Yeterli Kanıt Olmaksızın İnanmak Yanlış mı? W.K. Clifford’un “İnanç Etiği” – Spencer Case

//
705 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Bazen biriyle tartışmaya son vermek için “Bu fikre sahip olmaya hakkınız var” deriz. Fakat bunu yapmak bu doğru mu? Her neye inanmak istiyorsak ona inanabilir miyiz?

İngiliz matematikçi ve filozof W.K. Clifford (1845-1879), “The Ethics of Belief” adı metninde bu sorunun yanıtının “hayır” olduğunu iddia ediyor. “Yetersiz kanıta dayanarak herhangi bir şeye inanmanın herkes için, her zaman ve her yerde yanlış olduğunu” savunuyor. [1]

Clifford “kanıt” derken, bir inancın gerçekliğine dayanan deneyimler ve akıl yürütmeyi kastediyor gibi görünüyor: Ona göre kanıt, bir inancın muhtemelen doğru veya yanlış olup olmadığını belirlemeyle ilgili verilerdir. [2] Şayet Clifford haklıysa, canımızın istediğimiz her şeye inanma hakkımız yoktur: Gerçekten de, eğer inandığımız şeyler için elimizde yeterli kanıtımız yoksa, belirli türden inançlara sahip olmak ahlaken yanlış olabilir. Bu yazımızda Clifford’un yaklaşımını inceleyeceğiz.

1. Gemi Vakası

Clifford, mevcut iddiasını savunmak için ilk olarak, okuyuculardan, gemisinin pahalı onarımlara ihtiyaç duyabileceğine dair elinde kanıtı olan bir armatör hayal etmelerini istiyor. Armatör söz konusu masrafı ödemek istemiyor ve bundan ötürü de hüsnükuruntuyla inanmak istediği şeye inanmak için kendini ikna ediyor. Clifford şöyle diyor:

Böylece (kendini ikna ettikten sonra) gemisinin tümüyle güvenli ve denize açılmaya elverişli olduğuna dair içten ve tatminkar bir kanaat edinmiş oldu; geminin uzaklaşmasını huzurlu bir şekilde gemideki sürgün yolcularının bilinmeyen yeni yuvalarına ulaşabilmesi için onlara iyi yolculuklar diledi; gemi okyanusun ortasında battığında kimseye bir şey anlatmayıp sigorta parasını aldı.

Armatörün, gemisinin denize açılmaya elverişli olduğuna dair inancı sağlam kanıtlara dayanmasına rağmen gemi yine de batsaydı bu bir talihsiz olurdu; fakat suçlanmayı hak etmezdi. Ancak demin ki durumda onu suçlu buluruz çünkü mevcut inancı, elindeki kanıtlara aykırı olarak oluşturulmuştu. Daha sağlam bir şekilde bilmeli veya en azından daha sağlam bir şekilde inanmalıydı: Kanıtlara karşı bir şekilde inanması yanlıştı.[4]

2. Bütün İnançlar Önemlidir

Armatörün ihmali özellikle kötü görünüyor; çünkü bu ihmalin sonucunda tam bir felaket doğmuştu. Fakat Clifford, yeterli olmayan kanıta inanmaya karşı olan etik ilkesinin, önemsiz görünenler de dahil olmak üzere tüm inançlar için geçerli olduğunu düşünmektedir. Şöyle yazıyordu:

Hiçbir gerçek inanç, ne kadar önemsiz ve bölük pörçük görünürse görünsün hiçbir zaman gerçekten önemsiz değildir: Bizi, kendi gibi olan diğer inançları kabul etmeye yönlendirirler ve kendilerine benzeyen eski inançları onaylayıp benzemeyenlerin kabul edilebilirliğini düşürürler. Ve böylece yavaş yavaş, en derindeki düşüncelerimize sirayet edip bir gün eyleme dönüşebilecek sinsi bir alışkanlık yaratır; karakterimiz üzerinde çok derin bir etki bırakırlar.

Clifford’a göre hiçbir inanç yalıtılmış ve soyu bir yapıda değildir: Her zaman için kendi entelektüel karakterlerimizi oluşturma sürecindeyiz. Tuttuğumuz takımın bir maç kazanma ihtimalinin yüksek olup olmadığı gibi bir şey hakkında dahi özensiz veya güdülenmiş bir akıl yürütmeye sahip olmak, bizi, daha önemli şeylere dair düşüncelerimizin altını oyacak kötü zihinsel alışkanlıklar edinme riskini sokar. Bundan ötürü de, kanıt olmaksızın inanmak veya mevcut kanıtlara rağmen inanmak her zaman için kendimiz ve başkaları için istenilmedik tehlikeleri de beraberinde getirir.

3. Bir Kamu Kaynağı Olarak Doğru İnançlar

Sahip olduğumuz inançlarımızın kişiye özel ve şahsi bir mesele olduğunu düşünme eğiliminde olsak bile; Clifford, hava ve suyun kamu kaynağı olması gibi “inanç … kendimiz değil, insanlık için bizimdir”[6] görüşünü savunur. “Epistemik Paydaşlıklar” (“epistemik” bilgi ile ilgili demektir) terimi, hepimizin topluca itimat ettiği müşterek bilgi ve güvenilir inanç oluşumu uygulamalarına atıfta bulunur.[7] Epistemik müştereklikler kapsamındaki yanlış ve gerekçelendirilmemiş inançlar bir tür kirliliktir. İçme suyu için kullanılan bir su kaynağına zehirli atık atmanın yanlış olması gibi, inançlarımızı makul bir şekilde idame ettirmeden epistemik müşterekliklere dahil etmek de yanlıştır.

Nasıl ki ihtiyaç sahiplerine iyilik yapma yönünde sorumluluklarımız varsa, aynı şekilde daha çok şey öğrenerek daha iyi akıl yürütme becerilerine sahip olarak da epistemik müşterekleri iyileştirme yönünde sorumluluklarımız olabilir. Diğer yandan açık bir şekilde temiz hale getirilebilen hava ve suyun aksine, epistemik müştereklerin ne kadar geliştirilebileceğinin bir sınırı yoktur.

4. İnanç Etiğini Uygulamak

İnanç etiğine göre hangi inançlarımızı (ve kaç tanesini) sorumluluklar kapsamına dahil edebiliriz? Pek çok insan siyaset, din, felsefe ve bilime dair güvenilir olduğunu düşündükleri inançlara sahiptir. Ancak dürüst olmak gerekirse, muhtemelen bu inançların çoğunun Clifford’un standartlarını karşılamadığı sonucuna varmamız gerek: Elimizdeki kanıtlar çoğu zaman o kadar sağlam ve güçlü değildir. Diğer yandan Clifford, neyin “yeterli kanıt” sayılacağına dair pek bir şey söylemiyor. Kaleme aldığı makalesinde söylediği şeyler, mevcut kanıtların bazen kabul edilebilir anlaşmazlıklara yer bıraktığını düşünmekle tutarlıdır. [8] Peki bu, her zaman için deli gibi kanıt aramamız gerektiği anlamına mı gelir? Hayır, her zaman için değil; Clifford’a göre, elimizde yeterli kanıtımız olana dek mevcut yargılarımızı askıya almakta her zaman özgürüzdür:

Fakat” diyor biri, “Ben epey meşgul biriyimdir; beni belirli türden sorular söz konusuyken tartışmaların doğasını anlamak veya herhangi bir seviyede yetkin bir yargıç olmak için gerekli olan çabayı göstermek için zamanım yok.

O halde, inanmak için de zamanı olmamalı. [9]

Bir konuya dair fazla bir şey bilmiyorsak, o konu hakkında kesin fikirlere sahip olmamamız gerekir (Bu yönde bir sorumluluğumuz vardır). İlgili konu hakkında daha fazla şey öğrenebiliriz veya zamanımızın başka bir şekilde harcanmasının daha iyi olduğuna karar vererek ilgili konuya dair daha fazla şey öğrenene dek mevcut yargılarımızı askıya alabiliriz. Güvenilir bilgiye dayalı bir görüş oluşturmak için elimizde yeterli kanıtımız olmadığı bir zamanda, durumun böyle olduğunu fark etmek disiplin gerektirir; inanç oluşturmadan önce elimizde sağlam kanıtlar olana dek beklemek zekice ve bilgecedir.

Kimileri, eyleme geçmek için kendinden emin inançlara sahip olmamız gerektiğini söylese de Clifford şunu gözlemliyor: Kendinden emin inançlar oluşturmak için çok fazla belirsizliğin olduğu durumlar söz konusuyken dahi “olasılıklara göre hareket edebiliriz”; yani, “… samimi ve titiz bir sorgulama alışkanlığının gündelik yaşamımızın faaliyetlerini sekteye uğratmasından korkmak için hiçbir sebebimiz yok.”[10]

5. Sonuç

İnançlar etik açıdan mühimdir: Nasıl davrandığımızı etkilerler ve ciddi ihmaller (veya büyük hatalar) genellikle yeterli kanıt olmaksızın inanmakla ilişkilendirilebilir. Eğer Clifford haklıysa, çoğumuz ve belki de ara sıra hepimiz ahlaki açıdan yetersiz kalıyoruz. Hepimiz, olmak istediğimiz kişi olmaktan ziyade armatör gibi davranıyor olabiliriz. Yine de inançlarımızı kanıtlara göz önüne alarak oluşturmaya karar vererek daha iyi hale gelebiliriz.

Dipnotlar

  • [1] Clifford, 1886, s. 175.
  • [2] “Epistemik gerekçelendirme” teorileri neye inanmamız ve neye inanmamamız gerektiği veya neye inanmakta haklı olduğumuzu gerçeğin peşinde olma, rasyonel inançlar ve bilgiyi göz önüne alarak epistemolojik bir perspektiften tespit etmeye çalışır. Delilcilik olarak isimlendirilen etkili bir epistemik gerekçelendirme teorisi, epistemolojik bir bakış açısından, sadece ve sadece elimizdeki kanıtlar tarafından desteklenen şeylere inanmamız gerektiği görüşüdür. Clifford’un “inanç etiği”, inançlarımızın delilci standart göz önüne alınarak gerekçelendirilmesi ve böylece de sağlam, yeterli kanıtlara dayandırılmasının etik bir zorunluluk olduğunu savunur. Delilcilik ve daha fazlası için bkz. Epistemoloji, ya da Bilgi Kuramı – Thomas Metcalf.
  • [3] Clifford, 1886, s. 164.
  • [4] Clifford, yetersiz kanıtlara inanmanın ahlaki açıdan yanlış olduğunu öne sürerken herhangi bir spesifik ahlak teorisine açıkça başvurmaz, ama yine de onun savunduğu pozisyon, genel olarak en iyi sonuçları üreten şeyi yapmakla sorumlu olduğumuzu savunan “Sonuççuluk” adındaki ahlaki kuram ile epey uyuşmaktadır. Çünkü Clifford ne de olsa, yetersiz kanıta inanmanın kötü sonuçlara yol açma eğiliminde olduğunu savunmaktadır. Sonuççuluk teorisine giriş için “Sonuçculuk – Shane Gronholz” yazısına bakınız. Bununla beraber, Clifford’un pozisyonu, farklı türden ahlaki teorilerle de desteklenebilir.
  • [5] Clifford, 1886, s. 169.
  • [6] Clifford, 1886, s. 170.
  • [7] Hrishikesh Joshi, Why It’s Ok to Speak Your Mind (2021) adlı metninde “epistemik müşterekler” kavramını daha da ileriye taşıyor.
  • Özellikle kabaca eşit derecede bilgili ve savundukları görüşleri için eşit derecede sağlam kanıtlara sahip görünüp aynı fikirde olmayan insanların durumu dahil olmak üzere; bir inancın doğru mu yoksa yanlış mı olduğu konusundaki anlaşmazlıklara nasıl bir çözüm sunulacağı meselesine daha yakından bakmak için Jonathan Matheson’ın “The Epistemology of Disagreement” metnine bakın. Burada söz konusu olan ana soru şu: Bu türden anlaşmazlıklar içerisindeysek, kendimize güvenerek inandığımız şeye inanmaya devam mı etmeli; inancımıza dair güvenimizi bir kenara bırakmalı ve belki de aynı fikirde olmadığımız kişi(ler)in inanç(lar)ını mı kabul etmeli, yoksa inancımıza dair bağlılığımızı bırakmalı ve ilgili konuya dair yargılarımızı askıya mı almalı (ve belki de daha fazla araştırmaya girişmeli) veya başka bir şey mi yapmalıyız?
  • [9] Clifford, 1886, p. 176.
  • [10] Clifford, 1886, pp. 177-178.

Refaranslar

İleri Okuma

İlgili Diğer Yazılar


Spencer Case – “Is it Wrong to Believe Without Sufficient Evidence? W.K. Clifford’s “The Ethics of Belief”, (Erişim Tarihi: 29.01.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve meta-felsefe ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Daha Çok Sayıda İnsan Down Sendromlu Çocuk Sahibi Olmayı Seçmeli – Chris Kaposy

Sonraki Gönderi

Bir Köpek Gibi Ölmek – Joseph Pierre

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü