Aynı Nehre İki Kez Girebilir misiniz?: Wittgenstein’a Karşı Herakleitos – David Egan

//
473 Okunma
Okunma süresi: 8 Dakika

Filozof Ludwig Wittgenstein bir keresinde arkadaşlarından birine şöyle demişti: “Ben dindar bir adam değilim, fakat kendimi, sorunlara dini bir açıdan bakmaktan alıkoyamıyorum.” Wittgenstein’ın dini bir  açıdan baktığını iddia ettiği bu sorunlar, dil ve mantığın teknik meseleleri olma eğilimindedir. Wittgenstein, felsefeye yönelmeden önce bir mühendis olarak eğitim aldı. Dolayısıyla dişlilerin, kaldıraçların ve makinelerin sıradan metaforlarını da edinmişti. Aynı zamanda Wittgenstein’ın yazılarında ‘transandantal’ kavramını bulduğunuz yerde, büyük olasılıkla ‘yanlış anlama’ ve ‘saçmalık’ kavramlarını da bulacaksınız. 

Wittgenstein, gözlerini yüksek gizemlere diken filozoflara yanıt verirken, inatla küçümseyici bir tavır alabilir. Şöyle düşünün: ‘Aynı nehre iki kez girilemez diyen kişi aslında yanılıyordu; aynı nehre iki kez girilebilir!’ Bu keskin ifadelerine bakıldığında Wittgenstein’ın, dindar bir düşünürden çok, katı bir literalist gibi göründüğünü söyleyebiliriz. Ancak bu söz yakından incelendiğinde, yalnızca Wittgenstein’ın “dini bir bakış açısı” ile ne demek istediğini göstermekle kalmaz, aynı zamanda Wittgenstein’ın düşünürlüğündeki dindarlığın boyutlarının nasıl çarpıcı bir özgünlükte olduğunu da ortaya çıkarabilir.

Nehirler hakkındaki bu yorumu yapan kişi, aynı anda hem Presokratik hem de postmodern bir filozof olan Herakleitos, New Age websitelerinde yanlış, herkes tarafından ise bağlamı dışında aktarıldı. Bunun sebebi, onun külliyatına dair elimizde bulunan tek şeyin kopuk kopuk fragmanlar olmasıdır. Herakleitos’un yapamayacağımızı düşündüğü şey nedir? Açıkçası bir nehir kıyısını, ayağımı içeri sokup tekrar geri çıkartıp çırpabilirim. Fakat nehir an be an aynı nehir mi ayağımın üzerinden akan sular okyanusa karışırken, nehrin kaynağından yeni sular akacak, ve hiçbir su aynı kalmayacakve ben aynı kişi miyim?

Herakleitos’un bir okuması bize, onun mistik bir mesaj iletmeye çalıştığını  düşündürür. Bahsi geçen kelimeyi, yani nehri, sürekli akış halinde olan bir şey hakkında konuşmak için kullanırız ve bu da bizi şeylerin olduğundan daha sabit olduğunu düşünmeye sevk edebilir gerçekten de, sabit şeyler olduğunu düşünmeye. İsme dayalı [noun-bound][1] olan dilimiz, varoluşun durmak bilmeyen akışını yakalayamaz. Herakleitos da dilin, gerçekliği resmetme konusunda yetersiz bir araç olduğunu söyler.

Wittgenstein’ın felsefi söylemlerimizin çoğunda ilgi çekici bulduğu şey, son derece önemli görünseler de, söylemlerimizin herhangi bir şeyde ne gibi bir fark yarattıklarının belirsiz olmasıdır. Örneğin Herakleitos’un bir öğleden sonrasını değişimin imkansız olduğunu söyleyen arkadaşı Parmenides ile birlikte bir nehrin kıyısında geçirdiğini (ya da isterseniz nehrin akışına benzeyen sürekli değişen durumları) hayal edin. Bahsi geçen nehrin çok mu ya da tek mi olduğu hakkında hararetli bir tartışmaya girebilirler, fakat daha sonra ikisi de yüzmeye gidebilir, kendilerini ferahlatmak için soğuk bir içecek alabilir, veya biraz balık tutmak için balıkçı çizmelerini giyebilirler. Ve onların metafizik bağlılıkları bu faaliyetleri en ufak bir şekilde etkilemez.

