2+2=5’in Teolojik Kökleri – Gabriel Andrade

//
419 Okunma
Okunma süresi: 13 Dakika

2020 yılının Ağustos ayında James Lindsay şöyle alaycı bir tweet attı:

“Batı/Beyaz Adam matematiğinde diğer olası değerleri marjinalleştiren bir bakış açısı: 2+2=4″ Woke aktivistler, aslında 2+2=5 olduğunu söyleyerek, türlü türlü kusurlu örnekler vererek tepki verdi. (Lindsay ise, 2+2’nin asla 5’e eşit olmadığını açıklamaya devam etti.)

Bu türden sayısal absürtlüklerin uzun bir geçmişi vardır; hatta teolojik kökleri dahi olabilir. Üçlü-Birlik doktrinini (Trinity) ele alalım. Anlatılagelen bir efsaneye göre; St Augustine kumsalda yürürken, kumda bir delik açmaya çalışan ve okyanusun tüm suyunu bu deliğe boşaltmaya çalışan bir çocukla karşılaşır. Augustine çocuğa yapmaya çalıştığı şeyin imkansız olduğunu anlatmaya çalıştı, çocuk ise yapmaya çalıştığı şeyin, Kutsal Üçlü-Birlik’in gizemini anlamaktan daha az zor olduğunu söyledi. Çocuğun anlatmaya çalıştığı bir şey vardı.

Trinity’yi bir araya gelerek üçlü bir yapı oluşturan üç ilah olarak açıklamayı deneyebilirsiniz. Hinduizm’de Brahma, Vishnu ve Shiva’nın Trimurti’si böyledir mesela. Bu matematiksel açıdan gayet de mantıklıdır: Trimurti üç ilahtan oluşur, yani 1+1+1=3 eder. Fakat Hıristiyanlık böyle değildir, çünkü tek tanrılı bir din olma iddiasındadır: Bu nedenle de Kilise Babaları üç ilahın var olduğunu asla kabul etmemeliydi.

Belki de Üçlü-Birlik’in (Trinity’nin) her üyesi, bir kesir veya parçadır ve bir araya geldiklerinde tek bir Tanrı’yı oluşturmaktadırlar. St Patrick’in yaptığı gibi üç-parçalı İrlanda yoncasını kullanarak Üçlü-Birlik’i (Trinity’yi) açıklamaya çalışabilirsiniz: Yani, Tanrı bir yonca çiçeği gibidir ve çiçeğin her taç yaprağı onu oluşturan bir parçadır; aynı Baba, Oğul, Kutsal Ruh gibi. Matematiksel olarak, Aziz Patrick’in çözümü de gayet mantıklı: 1/3+1/3+1/3=1. Baba; aynı Oğul ve Kutsal Ruh gibi bir Tanrı’nın üçte birini oluşturur.

Üçlü taçlı yonca çiçeği. İrlandalıların ulusal simgesidir.

Fakat bu sapkınlıktır. Biraz tuhaf bir şekilde, Aziz Patrick bu düşüncesinden dolayı hiçbir zaman kafir ilan edilmemesine rağmen üçlü yapıdaki kişilerden (yani baba-oğul-kutsal ruhtan) herhangi birini eksiksiz/tam Tanrı olarak kabul etmeye cesaret eden diğer yazarlar, kilise konseyleri tarafından aforoz edilmişti. Arius, Oğul’un bir biçimde Baba’dan daha aşağı olduğuna inanıyordu, çünkü Oğul’un var olmadığı bir zaman vardı. Bunun anlamı, Oğul’un (tek başına) eksiksiz/tam bir Tanrı olmadığıydı (sayısal olarak 1’den az çünkü). Arius, 325 yılında Nicaea Konsili (İznik Konsili) tarafından aforoz edildi.

Diğer bir olası çözüm ise Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un, Tanrı’nın farklı zamanlarda üstlendiği kipler olması olabilir. Bu görüşe göre Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, Tanrı ile özdeştir: Farklı maskeler takan bir aktör örneğinde olduğu gibi aslında birbirleriyle özdeştirler. Matematiksel açıdan, bu da epey mantıklıdır. Tanrı’nın A; Baba’nın B ve Oğul’un C olduğunu varsayalım: Şayet Baba ve Oğul Tanrı ise, o zaman Baba ve Oğul da, geçişlilik yasasının (transitivity dictates) gösterdiği üzere birbirine özdeştir: Yani A=B ve B=C ise; o halde A=C’dir. Fakat bu da sapkınlık: Sabellius tam bahsettiğimiz türden bir doktrini savunduğu için 220 yılında kafir ilan edilip aforoz edildi. Onun doktrini kipçi sapkınlık olarak etiketlendi.

O halde kurumsal Hıristiyan doktrini nedir? Bu soruya yönelik Teolog Wayne Grudem tarafından genel bir tanım yapılmıştır:

Tanrı ebediyen üç kişi olarak vardır: yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Bunların her biri eksiksiz/tam bir Tanrı’dır; ve tek bir Tanrı vardır.

Bu görüş matematiksel açıdan saçmadır. Üçlü-Birlik’in her biri eksiksiz/tam bir ilahtır, fakat bu üçlünün toplamı da tek bir Tanrı’dır, yani “1+1+1=1”. Diğer yandan, Üçlü-Birlik Kalkanı’nın (Scutum Fidei) tasvir ettiği gibi, Baba Tanrı ile, Oğul ise Tanrı ile özdeştir, ama Baba Oğul ile özdeş değildir. Bu da matematiksel açıdan saçmadır: A=B’dir; B=C’dir; ama A≠C’dir; bu durum geçişlilik yasasını ihlal etmektedir.

Kilise, 1+1+1=1 gibi saçma bir sonuca ulaşarak, M.S. 4. yüzyılda, Üçlü-Birlik’e dair tartışmalara bulaşmıştı. Fakat 5. yüzyıl, bir kez daha Kilise’yi sayısal saçmalıkları benimsemeye yönlendiren yeni tartışmalara sahne olmuştu. Nestorius, Meryem’e Theotokos (Tanrı’nın yani İsa’nın taşıyıcısı anlamına gelen ve Ortodoks Kilisesi ve Doğu Katolik Kiliselerince kullanılan tabir) denmemesi gerektiğine inanıyordu, çünkü yeryüzüne ayak basan Mesih, Tanrı(sal) değildi. Nestorius’un muhalifleri onu, Mesih’in, bir ilahi diğeri beşeri olan iki kişiden meydana geldiği öğretisini yaymakla suçladı. Bu Nestorius’un savunduğu pozisyon olsaydı (artık öyle olmadığını biliyoruz), matematiksel açıdan mantıklı olabilirdi. Eğer Mesih hem beşeri hem de ilahi ise, %50 insan ve %50 ilahtır; yok eğer Mesih %100 beşeri %100 ilahi ise, o zaman Mesih bir değil iki kişi olmalıdır. Bu açıdan, Nestorius’a atfedilen doktrin 1+1=2 şeklinde ifade edilebilir.

Matematiksel açıdan sağlam olan bu doktrinler, yine sapkın ilan edildi ve 431’deki Efes Konsili ile Nestorius aforoz edildi ve Mesih’in hem beşeri hem de ilahi olan tek bir kişi olduğu kabul görerek tasdik edildi. Ama tartışmalar burada sonlanmadı. Birkaç yıl sonra, Eutyches adında bir başrahip (piresbiter/archimandrite), Mesih’in hem ilahi hem beşeri doğasının, tek bir doğada kaynaştığını öğretisini ileri sürdü. Bu kaynaşma ile söz konusu her iki doğa birleşir ve Mesih ikisinin de bir bileşimi haline gelir. Mesih, böylece, tümüyle beşeri veya tümüyle ilahi olmaktan çıkmış olur. Bu doktrin, matematiksel olarak 0.5+0.5=1 şeklinde ifade edilebilir, bu tümüyle mantıklı bir formüldür.

