Önde gelen bir anarşist ve devrimci düşünür olan Mikhail Bakunin, bizzat Karl Marx ile uzun süreli tartışmalara girdiği, birkaç kez hapis yattığı ve kaçak yıllar geçirdiği çalkantılı bir hayat yaşamıştır. Belki de en çok “Yıkıma olan tutku aynı zamanda yaratmaya olan tutkudur” aforizmasıyla tanınan Mikhail Bakunin, 19. yüzyılın en önemli anarşist ve devrimcilerindendi. O zamanlardan bu yana büyük ölçüde tanınırlığı azalmıştır. Bu nedenle bu makalede, Bakunin’in eserlerini ve hayatını, özellikle otorite hakkındaki görüşlerine ve Karl Marx ile arasındaki tartışmaya değinerek keşfedeceğiz.
Mikhail Bakunin’in Erken Yaşamı: Aristokrat, Asker ve Filozof
30 Mayıs 1814 yılında doğan Mikhail Bakunin, Rus bir devrimci, anarşist ve yazardı. Tıpkı Rus bir anarşist olan dostu Pyotr Kropotkin gibi Bakunin de varlıklı bir toprak sahibinin oğluydu ve gelişim çağını prestijli bir askeri akademide topçu subayı olmak için eğitilerek geçirdi. Çarlık Rusya’sında bu alışılagelmiş bir durumdu; devrimcilerin çoğu soylu sınıftandı.
Ordu hayatından tatmin olmayan Bakunin, 24 yaşındayken kendini başta Johann Fichte ve Friedrich Hegel olmak üzere felsefe çalışmalarına adadı. Mikhail Bakunin’in Hegel üzerine olan çalışmaları, onun Karl Marx’ın da bizzat dahil olduğu radikal bir grup olan Genç Hegelciler’e katılmak üzere Berlin’e seyahat etmesine ve Rusya’yı terk etmesine yol açtı. Bakunin, hayatının geri kalanı boyunca yazmaya devam edeceği devrimci yazılarına Almanya’da başladı. Almanya’nın Dresden şehri, İsviçre ve Belçika’da zaman geçirdikten sonra Paris’e yerleşti ve burada hem Pierre-Joseph Proudhon hem de Karl Marx ile tanıştı.
Devrimci Bakunin
Bakunin, diğer bir anarşist arkadaşı Pyotr Kropotkin’in aksine akademisyenden çok bir devrimciydi (Honderich, 1995, s. 77). Bakunin, tutarlı ve sistemli bir teori bütünü geliştirmedi; bunun yerine broşür yazarı ve polemikçi rollerini tercih ederek dikkatini belirli sorunlara yöneltti. Ancak anarşist gelenek içindeki mirası; coşkulu kişiliği, çağdaşlarıyla yürüttüğü polemikler ve Avrupa genelinde aralıksız yürüttüğü taban örgütlenmesi sayesinde güvence altına alındı.
Paris’te bulunduğu dönemde Bakunin, 1848 Devrimi’nin içine sürüklenmişti. Ancak aynı dönemde yaşadıkları ve otorite karşıtı hareketleri karakterize etmeye başlayan artan şiddet -Proudhon’un aksine- Bakunin’i uzaklaştırmadı. Aksine, işçi sınıfları tarafından gerçekleştirilecek şiddetli devrimi, daha adil bir dünya yaratmanın başlıca yollarından biri olarak gördü. Bu amaçla Bakunin, Paris’ten doğuya doğru seyahat ederek 1848 Devrimi’nin Avrupa’ya yayılmasını sağlamak için devrim ateşini körüklemeye çalıştı. Onun yakalanmasına ve Rusya’da uzun süre hapsedilmesine yol açan da işte bu devrimci faaliyetlerdi.
1857’de salınan Bakunin, Polonyalı bir tüccarın kızı Antonia Kwiatkowska ile evlendiği Sibirya’ya sürgün edildi. Ancak Bakunin burada da uzun süre kalmadı; ticareti bahane etmesi üzerine 1861 yılında güneye seyahat etmesine izin verildi ve Japonya’ya doğru giden bir Amerikan gemisine bindi. Bunun ardından Londra’ya yelken açmadan önce Boston, Cambridge ve Massachusetts’te vakit geçirdi. Londra’da geçici bir süreliğine kaldıktan sonra, gizli devrimci cemiyet ağlarını organize ettiği ve tanınmasının başlıca sebebi olan anarşist düşüncelerini geliştirdiği yerler olan İtalya ve Cenevre’de zaman geçirerek gezgin hayatına devam etti.
Bakunin ve Marx
Hayatının daha sonraki döneminde Cenevre’de Bakunin, 1864 yılında Londra’da kurulan ve sosyalist topluluklardan oluşan bir federasyon lehine kapitalist devletleri ortadan kaldırmayı amaçlayan, proletaryanın uluslararası bir federasyonu olan Birinci Enternasyonal’e katıldı. Bakunin ve Marx’ın tartışmaları 1868 ve 1872 yılları arasında gerçekleştirilen buluşmalar esnasındaydı.
Proudhon gibi Bakunin de Marx’ın otoriterizmine, politik merkezileşmeye karşı olumlu bakış açısına ve devrimlerin sosyalizme ulaşmak için devletin gücünden yararlanmaya zorunlu olduklarına dair ısrarlarına itirazlarda bulunuyordu. Bakunin siyasal gücün ister burjuvazinin ister proletaryanın elinde olsun, doğası gereği baskıcı olduğunu savunuyordu. Bu nedenle yasama faaliyetlerine katılmak, devrimcilerin karşı çıkmayı amaçladıkları baskıyı sürdürme riskini taşır.
Bakunin’in sosyalist anarşizm vizyonunu gerçekleştirebilmek için devleti gecikmeden devirmemiz gerekir. Aksi takdirde herhangi bir devrim, nihayetinde devrilmesi gerekecek yeni bir egemenlik biçimine dönüşme olasılığı taşır.
Bakunin ve Otorite
Mikhail Bakunin, “Otorite Nedir?” başlıklı makalesinde, oy kullanmanın ve siyasal katılımın devrimi başlatmanın bir yolu olmasını son derece eleştirel bir yerden değerlendirir; ki bu da daha sonralarda anarşist düşüncenin temel inanışı olarak benimsenmiştir. Evrensel oy kullanımına erişilse ve üstelik tüm yetişkinler oy kullanabilse bile, bu tamamen politik despotluk ve baskıcılığı bitirmeyecektir. Çok geçmeden, etkili bir şekilde siyasal bir aristokrasi ya da oligarşi oluşturan bir politikacılar sınıfı ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak, anarşistler şunları yapmalıdır:
…tüm yasaları, tüm otoriteleri ve her türlü ayrıcalıklı, yetkili, resmi ve yasal etkileri reddetmelidirler, hatta evrensel oy hakkından kaynaklananları bile, çünkü bu tür etkilerin her zaman egemen olan, sömüren bir azınlığın lehine dönüp; büyük ve boyun eğmiş çoğunluğun çıkarlarına karşı kullanılacağına inanırlar. İşte bu anlamda biz gerçekten anarşistiz. (Bakunin, 1870,p.35)
Bakunin, gerçek özgürlüğün sosyalist veya kapitalist olsun, devletle uyumsuz olduğunu savunur. İnsanların hayatlarının ne kadar birbirine bağlı olduğu göz önüne alınsa da, basitçe herkesin kendi istediğini yapması genelin gerçek özgürlük anlayışıyla bağdaşmaz. Birtakım koordinasyonlar gereklidir; ancak bunu insanların özgürlüklerini ihmal etmeden ve diktatörlüğü sürdürmeden yapmak gerekir. Bakunin’e göre bunun çözümü, özel mülkiyetin olmadığı, her bireyin gönüllü işbirliğine dayalı olarak kolektif iyiliğe katkı sağladığı ve hükümetin dışında kaldığı bir sistemin oluşturulmasına yönelik çalışmalarda yatar (Honderich, 1995, p. 77).
Bakunin, siyasal otoriteyi reddetmesinin tüm otorite biçimlerini reddetmek anlamına gelmediğini de hemen ekler:
Çizmeler söz konusu olduğunda konuyu ayakkabıcıya bırakırım; evler, kanallar ya da demiryolları söz konusu olduğunda ise mimara ya da mühendise danışırım. Her özel bilgi alanı için uygun uzmana başvururum. Ancak ne ayakkabıcının, ne mimarın ne de bilim insanının bana otorite kurmasına izin veririm.
(Bakunin, 1970, s. 32)
Bakunin’in görüşüne göre kilit nokta, belirli bir alanda uzmanlık yetkisine sahip olanların bu yetkiyi tüm alanları kapsayacak genel bir otoriteye dönüştürmemelerini sağlamaktır. Birinin otoritesine boyun eğdiğimizde, özgürlüğümüzü korumak adına bunu ancak kendi akıl süzgecimizden geçirdiğimiz için yapmalıyız. Eğer teslimiyetimiz gönüllüyse ve en yetkin kişinin kim olduğuna dayanıyorsa:
Herkes yönlendirici birer otoritedir ve sırası geldiğinde herkes yönlendirilir. Bu yüzden sabit ve süregelen bir otorite yoktur; bunun yerine karşılıklı, geçici ve her şeyden önemlisi, gönüllü bir otorite ve tabi olma halinin sürekli değişimi söz konusudur. (Bakunin, 1970, s. 33)
Mikhail Bakunin – Tanrı ve Devlet
Paul Avrich’in Tanrı ve Devlet’e yazdığı önsözde belirttiği gibi, bu eser okuması kolay bir metin değildir. Yazarının ölümünden sonra yayımlanan kitap; tamamlanmamış, kendini tekrar eden, kötü organize edilmiş, gereksiz konu sapmalarıyla dolu (Bakunin, 1970, s. vii) ve uzun dipnotlara sahiptir. Buna rağmen, içerdiği çarpıcı fikirler sayesinde eserin Bakunin’in en sık okunan ve alıntılanan çalışması olmasını sağlamıştır.
Tanrı ve Devlet’te Bakunin, sıradan halkı sömüren tüm gruplar arasında başlıca köleleştiricilerin kilise ve devlet olduğunu savunur. Bakunin’e göre insanlık için özgürlük ve eşitliğin önemini reddetmek dinlerin özünde vardır. Eğer Tanrı efendiyse, insanlar da köledir. Voltaire’in ünlü “Tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi” sözünü tersine çeviren Bakunin, şu sonuca varır:
“Eğer Tanrı var olsaydı, onu ortadan kaldırmak gerekirdi.” Bu nedenle Bakunin’e göre gerçekten özgür olabilmek için insanların gerçek dünyada hem dini inancı hem de siyasal otoriteyi reddetmesi gerekir.
Bu nedenle Bakunin’e göre gerçekten özgür olabilmek için insanların gerçek dünyada hem dini inancı hem de siyasal otoriteyi reddetmesi gerekir.
Mikhail Bakunin – Devletçilik ve Anarşi (1873)
Teknik olarak tamamlanmamış olsa da, Devletçilik ve Anarşi, Bakunin’in genellikle fragmanlar hâlinde günümüze ulaşan diğer pek çok eserine kıyasla daha bütünlüklü bir yapı sunar. Bakunin’in sağlığında tamamladığı son büyük çalışması olan bu eser, Marksizm’e ve sosyalizmi tesis etmenin bir aracı olarak devletin kullanılmasına yönelik eleştirilerini yeniden dile getirir. Aynı zamanda kitap, Bakunin’in kendi anarşist görüşlerinin en kapsamlı taslağını içerir.
Meşhur Fransız Devrimi sloganı “Liberté, égalité, fraternité” (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) temelinde Bakunin, gerçek özgürlük ve eşitliğin ancak kardeşlik, yani dayanışma üzerine yeniden odaklanmakla sağlanabileceğini savunur. Kropotkin gibi Bakunin de, dayanışmanın insan doğasının ayrılmaz bir parçası olduğunu, ancak bunun toplumsal ve siyasal koşullar tarafından bastırıldığını düşünüyordu. Bu dayanışmanın gelişebilmesi için onu sınırlayan yapıların ortadan kaldırılması gerekir. Bu doğrultuda Bakunin, “aşağıdan yukarıya” örgütlenen, küçük ve gönüllü topluluklardan oluşan ve ihtiyaç duyuldukça birbirleriyle federasyonlar kuran bir toplum modeli önerir.
Bakunin, devrimin öncüsü olması gereken kent proletaryasına dayanan Marksist görüşü örtük biçimde reddeder. Ona göre kent proletaryası burjuva değerlerinden etkilenmiştir. Bunun yerine Bakunin, devrimci potansiyelin en çok dışlanmış kesimlerde bulunduğunu düşünür ve umudunu özellikle Rus köylülerine ve kent dışındaki zanaatkârlara bağlar.
Referanslar
- Bakunin, Mikhail. (1970) God and the State. Dover Publications, New York.
- Kinna, Ruth. (2019) The Government of No One: The Theory and Practice of Anarchism. Pelican Books, London.
- Honderich, Ted. (1995) The Oxford Companion to Philosophy. Oxford University Press, Oxford.
- Kinna, Ruth. (2009) Anarchism: A Beginner’s Guide. Oneworld, Oxford.
Joseph T F Roberts – “Anarchism & Revolution: Who was Mikhail Bakunin?“, (Erişim Tarihi: 26.03.2026)
Çevirmen: Sudenur Aydoğan
Çeviri Editörü: Efe Aytekin
