Daha Çok Sayıda İnsan Down Sendromlu Çocuk Sahibi Olmayı Seçmeli – Chris Kaposy

//
360 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

9 yaşındaki oğlum Aaron, Down sendromlu. Aile fotoğraflarımıza bakarsanız, özel durumu (down sendromlu olması) hemen fark edilemeyebilir. Gözlük takıyor ve beyzbol şapkasını alnına kadar çekmeyi seviyor; ister istemez bu da gözlerinin karakteristik badem şeklini fark etmenizi zorlaştırıyor. İlk bakışta Aaron diğer 9 yaşındaki çocuklar gibi görünebilir ve açıkçası bu gayet de normal görünüyor, çünkü onun yaşamının büyük bir kısmı da akranlarınınki gibi aynı şeyleri yapmakla geçiyor: Spor yapmak, evcil hayvanlarla oynamak, okula gitmek, çizgi film izlemek gibi.

Down sendromlu bir çocuğun ebeveyni olarak, ABD’deki doğum öncesinde teşhisi konulan fetüslerin büyük bir kısmının kürtaj ile alındığını ilk duyduğumda telaşlandım. Burada sözünü ettiğimiz kürtaj yaptırma oranları %67 ile %90 > üzeri arasında değişmektedir. Fakat şöyle bir durup biraz düşündükten sonra, kaygı şeklindeki bu tepki çok anlamlı olmayabilir. Doğum öncesi teşhisinden sonra eşim ile birlikte Aaron’un ailemize katılmasını tercih etmiş olsa dahi, kimileri başka ebeveynler yapacağı aksi yöndeki bir tercihin Aaron’u veya ailemizi etkilemeyeceğini düşünebilir. Düşünsenize, niçin benim gibi biri, başka insanların da Down sendromlu bir fetüsü aldırıp aldırmaması yönündeki seçimiyle ilgilensin ki? Bu kişisel bir karar gibi görünüyor değil mi?

acheter kamagra en ligne

İlk başta telaşlanma halini üzerimden atamamıştım; fakat şimdi daha iyi anlıyorum.Diğer ebeveyn adaylarının seçimleriyle ilgili endişem, korumacı bir içgüdü.Kürtaj yaptırma kararının arkasındaki motivasyonların neler olduğunu merak ediyorum.Down sendroumlu bireylere yönelik önyargıların, bu türden kararların alınması üzerinde etkili olduğunu düşünmek için elimizde güçlü gerekçeler var.Ve unutmadan; insanlar Down sendromlulara karşı önyargılıysa, o halde bu türden tutumlar oğlumun refahını doğrudan tehdit etmektedir diyebiliriz.

Peki önyargının (karar almada) motive edici bir etken olduğuna niçin inanalım? İlk olarak; diğer olası açıklamalar ek mantıklı değil. Örneğin, Down sendromlu olmak kişinin kendini iyi ve sağlıklı hissetmesi (artık -refah- diyeceğiz) üzerinde olumsuz bir etki yaratmaz; bu görüş araştırmalarla da desteklenmektedir. Kaldı ki çoğu insanın Down sendromu ile refah seviyesi arasındaki bu ilişkiyi bildiğini düşünüyorum. Ne de olsa “Down sendromlu mutlu çocuk”, yaygın bir kültürel klişedir. İşte bundan ötürü insanlar, muhtemelen down sendromlu çocukların yaşam kalitesiyle ilgili endişelerden dolayı kürtajı seçmezler.

Benzer şekilde, Down sendromlu bir çocuğa ebeveynlik yapmanın aileler üzerinde olumsuz etkileri olduğuna yönelik kaygılar da aslında temelsizdir. Araştırmalar, bu tür ailelerin, özel bir engeli olmayan çocuklu aileler kadar istikrarlı ve sağlıklı olma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Ayrıca pek çok insan bu tür aileleri bilir ve onların sağlıklı olduğunu görür.

Kimileri, sağlık hizmetlerine kapsamlı erişimin olmadığı ABD gibi ülkelerde özel gereksinimli bir çocuğu dünyaya getirme ihtimalinin göz korkutucu olacağına dikkat çekmiştir. Elbette bu kaygı mantıklı görünüyor. Fakat öyle görülüyor ki güçlü bir sağlık sigortası olmadan, herhangi bir çocuğu dünyaya getirmek de göz korkutucu olurdu. Ama ABD’de dahi birçok insanın iyi bir sağlık sigortası vardır. Dolayısıyla söz konusu bu endişe, sağlık hizmetlerine kapsamlı erişimi olan büyük ebeveyn adayı grubu için geçerli görünmüyor.

Eğer bu motivasyonlar geçerli değillerse, down sendromu için yüksek orandaki kürtaj oranlarından başka bir güçlü sebep sorumlu olmalıdır. Önyargı bu konuda güçlü bir aday. Down sendromu bilişsel bir yetersizlik olduğundan dolayı, down sendromlu kişiler gündelik yaşamın tüm aktivitelerini kendi başlarına idame ettirme eğiliminde değildir. Batı kültürleri bağımsızlığı önemser ve bundan dolayı da yüksek düzeyde bağımlılığa sahip insanlar genellikle damgalanır.

Pek çok ülkede etkili olan ideolojiye göre; insanlar hükümetten yardım beklememelidir ve sosyal düzenlemeler vergi mükellefleri üzerinde bir yüktür. Bu türden yerleşik inançlar, bağımlılığa sahip insanlar için kolayca nefrete (ve önyargıya) dönüşebilir. Bağımlılığı olan insanlar karşı olan bu önyargı, eğer yaygınlaşıp kalıcılaşırsa üreme kararlarını da etkileme eğiliminde olacaktır. Bazıları özel gereksinimli çocuklardan daha bağımlıdır.

Bilişsel engelli kişilere karşı önyargının yaygın olduğu ve böyle algılanma eğiliminde olduğuna dair kanıtlar da vardır. Special Olympics organizasyonu, insanlardan konuşma kalıplarında “geç gelişmiş” ve “geri zekalı” gibi hakaretler kullanmaktan kaçınmalarını talep eden bir girişime öncülük etti. Bu türden saldırgan terimler, genellikle Hollywood filmlerinde ve popüler kültürün diğer kârlı üretimlerinde kullanılır. Bir örnek: Mark Wahlberg’in oynadığı Ted (2012) filmindeki bir karakter yaptığı şakada “s*kik geri zekalı” ifadesini kullanıyor. Bu “şaka” hiç kimsenin eleştirisine maruz kalmamış gibi duruyor: Çünkü film dünya çapında 550 milyon dolar hasılat elde etti ve stüdyo bir devam filmi daha çekti.

Önyargı, yaşamın birçok alanında zararlı sonuçlar doğurabilir. Aaron’ın gelişmek için nitelikli bir özel eğitim ve sağlık hizmetine ihtiyacı var. Büyüdüğünde, ona, onun için kullanılabilir müstakil ev seçeneklerinin sunulmasını istiyorum. Onun da arkadaşlara ihtiyacı var. Ancak ayrımcı tutumlar tüm bu şeyleri tehdit edebilir. Önyargının yaygınlaşmasına karşı koymadık adına daha fazla sayıdaki insan Down sendromlu çocuk sahibi olmayı seçmelidir. Topluluklarımızın, Aaron gibi farklılıkları ve bağımlılıkları olan insanları daha çok kucak açmasını istiyor ve umuyorum. Daha kucaklayıcı topluluklar oluşturmak için, Down sendromlu çocukları da kendi ailelerimize daha fazla davet etmemiz gerekli.


Not: Örtük önyargıyı daha iyi anlamak için şu çevirimizi okuyabilirsiniz.


Chris Kaposy – “More people should choose to have children with Down syndrome“, (Erişim Tarihi: 27.01.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Felsefe Müslümanların, Yahudilerin ve Hristiyanların Birbirine Benzerliğine İhtiyaç Duyduğunda – Peter Adamson

Sonraki Gönderi

Yeterli Kanıt Olmaksızın İnanmak Yanlış mı? W.K. Clifford’un “İnanç Etiği” – Spencer Case

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü