğruluk bahsi sık sık zikredilmektedir ve doğruluğun yaklaşıklığını, alakalı yaklaşık doğruluk yargılarının (birine kıyasen bir önermenin veya teorinin) biçimlendirilebilip net tanımlara oturtulabilecek kadar ölçülebilecek bir şey olarak kavramsallaştırarak önemli miktarda hayli teknik çalışma üretmiştir. Bu çalışma, teorilerin zamanla giderek artan biçimde yaklaşık olarak doğru şeklinde görülebileceğine dair yakınsakçı iddiayı ele almanın olası bir yolunu sunmaktadır ve bu olasılık Bölüm 3.4’te detaylıca incelenecektir.

Yukarıda açıklanan realizm hususundaki genel tarife getirilen son ve önemli bir niteleme ise birtakım varyasyonlar şeklinde gelmektedir. Genelleyici realizmin bu türlerine üç aile ya da üç grup şeklinde bakılabilir: açıklamacı realizm, varlık realizmi ve yapısal realizm. Buradaki türlendirmenin ortak bir ilkesi vardır. Her üç yaklaşım da epistemik bağlılığa en layık bilimsel teorilerin bileşen parçalarını daha spesifik bir şekilde tespit etme girişimidir. Açıklamacılık, en iyi teorilerimizin bir bakıma zaruri ya da aksi takdirde deneysel başarılarını açıklamada önemli olan -mesela başarılı, yeni öngörüler türetmek için kritik olan teorilerin bileşenleri- malum parçalarına ((gözlemlenemeyen) varlıklar, yasalar, vs.) ilişkin olarak realist bağlılığı önerir. Varlık realizmi, varlığın manipülasyonuna ve diğer fenomenlere müdahale için kullanımına olanak sağlayan bilgi gibi varsayımsal (gözlemlenemez) bir varlığın etkileyici nedensel bilgisinin gösterilebildiği şartlar altında realizm için iyi sebeplerimiz olduğu görüşüdür. Yapısal realizm ise en iyi teorilerimizde bulunan (gözlemlenemez varlıklar gibi) şeylerin doğası hakkındaki tanımlarla bağlantılı olarak değil de daha ziyade, yapılarıyla ilişkili olarak realist olunması gerektiği görüşüdür. Bu pozisyonların üçü de seçiciliğin bir stratejisini benimsemektedir. Seçicilik ve pozisyonların kendileri Bölüm 2.3’te daha detaylıca ele alınacaktır.

Şurası kesin ki yukarıda açıklandığı üzere realistlerin görüşlerini nitelemek için çabaladıkları ve realizmin varyasyonlarını sundukları gerçeği, toplu bir ders vermektedir: Realizmin bazı (özellikle ilk) tartışmaları bunun geniş kapsamlı bir şekilde bilimi ilgilendiren bir tutum olduğu izlenimini verse de bu muhtemelen pozisyonu anlamak için fazla baştan savma bir yoldur. Bilimsel teorilerin içeriklerine karşı realist bir tutum benimsemek kişinin bu minvaldeki tüm içeriklere inandığı anlamına gelmez, aksine, gözlemlenemez yönler de dahil olmak üzere kişinin o yönlere, hangi inancın teminatlı görüldüğü bakımından inandığı ve böylece bu şeyler hakkında daha spesifik bir realizme işaret ettiği anlamına gelir. Benzer manada, bazıları en iyi (ya da yalnızca iyi) realizm argümanlarının (bilimsel araştırmanın kendisinin “birinci dereceden delil” denilen) özgül durumların detaylarına odaklanarak formüle edildiğini öne sürerek başka bir tür özgüllüğü savunmaktadırlar. Örneğin Jean Perrin’in 1908’de gözlemlenemeyen moleküllerin gerçekliği hakkındaki argümanının bir durum çalışmasından yararlanmak gibi. Achinstein’a göre (2002: 491-495) belirli realist dostu varsayımları kabul etsek bile herhangi bir varlık hakkında cezbedici bir realizm argümanı, daha genel felsefi argümanlar vasıtasıyla değil, yalnızca o varlığa ilişkin deneysel delil açısından verilebilir. (Benzer görüşler için bknz. Magnus & Callender 2004: 333-336 ve Saatsi 2010; bunun hakkındaki şüphecilik için bknz. Dicken 2013 ve Park 2016).

2. Bilimsel Realizm Lehine Değerlendirmeler (ve Cevapları)

2.1. Mucize Argümanı

Realizm için motivasyon sağlayan en güçlü sezgi, Putnam’ın (1975a: 73) “realizmin bilimin başarılarını mucize haline getirmeyen” tek felsefe olduğu iddiasından sonra, güncel tartışmalarda genellikle “mucize argümanı” veya “mucize yok argümanı” olarak anılmaya başlanan eski bir düşüncedir.  Argüman, en iyi teorilerimizin olağanüstü derecede başarılı olduğu şeklindeki geniş kabul gören önermeyle başlar: En iyi teorilerimiz bilimsel araştırma konularının deneysel öngörülerine, geriye dönük tahminlerine ve onların açıklanmasına olanak sağlar, genellikle şaşırtıcı derecede doğru oluşları ve ilgili fenomenlerin girift nedensel manipülasyonları ile de dikkat çeker. Peki bu başarıyı açıklayan şey nedir? Realistlerin tercih ettiği açıklama, en iyi teorilerimizin doğru olduğudur (veya yaklaşık olarak doğru olduğu ya da varlık, yasa vb. şeylerin zihinden bağımsız dünyasını doğru biçimde betimliyor olduğudur). Argümana göre sahiden de, bu teoriler hakikatten uzak olsalardı onların bu denli başarılı olmaları mucizevi olurdu. Üstelik basit bir başarı açıklaması ile mucizevi bir açıklama arasında seçim yapılacağında, açıktır ki mucizevi olmayan açıklama, yani en iyi teorilerimizin yaklaşık olarak doğru olduğu açıklaması tercih edilmelidir. (Mucize argümanının ayrıntıları için bkz. J.Brown 1982; Boyd 1989; Lipton 1994; Psillos 1999: ch. 4; Barnes 2002; Lyons 2003; Busch 2008; Frost-Arnold 2010; ve Dellsén 2016.)

Sezgisel olarak güçlü olmasına rağmen, mucize argümanına çeşitli şekillerde karşı çıkılabilir. Şüpheci yanıtlardan biri, en başta bilimin başarısının bir açıklamaya ihtiyaç duyup duymadığını sorgulamaktır. Örneğin, van Fraassen (1980: 40; ayrıca bkz. Wray 2007, 2010), başarılı teorilerin iyi uyum sağlamış organizmalara benzediğini öne sürer. Yalnızca başarılı teoriler (organizmalar) hayatta kaldığı için mevcut teorilerimizin başarılı olması pek şaşırtıcı değildir ve bu nedenle başarının açıklamasına ihtiyaç yoktur. Bununla birlikte, mucize argümanının arkasındaki sezgiyi ortadan kaldırmak için evrimsel analojinin yeterli olup olmadığı tam olarak açık değildir. Örneğin, belirli bir teorinin neden başarılı olduğu (teorilerin genel olarak neden başarılı olduğunun aksine) merak konusudur ve aranan açıklama, gözlemlenemeyenlerin tanımları da dahil olmak üzere bizatihi teorinin belirli özelliklerini açabilir. Yine de bu tür açıklamaların doğru olması gerekip gerekmediği bir tartışma konusudur. Çoğu açıklama teorisi, açıklayıcıların [explanan] doğru olmasını gerektirirken, pragmatik açıklama teorileri bunu gerektirmez (van Fraassen 1980: bölüm 5). Daha genel olarak, realizmin üç boyutundan birini ya da daha fazlasını -zihinden bağımsız bir dünyaya bağlılık, lafzi semantik ve gözlenemeyenlere epistemik erişim- kabul etmeyen herhangi bir bilim epistemolojisi mucize argümanına direnmek için varsayımsal bir neden sunacaktır. Bu pozisyonlar 4. bölümde ele alınmaktadır.

Hilary Putnam (1926-2016)

Bazı yazarlar mucize argümanının aslında temel oran safsatası olarak adlandırılan yanıltıcı bir uslamlama örneği olduğunu iddia etmektedirler (Howson 2000: bölüm 3; Lipton [1991] 2004: 196–198; Magnus ve Callender 2004). Şu örneği ele alalım: Bir hastalık için hatalı negatif oranı (hastalık olduğu halde sonucun negatif çıktığı durum) sıfır olan ama hatalı pozitif oranı (hastalık olmadığı halde sonucun pozitif çıktığı durum) onda bir olan bir test var (yani, hasta olmayan bireylerin %10’unun test sonucu pozitif çıkıyor) Bu durumda testi pozitif çıkan bir kişinin hasta olma şansı nedir? Hatalı pozitiflerin oranına dayanarak, olasılığın % 90 olduğu sonucuna varmak yanlış olur, çünkü gerçek olasılık daha ileri düzey, kritik bilgilere bağlıdır: hastalığın popülasyon içindeki temel oranı (hastalığa sahip olan insanların oranı). Hastalığın genel olarak görülme sıklığı ne kadar düşükse, pozitif bir sonucun hastalığın varlığına işaret etme olasılığı da o kadar düşüktür.

Bir analoji yapacak olursak, bir bilimsel teorinin başarısını yaklaşık olarak doğru oluşunun bir göstergesi olarak kullanmak (düşük oranda hatalı pozitif varsaymak – gerçeklerden uzak teorilerin buna rağmen başarılı olduğu durumlar) açık şekilde temel oran safsatasının bir örneğidir.  Bir teorinin başarısı, kendi başına bunun muhtemelen yaklaşık olarak doğru olduğunu göstermez ve yaklaşık olarak doğru teorilerin temel oranını bilmenin bağımsız bir yolu olmadığından, bunun yaklaşık olarak doğru olma şansı hesaplanamaz. Worrall (yayımlanmamış, Diğer İnternet Kaynakları), bu iddiaların mucize argümanına karşı etkisiz olduğunu savunmaktadır; çünkü, büyük ölçüde, olasılıklar açısından yanıltıcı bir biçimselleştirmeye dayanmaktadırlar (bkz. Menke 2014; olabilirlik açısından farklı bir olasılıksal çerçeveye dayanan başka bir mucize argümanının eleştirisi için, bkz. Sober 2015: 912–915).

2.2. Onaylama

Realizmin motivasyonlarından birisi, en azından bazı gözlemlenemeyenlerle bağlantılı olarak, “onaylama” yoluyla gelir. Gözlemlenemeyen bir varlık, varsayımsal olarak bilimsel bir araç veya deney aracılığıyla saptanabilir haldeyse, bu, onunla ilişkin realizm için yenilebilir [defeasible] bir argümanın temelini oluşturabilir. Bununla birlikte, aynı varlık varsayımsal olarak sadece bir değil, iki veya daha fazla farklı tespit yöntemi -kullandıkları cihazlara ve bunların tespit sırasında kullanılarak açıklandığı nedensel mekanizmalara ve süreçlere göre farklı tespit biçimleri- ile tespit edilebilir haldeyse, bu, realizm için önemli ölçüde güçlendirilmiş bir argümanın temeli olarak iş görebilir (çb Eronen 2015). Hacking (1983: 201; ayrıca bkz. Hacking 1985: 146-147), kırmızı kan trombositlerinde farklı mikroskop formları kullanılarak tespit edilebilen yoğun cisimlerin örneğini verir. Işık mikroskobu ve geçirimli elektron mikroskobunda kullanılanlar gibi farklı saptama teknikleri, çok farklı türden fiziksel süreçlerden yararlanır ve bu işlemler teorik olarak paralel şekilde farklı nedensel mekanizmalar yönünden açıklanır. (Benzer örnekler için bkz. Salmon 1984: 217–219 ve Franklin 1986: 166–168, 1990: 103–115.)

Onaylama argümanı şu şekildedir: Görünüşe göre aynı şeyin farklı saptama biçimleriyle ortaya çıkarılması, bu keşiflerin varsayılan hedefi aslen var olmasaydı olağanüstü bir tesadüf durumuna düşüleceğini gösterir. Saptamalar farklı araçlarla ne kadar çok onaylanabilirse, varsayılan hedeflerine ilişkin realizm argümanı da o denli güçlü olur. Buradaki argüman, mucize argümanının altında yatan sezgiye benzer bir sezgiye dayanıyor gibi görülebilir: Görünür saptamaya dayalı realizm, ortak hedefin eksikliğinde teorik olarak bağımsız tekniklerin aynı sonucu ürettiği tartışılabilir mucizevi olgu durumlarına aykırı olarak, ancak ve ancak farklı ve teorik olarak, bağımsız tespit araçlarının aynı sonucu üretip tek ve aynı gözlemlenemezin varlığını önermesi durumunda çok ikna edici olabilir ve böylece uzlaşan deliller için iyi bir açıklama sağlayabilir. Ancak (varsayılan) saptama tekniklerinin genellikle başkalarının vardığı sonuçları yeniden üretme amacıyla titizlikle inşa edildiği veya ayarlandığı fikri, onaylama argümanına karşı ayakta durabilir. Ek olarak van Fraassen (1985: 297-298), delilsel uzlaşımın bilimsel açıklamalarının, bu açıklamaların kendisinin doğru olduğu anlaşılmadan bile kabul edilebileceğini savunur. Bu da bilimsel açıklamanın doğasına ilişkin soruları tekrar gündeme getirir.

2.3. Seçici İyimserlik/Şüphecilik

Seçicilik kavramı, bölüm 1.3’te bilhassa bilimsel gözlemlenemeyenlerle ilgili olarak realizmin makuliyetini en üst düzeye çıkarmak için genel bir strateji olarak tanıtıldı. Aslına bakılırsa bu strateji, kısmen, en iyi teorilerimizin hepsi olmasa bile çoğunun kesinlikle yanlış olduğuna dair genişçe kabul gören görüşle ​​realizmi bağdaştırmak için benimsenmiştir. Ancak, bu teorilerin doğru (veya doğruya yakın) yönleri varsa ve bir kişi bu yönleri tespit edebiliyorsa, o halde epistemik bağlılığa en layık teorilerin bu yönlerine karşı epistemik olarak pozitif bir tutum açısından, makul biçimde, birinin realizmi şekillendirilebilir. Bu stratejiyi uygulamak için realizmin en önemli versiyonları açıklamacılık, varlık realizmi ve yapısal realizmdir. (Seçicilik kavramıyla ilgili daha genel çalışmalar için bkz. R. Miller 1987: bölüm 8-10; Fine 1991; Jones 1991; Musgrave 1992; Harker 2013; ve Peters 2014.)

Açıklamacılar, realist bir tutumun, en iyi teorilerimiz tarafından tasvir edilen gözlemlenemeyen şeylere bağlı olarak gerekçelendirilebileceğini ve bu teorilerin neden başarılı olduğunu açıklamak için tam da bu gözlemlenemeyenlere başvurmanın kaçınılmaz veya hiç değilse önemli olduğunu savunuyorlar. Örneğin, yeni bir başarılı öngörüyü genel olarak realist bağlılığa layık teorilerin ayırt edici özelliği olarak kabul ederseniz, o zaman açıklamacılık, teorinin bu tür yeni öngörülerin çıkarsanabilmesi için gerekli olan yönlerinin realist bağlılığa en layık olan kısımları olduğunu öne sürmüş olur. Bu bağlamda, Kitcher (1993: 140-149) teorilerin “ön-varsayımsal önermeleri” veya “çalışmaz kısımları” ile realistlerin vadetmesi gereken “çalışan önermeleri” arasında bir ayrım yapar. Psillos (1999: bölüm 5-6), geçmiş teorilerin başarısının onların yanlış bileşenlerine bağlı olmadığını göstererek realizmin savunulabileceğini ileri sürer:

…geçmiş teorilerin başarılarını oluşturan teorik yasaların ve mekanizmaların bugünkü bilimsel imgemizde korunuyor olduğunu göstermek yeterlidir. (1999: 108)

Açıklamacılığın önündeki birincil zorluk, realistlerin yalnızca post hoc’u rasyonalize ettikleri iddiasına karşı koyabilecek biçimde nesnel ve ilkeli bir yolla teorilerin başarıları için şart olan bu yönleri eksiksiz tanımlayan bir metot geliştirmektir. Bu metot mevcut en iyi teorilerimizde korunan yönleriyle geçmiş teorilerin açıklama açısından önemli olan kısımlarını tespit etmelidir. (Tartışmalar için bkz.Chang 2003; Stanford 2003a, b; Elsamahi 2005; Saatsi 2005a; Lyons 2006; Harker 2010; Cordero 2011; Votsis 2011; ve Vickers 2013.)

Seçicilik stratejisini benimseyen bir başka realizm versiyonu, varlık realizmidir. Bu görüşe göre realist bağlılık, gözlemlenemeyen varlıkların (elektronlar veya gen dizilimleri gibi) nedensel olarak büyük ölçüde – örneğin belirli etkiler meydana getirmek için başka fenomenlere müdahale edebilecek ölçüde- manipüle edilmesi şeklindeki varsayımsal yeteneğe dayanır. (Çoğunlukla olağanüstü derecede kesin) sonuçlar ortaya çıkarmak için kişinin bir şeye ilişkin görünürdeki nedensel bilgisinden yararlanma yeteneği ne kadar büyükse, inanç için teminat da o kadar büyük olur (Hacking 1982, 1983; bkz. B. Miller 2016; Cartwright 1983: bölüm 5; Giere 1988: Bölüm 5; daha genel olarak nedensellik teminatı için bkz Egg 2012). Bu şekilde açıklanan bilimsel gözlemlenemezlere olan inanç, burada daha genel olarak bilimsel teoriler hakkında bir dereceye kadar şüphecilik ile ortaklaşa çalışmaktadır ve bu, onları tanımlayan teorilere ilişkin inancı saklarken varlıklara inanmanın tutarlı veya uygulanabilir bir kombinasyon olup olmadığı hakkında sorular gündeme getirmektedir (Morrison 1990; Elsamahi 1994; Resnik 1994; Chakravartty 1998; Clarke 2001; Massimi 2004). Varlık realizmi, Kripke (1980) ve Putnam ([1975b] 1985: bölüm 12) ile ilişkili nedensel referans teorisi ile özellikle uyumludur ve bu teori altında oldukça olanaklıdır; buna göre niteliklerinin teorik betimlemelerinde önemli hatta radikal değişiklikler olsa bile bir varlığa başarılı bir şekilde atıfta bulunmak mümkündür. Bu durum teoriler zaman içinde değiştiğinde epistemik bağlılığın stabil kalmasına izin verir. Nedensel referans teorisinin bu bağlamda başarılı bir şekilde uygulanıp uygulanamayacağı ise bir tartışma konusudur (bkz. Hardin & Rosenberg 1982; Laudan 1984; Psillos 1999: Bölüm 12; McLeish 2005, 2006; Chakravartty 2007a: 52–56; ve Landig 2014; genler üzerine bir vaka çalışması için Weber 2014’e bakınız).

Yapısal realizm ise seçiciliğe teşvik eden başka bir görüştür ama bu kez şüpheci yaklaşılan şey, gözlemlenemezler alanının yapısı için ayrılmış realizmle beraber, en iyi teorilerimizce tanımlanan belirli ilişkiler tarafından temsil edildiği üzere gözlemlenemez varlıkların doğalarıdır. Bu pozisyona ait olan pek çok versiyon şu iki gruptan birine dahildir: ilki, yapı ve doğa kavramları arasındaki epistemik bir ayrımın üzerinde durur; ikincisiyse ontolojik bir tezin üzerinde durur. Epistemik görüş, en iyi teorilerimizin muhtemelen gözlemlenemeyen varlıkların doğalarını doğru bir şekilde betimlemediğini, ancak bunlar arasındaki belirli ilişkileri başarıyla tanımladığını savunur. Ontik görüş ise realistlerin yalnızca yapı bilgisini amaç edinmelerinin nedeninin, ilişkilerde yer tutan geleneksel varlıklar kavramının metafiziksel olarak problemli olduğunu öne sürer. Esasında ortada böyle şeyler yoktur veyahut ortada böyle şeyler varsa da onlar bir manada ilişkilerinden belirmişlerdir ya da onlara bağlılardır. Epistemik versiyonun karşı karşıya olduğu zorluklardan biri, yapının bilgisini varlıkların doğalarından etkili bir şekilde farklı kılan bir yapı kavramını ortaya koymaktır. Ontolojik versiyon ise belirme ve/veya bağlılıkla ilgili kavramları netleştirme zorluğuyla karşı karşıyadır. (Epistemik yapısal realizm hakkında bkz. Worrall 1989; Psillos 1995, 2006; Votsis 2003; ve Morganti 2004; ontik yapısal realizmle ilgili olarak, bkz. French 1998, 2006, 2014; Ladyman 1998; Psillos 2001, 2006; Ladyman & Ross 2007; ve Chakravartty 2007a: ch. 3. Kapsamlı bir eleştirel araştırma için bkz. Frigg & Votsis 2011).

3. Bilimsel Realizm Aleyhine Değerlendirmeler (ve Cevapları)

3.1. Teorinin Veri Tarafından Eksik Belirlenimi

Bölüm 2’de realizm için sunulan çeşitli motivasyonlara karşı sıralanmış bir dizi önemli anti-realist argüman, realistleri ya bunları tamamen çürütmeye ya da realist pozisyonlarını bunları dikkate alarak revize etmeye zorlamıştır. Bu argümanlardan biri olan teorinin veri tarafından eksik belirlenimi, daha genel olarak yirminci yüzyıl felsefesine uzanan bir tarihe sahiptir ve izi genellikle Duhem’in çalışmasına kadar gider ([1906] 1954: bölüm 6; bu, eksik belirlenim için bu türden bir argüman değildir ancak bunun için ekilmiş bir tohum olarak kabul edilir). Duhem, bilimsel hipotezlerin (onun kimya ve fizyolojiyle karşılaştırdığı fizikte) doğrulanmasına ilişkin açıklamalarında, bir hipotezin tek başına test edilebilir öngörüler türetmek için kullanılamayacağını ifade etmiştir. Öngörüleri türetmek için arka plan teorileri, araçlar ve ölçümler hakkındaki hipotezler gibi “destekleyici” varsayımlara da ihtiyaç vardır. Daha sonra yapılan gözlem ve deneyler öngörülerin kendisiyle çelişen veriler üretirse, bunun test edilen hipoteze kötü bir şekilde yansıdığı düşünülebilir, ancak Duhem, öngörüleri türetmek için gerekli tüm varsayımlar göz önüne alındığında, hatanın nerede yattığını belirlemenin basit bir mesele olmadığını söylemiştir. Hipotezler ve teorilerle ilgili olarak kişinin genel inanç kümesindeki çeşitli düzeltmeler, verilerle tutarlı olacaktır. Benzer bir sonuç genellikle Quine’in (1953) daha sonraki “doğrulayıcı bütünsellliği” ile ilişkilendirilir; buna göre deneyimler (elbette bilimsel sınamalarla ilişkili olanlar dahil), bizatihi bireysel inançları onaylamaz veya reddetmez, onun yerine kişinin bir bütün olarak düşünülen inançlar dizisini onaylar veya reddeder. Bu tür bir iddia artık yaygın olarak “Duhem-Quine Tezi” olarak anılmaktadır (Quine 1975; tarihsel bir giriş için bkz. Ben-Menahem 2006).

Willard Van Orman Quine (1908-2000)

O halde bu, realizm için bir problem olduğu düşünülen eksik belirlenime nasıl yol açar? Eksik belirlenimden gelen argüman şu şekilde ilerler: Birbiriyle ilişkili, genel bilimsel inanç kümelerini “teoriler” olarak adlandıralım; elimizdeki farklı ve çelişkili teoriler verilerle uyum gösterir; veriler, inanç için delillerden yararlanır ; öyleyse, bu teorilerden birini bırakıp diğerine inanmak için delil niteliğinde bir neden yoktur. Teorilerin tam olarak farklılık gösterdiği yerin gözlemlenemeyenler olduğu kayda alındığında (gözlemlenebilir sonuçları –veriler- tüm teoriler tarafından paylaşılır), realizme yönelik bir zorluk ortaya çıkar: Veriler hangi teoriye inanılacağını seçmek için yetersizdir [eksik belirlenimlidir]. Çağdaş tartışmalarda, zorluk genellikle biraz farklı bir terminoloji kullanılarak sunulur. Her teorinin empirik olarak denk rakipleri olduğu söylenir. Yani, gözlemlenebilir şeyler açısından uzlaşan, ancak gözlemlenemeyenler açısından farklılık gösteren rakipleri vardır. Bu ise realistin doğrulamak isteyeceği herhangi bir teorinin gerçekliğine ilişkin şüpheci bir argüman için temel teşkil eder. O halde, çeşitli anti-realizm biçimleri, gözlemlenemeyenleri içeren hipotezlerin ve teorilerin, sadece kendi doğrularıyla ilgili olabilecek deliller temelinde değil, aynı zamanda doğruluğun göstergesi olmayan diğer faktörler temelinde de tasdik edildiğini öne sürmektedir (bkz. Bölüm 3.2 ve 4.2–4.4). (Son açıklamalar için bkz. Van Fraassen 1980: bölüm 3; Earman 1993; Kukla 1998: bölüm 5–6; ve Stanford 2001.)

Eksik belirlenimden gelen argümana çeşitli biçimlerde itiraz edilmektedir. Örneğin, pratikte (veya belli bir seferde) eksik belirleme ile prensipte eksik belirleme arasında ayrım yapmak mümkündür. İlk durumda eksik belirlenim vardır; çünkü bir teoriyi veya hipotezi diğerine karşı destekleyecek veriler mevcut değildir ve deney tekniği ve deney araçlarında yaşanacak öngörülebilir gelişmeler beklemededir. Burada realizm, “bekle ve gör” tutumu ile açıkça uyumludur, ancak gelecekte ayırt edici delillerin ortaya çıkma ihtimali zayıfsa, gelecekteki realizme bağlılık buna binaen sorgulanabilir. Her halükârda, eksik belirlenim savunucularının çoğu, eksik belirlenimin prensipte olduğu düşüncesinde ısrar eder: Yani hangi delil ortaya çıkarsa çıksın, her zaman (makul) empirik olarak denk rakip teorilerin olduğu düşüncesindedirler. Cevap olarak bazıları, zaman içinde yeni tekniklerin ve araçların geliştirilmesi ve gözlemlenebilir öngörüleri türetmek için gerekli olan yardımcı varsayımları değiştiren bilimsel arka plan bilgisindeki değişikliklerle, veri olarak sayılan şeyin değişime yatkın olmasından dolayı prensipteki endişenin tesis edilemeyeceğini savunmaktadır (Laudan & Leplin 1991). Bununla birlikte, bu tür argümanlar, pek çok anti-realistin varsaydığından farklı bir gözlem anlayışına dayanabilir (yukarıda, insan duyusal kapasiteleri açısından tanımlanmıştır). (Diğer yanıtlar için bkz. Okasha 2002; van Dyck 2007; Busch 2009; ve Worrall 2011).

Stanford (2006, 2015), bilim tarihinin tekrarlanan bir “düşünülmemiş alternatifler sorunu” ortaya çıkardığını öne sürerek, eksik belirlenimden gelen argümanın tarihselleştirilmiş bir versiyonunu sunmaktadır: Tipik olarak, bilim adamları tarafından düşünülmemiş, ancak mevcut deliller tarafından da halihazırda kabul gören teoriler kadar iyi desteklenmiş teoriler her zaman vardır; üstelik, zamanla bu tür düşünülmemiş teoriler, bilim geliştikçe tarihsel aktörler tarafından benimsenen teorilerin yerini alır. (Bu problemin tartışmaları ve değerlendirmeleri için, “eksik değerlendirme” nosyonuyla ilgili Chakravartty 2008; Godfrey-Smith 2008; Magnus 2010; Lyons 2013; Mizrahi 2015: 139-146; ve Egg 2016; bkz. Wray 2008 ve Khalifa 2010 , Lipton 1993, [1991] 2004: 151-163’te açıklandığı gibi.)

3.2. En İyi Açıklamaya Çıkarım Hakkında Şüphecilik

Teorinin veri tarafından eksik belirlendiği konusundaki kaygılara verilen önemli karşılıklardan biri anti-realizmin önde gelen argümanlarından birine de kaynaklık eder. Bu karşılık, eksik belirlenim argümanının önemli öncüllerinden birisini reddetmektir, yani bir teoriye olan inanç delillerinden, deneysel verilerce yararlanılır önermesi. Pek çok realist diğer değerlendirmelerin –özellikle açıklayıcı değerlendirmelerin- bilimsel çıkarımda önemli bir delil rolü oynadığını iddia etmektedir. Eğer böyleyse, o zaman kişi tüm teorilerin deneysel olarak eşdeğer rakiplere sahip olduğu fikrini kabul etse bile bu, eksik belirlenimi gerektirmez, çünkü özellikle içlerinden bir tanesinin açıklayıcılık konusundaki üstünlüğü seçimi belirleyebilir (Laudan 1990; Day & Botterill 2008). Bu, “eğer doğruysa, delili en iyi açıklayacak olan şeyi çıkarsadığımız” akıl yürütme biçiminin özel bir örneğidir (Lipton [1991] 2004: 1). Kulağa realist bir tını vermesi için:

belli bir hipotezin, delili diğer herhangi bir hipotezden “daha iyi” açıklayacağı öncülünden, o hipotezin doğru olduğu sonucuna varılır. (Harman 1965: 89)

En iyi açıklamaya çıkarım (Lipton’un formülasyonuna göre) bilimsel pratiğin her yerinde bulunur. Yine de, bunun realizmin önerdiği türden bir bilgi vermesi beklenebilir mi sorusu (Harman’ın formülasyonuna göre) tartışma konusudur.

Açıklayıcılık zemininde en iyisi olmak açısından değerlendirilen hipotez veya teorilerden gerçeği (yaklaşık gerçek, varlıkların varlığı vb.) çıkarsamaya yönelik realist amaçla ilgili iki zorluk hemen meydana çıkmaktadır. İlki, temelin kendisiyle ilgilidir. Bir olgunun açıklanması söz konusu olduğunda bir teorinin diğerinden daha iyi bir açıklama sunduğu yargısına varabilmek için, yargının dayandığı bazı ölçütler veya temeller kullanılmalıdır. Bunun için pek çok aday önerilmiştir: basitlik (matematiksel tasvir veya ilgili varlıkların sayısı veya niteliği açısından); tutarlılık ve uyumluluk (diğer teorilere ve arka plan bilgilerine göre hem içsel hem de dışsal olarak); kapsam ve birlik (açıklanan olgusal alana ilişkin); vb. Buradaki problemlerden biri, bu gibi özelliklerin en iyi açıklama kalitesinin nispî sıralamasına izin verecek kadar kesin olarak tanımlanıp tanımlanamayacağıyla ilgilidir. Başka bir sorun ise bazı özelliklerin sahip olduğu çoklu anlamlarla ilgilidir (örneğin matematiksel basitliğe karşı ontolojik basitliği düşünün). Bir diğeri, bu tür özelliklerin hepsinin herhangi bir teoriyi özel olarak desteklemeyeceğine dairdir. Son olaraksa bu özelliklerin sadece pragmatik olmanın aksine delile dayalı veya epistemik olup olmadığı meselesi vardır. Örnek olarak basitliğin gerçeğin bir göstergesi olduğunu düşünmek için ne gibi bir sebep vardır? Bu nedenle, teorileri doğru olma olasılıklarına göre sıralama yeteneği sorguya açıktır.

En iyi açıklamaya çıkarımın yüzleştiği ikinci bir sorun, göreli açıklayıcı etkililiğe ilişkin yargıların yapıldığı teori havuzlarıyla ilgilidir. Bilim insanları, teorileri gerçeğe göre sıralama konusunda güvenilir olsalar bile, bu, doğru olan teori değerlendirmeye alınanlar arasında olmadığı sürece (bazı alanlarda) doğru teoriye olan inancı sağlamayacaktır. Aksi takdirde, van Fraassen’ın (1989: 143) belirttiği gibi, bu durum basitçe “ehven-i şer” ile sonuçlanabilir. Realistler arasında bile, en iyi teorilerimizin birçoğunun ve belki de çoğunun yanlış olduğuna dair yaygın görüş göz önüne alındığında, bu kaygı özellikle kritik görünebilir. Ancak, realist seçicilik stratejisinin (bkz. Bölüm 2.3.), bir teorinin doğru basitleştirici olmadan gerçeğe yakın olmasının ne anlama gelebileceğine dair yanıtlar sunabilmesi gibi, burada aynı strateji bir cevabın başlangıcını sunabilir. Yani, ehven-i şer teorisi, yine de dünyanın gözlemlenemeyen yönlerini açıklamacılık, varlık realizmi ve yapısal realizm dâhil olmak üzere realizmin çeşitli versiyonlarının standartlarını karşılayacak şekilde tanımlayabilir. (En iyi açıklamaya çıkarımın kitap uzunluğunda bir incelemesi için bkz. Lipton [1991] 2004; savunmalar için bkz. Lipton 1993; Day & Kincaid 1994; ve Psillos 1996, 2009: bölüm III; eleştiriler için bkz. Van Fraassen 1989: Bölüm 6-7; Ladyman, Douven, Horsten ve van Fraassen 1997; Wray 2008; ve Khalifa 2010.)

3.3. Kötümser Tümevarım

Eksik belirlenim ve en iyi açıklamaya çıkarıma dair kaygılar doğası gereği genelde kavramsaldır, ancak kötümser tümevarım (aynı zamanda “kötümser meta-tümevarım” olarak da adlandırılır, çünkü bilimsel teoriler ve yasa ifadeleri üreten “temel düzey” tümevarımsal çıkarımlarla ilgilenir) empirik öncüllere dayanan bir argüman olarak tasarlanmıştır. Herhangi bir disiplindeki bilimsel teorilerin tarihi dikkate alınırsa, tipik olarak görülen şey, bilimsel bilgi ilerledikçe eski teorilerin daha yeni teorilere doğru düzenli bir şekilde değiştiğidir. Bugünden bakınca, geçmiş teorilerin çoğu yanlış olarak ele alınmalıdır; aslında, bu sadece bugünün değil, çoğu zamanın bakış açısından doğru olacaktır. Bu nedenle, sayımsal tümevarım uygularsak (yani, bu durumlardan hareketle genelleme yaparsak), herhangi bir zamandaki bir teorinin önünde sonunda değişeceği ve gelecekteki bir bakış açısından yanlış olarak kabul edileceği şüphesizdir. Öyleyse, şimdiki teoriler de yanlıştır. Kötümser tümevarımın ana fikri zengin bir geçmişe sahiptir. Örneğin Poincaré ([1905] 1952: 160) argümanı desteklemese bile, “birbiri ardına terk edilmiş” halde olan bilimsel teorilerin “geçici doğası”nı göz önüne alarak görünüşte “bilimin iflasını” açıklar ve Putnam (1978: 22–25), zorluğu, gözlemlenemeyenler için terimlere atıfta bulunmadaki başarısızlık açısından açıklar ve bu terimleri içeren teorilerin doğru olduğunun söylenemeyeceği sonucuna ulaşır. (Farklı formülasyonların bir özeti için bkz. Wray 2015.)

Çağdaş tartışmalar genellikle Laudan’ın (1981) bilim tarihinin empirik olarak başarılı olduğu halde daha sonra reddedilen teorilerle ilgili bol miktarda delil sağladığı anlamındaki argümanına odaklanır. Sonra gelen bakış açılarından, eski teorilerdeki gözlemlenemeyen terimlerin göndergesi bulunmadığı sonucuna varıldığı için onlar doğru veya yaklaşık olarak doğru kabul edilemezler. (Eğer kişi, realizmi gönderge ve doğruluktan ziyade bilimsel ontoloji açısından tanımlamayı tercih ederse, bu kaygıyı geçmiş teorilerin yanlış ontolojileri açısından sonra gelen perspektiflerden hareketle yeniden ifade edebilir.) Bu argümana verilen yanıtlar genellikle iki biçimdedir; birincisi realizmin Bölüm 1.3’te özetlenen nitelemelerından köken alır, ikincisi ise bölüm 2.3’te özetlenen realist seçicilik biçimlerinden yola çıkar. Her ikisi de tartışmanın tümevarımsal temelini kötümser sonucu engelleyecek şekilde kısıtlama girişimleri olarak anlaşılabilir. Örneğin, yalnızca yeterince gelişmiş ve ad hoc olmayan teoriler dikkate alınırsa, merkezi terimlerinin göndergesi olmayan ve/veya yaklaşık olarak doğru kabul edilemeyen teori sayısının önemli ölçüde azalacağı ileri sürülebilir (bkz. Göndergeler, bölüm 1.3 ). Ya da realistler, bilim tarihinin önemli bir göndergesel kesiklik kaydettiğini kabul edebilir, ancak öte yandan açıklamacıların, varlık realistlerinin veya yapısal realistlerin öngördüğü gibi realizmin tasdik ettiği etkileyici bir süreklilik kaydettiğini de iddia edebilir. (bkz. göndergeler, bölüm 2.3). (Diğer yanıtlar için bkz. Leplin 1981; McAllister 1993; Chakravartty 2007a: ch. 2; Doppelt 2007; Nola 2008; Roush 2010, 2015; ve Fahrbach 2011. Hardin & Rosenberg 1982; Cruse & Papineau 2002; ve Papineau 2010 gönderge yaklaşık doğruluk ile alakasızdır düşüncesini inceliyor.)

Tıpkı bazı yazarların mucize argümanının hatalı bir akıl yürütme örneği –temel oran safsatası- olduğunu öne sürmesi gibi (bkz bölüm 2.1), bazıları da kötümser tümevarımın kusurlu bir akıl yürütme biçimi olduğunu iddia etmektedir (Lewis 2001; Lange 2002; Magnus & Callender 2004). Argüman benzerdir: Teoriler havuzundaki göndergesi olmayan veya yaklaşık olarak doğru olmayan teorilerin temel oranı bilinmediği sürece, geçmişteki başarılı teorilerde olduğu varsayılan göndergesel hatalar veya bunların yaklaşık doğruluğa sahip olmaması, mevcut en iyi teorilerimizin gözlemlenemezlere göndergede bulunmama veya yaklaşık olarak doğru olmadıkları olasılığına dair bir sonuç çıkarmak için kullanılamaz. Kişi bunu bağımsız olarak bilemeyeceğinden dolayı da kötümser tümevarım yanıltıcıdır. Benzer şekilde, temel oran yanılgısını ortaya çıkarmakta gerektiği gibi argümanı olasılıklar açısından biçimlendirmenin de kötümser tümevarımın altında yatan daha temel bir noktayı gözden kaçırmak olduğu ileri sürülebilir (Saatsi 2005b). Bizatihi tümevarımsal çıkarıma dayanmanın aksine argüman, basitçe, bilimsel teorilerin deneysel başarısıyla başarılı gönderge veya yaklaşık doğruluk arasında olduğu varsayılan bağlantıyı koparma olarak okunabilir. Bilim tarihinden birkaç örnek bile, teorilerin deneysel olarak başarılı olabilmelerine rağmen, zikrettikleri merkezi gözlemlenemezlere göndergede bulunmada veya realistlerin yaklaşık doğru olarak göreceği şey olmada başarısız olduklarını gösteriyorsa, bu, bilimin başarısını yalnızca realizmin açıklayabileceği düşüncesine ilk bakışta [prima facie] bir zorluk teşkil etmektedir.

3.4. Yaklaşık Doğruluk Hakkında Şüphecilik

Realistler nezdinde yaklaşık doğruluk kavramına olan bu düzenli rağbetin birkaç sebebi var. Soyutlamanın (yani, ilişkili parametrelerin hepsini değil, bazılarını bilimsel tanımlara dahil etme) ve idealleştirmenin (belli parametrelerin doğalarını bozmak) yaygın kullanımı en iyi teori ve modellerimizin çoğunun tam olarak doğru olmadığını öne sürmektedir. Teorilerin bilimsel sorgulama ilerledikçe kademeli olarak gerçekle birleştiği şeklindeki ana realist tez, sadece prensipte, böylesi bir ilerlemenin bir nevi değerlendirme ve ölçüme tabi olduğunu öne sürer. Dahası, böyle bir yakınsakçı olmayan realistler için bile gerçeğe yakın olan teorilerin metaforunu bozdurmanın önemi, anti-realist iddialar karşısında metaforun boş olduğu hususuna varmaktır. Metaforu yerine getirmenin ve kesin terimlerle yaklaşık doğruluğun ne olabileceğini izah etmenin zorluğu realizm hakkındaki şüpheciliğin bir kaynağıdır. Bu zorluğa cevaben iki geniş strateji ortaya çıkmıştır: konsepti ve göreceli yaklaşık doğruluk kavramını biçimsel olarak tanımlayarak yaklaşık doğruluğu nicelleştirme girişimleri ve konsepti biçimsel olmayan şekilde izah etme girişimleri.

Biçimsel yol, “gerçek benzerliği”nin göreceli sıralamalarını belirli bir alandaki teoriler arasında zamanla doğru ve yanlış sonuçlarının karşılaştırmaları aracılığıyla belirleyen Popper (1972: 231-236) tarafından tedavüle sokuldu. Gelgelelim, D. Miller (1974) ve Tichy (1974) bu yaklaşımla ilgili teknik bir problemin olduğunu gösterdi. Buna göre A teorisinin B teorisinden daha büyük gerçek benzerliğine sahip olabilmesi için A’nın gerçek bir basitleştirici olması sonucunu çıkardılar. Bu da açıkça yanlış teorilerin yaklaşık doğruluk nezdinde ne kadar ayrışabileceğini açıklama istencini karşılıksız bırakmaktadır (ayrıca bknz. Oddie 1986a). Başka bir biçimsel yol ise mümkün dünyalar (diğer adıyla “benzerlik”) yaklaşımıdır. Buna göre bir teorinin doğruluk şartları teorinin doğru olduğu mümkün dünyalar dizisiyle özdeştir ve “gerçek benzerliği”, asıl dünya ile mezkur dizideki dünyalar arasındaki ortalamaya dayalı veya bir tür matematiksel “mesafeyi” ölçen bir fonksiyon aracılığıyla hesaplanır. Böylece sıra teorisini, gerçek benzerliğine istinaden açar (Tichy 1976, 1978; Oddie 1986b; Niiniluoto 1987, 1998; eleştiriler için bknz. D. Miller 1976 ve Aronson 1990). Yaklaşık doğruluğu son biçimselleştirme girişimi ise tür hiyerarşisi yaklaşımıdır. Bu yaklaşım bir taraftan bilimsel kavramları, diğer taraftan da dünyada temsil ettikleri varsayılan varlıkları temsil eden ağaç yapılı türler ve alt türler şemasındaki düğümler arasındaki benzerlik ilişkileri bakımından gerçek benzerliğini analiz eder (Aronson 1990; Aronson, Harre, & Way 1994: 15-49; eleştiri için, bknz. Psillos 1999: 270-273).

Daha az biçimsel olan ve belki de daha tipik olacak şekilde realistler yaklaşık doğruluğu niteliksel açılardan izah etmeye çalışmıştır. Bir genel öneriye göre ilk teori, sonraki teorinin “sınır durumu” olarak nitelendirilebiliyorsa sonraki teorinin onu önceleyenden yaklaşık olarak daha doğru olduğu düşünülebilir. Sınır durumlar ve teorilerarası ilişkiler görüşü bilimdeki belli bulgusal ilkelerin, kendisinden önce gelen teorilerin başarılı yanlarını “muhafaza” eden teorileri yeşerttiğini savunan Post (1971; ayrıca bknz. French & Kamminga 1993) tarafından daha genel bir şekilde detaylandırılmıştır. Post’un “Genel Uygunluk İlkesi” genelde sonraki teorilerin öncekilerin geçer not aldıkları alanlara “dejenere olarak” seleflerinin başarılarını doğruladıklarını öne sürmektedir. Nitekim, örneğin, sıkça zikredilen iddiaya göre göreli fizikteki belli denklemlerin hız sıfıra yöneldikçe limitte klasik fizikteki uygun denklemlere dejenere olur. O halde bir realist, sonraki teorilerin alakalı konunun yaklaşık olarak daha doğru tariflerini sunduklarını ve bunu yapma yollarının seleflerince temsil edilen sınır durumları üzerine inşa ettikleri yolları irdeleyerek kısmen aydınlatılabileceğini ileri sürebilir (Yaklaşık doğruluk hakkındaki daha ileri görüşler için bknz. Leplin 1981; Boyd 1990; Weston 1992; Smith 1998; Chakaravartty 2010, ve Northcott 2013).

4 Anti-Realizm: Bilimsel Realizm İçin Engeller

4.1 Empirisizm

“Anti-realizm” (ya da “antirealizm”) terimi, Bölüm 1.2’de irdelenen boyutların biri ya da daha fazlası beraberinde realizme karşı çıkan herhangi bir pozisyonu kapsamaktadır: zihinden bağımsız gerçekliğin varlığına olan metafiziksel bağlılık; teorileri harfiyen ya da göründüğü gibi yorumlamaya olan semantik bağlılık; teorileri hem gözlemlenebilirlerin hem de gözlemlenemezlerin bilgi sağlayıcısı olarak görmeye dair epistemolojik bağlılık. Sonuç olarak ve tahmin edileceği üzere, anti-realist olmanın birçok farklı yolu var ve birçok farklı pozisyon anti-realizm olarak geçmektedir (karşılaştırınız, Kitcher 2001: 161-163). Realizmin tarihsel gelişiminde anti-realizmin açık ara en önemli damarları empirisizmin türleri olmuştur. Bilginin konusu ve kaynağı olarak deneyime olan vurgularını düşünürsek, bunlar doğal olarak gözlemlenemezlerin bilgisi fikrine karşı konumlanmışlardır. Kabaca konuşursak realizmle uyumlu olacak şekilde bir empirist olmak mümkün. Örneğin, dünyanın bilgisinin empirik araştırmadan geldiği görüşü tasdik edilip bu görüşe dayanılarak gözlemlenemezler hakkındaki belirli şeyler gerekçeli bir şekilde çıkarılabilir. Ne var ki yirminci yüzyılın ilk yarısında empirisizm, “araçsalcılığın” türleri formunda ağır basmıştır. Bu görüşe göre teoriler, yalnızca gözlemlenebilir fenomenleri tahmin etmek veya gözlem raporlarını sistematik hale getirmek için araçlardır.

Araçsalcılığın en iyi bilinen, geleneksel formuna göre gözlemlenemezlere ait terimlerinin tek başlarına hiçbir anlamları yoktur; harfiyen çözümlendiklerinde alakalı ifadeler doğruluk veya yanlışlık için aday bile değildir (karşılaştırınız, daha yakın zamanlı bir öneri Rowbottom 2011). Bu görüşün en etkili savunucuları, başka yerlerdeki önemli katılımcıların yanı sıra bilim insanları ve filozoflardan oluşan ve Carnap ve Hempel’i içeren Viyana Çevresiyle adını duyurmuş mantıksal empirisistlerdi. Aksi takdirde bilimsel söylemde gözlemlenemeyenlerden bahsediyor gibi görülebilecek terimlerin yaygın kullanımını rasyonalize etmek için harfi olmayan bir semantik benimsediler. Buna göre bu terimler gözlemlenebilirlerlerin terimleriyle ilişkili olarak (mesela “elektron”, “bulut odasındaki beyaz ışın” anlamına gelebilir) veya kanıtlanabilir laboratuvar prosedürleriyle (“operasyonalizm” denen bir görüş) anlamlarını kazanmaktadır. Bu semantikle alakalı aşılamaz güçlükler en nihayetinde mantıksal empirisizmin çöküşüne ve realizmin büyümesine yol açtı. Buradaki zıtlık yalnızca semantik ve epistemolojiden ibaret değil: Aynı zamanda birtakım mantıksal empirisistler teorilerce temsil edilen bilgi çerçevesinin “dışındaki” ontolojik soruların da anlamsız olduklarını söyleyen neo-Kantçı görüşü savunarak realizmin metafiziksel boyutunu reddetmişlerdir (bknz. Carnap 1950). (Duhem [1906] 1954 araçsalcılık hususunda etkiliydi; mantıksal empirisist semantiğin eleştirisi için bknz. H. Brown 1977: bölüm 3; daha çok mantıksal empirisizm için bknz. Giere & Richardson 1997 ve Richardson & Uebel 2007; neo-Kantçı okuma için bknz. Richardson 1998 ve Friedman 1999).

Van Fraassen (1980) realist bir semantik benimseyerek mantıksal empirisisitlerce karşılaşılan zorlukların birçoğunu savmasıyla empirisisizmi bilimsel bağlamda yeniden türetti. Kendisinin pozisyonu, “inşacı empirisizm”, “bir teori, eğer dünyadaki olaylar ve gözlemlenebilir şeyler hakkında söylediği şeyler doğruysa empirik olarak tam bir şekilde yeterlidir” ifadesi doğrultusunda bilimin hedefinin empirik yeterlilik olduğunu savunmaktadır (1980: 12; s. 64’te gözlemlenebilir yapıların bilimsel modellere yerleştirilmesi açısından daha teknik bir tanım verilmektedir). Mantıksal empirisizmin aksine önemli bir şekilde inşacı empirisizm, teorileri tıpkı realizmin yaptığı şekilde yorumlamaktadır. Pozisyonun anti-realizmi tamamıyla epistemolojisinden kaynaklanmaktadır; zira en iyi teorilerimize olan inancı, yalnızca gözlemlenebilir fenomenleri tarif edebildikleri kadar önermektedir ve herhangi bir gözlemlenemeyen hususunda agnostik bir tutumla yetinmektedir. Bu yüzden bir inşacı empirisist gözlemlenemeyenler hakkındaki iddiaları doğru ya da yanlış olarak tanır ama onlara inanma veya inanmama ihtiyacı hissetmez. Gözlemlenebilirin sahasında inanca odaklanmasıyla bu pozisyon geleneksel araçsalcılığa benzerdir ve tam da bu yüzden kimi zaman araçsalcılığın bir formu olarak görülmektedir (bu görüşün detayları için bknz. Van Fraassen 1985, 2001 ve Rosen 1994). Ayrıca burada dünyadaki şeylerin bizim en iyi bilimsel teorilerimiz sanki doğruymuşçasına mevcut olduklarını ve davrandıklarını savunan kurguculuk görüşüyle yakınlık vardır (Vaihinger [1911] 1923; Fine 1993).

4.2. Tarihselcilik

1960’larda Kuhn, Feyerabend ve Hanson gibi yazarlarca ilişkilendirilen bilim felsefesinde yaşanan tarihsel dönüş, mantıksal empirisist programın çöküşüne kısmen zemin hazırlamıştır. Kuhn’un hayli etkili eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı, (The Structure of Scientific Revolutions) özellikle bilimsel pratiğin doğasıyla ilgilenenler arasında, bilimsel bilgi hakkındaki bir tarihselcilik şekline kalıcı bir ilgi uyandırmada önemli bir rol oynadı. Tarihsel dönüşün altında yatan ilke bilim tarihini ve pratiğini bilimsel bilginin tariflerini sağlayarak ciddiyetle doğal halinde (in situ) ele almaktı. Kuhn böyle bir tarihin meyvelerinin yineleyen bir desen ortaya çıkardığını savunmuştur: süre olarak genelde oldukça uzun, olağan bilim denen dönemler (örneğin, klasik fiziğin veya göreli fiziğin baskın olduğu dönemler) ve bu dönemleri kesip bilimsel toplulukları bir olağan bilim döneminden bir başkasına yönelten devrimler. Bu tasavvurdaki realizm imaları Kuhn’un devrimsel bölünmenin her iki tarafındaki bilginin tavsifinden gelmektedir. Ona göre, olağan bilimin iki farklı dönemi, devrimden sonra dünyayı önemli ölçüde farklı resmettirecek şekilde birbiriyle “eş-ölçülemez” niteliktedir (“dünya değişimi” fenomeni). (Bu konudaki birçok detaylı çalışmadan birkaçı için bknz. Horwich 1993; Hoyningen-Heune 1993; Sankey 1994; ve Bird 2000).

Thomas Kuhn (1922-1996)

Eş-ölçülemezlik kavramı (diğerlerine ilaveten) farklı olağan bilim dönemleri esnasında işleyen teorilerin karşılaştırılması için geçerlidir. Kuhn, iki teori kıyaslanamaz olduğunda birinin diğerine epistemik olarak daha üstün olduğu yargısına müsaade edecek bir şekilde eş-ölçülebilir olmadıklarını savunmuştur; çünkü olağan bilimin farklı dönemleri farklı “paradigmalar” tarafından tavsif edilir (fenomenlerin sembolik temsillerine, metafiziksel inançlara, değerlere ve problem çözücü tekniklere olan bağlılık). Sonuç olarak farklı olağan bilim dönemlerindeki bilim insanları genelde farklı metot ve standartları uygulayıp dünyayı “teori yüklü” algılarla farklı şekilde deneyimlemektedirler ve Kuhn (1983) için en önemlisi, terimlerinin bizatihi anlamları hususunda ayrı düşmektedirler. Bu, anlam holizminin ya da bağlamcılığın bir versiyonudur. Buna göre bir terimin veya kavramın anlamı, bir paradigmadaki diğerleriyle bağlantıları tarafından tüketilir. Bu ağın herhangi bir parçasındaki değişim anlamlarda toptan bir değişimi gerektirir. Örneğin “kütle” teriminin klasik fizik ve göreli fizik bağlamlarında farklı anlamları vardır. Böylece ikincinin kütle tavsifinin doğruya daha yakın olduğu, hatta alakalı teorilerin aynı özelliği tanımladıkları anlamına gelecek herhangi bir yargı önemli ölçüde karışır: Bu, içinde oluştukları paradigmaların perspektiflerinden yalnızca uygun bir şekilde tarihselleştirilmiş bir tutumla anlaşılabilecek iki farklı kavram arasında gidip gelir.

Kuhn’un paradigmadaki değişimlerle ilişkilendirdiği dil, kavramsallaştırma ve kavrayıştaki değişimler aynı zamanda tarihselci yaklaşımla realizm arasındaki zıtlığı daha da genişleten dünya değişimi düşüncesini de palazlandırdı. Kuhn’a göre, burada bilimsel bir devrimden sonra bilim insanlarının yaşadığı farklı bir dünyanın olduğu önemli bir nokta var. Bu Structure ([1962] 1970; 111, 121, 150) eserindeki meşhur örtük bir husustur ama Kuhn sonrasında neo-Kantçı bir açı katar: Paradigmalar bilimsel fenomenlerin gerçekliğini yaratmak adına işlerler, böylelikle de bilim insanlarının bu gerçeklikle haşır neşir olmalarına olanak sağlar. Böyle bir görüşte sadece anlamların değil, aynı zamanda terimlerin göndergelerinin de paradigmatik sınırlar tarafından kısıtlandığı gözükmektedir. Bu yüzden de neo-Kantçı mantıksal empirisizmle ilginç bir paralelliği yansıtmasıyla, bilim insanlarınca araştırılan ve hakkında bilgi sahibi olunabilecek paradigmayı aşkın dünya görüşünün bilişsel bir muhtevası yoktur. Bu tasavvurda empirik gerçeklik bilimsel paradigmalarca yapılandırılmıştır ve bu realizmin zihinden bağımsız dünya bilgisine bağlılığıyla çatışmaktadır.

4.3. Sosyal İnşacılık

Bilim felsefesindeki tarihsel dönüşün ve bu dönüşün bilimsel pratiğe olan vurgusunun bir sonucu, bilimsel bilginin üretimini kaçınılmaz olarak çevreleyip dolduran kompleks sosyal etkileşimlere olan odaktı. Uzmanlar, öğrencileri ve kamu arasındaki ilişkiler; bireyler ve kurumlar arasındaki iş birliği ve rekabet ile sosyal, ekonomik ve politik bağlamlar; bilimsel bilgi sosyolojisi ya da BBS olarak bilinen bilimleri çalışmaya yönelik bir yaklaşımın konuları haline geldi. Teoride, bilimleri sosyolojik bir perspektiften çalışmaya bağlılık realizm açısından tarafsız olacak bir şekilde yorumlanabilir olsa da, pratikte, bilimin BBS’den esinlenmiş çoğu tarifi örtük ya da açık şekilde anti-realisttir. Pratikteki bu anti-realizm; bilimsel bilginin üretiminde sosyal faktörlerin (bunu yukarıda işaret edilen bağlam ve etkileşim minvalindekiler için kapsayıcı bir terim olarak kullanıyoruz) rol oynadığı kavranıldığında, bir tür “sosyal inşacılığa” olan felsefi bağlılığın kaçınılmaz hale geldiğine dair yaygın imadan süregelmektedir ve bu son bağlılık realizmle çeşitli yönlerden uyumsuzdur.

“Sosyal inşacılık” terimi, gerçek olarak sayılan her şeyin kayda değer ölçüde sosyal faktörlerce belirlendiği ve farklı sosyal faktörlerin de muhtemelen esasen üretilenle uyumsuz gerçekler üreteceği herhangi bir bilgi üretici sürece işaret etmektedir. Dolayısıyla burada önemli olan ima, gerçeklerin sosyal faktörlere olan bağımlılığına dair karşıolgusal iddiadır. Gerçekliğin sosyal belirleyicilerinin realizmle uyumlu olabileceği sayısız yol vardır. Örneğin sosyal faktörler müsaade edilen, teşvik edilen ve fonlanan araştırmaların metodolojilerini ve yönlerini belirleyebilir fakat bunun, tek başına, bilimsel uğraş ürünleri hususunda realist tutumu baltalaması gerekmez. Gelgelelim, sıklıkla, BBS’deki işler, bilimsel işleri etkileyen belirli kararların, farklı olsalardı nihayetinde bilimsel gerçek olarak kabul edilen şeylerle tutarsız sonuçlar verecek sosyal faktörlerce etkilendiğini (ya da etkilenmekte olduğunu) göstermeyi hedefleyen durum çalışmaları şeklini almaktadır. BBS’deki Güçlü Program denen görüşün destekçilerini içeren bir gruba göre, daha genel ve ilkesel sebeplerden dolayı böyle bir olgusal olumsallık kaçınılmazdır. (Etkili sosyal inşacılık yaklaşımlarından bazıları için bknz. Latour & Woolgar [1979] 1986; Knorr-Cetina 1981; Pickering 1984; Shapin & Schaffer 1985; and Collins & Pinch 1993; Güçlü Program için bknz. Barnes, Bloor, & Henry 1996; Kuhn’dan BBS’ye ve sosyal inşacılığa geçişin tarihsel bir çalışması için bknz. Zammito 2004: bölümler. 5–7)

Sosyal inşacılık, sosyal faktörleri bilimler diyarında (ve başka yerlerde) neyin doğru ya da yanlış olduğunun içinden çıkılmaz, kayda değer belirleyicisi kılarak teorilerin zihinden bağımsız dünya hakkındaki bilginin sağlayıcısı olarak anlaşılabileceği yönündeki realist tezin zıt tarafında durmaktadır. Tarihselci yaklaşımda olduğu gibi buradaki doğruluk, gönderge ve ontoloji gibi kavramlar tikel bağlamlara dayalıdır ve bağlamı aşkın bir önem taşımazlar. Terimlerin anlamlarının bir dilsel topluluk içinde çeşitli biçimlerde başarıyla kullanılan sosyal yapılar olarak algılanması noktasında Kuhn ve Wittgenstein’ın geç dönem çalışmaları Güçlü Program doktrininin gelişiminde özellikle etkili olmuştur. Bu anlam teorisi bilimsel (ve diğer) terimlerin anlamlarının sosyal müzakere ürünleri olduğunu ve sabit veya belirleyici olmaları gerekmediği anlamına gelecek bir argümanın temelini oluşturur. Ki bu da doğru teorilere yönelik yakınsama fikri, ontoloji ve yaklaşık doğruluk nezdindeki gelişmeler ve zihinden bağımsız varlıklara olan belirleyici gönderge gibi birtakım realist kavramlarla daha da çelişmektedir. O halde neo-Kantçılık konusu, inşacı doktrinlerdeki gücü önemli derecede çeşitlense de bir kez daha karşımızda. (Güçlü bir sonlucu görüş için bknz. Kusch 2002; daha ılımlı bir inşacı görüş için bknz. Putnam’ın (1981: bölüm 3) “içsel realizm” ve kıyasen, Ellis 1988).

4.4. Feminist Yaklaşımlar

Feminizmin bilimle olan bağlantısı içerik bakımından BBS ve bilimsel gerçeğin belirleyicisi olarak sosyal faktörlerin rolünü kabul etmeleri bakımından sosyal inşacılığın formlarıyla alakalıdır. Bununla beraber toplumsal cinsiyet, etnisite, sosyo-ekonomik statü ve siyasi statü temelli bakış açılarının marjinalizasyonu hakkında belirli endişeler zikrederek analizi çok daha spesifik bir şekilde genişletmektedirler. Her feminist yaklaşım anti-realist değildir ama neredeyse tümü, bilimsel pratiği ve realizm açısından doğrudan imalara sahip objektiflik ve bilgi gibi kavramları düzenlemeden geçirme adına reçete sunmaları bakımından normatiftir. Bu hususta üç geniş yaklaşım arasında ayrıma gitmek (ilk Harding 1986’da sunulduğu üzere) yararlı olacaktır. Feminist empirisizm, bilimsel çalışmalara giren farklı bakış açılarıyla ilişkili önyargıların mülahazası ve şeffaflığın bir işlevi olarak bilimsel topluluklar içerisindeki teminatlı inancın ihtimali üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bakış açısı teorisi, bilimsel bilginin bu tarz bakış açılarındaki farklılıklardan oluşan perspektiflerle ayrılamaz bir biçimde bağlantılı olduğu görüşünü irdelemektedir. Feminist post-modernizm, evrensel veya mutlak objektiflik ve doğruluk gibi geleneksel kavramları reddeder. (Bekleneceği üzere bu görüşler her zaman keskin bir şekilde ayırt edilebilir değildir. Bazı erken döneme ait etkili yaklaşımlar için bknz. Keller 1985; Harding 1986; Haraway 1988; Longino 1990, 2002; Alcoff & Potter 1993; ve Nelson & Nelson 1996).

Objektiflik düşüncesi tarafsızlık (yansızlık, önyargısızlık) ve evrensellik (herhangi bir perspektif veya bakış açısından bağımsız olmak) da dahil olmak üzere birtakım geleneksel ifadeler çağrıştırır. Bunlar genelde zihinden bağımsız dünya bilgisiyle ilişkilidirler. Feminist eleştiriler tarafsızlık açısından bilimsel objektifliği neredeyse mutabık bir şekilde reddedip bir bilimsel topluluktaki erkek egemen yargıların varlığının, alternatifleri pahasına bir teorinin kabulüne nasıl sebep olabileceğini göstermeyi hedefleyen durum çalışmalarını sunmaktadırlar (Kourany 2010: bölümler 1-3; detaylıları için bknz. Longino 1990: bölüm 6 ve Lloyd 2006). Muhtemelen objektifliğin bu açıdan başarısızlığı belirli şartlar altında realizmle tutarlıdır. Örneğin, söz konusu önyargı epistemik olarak nötr ise (yani, kişinin bilimsel kanıtı değerlendirişi, o önyargıyla öyle ya da böyle etkilenmemişse) o halde realizm, bilimsel uğraş ürününün en azından bir makul yorumu olarak kalabilir. Önyargının epistemik olarak bağlayıcı olduğu daha ilginç durumda ise, realizm lehine olasılıklar azalmaktadır ama tahkike sokmak için işleyen bilimsel altyapılarca güçlendirilebilir (mesela düzgün bir hakem denetimi, azınlık görüşlerinin sahih bir mülahazası aracılığıyla). Böylece uygun gözüktüğü yerlerde düzeltici önlemler sağlanabilir. Bilimlerin genelde böyle bir altyapıyı örneklendirmediği tezi, bu feminist empirisizmin normatifliği için bir çıkış noktasıdır.

Evrensellik veya perspektiften bağımsızlık açısından objektifliğe getirilen meydan okumalar, kimi durumlarda, realizm ihtimaliyle daha zor bağdaşabilmektedir. Marksist bir anlayışla bazı bakış açısı teorisyenleri, belli perspektiflerin bilim aleminde epistemik olarak imtiyazlı olduklarını savunmaktadır: Yani bastırılmış perspektifler, ilkinin sağladığı derin kavrayışın ışığında baskın perspektiflere kıyasen epistemik olarak ayrıcalıklıdır (tıpkı proletaryanın muktedirlere özgü yüzeysel bilgiden daha derin bir insani potansiyel bilgisine sahip olmaları gibi). Diğerleriyse hiçbir bakış açısının hiçbir kapsayıcı epistemolojik değerlendirme standardınca ötekine daha üstün olduğunun gösterilemeyeceğini belirterek epistemik imtiyazı daha ufaltılmış veya sönük bir halde resmederler. Bu görüş doğruluk (ve büyük bir ihtimalle yaklaşık doğruluk, bilimsel ontoloji ve realizmin çeşitli tariflerine merkezi diğer kavramlar) nezdinde esaslı bir göreciliği benimseyen feminist post-modernizmde en görünür halindedir. Güçlü Program BBS durumunda olduğu gibi buradaki doğruluk ve epistemik standartlar yalnızca bir perspektif bağlamında tanımlanmaktadırlar ve bu yüzden bağlamı aşkın veya zihinden bağımsız herhangi bir şekilde yorumlanamazlar.

3.4. Pragmatizm, Dingincilik ve Diyalektik Felç

Filozofların, bu yazıda incelenen realizm ve anti-realizm formları arasındaki diyalogun süreğen felsefi ihtilafın her bir semptomunu gösterdiğini belirttiklerini duymak alışılmadık bir durum değildir. Münakaşaya sokulan meseleler o kadar geniş bir yelpazededir ki ve o kadar çok sayıda (makul insanların kabul etmeyebileceği) rakip sezgiyi ortaya çıkarmaktadır ki bazıları bir çözümün mümkün olup olmadığını bile sorgulamaktadır. Potansiyel olarak çözülemez diyalektik kompleksliğin bu prognozu, bilim felsefesindeki daha ileri görüşlerin birkaçıyla ilişkilidir ve bu görüşlerin bazıları doğrudan yanıt olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin Fine ([1986b] 1996: bölümler 7-8) en nihayetinde ne realizmin ne de anti-realizmin savunulabilir olduğunu öne sürer ve bunun yerine “doğal ontolojik tutum” (DOT) şeklinde adlandırdığı bir tutumu önerir (görüşün detaylı irdelemesi için bknz. Rouse 1988, 1991). DOT en iyi teorilerimizin kabulündeki realist ve anti-realist tutumların doğal, ortak özünü kapsamayı amaçlamaktadır. Fine’a göre her iki tarafın da yaptığı hata; bu paydaş pozisyona bilimsel ontolojinin hangi yönlerinin gerçek olarak alınması gerektiği, hangilerinin inancın uygun birer nesnesi oldukları vs. hakkındaki beyanlar gibi ilave epistemolojik ve metafiziksel tanılar koymakta yatmaktadır. Diğerleriyse bilimsel bilgiye bu türdeki yaklaşımın felsefe dışı ya da felsefe karşıtı olduğunu öne sürüp realizm hakkındaki tartışmalarda felsefi iştiraki savunmaktadırlar (Crasnow 2000, Mcarthur 2006). Musgrave ise (1989) görüşün ya boş olduğunu ya da realizme doğru çöktüğünü ileri sürmektedir.

Bilim nezdinde realist ve anti-realist yaklaşımlar arasındaki çatışmayı bir kenara koyma fikri aynı zamanda pragmatizmin ve dinginciliğin bazı görüşlerinde kendisini yineleyen bir konudur. İlkiyle alakalı Peirce ([1992] 1998, örneğin, ilk 1878’e yayınlanan “How to Make Our Ideas Clear” eserinde) bir önermenin içeriğinin gözlem için getirileri veya problem çözücülüğü gibi insan deneyimi hususunda (diğer şeylerin yanı sıra) “pratik sonuçları” açısından anlaşılması gerektiğini savunur. James’e göreyse ([1907] 1979) bu koşullarda ölçülmüş pozitif fayda tam da gerçeğin imleyicisidir (yani gerçek, bilimsel araştırmanın ideal sınırında uzlaşılacak şeylerdir). Realistler ve anti-realistlerce tartışılan hususların birçoğu, mesela gözlemlenebilirlik temelinde bilimsel varlıklara epistemik bağlılıktaki farklılıklar, bu görüşe göre yürürlükte konu dışıdır (Almeder 2007; Misak 2010). Yine de bu görüş Peirce ve James’in geleneksel okumaları nezdinde anti-realizmin bir türüdür; zira her ikisi de pragmatist manada doğruluğun gerçeklik kavrayışımızı tükettiğini ve bu yüzden de realizmin metafiziksel boyutuyla zıt düştüğünü öne sürer. Dingincilik mefhumu Wittgenstein’ın anlamlı hiçbir şey söylenemez şeklinde değindiği felsefi problemlere yanıtıyla sıklıkla ilişkilendirilir. Bu, böyle bir problemle haşır neşir olmanın kişinin damağına göre olmadığı anlamına gelmez. Daha ziyade kişinin ilgisi veya ilgi eksikliğinden tamamen bağımsız olarak anlaşmazlığın kendisi sözde bir problemi konu edinmektedir. Blackburn (2002) realizm hakkındaki anlaşmazlıkların bu karaktere sahip olabileceğini ileri sürer.

Realizm hakkındaki tartışmaların varsayılan çözülemezliği üzerine belirtilen son bir görüş ise muhataplarca benimsenen belirli meta-felsefi bağlılıklara odaklanmaktadır. Wylie (1986:287) örneğin şunu iddia etmektedir:

Artık, her iki taraftaki en sofistike pozisyonlar felsefenin hedefi ve felsefi bilim teorilerini yargılamaya uygun yeterlilik standartları hakkındaki kendini gerekçelendirici kavramları içeriyor.

Hangi tür çıkarımların geçerli, hangi tür kanıtların makul şekilde inancı desteklediği, temel gerçeklikler açısından gözlemlenebilir fenomenlerin açıklamasına hakiki bir talebin olup olmadığı vs. hakkındaki ab initio[1] farklı varsayımlar realistler ve anti-realistler arasındaki bazı argümanları sorguya muhtaç kılabilir. Bu teşhis açıkça Van Fraassen’in (1989: 170-176, 1994: 182) ne realizmin ne de anti-realizmin (kendi durumunda empirisizmin), rasyonalitenin makul kriterlerince ekarte edildiği iması üzerine zemin bulmuştur; her biri sahip olunan kanıt temelinde inançlar oluşturmada ne kadar epistemik risk alınabileceği hususundaki farklı kavrayışlarca sürdürülmektedir. O halde realizm ve anti-realizm çeperindeki anlaşmazlıkların prensipte çözülebilir olup olmadıkları veya en nihayetinde bu pozisyonların içsel olarak tutarlı ve uyumlu formülasyonların uzlaşmaz ama yine de bilimsel bilginin izin verilebilir yorumları olarak görülüp görülemeyeceğine dair dikkat çekici bir mesele ortaya çıkmaktadır (Chakaravartty 2017; Forbes).


[1] Ab initio (Lat.) = başlangıçtan beri


Anjan Chakravartty“Scientific Realism”, (Erişim Tarihi: 26.03.2021)

Çevirmenler: Mert Mirza & Berk Celayir

Editörler: Mert Mirza & Berk Celayir


Bibliyografya

  • Achinstein, Peter, 2002, “Is There a Valid Experimental Argument for Scientific Realism?”, Journal of Philosophy, 99(9): 470–495. doi:10.2307/3655684
  • Alai, Mario, 2014, “Novel Predictions and the No Miracle Argument”, Erkenntnis, 79(2): 297–326. doi:10.1007/s10670-013-9495-7
  • Alcoff, Linda and Elizabeth Potter (eds.), 1993, Feminist Epistemologies, London: Routledge.
  • Almeder, Robert, 2007, “Pragmatism and Philosophy of Science: A Critical Survey”, International Studies in the Philosophy of Science, 21(2): 171–195. doi:10.1080/02698590701498100
  • Aronson, Jerrold L., 1990, “Verisimilitude and Type Hierarchies”, Philosophical Topics, 18(2): 5–28. doi:10.5840/philtopics19901821
  • Aronson, Jerrold L., Rom Harré, and Eileen Cornell Way, 1994, Realism Rescued: How Scientific Progress is Possible, London: Duckworth.
  • Asay, Jamin, 2013, “Three Paradigms of Scientific Realism: A Truthmaking Account”: International Studies in the Philosophy of Science, 27(1): 1–21. doi:10.1080/02698595.2013.783971
  • Barnes, Barry, David Bloor and John Henry, 1996, Scientific Knowledge, London: Athlone.
  • Barnes, E.C., 2002, “The Miraculous Choice Argument for Realism”, Philosophical Studies, 111(2): 97–120. doi:10.1023/A:1021204812809
  • –––, 2008, The Paradox of Predictivism, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Ben-Menahem, Yemima, 2006, Conventionalism, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Bird, Alexander, 2000, Thomas Kuhn, Chesham: Acumen.
  • Blackburn, Simon, 2002, “Realism: Deconstructing the Debate”, Ratio, 15(2): 111–133. doi:10.1111/1467-9329.00180
  • Boyd, Richard N., 1983, “On the Current Status of the Issue of Scientific Realism”, Erkenntnis, 19(1/3): 45–90. doi:10.1007/BF00174775
  • –––, 1989, “What Realism Implies and What it Does Not”, Dialectica, 43(1–2): 5–29. doi:10.1111/j.1746-8361.1989.tb00928.x
  • –––, 1990, “Realism, Approximate Truth and Philosophical Method”, in Savage 1990: 355–391.
  • –––, 1999, “Kinds as the ‘Workmanship of Men’: Realism, Constructivism, and Natural Kinds”, in J. Nida-Rümelin (ed.), Rationalität, Realismus, Revision: Proceedings of the Third International Congress, Gesellschaft für Analytische Philosophie, Berlin: de Gruyter, pp. 52–89.
  • Brown, Harold I., 1977, Perception, Theory and Commitment: The New Philosophy of Science, Chicago: University of Chicago Press.
  • Brown, James Robert, 1982, “The Miracle of Science”, Philosophical Quarterly, 32(128): 232–244. doi:10.2307/2219325
  • Busch, Jacob, 2008, “No New Miracles, Same Old Tricks”, Theoria, 74(2): 102–114. doi:10.1111/j.1755-2567.2008.00011.x
  • –––, 2009, “Underdetermination and Rational Choice of Theories”, Philosophia, 37(1): 55–65. doi:10.1007/s11406-008-9133-9
  • Carnap, Rudolf, 1950, “Empiricism, Semantics and Ontology”, Revue Intérnationale de Philosophie, 4: 20–40. Reprinted in Rudolph Carnap, 1956, Meaning and Necessity: A Study in Semantic and Modal Logic, Chicago: University of Chicago Press.
  • Cartwright, Nancy, 1983, How the Laws of Physics Lie, Oxford: Clarendon. doi:10.1093/0198247044.001.0001
  • Chakravartty, Anjan, 1998, “Semirealism”, Studies in History and Philosophy of Science Part A, 29: 391–408.
  • –––, 2007a, A Metaphysics for Scientific Realism: Knowing the Unobservable, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 2007b, “Six Degrees of Speculation: Metaphysics in Empirical Contexts”, in Monton 2007: 183–208. doi:10.1093/acprof:oso/9780199218844.003.0010
  • –––, 2008, “What You Don’t Know Can’t Hurt You: Realism and the Unconceived”, Philosophical Studies, 137(1): 149–158. doi:10.1007/s11098-007-9173-1
  • –––, 2010, “Truth and Representation in Science: Two Inspirations from Art”, in Roman Frigg & Matthew Hunter (eds.), Beyond Mimesis and Convention: Representation in Art and Science, (Boston Studies in the Philosophy of Science), Dordrecht: Springer, pp. 33–50.
  • –––, 2017, Scientific Ontology: Integrating Naturalized Metaphysics and Voluntarist Epistemology, New York: Oxford University Press.
  • Chang, Hasok, 2003, “Preservative Realism and Its Discontents: Revisiting Caloric”, Philosophy of Science, 70(5): 902–912. doi:10.1086/377376
  • Churchland, Paul M., 1985, “The Ontological Status of Observables: In Praise of the Superempirical Virtues”, in Churchland & Hooker 1985: 35–47.
  • Churchland, Paul M. and Clifford A. Hooker (eds.), 1985, Images of Science: Essays on Realism and Empiricism, (with a reply from Bas C. van Fraassen), Chicago: University of Chicago Press.
  • Clarke, Steve, 2001, “Defensible Territory for Entity Realism”, British Journal for the Philosophy of Science, 52(4): 701–722. doi:10.1093/bjps/52.4.701
  • Collins, Harry and Trevor Pinch, 1993, The Golem: What Everyone Should Know About Science, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Cordero, Alberto, 2011, “Scientific Realism and the Divide et Impera Strategy: The Ether Saga Revisited”, Philosophy of Science, 78(5): 1120–1130. doi:0.1086/662566
  • Crasnow, Sharon L., 2000, “How Natural Can Ontology Be?”, Philosophy of Science, 67(1): 114–132. doi:10.1086/392764
  • Cruse, Pierre and David Papineau, 2002, “Scientific Realism Without Reference”, in Michele Marsonet (ed.), The Problem of Realism, London: Ashgate, pp. 174–189.
  • Day, Mark and George S. Botterill, 2008, “Contrast, Inference and Scientific Realism”, Synthese, 160(2): 249–267. doi:10.1007/s11229-006-9117-x
  • Day, Timothy and Harold Kincaid, 1994, “Putting Inference to the Best Explanation in its Place”, Synthese, 98(2): 271–295. doi:10.1007/BF01063944
  • Dellsén, Finnur, 2016, “Explanatory Rivals and the Ultimate Argument”, Theoria, 82(3): 217–237. doi:10.1111/theo.12084
  • Devitt, Michael, 1991, Realism and Truth, Oxford: Blackwell.
  • –––, 2005, “Scientific Realism”, in Frank Jackson & Michael Smith (eds.), The Oxford Handbook of Contemporary Philosophy, Oxford: Oxford University Press, pp. 767–791. doi:10.1093/oxfordhb/9780199234769.003.0026
  • Dicken, Paul, 2013, “Normativity, the Base-rate Fallacy, and Some Problems for Retail Realism”, Studies in History and Philosophy of Science Part A, 44(4): 563–570.
  • Dicken, Paul and Peter Lipton, 2006, “What can Bas Believe? Musgrave and van Fraassen on Observability”, Analysis, 66(291): 226–233. doi:10.1111/j.1467-8284.2006.00619.x
  • Doppelt, Gerald, 2007, “Reconstructing Scientific Realism to Rebut the Pessimistic Meta-Induction”, Philosophy of Science, 74(1): 96–118. doi:10.1086/520685
  • Duhem, Pierre Maurice Marie, [1906] 1954, The Aim and Structure of Physical Theory, Philip P. Wiener (tr.), Princeton: Princeton University Press.
  • Dupré, John, 1993, The Disorder of Things: Metaphysical Foundations of the Disunity of Science. Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Earman, John, 1993, “Underdetermination, Realism, and Reason”, Midwest Studies in Philosophy, 18: 19–38. doi:10.1111/j.1475-4975.1993.tb00255.x
  • Egg, Matthias, 2012, “Causal Warrant for Realism about Particle Physics”, Journal for General Philosophy of Science, 43(2): 259–280. doi:10.1007/s10838-012-9202-4
  • –––, 2016, “Expanding Our Grasp: Causal Knowledge and the Problem of Unconceived Alternatives”, British Journal for the Philosophy of Science, 67(1): 115–141. doi:10.1093/bjps/axu025
  • Ellis, Brian, 1988, “Internal Realism”, Synthese, 76(3): 409–434. doi:10.1007/BF00869609
  • Elsamahi, Mohamed, 1994, “Could Theoretical Entities Save Realism?”, PSA: Proceedings of the Biennial Meeting, 1994(1): 173–180.
  • –––, 2005, “A Critique of Localised Realism”, Philosophy of Science, 72(5): 1350–1360. doi:10.1086/508973
  • Eronen, Markus I., 2015, “Robustness and Reality”, Synthese, 192(12): 3961–3977. doi:10.1007/s11229-015-0801-6
  • Fahrbach, Ludwig, 2011, “How the Growth of Science Ends Theory Change”, Synthese, 180(2): 139–155. doi:10.1007/s11229-009-9602-0
  • Fine, Arthur, 1986a, “Unnatural Attitudes: Realist and Antirealist Attachments to Science”, Mind, 95(378): 149–177. doi:10.1093/mind/XCV.378.149
  • –––, [1986b] 1996, The Shaky Game: Einstein, Realism and The Quantum Theory, 2nd edition. Chicago: University of Chicago Press.
  • –––, 1991, “Piecemeal Realism”, Philosophical Studies, 61(1): 79–96. doi:10.1007/BF00385834
  • –––, 1993, “Fictionalism”, Midwest Studies in Philosophy, 18: 1–18.
  • Forbes, Curtis, forthcoming, “A Pragmatic, Existentialist Approach to the Scientific Realism Debate”, Synthese, first online: 12 February 2016. doi:10.1007/s11229-016-1015-2.
  • Franklin, Allan, 1986, The Neglect of Experiment, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 1990, Experiment, Right or Wrong, Cambridge: Cambridge University Press.
  • French, Steven, 1998, “On the Withering Away of Physical Objects”, in E. Castellani (ed.), Interpreting Bodies: Classical and Quantum Objects in Modern Physics, Princeton: Princeton University Press, pp. 93–113.
  • –––, 2006, “Structure as a Weapon of the Realist”, Proceedings of the Aristotelian Society, 106(1): 170–187. doi:10.1111/j.1467-9264.2006.00143.x
  • –––, 2014, The Structure of the World: Metaphysics and Representation. Oxford: Oxford University Press.
  • French, Steven and H. Kamminga (eds.), 1993, Correspondence, Invariance and Heuristics, Dordrecht: Kluwer.
  • Friedman, Michael, 1999, Reconsidering Logical Positivism, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Frigg, Roman and Ioannis Votsis, 2011, “Everything You Always Wanted to Know about Structural Realism but were Afraid to Ask”, European Journal for Philosophy of Science, 1(2): 227–276. doi:10.1007/s13194-011-0025-7
  • Frost-Arnold, Greg, 2010, “The No-Miracles Argument for Realism: Inference to an Unacceptable Explanation”, Philosophy of Science, 77(1): 35–58. doi:10.1086/650207
  • Giere, Ronald N., 1988, Explaining Science: A Cognitive Approach, Chicago: University of Chicago Press.
  • Giere, Ronald N. and Alan W. Richardson, 1997, Origins of Logical Empiricism (Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. 16), Minneapolis: University of Minnesota Press.
  • Godfrey-Smith, Peter, 2008, “Recurrent Transient Underdetermination and the Glass Half Full”, Philosophical Studies, 137(1): 141–148. doi:10.1007/s11098-007-9172-2
  • Hacking, Ian, 1982, “Experimentation and Scientific Realism”, Philosophical Topics, 13(1): 71–87. doi:10.5840/philtopics19821314
  • –––, 1983, Representing and Intervening, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 1985, “Do We See Through a Microscope?”, in Churchland & Hooker 1985: 132–152.
  • Haraway, Donna, 1988, “Situated Knowledges”, Feminist Studies, 14(3): 575–600. doi:10.2307/3178066
  • Hardin, Clyde L. and Alexander Rosenberg, 1982, “In Defence of Convergent Realism”, Philosophy of Science, 49(4): 604–615. doi:10.1086/289080
  • Harding, Sandra, 1986, The Science Question in Feminism, Ithaca, NY: Cornell University Press.
  • Harker, David, 2008, “On the Predilections for Predictions”, British Journal for the Philosophy of Science, 59(3): 429–453. doi:10.1093/bjps/axn017
  • –––, 2010, “Two Arguments for Scientific Realism Unified”, Studies in History and Philosophy of Science, 41: 192–202.
  • –––, 2013, “How to Split a Theory: Defending Selective Realism and Convergence without Proximity”, British Journal for the Philosophy of Science, 64(1): 79–106. doi:10.1093/bjps/axr059
  • Harman, Gilbert H., 1965, “The Inference to the Best Explanation”,Philosophical Review, 74(1): 88–95. doi:10.2307/2183532
  • Hitchcock, Christopher and Elliott Sober, 2004, “Prediction versus Accommodation and the Risk of Overfitting”, British Journal for the Philosophy of Science, 55(1): 1–34. doi:10.1093/bjps/55.1.1
  • Horwich, Paul (ed.), 1993, World Changes: Thomas Kuhn and the Nature of Science, Cambridge, MA: MIT Press.
  • Hoyningen-Huene, Paul, 1993, Reconstructing Scientific Revolutions: The Philosophy of Science of Thomas S. Kuhn, Chicago: University of Chicago Press.
  • Howson, Colin, 2000, Hume’s Problem: Induction and the Justification of Belief, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/0198250371.001.0001
  • Humphreys, Paul, 2004, Extending Ourselves: Computational Science, Empiricism, and Scientific Method, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/0195158709.001.0001
  • James, William, [1907] 1979, Pragmatism, Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Jones, Roger, 1991, “Realism About What?”, Philosophy of Science, 58(2): 185–202. doi:10.1086/289611
  • Keller, Evelyn Fox, 1985, Reflections on Gender and Science, New Haven: Yale University Press.
  • Khalifa, Kareem, 2010, “Default Privilege and Bad Lots: Underconsideration and Explanatory Inference”, International Studies in the Philosophy of Science, 24(1): 91–105. doi:10.1080/02698590903467135
  • Kitcher, Philip, 1993, The Advancement of Science: Science Without Legend, Objectivity without Illusions, Oxford: Oxford University Press.
  • –––, 2001, “Real Realism: The Galilean Strategy”, The Philosophical Review, 110(2): 151–197. doi:10.2307/2693674
  • Kochan, Jeff, 2010, “Contrastive Explanation and the ‘Strong Programme’ in the Sociology of Scientific Knowledge”, Social Studies of Science, 40(1): 127–144. doi:10.1177/0306312709104780
  • Knorr-Cetina, Karin D., 1981, The Manufacture of Knowledge, Oxford: Pergamon.
  • Kourany, Janet A., 2010, Philosophy of Science after Feminism. Oxford: Oxford University Press.
  • Kripke, Saul A., 1980, Naming and Necessity, Oxford: Blackwell.
  • Kuhn, Thomas S., [1962] 1970, The Structure of Scientific Revolutions, Chicago: University of Chicago Press.
  • –––, 1983, “Commensurability, Comparability, Communicability”, PSA: Proceedings of the Biennial Meeting, 1982(2): 669–688.
  • –––, 2000, The Road Since Structure, J. Conant & J. Haugeland (eds.), Chicago: University of Chicago Press.
  • Kukla, Andre, 1998, Studies in Scientific Realism, Oxford: Oxford University Press.
  • Kusch, Martin, 2002, Knowledge by Agreement: the Programme of Communitarian Epistemology, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/0199251223.001.0001
  • Ladyman, James, 1998, “What is Structural Realism?”, Studies in History and Philosophy of Science, 29: 409–424.
  • Ladyman, James, Igor Douven, Leon Horsten, and Bas C. van Fraassen, 1997, “A Defence of van Fraassen’s Critique of Abductive Inference: Reply to Psillos”, Philosophical Quarterly, 47(188): 305–321.
  • Ladyman, James and Don Ross, 2007, Every Thing Must Go: Metaphysics Naturalized, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199276196.001.0001
  • Landig, Anders, 2014, “Partial Reference, Scientific Realism and Possible Worlds”, Studies in History and Philosophy of Science, 47: 1–9.
  • Lange, Marc, 2002, “Baseball, Pessimistic Inductions and the Turnover Fallacy”, Analysis, 62(276): 281–285. doi:10.1111/1467-8284.00368
  • Latour, Bruno and Steve Woolgar, [1979] 1986, Laboratory Life: The Construction of Scientific Facts, (2nd ed.), Princeton: Princeton University Press.
  • Laudan, Larry, 1981, “A Confutation of Convergent Realism”, Philosophy of Science, 48: 19–48.
  • –––, 1984, “Discussion: Realism Without the Real”, Philosophy of Science, 51(1): 156–162. doi:10.1086/289171
  • –––, 1990, “Demystifying Underdetermination”, in Savage 1990: 267–297.
  • Laudan, Larry and Jarrett Leplin, 1991, “Empirical Equivalence and Underdetermination”, Journal of Philosophy, 88(9): 449–472. doi:10.2307/2026601
  • Leeds, Stephen, 2007, “Correspondence Truth and Scientific Realism”, Synthese, 159(1): 1–21. doi:10.1007/s11229-006-9064-6
  • Leplin, Jarrett, 1981, “Truth and Scientific Progress”, Studies in History and Philosophy of Science, 12: 269–292.
  • –––, 1997, A Novel Defence of Scientific Realism, Oxford: Oxford University Press.
  • Lewens, Tim, 2005, “Realism and the Strong Program”, British Journal for the Philosophy of Science, 56(3): 559–577. doi:10.1093/bjps/axi125
  • Lewis, Peter J., 2001, “Why the Pessimistic Induction is a Fallacy”, Synthese, 129(3): 371–380. doi:10.1023/A:1013139410613
  • Lipton, Peter, 1990, “Prediction and Prejudice”, International Studies in the Philosophy of Science, 4(1): 51–65. doi:10.1080/02698599008573345
  • –––, [1991] 2004, Inference to the Best Explanation, 2nd edition. London: Routledge.
  • –––, 1993, “Is the Best Good Enough?”, Proceedings of the Aristotelian Society, 93: 89–104.
  • –––, 1994, “Truth, Existence, and the Best Explanation”, in A. A. Derksen (ed.), The Scientific Realism of Rom Harré, Tilburg: Tilburg University Press, pp. 89–111.
  • Lloyd, Elisabeth A., 2006, The Case of the Female Orgasm: Bias in the Science of Evolution. Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Longino, Helen, 1990, Science as Social Knowledge: Values and Objectivity in Scientific Inquiry, Princeton: Princeton University Press.
  • –––, 2002, The Fate of Knowledge, Princeton: Princeton University Press.
  • Lyons, Timothy D., 2003, “Explaining the Success of a Scientific Theory”, Philosophy of Science, 70(5): 891–901. doi:10.1086/377375
  • –––, 2005, “Towards a Purely Axiological Scientific Realism”, Erkenntnis, 63(2): 167–204. doi:10.1007/s10670-005-3225-8
  • –––, 2006, “Scientific Realism and the Stratagema de Divide et Impera”, British Journal for the Philosophy of Science, 57(3): 537–560. doi:10.1093/bjps/axl021
  • –––, 2013, “A Historically Informed Modus Ponens Against Scientific Realism: Articulation, Critique, and Restoration”, International Journal for the Philosophy of Science, 27: 369–392.
  • Magnus, P.D., 2010, “Inductions, Red Herrings, and the Best Explanation for the Mixed Record of Science”, British Journal for the Philosophy of Science, 61(4): 803–819. doi:10.1093/bjps/axq004
  • Magnus, P.D. and Jacob Busch (eds.), 2010, New Waves in Philosophy of Science. London: Palgrave Macmillan.
  • Magnus, P.D. and Craig Callender, 2004, “Realist Ennui and the Base Rate Fallacy”, Philosophy of Science, 71(3): 320–338. doi:10.1086/421536
  • Massimi, Michela, 2004, “Non-Defensible Middle Ground for Experimental Realism: Why We are Justified to Believe in Colored Quarks”, Philosophy of Science, 71(1): 36–60. doi:10.1086/381412
  • Maxwell, Grover, 1962, “On the Ontological Status of Theoretical Entities”, in H. Feigl & G. Maxwell (eds.), Scientific Explanation, Space, and Time, (Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. 3), Minneapolis: University of Minnesota Press, pp. 3–26.
  • McAllister, James W., 1993, “Scientific Realism and the Criteria for Theory-Choice”, Erkenntnis, 38(2): 203–222. doi:10.1007/BF01128980
  • Mcarthur, Dan, 2006, “The Anti-Philosophical Stance, the Realism Question and Scientific Practice”, Foundations of Science, 11(4): 369–397. doi:10.1007/s10699-005-3198-8
  • McLeish, Christina, 2005, “Realism Bit by Bit: Part I: Kitcher on Reference”, Studies in History and Philosophy of Science, 36: 667–685.
  • –––, 2006, “Realism Bit by Bit: Part 2: Disjunctive Partial Reference”, Studies in History and Philosophy of Science, 37: 171–190.
  • Menke, Cornelia, 2014, “Does the Miracle Argument Embody a Base Rate Fallacy?”, Studies in History and Philosophy of Science, 45: 103–108.
  • Miller, Boaz, 2016, “What is Hacking’s Argument for Entity Realism?”, Synthese, 193(3): 991–1006. doi:10.1007/s11229-015-0789-y
  • Miller, David, 1974, “Popper’s Qualitative Theory of Verisimilitude”, British Journal for the Philosophy of Science, 25(2): 166–177. doi:10.1093/bjps/25.2.166
  • –––, 1976, “Verisimilitude Redeflated”, British Journal for the Philosophy of Science, 27(4): 363–380. doi:10.1093/bjps/27.4.363
  • Miller, Richard W., 1987, Fact and Method: Explanation, Confirmation and Reality in the Natural and the Social Sciences, Princeton: Princeton University Press.
  • Misak, Cheryl, 2010, “The Pragmatic Maxim: How to Get Leverage on a Concept”, The Harvard Review of Philosophy, 17: 76–87. [Misak 2010 available online]
  • Mizrahi, Moti, 2015, “Historical Inductions: New Cherries, Same Old Cherry-picking”, International Studies in the Philosophy of Science, 29(2): 129–148. doi:10.1080/02698595.2015.1119413
  • Monton, Bradley (ed.), 2007, Images of Empiricism: Essays on Science and Stances, with a Reply From Bas C. Van Fraassen. Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199218844.001.0001
  • Morganti, Matteo, 2004, “On the Preferability of Epistemic Structural Realism”, Synthese, 142(1): 81–107. doi:10.1023/B:SYNT.0000047712.39407.c3
  • Morrison, Margaret, 1990, “Theory, Intervention and Realism”, Synthese, 82(1): 1–22. doi:10.1007/BF00413667
  • Muller, F.A., 2004, “Can a Constructive Empiricist Adopt the Concept of Observability?”, Philosophy of Science, 71(4): 637–654. doi:10.1093/phisci/axi103
  • –––, 2005, “The Deep Black Sea: Observability and Modality Afloat”, British Journal for the Philosophy of Science, 56(1): 61–99.
  • Musgrave, Alan, 1985, “Constructive Empiricism and Realism”, in Churchland & Hooker 1985: 197–221.
  • –––, 1988, “The Ultimate Argument for Scientific Realism”, in Robert Nola (ed.), Relativism and Realism in Sciences, Dordrecht: Kluwer, pp. 229–252.
  • –––, 1989, “Noa’s Ark—Fine for Realism”, Philosophical Quarterly, 39(157): 383–398. doi:10.2307/2219825
  • –––, 1992, “Discussion: Realism About What?”, Philosophy of Science, 59(4): 691–697. doi:10.1086/289702
  • Nelson, Lynn Harkinson and Jack Nelson (eds.), 1996, Feminism, Science, and the Philosophy of Science, Dordrecht: Kluwer.
  • Niiniluoto, Ilkka, 1987, Truthlikeness, Dordrecht: Reidel.
  • –––, 1998, “Verisimilitude: The Third Period”, British Journal for the Philosophy of Science, 49(1): 1–29. doi:10.1093/bjps/49.1.1
  • –––, 1999, Critical Scientific Realism, Oxford: Oxford University Press.
  • Nola, Robert, 2008, “The Optimistic Meta-Induction and Ontological Continuity: The Case of the Electron”, in L. Soler, H. Sankey, & P. Hoyningen-Huene (eds.), Rethinking Scientific Change and Theory Comparison: Stabilities, Ruptures, Incommensurabilities?, Dordrecht: Springer, pp. 159–202. doi:10.1007/978-1-4020-6279-7_12
  • Northcott, Robert, 2013, “Verisimilitude: A Causal Approach”, Synthese, 190(9): 1471–1488. doi:10.1007/s11229-011-9895-7
  • Oddie, Graham, 1986a, “The Poverty of the Popperian Program for Truthlikeness”, Philosophy of Science, 53(2): 163–178. doi:10.1086/289305
  • –––, 1986b, Likeness to Truth, Dordrecht: Reidel.
  • Okasha, Samir, 2002, “Underdetermination, Holism and the Theory/Data Distinction”, Philosophical Quarterly, 52(208): 302–319.
  • Papineau, David, 2010, “Realism, Ramsey Sentences and the Pessimistic Meta-Induction”, Studies in History and Philosophy of Science, 41: 375–385.
  • Park, Seungbae, 2016, “Extensional Scientific Realism vs. Intensional Scientific Realism”, Studies in History and Philosophy of Science, 59: 46–52.
  • Peirce, Charles S., [1992] 1998, The Essential Peirce, 2 volumes (volume 1 edited by N. Houser & C. Kloesel; volume 2 edited by the Peirce Edition Project), Bloomington: Indiana University Press.
  • Peters, Dean, 2014, “What Elements of Successful Scientific Theories Are the Correct Targets for ‘Selective’ Scientific Realism?”, Philosophy of Science, 81(3): 377–397. doi:10.1086/676537
  • Pickering, Andrew, 1984, Constructing Quarks: A Sociological History of Particle Physics, Edinburgh: Edinburgh University Press.
  • Poincaré, Henri, [1905] 1952, Science and Hypothesis, New York: Dover.
  • Popper, Karl R., 1972, Conjectures and Refutations: The Growth of Knowledge, 4th edition, London: Routledge & Kegan Paul.
  • Post, H.R., 1971, “Correspondence, Invariance and Heuristics: In Praise of Conservative Induction”, Studies in History and Philosophy of Science, 2: 213–255.
  • Psillos, Stathis, 1995, “Is Structural Realism the Best of Both Worlds?”, Dialectica, 49(1): 15–46. doi:10.1111/j.1746-8361.1995.tb00113.x
  • –––, 1996, “On van Fraassen’s Critique of Abductive Reasoning”, Philosophical Quarterly, 46(182): 31–47. doi:10.2307/2956303
  • –––, 1999, Scientific Realism: How Science Tracks Truth, London: Routledge.
  • –––, 2001, “Is Structural Realism Possible?”, Philosophy of Science, 68(S3): S13–S24. doi:10.1086/392894
  • –––, 2006, “The, Structure, the Whole, Structure and Nothing But, the Structure?”, Philosophy of Science, 73(5): 560–570. doi:10.1086/518326
  • –––, 2009, Knowing the Structure of Nature: Essays on Realism and Explanation, London: Palgrave Macmillan.
  • Putnam, Hilary, 1975a, Mathematics, Matter and Method, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, [1975b] 1985, Philosophical Papers, vol. 2: Mind, Language and Reality, Cambridge University Press.
  • –––, 1978, Meaning and the Moral Sciences, London: Routledge.
  • –––, 1981, Reason, Truth and History, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 1982, “Three Kinds of Scientific Realism”, Philosophical Quarterly, 32(128): 195–200. doi:10.2307/2219323
  • Quine, W.V.O, 1953, “Two Dogmas of Empiricism”, in From a Logical Point of View, Cambridge, MA: Harvard University Press, pp. 20–46.
  • –––, 1975, “On Empirically Equivalent Systems of the World”, Erkenntnis, 9(3): 313–328. doi:10.1007/BF00178004
  • Resnik, David B., 1994, “Hacking’s Experimental Realism”, Canadian Journal of Philosophy, 24(3): 395–412. doi:10.1080/00455091.1994.10717376
  • Richardson, Alan W., 1998, Carnap’s Construction of the World, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Richardson, Alan W. and Thomas Uebel (eds.), 2007, The Cambridge Companion to Logical Empiricism, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Rosen, Gideon, 1994, “What is Constructive Empiricism?”, Philosophical Studies, 74(2): 143–178. doi:10.1007/BF00989801
  • Rouse, Joseph, 1988, “Arguing for the Natural Ontological Attitude”, PSA: Proceedings of the Biennial Meeting, 1988(1): 294–301.
  • –––, 1991, “The Politics of Postmodern Philosophy of Science”, Philosophy of Science, 58(4): 607–627. doi:10.1086/289643
  • Roush, Sherri, 2010, “Optimism about the Pessimistic Induction”, in Magnus & Busch 2010: 29–58.
  • –––, 2015, “The Rationality of Science in Relation to its History”, in W. J. Devlin & A. Bokulich (eds.), Kuhn’s Structure of Scientific Revolutions—50 Years On, (Boston Studies in the Philosophy and History of Science), Dordrecht: Springer, pp. 71–90.
  • Rowbottom, Darrell P., 2011, “The Instrumentalist’s New Clothes”, Philosophy of Science, 78(5): 1200–1211. doi:10.1086/662267
  • –––, 2014, “Aimless Science”, Synthese, 191(6): 1211–1221. doi:10.1007/s11229-013-0319-8
  • Saatsi, Juha T., 2005a, “Reconsidering the Fresnel-Maxwell Theory Shift: How the Realist Can Have Her Cake and EAT it Too”, Studies in History and Philosophy of Science, 36: 509–538.
  • –––, 2005b, “On the Pessimistic Induction and Two Fallacies”, Philosophy of Science, 72(5): 1088–1098. doi:10.1086/508959
  • –––, 2010, “Form-driven vs. Content-driven Arguments for Realism”, in Magnus & Busch 2010: 8–28.
  • Salmon, Wesley C., 1984, Scientific Explanation and the Causal Structure of the World, Princeton: Princeton University Press.
  • Sankey, Howard, 1994, The Incommensurability Thesis, London: Ashgate.
  • Savage, C. Wade (ed.), 1990, Scientific Theories (Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. 14), Minneapolis: University of Minnesota Press.
  • Shapere, Dudley, 1982, “The Concept of Observation in Science and Philosophy”, Philosophy of Science, 49(4): 485–525. doi:10.1086/289075
  • Shapin, Steven and Simon Schaffer, 1985, Leviathan and the Air Pump, Princeton: Princeton University Press.
  • Smart, J.J.C., 1963, Philosophy and Scientific Realism, London: Routledge & Kegan Paul.
  • Smith, Peter, 1998, “Approximate Truth and Dynamical Theories”, British Journal for the Philosophy of Science, 49(2): 253–277. doi:10.1093/bjps/49.2.253
  • Sober, Elliott, 2015, “Two Cornell Realisms: Moral and Scientific”, Philosophical Studies, 172(4): 905–924. doi:10.1007/s11098-014-0300-5
  • Stanford, P. Kyle, 2001, “Refusing the Devil’s Bargain: What Kind of Underdetermination Should We Take Seriously?”, Philosophy of Science, 68(S3): S1–S12. doi:10.1086/392893
  • –––, 2003a, “Pyrrhic Victories for Scientific Realism”, Journal of Philosophy, 100(11): 553–572.
  • –––, 2003b, “No Refuge for Realism: Selective Confirmation and the History of Science” , Philosophy of Science, 70(5): 913–925. doi:10.1086/377377
  • –––, 2006, Exceeding Our Grasp: Science, History, and the Problem of Unconceived Alternatives, Oxford: Oxford University Press.
  • –––, 2015, “Catastrophism, Uniformitarianism, and a Scientific Realism Debate that Makes a Difference”, Philosophy of Science, 82(5): 867–878. doi:10.1086/683325
  • Tichý, Pavel, 1974, “On Popper’s Definitions of Verisimilitude”, British Journal for the Philosophy of Science, 25(2): 155–160. doi:10.1093/bjps/25.2.155
  • –––, 1976, “Verisimilitude Redefined”, British Journal for the Philosophy of Science, 27(1): 25–42. doi:10.1093/bjps/27.1.25
  • –––, 1978, “Verisimilitude Revisited”, Synthese, 38(2): 175–196. doi:10.1007/BF00486149
  • Turner, Derek, 2007, Making Prehistory: Historical Science and the Scientific Realism Debate. Cambridge: Cambridge University Press.
  • Vaihinger, Hans, [1911] 1923, The Philosophy of “As If”, C.K. Ogden (tr.), London: Kegan Paul.
  • van Dyck, Maarten, 2007, “Constructive Empiricism and the Argument from Underdetermination”, in Monton 2007: 11–31. doi:10.1093/acprof:oso/9780199218844.003.0002
  • van Fraassen, Bas C., 1980, The Scientific Image, Oxford: Oxford University Press.
  • –––, 1985, “Empiricism in the Philosophy of Science”, in Churchland & Hooker 1985: 245–308.
  • –––, 1989, Laws and Symmetry, Oxford: Clarendon.
  • –––, 1994, “Gideon Rosen on Constructive Empiricism”, Philosophical Studies, 74(2): 179–192. doi:10.1007/BF00989802
  • –––, 2001, “Constructive Empiricism Now”, Philosophical Studies, 106(1): 151–170. doi:10.1023/A:1013126824473
  • Vickers, Peter, 2013, “A Confrontation of Convergent Realism”, Philosophy of Science, 80(2): 189–211. doi:10.1086/670297
  • Votsis, Ioannis, 2003, “Is Structure Not Enough?”, Philosophy of Science, 70(5): 879–890. doi:10.1086/377374
  • –––, 2011, “The Prospective Stance in Realism”, Philosophy of Science, 78(5): 1223–1234. doi:10.1086/662535
  • Weber, Marcell, 2014, “Reference, Truth, and Biological Kinds”, in J. Dutant, D. Fassio & A. Meylan (eds.) Liber Amicorum Pascal Engel, Geneva: Université de Genève, pp. 422–448.
  • Weston, Thomas, 1992, “Approximate Truth and Scientific Realism”, Philosophy of Science, 59(1): 53–74. doi:10.1086/289654
  • White, Roger, 2003, “The Epistemic Advantage of Prediction Over Accommodation”, Mind, 112(448): 654–683. doi:10.1093/mind/112.448.653
  • Worrall, John, 1989, “Structural Realism: The Best of Both Worlds?”, Dialectica, 43(1–2): 99–124. doi:10.1111/j.1746-8361.1989.tb00933.x
  • –––, 2011, “Underdetermination, Realism and Empirical Equivalence”, Synthese, 180(2): 157–172. doi:10.1007/s11229-009-9599-4
  • Wray, K. Brad, 2007, “A Selectionist Explanation of the Success and Failures of Science”, Erkenntnis, 67(1): 81–89. doi:10.1007/s10670-007-9046-1
  • –––, 2008, “The Argument from Underconsideration as Grounds for Anti-Realism: A Defence”, International Studies in the Philosophy of Science, 22(3): 317–326. doi:10.1080/02698590802567399
  • –––, 2010, “Selection and Predictive Success”, Erkenntnis, 72(3): 365–377. doi:10.1007/s10670-009-9206-6
  • –––, 2015, “Pessimistic Inductions: Four Varieties”, International Studies in the Philosophy of Science, 29(1): 61–73. doi:10.1080/02698595.2015.1071551
  • Wylie, Alison, 1986, “Arguments for Scientific Realism: The Ascending Spiral”, American Philosophical Quarterly, 23(3): 287–298.
  • Zammito, John H., 2004, A Nice Derangement of Epistemes: Post-Positivism in the Study of Science from Quine to Latour, Chicago: University of Chicago Press.

Diğer İnternet Kaynakları

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hristiyan Düşüncesinde Cennet ve Cehennem - Thomas Talbott (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

“Hayatın Anlamı’nın ANLAMI” - Dr. Tufan Kıymaz

En Güncel Haberler Analitik Felsefe