Eutyches’in öğretisi, 449 yılında II. Efes Konsili’nde doğru (ortodoks) ilan edildi. Fakat II. Efes Konsili latrocinium (geçersiz/eşkiya konsey) ilan edildi ve 451 yılında Chalcedon’da (Kalkedon/Kadıköy) yeni bir konsil toplandı. Bu sefer ise Eutyches’in doktrini lanetlenerek aforoz edildi ve (günümüz ortodoks) Chalcedonian inancı şöyle tanımlandı:

Mesih’in karışmadan, değişmeden, bölünmeden ve ayrılmadan İki “doğa”ya sahip olduğu; bu “doğa”ların arasındaki ayrımın “birliğinden” dolayı hiçbir şekilde ortadan kalkmadığı fakat her bir “doğa”nın niteliklerinin korunduğu ve tek bir “Kişi”de ve tek bir “Hipostaz”da birlikte bulunduğu kabul edilir.

Bu kafa karıştırıcı ve çelişkili tanım, özünde, İsa’nın hem %100 ilahi hem de %100 beşeri olduğunu söylemekle aynı anlama gelmektedir: Yani “1+1=1”.

Çağdaş teologlar da benzer absürtlükleri benimsiyor. Örneğin, David E. Wilhite, In The Gospel According to Heretics’de Chalcedonian açıklamaya dair şöyle söyler:

“Berbat derecede korkunç matematik mi? Evet, belki: Ama müthiş bir teoloji bu! Tanrı’nın insan olduğunu nasıl kavrayabiliriz? Kavrayamayız.” Bu ifadeler epey üzücü. “Berbat derecede kötü matematik” ifadesini içeren herhangi bir söylem aynı zamanda “müthiş” olarak tanımlanamaz. Bu apaçık bir şekilde saçma bir durum.

James Lindsay, woke ideolojinin, ayinlerinden metafizik varsayımlarına kadar sahip oldukları dini yönlerine dikkat çekti. Sayısal saçmalıkların mantıksız bir şekilde kabul görüp kucaklanması durumu, din ile woke ideoloji arasında bir başka yakınlaşma noktasıdır. Nihayetinde hem teologlar hem de sjw’ler Aydınlanma’dan nefret eder, çünkü Aydınlanma felsefesi evrensel değerlere ve sağduyuya dayalıdır: 2+2=4 her zaman ve her yerde doğru, geçerlidir. Kilise Babaları, güttükleri sürülerinin bir şekilde 1+1+1≠3 olduğuna inanmalarını istemişlerdi; apaçık ortada olan şeyleri söylemeye cesaret edenleri de cehennem ateşiyle tehdit etmekten de çekinmemişlerdi.

Nicaea, Efes ve Chalcedon’un gerici konseylerinin yeni versiyonları bugünlerde Twitter’da yeniden canlandırılıyor ve sosyal medyadaki woke çete, 2+2=4 gibi basit bir şeyi bile, açıkça ifade eden herkesi kutsal solcu yetki aracılığıyla aforoz etmekle tehdit ediyor.


Gabriel Andrade-“The Theological Roots of 2+2=5“, (Erişim Tarihi: 06.12.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Şiddeti Anlamak – Mert Altıntaş

Sonraki Gönderi

Tanrı’nın Varlığına Dair Modal Ontolojik Argümanlar-Thomas Metcalf

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Video Oyunları ve Felsefe – Alex Fisher

Video oyunları, insanların spor hayallerini gerçekleştirmelerine, diğer dünyaları keşfetmelerine, oyunlardaki gizemlerin cevaplarını bulmak için saatlerce uğraşmalarına

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin