“Vergi hırsızlıktır” liberteryenler arasında popüler bir slogandır. Devleti, devlet dışı aktörlerle aynı ahlaki standartlara tabi tutmamız gerektiği düşüncesini yansıtır.
Diyelim ki yoksullara yardım eden bir hayır kurumu kurdum. Ancak yeterince insan kurumuma gönüllü olarak bağışta bulunmuyor; dolayısıyla pek çok yoksul insan açlık çekmeye devam ediyor. Bu problemi çözmek için sokakta maddi durumu iyi olan insanlara yaklaşmaya, onlara silah doğrultmaya ve paralarını istemeye karar verdim. Parayı hayır kuruma aktarıyorum ve en sonunda yoksullar doyuruluyor, giydiriliyor.
Vergilendirme neden hırsızlığın bir çeşidi olabilir?
Az önce verdiğim senaryoyu pratiğe geçirseydim ‘hırsızʼ olarak adlandırılırdım. Neden? Çünkü insanların mülklerini onların izni olmadan gasp etmiş olurdum. Hırsızlığın sözlük tanımı budur. ‘İnsanların mülklerini rızaları olmadan gasp etmek’ bu örnekte olduğu gibi şiddet tehdidi ile ele koymayı da içerir. Parayı bir kez rızasız bir biçimde ele geçirmemden sonra parayla ne yaptığım eylemin hırsızlık olduğu gerçeğini değiştirmez. Şu şekilde itiraz edemezsiniz: “Ah, parayı yoksul insanlar için mi kullanıyorsun? O zaman bu bir hırsızlık değildir.” Bunun sosyal açıdan faydalı bir hırsızlık olduğunu iddia edebilirsiniz ancak bu hâlâ bir hırsızlıktır.
Şimdi verdiğim örneği vergilendirme ile kıyaslayın. Devletin insanları vergilendirmesi şu demektir: Devlet her vatandaşından şiddet tehdidi ile para talep eder, eğer ödemezseniz devletin kolluk kuvvetleri sizi kodese mahkûm eder. Bu durumun insanların rızası olmadan onların mülklerini gasp etmek olduğu apaçıktır, dolayısıyla devlet hırsızdır. Ulaştığımız sonuç devletin gasp ettiği parayı iyi amaçlarla kullanması ile (tabii gerçekten bu amaçla kullanıyorsa) değişmeyecektir. Vergilendirme kamu yararı açısından yararlı bir hırsızlık çeşidi olabilir ama hâlâ hırsızlıktır.
Üç Karşı Argüman
Çoğu insan vergilendirmeyi hırsızlık olarak adlandırmaktan çekinir. Peki niçin böyle davranıyor olabilirler? Üç yaygın itirazı ele alacağız ve bu itirazlara verilebilecek bariz cevaplara göz atacağız.
İlk İtiraz
Vergilendirme hırsızlık değildir çünkü vatandaşlar vergi vermeyi kabul etmişlerdir. Bu bir “toplum sözleşmesi” argümanıdır, bu argümana göre vatandaşlar ile devlet arasında bir sözleşme vardır; vatandaşlar vergi vermeyi ve kanunlara itaat etmeyi kabul ederken karşılığında devletin korumasını almış olurlar. Devletin hizmetlerinden yararlanarak (yol, okul, polis vb.) ve devletin topraklarında yaşayarak toplum sözleşmesini kabul ettiğinizi ima etmiş olursunuz. [1]
İlk İtiraza Yanıt
Basitçe böyle bir sözleşme yoktur.[2] Devlet asla bir sözleşme hazırlamamıştır ve kimseye bir sözleşme sunmamıştır ve kimse de böyle bir sözleşmenin altına imza atmamıştır.
Yine de devletin hizmetlerinden yararlanmayan insanlar vergi ödemek zorunda olmasaydı devletin sunduğu hizmetleri kullanmak karşılığında para almanın meşru olduğu bir anlaşmayı işaret edebilirdi. Ama gerçekte devlet vatandaşlarından hizmetleri kullanıyor olsunlar yahut olmasınlar zorla vergi toplamaktadır.
Dolayısıyla, devlet hizmetlerinden faydalanıyor olmanız, vergi ödemeyi kabul edip etmediğinize dair hiçbir şey söylemez.
Kişinin “devletin topraklarında bulunması” da sözde toplum sözleşmesine rıza gösterildiğini göstermez. Çünkü devlet, sahip olduğunu iddia ettiği tüm arazilerin sahibi değildir, araziler çoğunlukla bireylere ait özel mülklerdir. Başkalarının kullandığı bir arazim varsa bu kişilerden bana para ödemelerini talep edebilirim ya da onları arazimden tasfiye edebilirim. Ancak kendi arazilerinde bulunan kişileri görürsem onlardan ya bana para ödemelerini ya da kendi arazilerini boşaltmalarını talep edemem; bunu yaparsam hırsız olurum.
İkinci İtiraz
Hükümet/devlet hırsız olamaz çünkü hükümet kanunlar yoluyla mülkiyet haklarını belirlemektedir. Devlet, vergi olarak ödemeniz gereken paranın aslında başından beri size ait olmadığını, o paranın aslında kendisine ait olduğunu belirten yasalar çıkarabilir.
İkinci İtiraza Yanıt
İkinci karşı argüman, devletin kanunlarından bağımsız olarak mülkiyet haklarının var olmadığını (i) ve devletin bir şeyin birine ait olduğunu iddia ederek meşru bir mülkiyet hakkı yaratabileceği (ii) iddiasına dayanmaktadır. Saydığım her iki ön kabule inanmak için de bariz bir gerekçe yoktur ve bunlara inanmak gayri sezgisel görünmektedir.
Herhangi bir devletin yetki alanı dışında ıssız bir bölgeye seyahat ettiğinizi ve orada topraktan geçinen bir keşişle karşılaştığınızı hayal edin, keşiş kendi yaptığı bir mızrakla avlanıyor ve bu durum merakınızı cezbediyor. Bölgeden ayrılırken keşişin rızası dahilinde olmadan yapmış olduğu mızrağı alıyorsunuz, bu durumda mızrağı “çaldığınızı” söylemek doğruymuş gibi görünüyor. Bu ilk ön kabulün yanlışlığını gösteriyor.
Şimdi kendinizi on dokuzuncu yüzyıl Amerika’sının güneyinde bir köle olarak hayal edin. Efendinizin rızası olmadan ondan kaçmaya karar verdiğinizi varsayalım. Eğer ikinci ön kabul (ii) doğruysa o halde efendinizin mızrak örneğindekinin aksine haklarını ihlal etmiş, yani kendinizi çalmış olursunuz. Unutmayın, böyle bir durumda sadece legal bir hakkı ihlal etmiş olmuyorsunuz; ikinci ön kabul doğruysa devlet kanunları aracılığıyla ahlaki hak ve yükümlülükler yaratıyor demektir, dolayısıyla efendinizin ahlaki haklarını da ihlal etmiş olursunuz. Verdiğim örnek ikinci ön kabulün (ii) akıl dışı olduğunu gösteriyor.
Üçüncü İtiraz
Vergiler devletin hukuk ve düzeni sağlamak için talep ettiği bedeldir. Vergiler olmasaydı devlet çökerdi, sonrasında tüm kamu düzeni bozulurdu ve böyle bir durumda elimizde hiç para kalmazdı. Devletin vergi alması hırsızlıkla aynı şey değildir çünkü hırsızlar değerli bir hizmet sunmazlar, üstelik devlet aldığı paranın bir kısmını kazanmamızı sağlar.
Üçüncü İtiraza Yanıt
Diyelim ki sizi silah zoruyla durdurup 20 dolarınızı alıyorum ve karşılığında da kitaplarımdan birini size veriyorum. Daha sonra beni silahsız gördüğünüzde, beni hırsızlıkla suçlayıp paranızı geri istiyorsunuz. Ben de “Hayır,” diyorum, “Ben hırsız değilim çünkü karşılığında size değerli bir şey verdim. Doğru, siz o kitabı hiç istememiştiniz ama bu iyi bir kitap ve verdiğim kitap 20 dolardan çok daha değerli.”
Birine böyle bir cevap verecek olsaydım bu cevap kafa karıştırıcı olurdu. Karşılığında size bir şey vermemin/hizmet etmemin önemi yok, kitabın gerçekten 20 dolardan daha değerli olup olmamasının da önemi yok. Önemli olan şey sizin rızanız dışında mülkünüzü sizden alıyor olmam.
Kitaptan büyük fayda sağlamanız da önemli değil. Varsayalım ki beni parayı geri almaya ikna edemediğiniz için kitabımı okumaya karar verdiniz ve kitap o kadar yararlı tavsiyeler içeriyordu ki benim eylemimden önceki durumunuza kıyasla çok daha iyi bir duruma (maddi açıdan da dahil) geldiniz. Bunların hiçbiri benim bir hırsız olduğum gerçeğini değiştirmez. Eylemlerin zaman sırası da önemli değildir; size önce istemediğiniz kitabı verirsem, sonra kitaptan maddi olarak fayda sağlamanızı beklersem ve ardından kazandığınız paranın bir kısmını zorla alırsam, yine de bir hırsız olurum.
Vergi Almak Hırsızlıksa Ne Olmuş?
Vergilendirme hırsızlıksa bu durumda tüm vergileri kaldırmamız mı gerekir? Öyle olmak zorunda değil. Bazı hırsızlıklar haklı gerekçelere sahip olabilir. Hayatta kalmak için bir somun ekmek çalmak zorunda kalırsanız bunu yapmanız durumunda iyi bir gerekçeye sahip olursunuz. Benzer şekilde, kamu düzeninin çökmesi gibi korkunç bir sonucun önlenmesi için gerekliyse devletin vergi alması da mazur görülebilir.
Öyleyse vergi almanın hırsızlık olup olmamasının ne önemi var? Çünkü hırsızlık haklı gösterilebilirse de genellikle haksızdır. Çok iyi bir neden olmadan çalmak yanlıştır. Nelerin yeterince iyi nedenler olduğu bu kısa makalenin muhtevası dışındadır. Ancak bir örnek olarak duvarınız için güzel bir tablo satın alabilmek için para çalmanız iyi gerekçeli bir hırsızlık türü değildir. Benzer şekilde, eğer vergilendirme hırsızlıksa o zaman bir sanat müzesinin masraflarını karşılamak için insanlardan vergi almak muhtemelen yanlış olur.
Başka bir ifadeyle “vergi hırsızlıktır” tezi, vergilerin haklı kullanımına ilişkin sorgulama yaptırma etkisine sahiptir. Devlet bir şeye (sanata destek, uzay programı, ulusal emeklilik programı vb.) para harcamayı planladığında, şu soru sorulmalıdır: Bu tür bir programı finanse etmek için insanlardan para çalmak meşru mudur? Değilse vergi hırsızlık olduğu için o programı yürütmek amacıyla insanlardan vergi almak meşru değildir.
Kaynakça
- 1. Bkz. Michael Huemer, The Problem of Political Authority (New York: Palgrave Macmillan, 2013), 3-4, 154.
- 2. Bkz. John Locke, Second Treatise of Government, ed. C.B. Macpherson (Indianapolis, Ind.: Hackett, 1980; originally published 1690), esp. sections 120-1.
- 3. Toplum sözleşmesi teorisiyle ilgili problemler, Huemer’in The Problem of Political Authority adlı eserinin 2. bölümünde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
- 4. Bkz. Liam Murphy and Thomas Nagel, The Myth of Ownership: Taxes and Justice (Oxford: Oxford University Press, 2002), p. 58.
- 5. Bkz. Murphy and Nagel, op. cit., pp. 32-3; Stephen Holmes and Cass Sunstein, The Cost of Rights: Why Liberty Depends on Taxes (New York: W.W. Norton, 1999), ch. 3. Daha ayrıntılı bir yanıt için bkz. Michael Huemer, “Is Wealth Redistribution a Rights Violation?” in The Routledge Handbook of Libertarianism, ed. Jason Brennan, David Schmidtz, and Bas van der Vossen (Routledge, forthcoming).
Michael Huemer – “Is Taxation Theft?”, (Erişim Tarihi: 20.08.2026)
Çevirmen: Seyitali Emir Ongur
Çeviri Editörü: İzzet Can Kalender
