1. Aşk Hakkında Felsefi Sorular
Birine âşık olduğunda içinde neler dönüyor? Bu konuda bazı popüler teoriler var (tabii biraz da akademik felsefi kuramlar var ama onlara girmek istemiyorum). Bu soru, birkaç tane alt soruyu beraberinde getiriyor:
- 1. Genellikle neler birisinin bir başkasını sevmesine ne yol açar? (Çoğu insanda veya psikolojik olarak sağlıklı insalarda veya bu tandansta bir şeyler.)
- 2. Bir başkasını sevmek için ne gibi sebeplere (şayet varsa böyle sebepler) sahibiz?
- 3. Birisini sevdiğinde onun hakkında sevdiğin bir şey olmak zorunda mı? Yahut bir insanı sadece genel anlamda mı severiz?
Bu sorular birbiriyle ilişkili. Muhtemelen 3’ü cevaplarsak bu bize 1 ve 2 için de dosdoğru cevaplar verir.
Aşka dair bir kuram, bu tarz soruları açıklayabilir. Birçok insanın aşka dair zımni teorileri olduğunu düşünüyorum fakat bu teoriler kafası-karışık veya basitçe yanlış da olabilirler. Hadi bazı ihtimalleri ele alalım.
2. ‘İyi Nitelikler’ Kuramı
İnsanlar için birisinin fark ettikleri özelliklerini dile getirerek o kişide neyi sevdiklerini veya onu neden sevdikleri hakkında konuşmak alışılmıştır. Yani bir insanı genel olarak sevmekten ziyade onların belirli niteliklerini seviyoruz (veya onları bu nitelikleri için seviyoruz).
Eğer bu gerçekse doğal olarak bahsi geçen nitelikler, iyilerinden olmalıdır. Bu demek değildir ki kimse kötü nitelikleri sevemez. Ancak öyle bir durumda muhtemelen kusurlu veya sağlıksız olan bazı etkenler vardır. İdeal durumda ise birisini sevdiğinde onun birtakım değerli niteliklere sahip olduğunu düşünürsün (belki ahlaki açıdan değerli nitelikler, belki de sadece senin avantajına olan nitelikler) ve onu bu sebeple seversin.
İşte bu görüşteki beş problem:
- 1. Klon: Benim bir klonumun yapıldığını farz et. Klon benimle aynı pırıl pırıl zekâya, aynı zarif toplumsal zarafete ve aynı sert hatlı yakışıklılığa sahip. Eşim onu gördüğü anda ve bu nitelikleri taşıdığını fark ettiğinde o anda ona mı âşık olacak? İskra bana yanıtın “hayır” olduğunu garanti etti.
- 2. Gelişmiş Koca: Daha da bilim kurgu tadında bir senaryo düşünelim. Diyelim ki bir şekilde bana çok benzeyen ama bazı nitelikleri az çok geliştirilmiş bir adam bulduk ve onun ayakkabı zevki biraz daha rafine, burun kıllarıysa biraz daha kısa. İskra, böyle bir durumda bile o adamı benden daha çok sevmeyeceğinde ısrarcı.
- 3. Bebek: Bir annenin çocuğuna duyduğu, çoğu zaman bu dünyada bulunabilecek en güçlü ve en gerçek sevgi olarak atfedilen, sevgiyi düşün. Anneler, genellikle çocuklarını doğdukları andan itibaren severler. Fakat bu bebekler, daha böylesine bir sevgiyi hak edecek herhangi hiçbir nitelik sergilemediler.
- 4. Harry ve Sally: Harry Sally ile Tanışınca’da Harry, Sally hakkında neyi sevdiğini anlatıyor:
Dışarısı 22 derece olduğunda üşümeni seviyorum. Senin bir sandviç sipariş edişinin bir buçuk saat sürmesini seviyorum. Bana keçileri kaçırmışım gibi baktığında burnunun üstünde küçük bir kırışıklık oluşmasını seviyorum…
Harry’nin bahsettiği nitelikler, ne kulağa iyilermiş gibi geliyor ne de birisini sevmek için makul sebeplermiş gibi. Hava 22 dereceyken Sally üşümeseydi Harry’nin ona olan aşkı mı azalacaktı yani? Bu pek olası değildir.
- 5. Azizler ve Günahkârlar: Aslında ahlaken düzgün gözüken birine âşık olmayı (veya sadece hoşlanmayı) becerememek ve ciddi kusurlara sahip, hatta genel anlamda kötü insanları sevmek; çok basit. Bu her zaman olan bir durum. (Çoğumuz berbat insanlar olduğumuzdan berbat insanlarla iletişim kurmak daha kolay geliyor.)
3. Diğer Nitelikler
Yukarıdaki 4. ve 5. durumlar, insanların bazı niteliklerini sevdiğimizi fakat bu niteliklerin iyi olmak zorunda olmadığı savıyla açıklanabilir. Belki de bize tanıdık gelen, bizim için faydalı olan veya o kişiyle çiftleştiğimizde üreme başarımızı artırabilecek nitelikleri seviyoruzdur. Bu, Harry/Sally’yi açıklamaz ama büyük ihtimalle Harry’nin Sally’ye duyduğu aşkın gerçek nedeni zaten bunlar değildir.
Ancak bu açıklama, yukarıdaki Klon ve Bebek örneklerinin üstesinden gelemiyor. Ayrıca Geliştirilmiş Koca senaryosu da şu şekilde yeniden kurgulanabilir: Yeni adam, kadınların sevdiği her ne türden (iyi ya da kötü) nitelik varsa onlardan daha fazlasına sahip.
Yani genelde insanları sahip oldukları nitelikler için seviyor değiliz.
Uyarı: Bunun anlamı, birini sevmek için belirli niteliklerin gerekli olduğunu (ya da belirli niteliklerin birini sevmeyi imkânsız kıldığını) inkâr etmek değil. Örneğin; bir psikopatı, kısa boylu bir erkeği ya da kilolu bir kadını asla sevmeyebilirsin. (Gerçi ilk örnek yanlış; psikopatlar, sıklıkla aşkı kendilerine çekmekte büyük başarı sergiler.) Yine de partnerini psikopat olmadığı, boyu uzun olduğu ya da kilosu sağlıklı sınırlar içinde olduğu için sevdiğini söyleyemezsin.
Ayrıca birini sevmeyi kolaylaştıran güzellik, zekâ ya da uyumluluk gibi nitelikler de vardır. Bu tür niteliklerin bazıları bireye özeldir (örneğin, müzik zevkini paylaşanları sevmen belki daha kolaydır).
Yine de hâlâ daha orada bir yerlerde uygun koşullar altında sevebileceğin ve geniş bir nitelik yelpazesine sahip biri var. (En azından birini sevme yetisine birazcık da olsa sahipsen)
4. Tarih
“Dağıtıcı adalete dair tarihsel anlayış”ını savunduktan sonra Robert Nozick, mülkiyet hakkı gibi “aşk da tarihseldir” diyor. Örneğin; birine duyduğun sevgi, o kişiyle olan hususi tarihinden kaynaklanıyor. İşte bu yüzden sevgi zamanla büyüyor ve bu yüzden yarın aynı ya da daha iyi niteliklere sahip biriyle tanışsan bile onu mevcut partnerini sevdiğin şekilde sevemezsin.
Bu, tıpkı onunla “tanıştığı” anda bebeğini seven anne gibi, yalnızca geçmişe dayanmayan ve hızlı kurulan bağlarda için doğru değil. Henüz aralarında paylaşılmış bir geçmiş yok. Aynı şekilde “ilk görüşte aşk” örnekleri de var ama bunların gerçekten aşk olup olmadığını sorgulayabilirsin.
5. Biyoloji
Açıkça alakalı olmasına rağmen çoğu insanın biyolojik doğamız üstüne ne kadar az düşündüğüne şaşırıyorum. Kültürümüz biyolojiye karşı düşmanlıkla dolu. Hayvan olduğumuz veya doğanın bizi üreme başarısı için yarattığı veya beynimizdeki kimyasalların hislerimizi yönlendirdiği gerçeği üstüne düşünmek istemiyoruz. Tanrı tarafından Tanrı’nın suretinde yaratıldığımızı veya kendimizi kendimizi yarattığımızı veya saf ruha sahip olduğumuzu varsaymayı seviyoruz.
Ama biz hayvanız. Yakın geçmişte kuyruksuz maymunlardan ayrıldık ve öncesinde maymundan da basit hayvanlardan. Ve şu anda bu bizi ilgilendiriyor çünkü başka hayvanlar da âşık oluyor. Bazı fotoğraflar :
Bu hayvanların en yukarıdaki resimdeki insanların hissettiğine benzer şeyler hissettiklerini görmemek gerçekten zor. İnsanlar dahil tüm bu hayvanlar açıkça aynı şeyi yapıyorlar (kimisi diğerlerinden daha sevimli bir şekilde).
Eğer diğer hayvanlar da aşkı hissediyorsa, biz bu özelliği hayvan atalarımızdan miras aldık. Beynimizin hızlı gelişmesinden dolayı son 200.000 yılda bizim aşkı yaşayışımız bir miktar değişmiş olabilir ama hayvanlarla bizim aramızda ortak bir temel olgudan söz etmek mümkün. Yani aşk teorin, yukarıdaki “iyi nitelikler” teorisi gibi, sadece sofistike ve rasyonel ruhlar için anlamlı olmamalı. Aşk, biyolojik bir adaptasyon.
Doğa neden hayvanlara aşkı verdi? Aşk, hayvanlara birbirleriyle çiftleşip sonra da birlikte kalıp yavrularına bakma isteği veriyor. Aşk, bir anneyi yavrularını koruyup onlara bakma isteği de aşılıyor. Sevgi, arkadaşların birbirlerine yardım etme isteğini körüklüyor. Bütün bunlar geçmişte üreme başarısını artırdı. Bugün bu sebeple sevme yetisine sahibiz. Aşkın doğasını anlayabilmek için bunların hiçbirini düşünmeseydik çok garip olurdu.
Dolayısıyla aşk, güdüsel bir bileşene sahip. Sevgi, beslediğin farklı sevgi türleri aracılığıyla farklı güdüsel profillerin her birini farklı biçimlerde öne çıkararak sana sevdiğin varlığa yardım etme, onu koruma ve ona yakın olma isteği kazandırır (örneğin, koruma dürtüsü özellikle ebeveyn ile çocuk arasındaki sevgide belirgin). Bu arada yukarıda fotoğraflanmış hayvanlar neden başlarını/yüzlerini birbirlerine sokuyorlar? Böyle bir davranış, adaptif olduğu için gelişmiş gibi durmuyor. Bu, aşkın sevdiğine yakın olmak istemene neden olan bir yan ürünü. Genelde yakınlık, sevdiğini korumada ya da ona yardım etmede seni daha iyi hâle getirir. Yeri gelmişken: İnsanlar için fiziksel ve duygusal yakınlık arzuları, doğal olarak birbiriyle el ele gibi gözüküyor ve muhtemelen duygusal yakınlık; sevdiğine duygusal olarak yardım etmede, fiziksel yakınlığın sevdiğine fiziksel olarak yardım etmeni kolaylaştırması gibi, seni daha iyi bir hâle getiriyor. Yüzlerini birbirlerine bastıran hayvanlar ise yalnızca yakınlık arzusunu gerektiğinden daha da ileriye götürüyorlar.
Tabii ki de bu, birini sevdiğinde kendi kendine “Üreme başarımı işte şimdi artıracağıma inanıyorum.” diye düşündüğün anlamına gelmez. Aşka ihtiyacın var (ya da doğanın senin aşkı hissetmene ihtiyacı var), çünkü sen tam da bu şekilde düşünmüyorsun. Muhtemelen üreme başarısı umurunda bile değil. Doğa, sana genelde üreme başarına katkı sağlayan şeyleri yapmanı sağlayan bir duygu vermiş. Bu duygunun nedenini bilmek zorunda değilsin ve çoğu insan da zaten neden öyle hissettiğini bilmez.
Ayrıca -bu arada- neden böyle hissettiğini bilmek, hissettiklerini ya da davranışlarını illa değiştirmez. Mesela üremek istemiyorsundur. Bu, aşkın üremene yardımcı olmak için gelişen bir adaptasyon olduğunu fark ettiğinde parterine yardım etmeyi bırakacağın anlamına mı gelir? Hayır, büyük ihtimalle yardım etmeye devam edersin çünkü gerçekte üresen de üremesen de partnerini sevmeye devam edeceksin.
Birini sevmemizi neyin sağladığıyla ilgili ilk sorularımıza geri dönelim. Aşkın biyolojik doğasını anladığımızda onun yalnızca sevdiğimizin genel nitelikleriyle, ister erdemli olsun ister başka türden, ilgili olması pek mantıklı gelmiyor. Aşkın sevdiğimizin bizimle kurduğu ilişkiye ve hayatımızdaki rolüne bağlı olması mantıklı çünkü bu unsurlar, o kişinin bizim üreme başarımız üzerindeki etkisini belirliyor.
Ve gerçekten de durum bu. Anne, bebeğini kendi bebeği olduğu için sever. Tıpatıp aynı niteliklere sahip fakat başka birine ait bir bebek, annede aynı sevgiyi uyandırmaz. Sevgilerini en iyi veya en sevimli veya nesnel olarak en sevilesi bebeklere yönelten anneler, geride pek fazla gen kopyası bırakmış olmazlardı. Bu aynı zamanda bebek büyüyüp kötü bir insana dönüştüğünde bile annenin büyük olasılıkla onu sevmeye devam etmesinin de sebebidir.
Aynı şekilde partnerini büyük ihtimalle senin partnerin olduğu için, örneğin; onunla aranızda ilerlettiğiniz ilişki için, seviyorsun. (elbette birini sevmeni kolaylaştıran nitelikler ve ilişkiyi imkânsız hâle getiren kusurlara izin vererek.) Klon ya da “gelişmiş koca” aynı sevgiyi görmüyor çünkü gerçekte partnerin olan o değil. Eğer klonla aranda bir ilişki geliştirirsen belki zamanla onu da sevebilirsin ama ilişkiden öncesinde değil.
Peki, Harry ile Sally arasında ne oluyor? Harry, aslında Sally’yi aralarındaki yakın ilişki sebebiyle seviyor. Saydığı nitelikler, Sally’ye özgü olduğunu düşündüğü ve bu sayede sevdiği nitelikler. Bu nitelikleri muhtemelen öncesinde hiç sevmiyordu ve eğer onlar Sally’ye ait olmasaydı şimdi de sevmezdi.
6. Aşk Normları
Yukarısı aslına bakıldığında neden bazı insanları sevdiğimiz hakkında. Fakat belki de bir kişinin bir başkasını sevmesinin muhtemel olduğu durumlardan bağımsız olarak aşkın uygun olduğu zamana dair daha ileri giden bir soru vardır. Bazı durumlarda aşk yersizdir. Örneğin, Ted Bundy (1970’lerde 30’dan fazla kadını eğlencesine öldüren psikopat) cinayet için yargılanırken Bundy ile evlenen kadın büyük ihtimalle onu seviyordu ama bu aşk, ne yerinde ne de zamanında yaşanmış bir aşk değildi. Bundy, sevgiyi hak eden biri değildi.
Aynı sırada aşkı hak eden ama onu yaşamayan birçok insan var. “İyi nitelikler” kuramı belki de bizim için değil de bazı ahlaki açıdan mükemmel türler içindir. Ahlaken harika birisi, fiziksel olarak çekici olmayabilir veya arkadaş edinmekten çekiniyor olabilir, çok kısa olabilir, sosyal statüsü fazla düşük olabilir. İnsanlar doğa tarafından tasarlandığı ve doğa da iyiliği umursamadığı için, bu insanların hayatlarının tamamını aşksız geçirmesi pekala mümkündür.
Michael Huemer – “The Theory of Love”, (Erişim Tarihi: 24.07.2025)
Çevirmen: Zeynep Doğa Çetintaş
Çeviri Editörü: Emir Arıcı