Wittgenstein, insanların söylediklerini bir oyunun hamlelerine benzeterek bu tür tartışmalar hakkında daha net olabileceğimizi düşünür. Tıpkı bir satranç oyunundaki her hamlenin oyunun durumunu değiştirmesi gibi, her konuşma hamlesi de onun ‘dil oyunu’ olarak adlandırdığı  oyunun durumunu değiştirir. Konuşmanın amacı da, bir satranç taşını hareket ettirmenin amacı gibi, bir şeyler yapmaktır. Ancak bir hamlenin o oyunda hamle olarak sayılabilmesi için kuralların [stage-setting] belirlenmiş olması gerekir. Bir satranç oyununu anlamlandırmak için atları fillerden ayırt edebilmeniz, farklı taşların nasıl hareket ettiğini vs. bilmeniz gerekir. Oyunun başında taşları tahtaya yerleştirmek bir hamle dizisi değildir. Bu, öncelikle oyunu mümkün kılmak için yaptığımız bir şeydir.

Wittgenstein’a göre dilin kafamızı karıştırmasının bir nedeni, kural-koyma ve yer belirleme etkinliklerinin dil oyununun gerçek hareketleriyle aynı ortamda, yani sözcüklerde gerçekleşmesidir. ‘Nehir kıyılarından taşıyor’ ve ‘Nehir sözcüğü bir isimdir’ cümlelerinin her ikisi de gramer açısından sağlam cümlelerdir ancak, yalnızca ilki bir dil oyunu hamlesidir. İkincisi ise dilin kullanımındaki bir kuralı belirtir: ‘Fil çapraz hareket eder’ demek gibidir ve bu bir dil oyunundaki hamle değil, filin nasıl hareket ettiğinin gösterimi olan, satrançtaki bir hamledir.

Wittgenstein, Herakleitos ve Parmenides’in anlaşamadığı şeyin nehirle ilgili bir olgu değil, nehir hakkında konuşmanın kuralları olduğunu görmemizi ister. Herakleitos da yeni bir dil oyunu önermektedir: Nehir kelimesini kullanma kuralının aynı nehre iki kez girdiğimizi söylememizi yasakladığı bir oyun, tıpkı kendi dil oyunumuzun kurallarının aynı anın iki farklı zamanda gerçekleştiğini söylememizi yasakladığı gibi. Yaptığınız şeyin bu olduğunu açıkça sağlamanız koşuluyla, alternatif kurallar önermenizde yanlış bir şey yoktur. Eğer ‘Şah tıpkı vezir gibi hareket eder’ diyorsanız, ya satranç oyunu hakkında yanlış bir şey söylüyorsunuz ya da oyunun alternatif bir versiyonunu  ki bu alternatif işe yarar ya da yaramazöneriyorsunuz demektir. Herakleitos’un sorunu, kurallardan değil de, nehirler hakkında konuştuğunu sanmasıdır ki bu hususta açıkça yanılmaktadır. Aynı şekilde Wittgenstein’a göre felsefe yaparken sıklıkla düştüğümüz bir hata vardır: “Bir şey yaptığımızı sanırken, aslında yaptığımız şeyin başka bir şey olması”

Fakat nehirlerle ilgili açıklamayı naif bir hata olarak görmezden gelirsek, bundan hiçbir şey öğrenemeyiz. Wittgenstein’ın da dikkat çektiği gibi: Belli bir anlamda, felsefi sorunları çok fazla dikkate alamayışımızın nedeni, onların çok fazla hakikat içeriyor olmasıdır. Herakleitos ve Parmenides, metafiziksel farklılıklarının bir sonucu olarak farklı bir şey yapmış olmayabilirler,  ancak bu farklılıklar, yaptıkları her şeye karşı son derece farklı tutumlar sergilediklerinin bir göstergesidir. Bu tutum derin ya da sığ, cesur ya da çekingen, minnettar ya da aksi olabilir, ama doğru ya da yanlış değildir. Benzer şekilde, oyunun kuralları da doğru ya da yanlış değildir oyun içindeki hamlelerin doğru ya da yanlış olduğunu belirlememizi sağlayan ölçütlerdir ancak hangi oyunların oynanmaya değer olduğunu düşündüğünüz ve oynarken kurallarla nasıl bir ilişki kurduğunuz, sizin hakkınızda çok şey söylemektedir.

Bu durumda bizi -ve Herakleitos’u- tutumun bu şekilde ifade edilmesini metafiziksel bir olgu olarak görmeye yönelten nedir?  Herakleitos’un dil oyunlarımızı yeniden düzenlemek istediğini hatırlayın, çünkü Herakleitos dil oyunlarımızı şeylerin gerçekte nasıl olduğunu yansıtamadığını düşünür. Ve dil oyunlarımızın nihai bir gerçekliği az ya da çok yansıtmaya muktedir olup olmadığını belirlemek için ne yapmanız gerektiğini de göz önünde bulundurun. Bu durumda iki şeyi karşılaştırmanız gerekir: dil-oyunumuz ve onun temsil etmesi gereken gerçeklik. Başka bir deyişle, kendimize temsil ettiğimiz gerçeklik ile, tüm temsillerden azade gerçekliği karşılaştırmanız gerekir. Fakat bu hiçbir anlam ifade etmiyor: Şeylerin nasıl göründüğünü tüm temsillerden bağımsız olarak kendinize nasıl temsil edebilirsiniz?

Kendi derimizin dışına adım atma arzusu, hatta böyle bir şeyi başarabileceğimize dair eğilimimiz, insanlığın derin bir özlemi olabilir. Bedensel, zamana bağlı varoluşumuz tarafından kapana kısılmış hissedebiliriz. Bu sınırlardan kurtulmaya çalışan bir tür dini bir dürtü var: Sonlu benliklerimizi aşmaya ve sonsuz olanla temas kurmaya çalışmak. Fakat Wittgenstein’ın dini dürtüsü ise bizi tam tersi bir yöne iter: Aşkınlık arzumuzu tatmin etmeye değil, bizi bu arzudan tamamen uzaklaştırmaya çalışmak. Onun sunduğu bu özgürlük, sınırlı benliklerimizden kurtuluş değil, sınırlı benliklerimiz için bir tür özgürleşmedir.

Wittgenstein’ın Herakleitos hakkındaki sözleri felsefesini olgunlaştırdığı 1930’ların başında yazılmış bir metinden alınmıştır; bu metin ölümünden sonra “Felsefi Soruşturmalar” (1953) adlı eserinde yayımlanmıştır. Bu geç dönem çalışmasını -Felsefi Soruşturmalar- özel kılan şeylerden biri, her soruna “dindar” bir bakış açısıyla bakan Wittgenstein’ın, pratik zekalı mühendis Wittgenstein ile birleşme şeklidir. Wittgenstein’a göre metafiziksel spekülasyonlar, dilin mekanizmasından kurtulmuş ve çılgınca kontrolden çıkmış dişliler gibidir. Mühendis Wittgenstein ise mekanizmanın sorunsuz çalışmasını ister. Ve ruhani içgörü tam da burada yatar: Amacımız, doğru bir şekilde anlaşıldığında, aşkınlık değil, tam anlamıyla bir içkinliktir. Bu açıdan, Meister Eckhart’tan Zen patriklerine kadar mistiklerin ifade ettiği bir arzuya oldukça teknik ve kendine özgü bir yaklaşım sunar: Bir mükemmellik durumuna ulaşmak değil, zaten şu an hali hazırda bulunmakta olduğunuz yerin, ihtiyacınız olan tüm mükemmellik olduğunun farkına varmak.


[1][noun-bound] Bu kavramı “İsme dayalı” olarak çevirdim ancak daha açıklayıcı olması adına metinde geçen İngilizce karşılığını da ekledim.


David Egan – “Can you step in the same river twice? Wittgenstein v Heraclitus”, (Erişim Tarihi: 01.07.2024)

Çevirmen: Efecan Akdeniz

Çeviri Editörü: Emir Arıcı

Yararlanılan Kaynaklar:

Cambridge Dictionary, Oxford Dictionary, Tureng Dictionary


Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Bayes Teoremi ve Teizm Lehine İki Argüman – Musa Yanık

Sonraki Gönderi

Sınıf Neden ve Nasıl Hala Önemlidir? – Nick French

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü