Cinsellik Belası: Eşitsizliği Gerçekten Umursuyor muyuz? – Talha Gülmez

/
982 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Modern zamanlarda yaşıyoruz, bizler milenyum insanlarıyız. İndiriyoruz, yüklüyoruz, YouTube’da, youtuberları takip ediyor, Facebook’ta her şeyi kurtarıyoruz. Sosyal medyanın canına okuyoruz. A lâ Homo Siberus. Bu kendi başına iyi ya da kötü bir şey değil, sanırım. Fakat ayrı bir husus olarak, aynı zamanda cinselliğin de canına okuyoruz. Homo Siberus aynı zamanda hiper-seksi. İnternet ve teknoloji insanların kendine uygun partner bulma fırsatını artırdı, bu da internetin -en seksüel olmayan alanlarını bile- cinsel bir araca dönüştürmeye başladı. Bunun birçok insanın gerçekten işine yaradığı söylenebilir. Eğer görece yakışıklı yahut güzelseniz internet eşsiz fırsatlar sunuyor. Peki ya değilseniz?

Sanırım hikayenin asıl önemli kısmı burası. Cinsellik fırsatı arttıkça, ortalama altı ile ortalama ve üstü arasındaki insanların arasındaki eşitsizlik de artıyor. Bunun çok basit bir iktisadi açıklaması var: Ortalama ve ortalama üstü bireylerin arzı inanılmaz arttı , bu da en azından yerel olarak şansı olabilecek kişilere talebi aynı ölçüde azalttı. Artık insanlar birebir tanıdıkları çevreleriyle yetinmek zorunda değiller, aynı veya farklı şehirde ortalama ve ortalama üstü partner bulma fırsatları var. Bu puzzle’ın bir parçası. Diğer parçası ise sosyal medyanın içsel mekanizmasıyla alakalı.

Sosyal medyada insanlar kendilerini olduğu gibi göstermiyor, toplumsal istenirlik eğilimi (social desirability bias) nedeniyle diğerleri tarafından en çok takdir toplayacakları yönlerini gösteriyor. Kariyerlerinde, aile ve arkadaşlık ilişkilerinde, akademik ve entelektüel anlamda ne kadar iyi durumda olduklarını vurguluyorlar, fakat hayatlarındaki aksaklıklardan -özellikle takdir edilmeyecek veya direkt olarak kötü düşündürtecek-, bozukluklardan bahsetmiyorlar. Sosyal medyada karşımızdaki insanın “en iyi halini” görüyoruz, ki bu sık sık abartılmış oluyor. Bunun aksine biz kendimizin hem iyi hem kötü yönlerimizi biliyoruz, böylece kendimizi “tamamen, her alanda başarılı” bireylerle karşılaştırıp kötü hissedebiliyoruz. Cinsellik de hayatın en önemli parçalarından biri olduğu (ya da görüldüğü) için cinsel hayat başarı hikayeleri en çok anlatılan şeylerden oluyor, bu da bu kadar başarılı hayata sahip olmayanlar üzerinde olumsuz bir etkiye sahip oluyor.

Son zamanlarda toplumda yükselen müzmin bekarlık (incel) dalgasının en büyük kaynağı bu gibi görünüyor. Eskiden de çok iyi cinsel hayata sahip olmayan insanlar vardı ama en azından sürekli cinselliğe maruz kalmıyorlardı. Artık aynı insanlar sürekli olarak sahip olamadıkları fakat sahip olmak istedikleri bir hayat tarzıyla yüz yüze gelmek durumundalar. Bu da bu tür hayata sahip olanlara dair kıskançlıklarını, kinlerini tetikliyor. Tabur tabur mizojinler ve misandristler yaratıyor. İnternet forumlarında bir araya gelip hayatın ne kadar acımasız, adaletsiz olduğundan bahsediyorlar. Tabii, müzmin bekarların suçlu olduğu birçok durum var, fakat bu tamamen haksız oldukları anlamına gelmiyor. Ortada gerçekten gittikçe artan bir cinsellik eşitsizliği var, fakat bundan mustarip tarafa diğer eşitsizlik kurbanlarıyla aynı şekilde bakılmıyor. Ya yine diğer Homo Siberuslar tarafından eziklik ithamlarına maruz kalıyorlar yahut da bunun hayatın doğal akışı olduğu söylenerek görmezden geliniyorlar. Üzerinde konuşulmaya değer bile bulunmuyor.

Bu da bizi yazının başlığına getiriyor. Eşitsizlikleri ne kadar önemsiyoruz? Ya da bir eşitsizliği diğerinden önemsiz kılan ne? Sorunun yapabilecek bir şey olmaması olduğunu sanmıyorum, zira çözüm olup olmadığını bilmek için en azından tartışmaya başlamak gerek. Fakat bu bir problem bile görülmüyor ve konusu bile geçmiyor. Bundan birkaç ay önce değerli bir akademisyen olan Robin Hanson tam da bu konuda müzmin bekarları destekler gibi görünen bir yazı yazdığında ve çözüm önerileri sunduğunda (bu devlet tarafından yardımları da kapsıyordu) dört bir taraftan lince maruz kalmıştı. Bu konuların konuşulmaması, düşmanlıkla karşılanması toplum tarafından kabul gören tutum gibi geliyor. Belki de eşitsizlikler gerçekten o kadar umurlarında değildir kimsenin. İnsanlar maddi olarak kötü duruma düşme ihtimallerinin cinsel olandan daha yüksek olduğunu biliyorlar, bu yüzden de bir şahsi çıkar nedeniyle savunuyorlar sonucunu çıkarabilecek kadar veri var mı elimizde emin değilim, ama birinin neden ciddiye alınıp birinin alınmadığını açıklamaya başlamak için doğru yerlerden biri gibi görünüyor.

Günün sonunda ben de net bir sonuca ulaşmış değilim. Sadece ortada bir eşitsizlik olduğunu, bunun bazılarının hayatını olumsuz etkilediğini, bu yüzden ciddi bir problem olabileceğini biliyorum. Bir de belki de eşitsizliği (egality) değil de yeterliliği (sufficiency) konuşmamız gerekiyordur, asıl sorun eşitlik değil de bir tarafın yeterli imkanlara sahip olmamasıdır. Onun dışında ben de bu konuda kayıp bir durumdayım.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde İngilizce Öğretmenliği okuyor. Yoğunlaştığı alanlar ahlak ve siyaset felsefesi olmakla birlikte politik iktisat ve evrimsel ve bilişsel psikoloji de ilgisi kapsamına girmektedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Mezmurlar 22:1 Tanrım Neden Terk Ettin Beni? - Eren Gündemir

Sonraki Gönderi

Schellenberg’in İlahi Gizlilik Problemi’ne Plantinga’nın Dışsalcı Epistemolojisi Bir Yanıt Verebilir mi? - Musa Yanık

En Güncel Haberler Analitik Felsefe