Diğer Zihinler Problemi: Gülümseyen Kibar Zombilerin Rahatsız Edici Dünyası – Jonny Thomson

Ya yeryüzündeki düşünebilen tek kişi sizseniz?

//
390 Okunma
Okunma süresi: 12 Dakika

Diğer zihinler problemleri, yalnızca davranış ve beyanlardan çıkarsayabildiğimize göre insanların zihinlerinin (zihinsel deneyim ve yaşantılarının, bilinçlerinin) var olduğunu nasıl bilebileceğimizi sorar. John Stuart Mill, başkalarının zihinlerini benzetmeye dayalı olarak yoluyla bildiğimizi ileri sürmüştü; fakat bu güçlü bir argüman mıdır? Yapay zeka ve animasyon filmlerini düşünün mesela; hissedebilen bir yapıya sahipmiş gibi görünen varlıklara bilinçlilik atfetmek için elimizde ne gibi gerekçeler vardır?

Yeryüzünde sizin çektiğiniz boğaz ağrısı gibisini çeken başka biri daha yoktur.

Dün yan kapıdan Sylvie boğazının ağrıdığını iddia ettiğinde ona inanıp inanmadığından bile emin değilsin. Senin acı çektiğin gibi o da acı çekmiyor, değil mi? Dün, kapı komşun Sylvie, boğazının ağrıdığını söylediğinde ona gerçekten inanıp inanmadığından bile emin değilsin. Senin çektiğin şiddetli boğaz ağrısını o da çekiyor olamaz değil mi?

Peki ya Sylvie’nin duyguları hakkında sürekli yalan söylemediğini nereden biliyorsun? O biraz egoisttir, bu yüzden böyle olsa bile şaşırmazdınız. Bu tam da onun yapacağı türden bir manipülatif numara olurdu. Aynı durum kocası ve çocukları için de geçerli; hepsinin de iddia ettikleri gibi karmaşık zihinsel deneyimlere sahip olduklarını nereden biliyorsunuz? En iyi arkadaşınızı ve kardeşinizi düşünsene. Veya eşinizi! Onların da sizin sahip olduğunuz gibi zihinleri olduğundan nasıl emin olabilirsiniz ki? Felsefede bunun adı, “diğer zihinler” problemi olarak bilinir; yani en radikal şüphecilerden René Descartes’a kadar uzanan birçok filozof için en ciddi meselelerden biri.

Kesinkes Emin Olmanın Bir Yolu Yok

Diğer zihinler probleminin kökenleri epistemik şüpheciliğe kadar uzanır; bu, onun, filozofların epey sevdiği “Nereden/nasıl biliyoruz?” sorularından biri olduğu anlamına gelir. Yani, diğer insanların düşünceleri veya zihinleri olduğunu nereden/nasıl bildiğimizi sormamız gerekir.

Spesifik bir zihinsel durumun nasıl bir şey olduğunu bilmemizin tek yolu, ona sahip olmamızdır. Aşkın veya acı çekmenin ne olduğunu, onları deneyimlediğiniz için bilirsiniz. Daha önce yaptığınız için, bir şeyi hatırlamanın veya tek boynuzlu bir at çizmenin ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kendimizi dolaysız biliriz; Descartes bu fikri Meditasyonlar’ında popüler hale getirdiğinden beri kendi düşüncelerimize yönelik ayrıcalıklı ve birinci şahıs erişimine sahip olduğumuz üzerinde dururuz. Onun terminolojisiyle ifade edersek, “Zihin gözümü kendi üzerime çevirebilirim.” Fakat diğer insanların zihinsel durumları hakkında bu yol aracılığıyla bilgi edinemeyiz. (Henüz) çizgi roman mutantlarına veya Jedi ustalarına dönüşmemiş olan bizlerin sihirli bir gözü veya başkalarının düşüncelerini okumak için de telepatik yeteneği yoktur. Bundan ziyade dolaylı olarak, diğer insanların zihinlerinden anlam çıkarmaya ve var olduğunu varsaymaya bırakılmışızdır. Bunu yalnızca insanların attıkları acı çığlıkları, “bir şey istemek” için ellerini uzatmaları gibi davranışlara bakarak değil, aynı zamanda onların beyanlarına ve bildirimler veya tanıklıklara dayanarak da yaparız. Normal şartlar altında, birisi “boğazım ağrıyor” diyorsa; onun gerçek anlamda acı çektiğini varsayarız (tabii ki bu kişi eğer Sylvie değilse). Biri zihinsel bir deneyim yaşadığını beyan ettiğinde, kişinin gerçekten de o zihinsel durumu deneyimliyor olduğuna inanıyoruz.

Sizi Benzetmeye Dayanarak Bilmek

Problem şudur ki, bir başkasının düşünceleri ile onlara dair bilgimiz arasındaki uçurum, bu sinsi şüphe için yeterince alan sağlıyor. İlk olarak; davranışlarının okunması bazen eper zordur ve çoğu zaman birinin zihinsel durumuna yönelik yanıltıcı bir perspektif sunabilir. Stok fotoğraflar veya çizgi filmleri saymazsak; çok az insanın sinirlendiğinde yüzü kızarır veya üzgün olduğunda gözlerinden yaşlar akar. İkinci olarak, birinin hem beyanına hem de davranışına inanmak için elimizde ne tür gerekçeler vardır? Geçmişte hepimiz zihinsel durumlarımız hakkında kesinlikle yalan söylemişizdir (“Ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda “Şey, hiiç” diye cevap verdiğinizi hatırlayın). Başkalarının çoğu zaman yalan söylemediğine dair elimizde ne gibi kanıtlar vardır? Sahip olmadıkları zihinsel durumlara sahipmiş gibi davranan aktörleri veya animasyon karakterlerini görmek için TV’yi açmamız yeterlidir. Peki düşünceli olmak ile düşünceliymiş gibi olmak/görünmek arasındaki ayrımı nasıl yapabiliriz? Zihin sahibi olmak bazen bir taklit veya oyun olabiliyorsa, bunun ne zaman olmadığını söylemenin kesin bir yolu yoktur.

Bir başkasının zihninin var olduğunu bildiğimizi iddia etmemizin bir yolu benzetme yapmaktır. Bu, “Eğer X, bu açıdan Y’ye benziyorsa, muhtemelen diğer açılardan da Y’ye benzerdir” diyen bir yöntemdir. Bu yola İngiliz filozof John Stuart Mill’in diğer zihinleri açıklamak için başvurmuştu. Yani benim gibi insana benziyorsanız, benim gibi davranışlar sergiliyorsanız, benim gibi konuşuyorsanız, benimki gibi bir beyniniz varsa vb, o halde benim gibi düşüncelerinizin de/zihninizin de olması kuvvetle muhtemeldir. Bu argüman, bir olasılık hesabı olarak oldukça ikna edici olabilir, fakat radikal bir şüpheciyi tatmin etmesi pek mümkün değildir. Problem, analojilerin tekrarlanabilirliklerine veya sıklıklarına bağlı olarak güçlü veya zayıf olabilmesidir. Örneğin, uzun ve keskin dişleri olan birçok hayvanın etobur olduğunu biliyoruz. Bu varsayımın dağılım ve devamlılığı göz önüne alındığında, keskin dişleri olan keşfedilmemiş bir hayvanla karşılaşırsak, analojiye dayanarak onların da etobur olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Fakat konu “zihinler” ise bu veri zenginliğine sahip değilizdir. Aslına bakarsanız elimizde sadece bir örnek var; bizzat kendimiz. Bu yüzden de, tanıştığımız her insanda bilinen bir örnekten yola çıkarak tahminde bulunmak durumundayız. Bu durum pek güçlü bir benzetme değil gibi görünüyor.

Yapay Zeka ve Diğer Zihinler Problemi

Diğer zihinler problemi günümüzde yeni ve daha da yanıltıcı olacak bir biçimde ele alınmaktadır. Bir zamanlar yalnızca bilimkurgu ve hayal gücüyle ilgili olan olan şey, yani yapay zeka; giderek gerçek olmaktadır. Robotlar veya yapay zekalar, insanlarınkine ayırt edilemeyecek derecede benzeyen davranışlar sergilemeye başlarlarsa veya içsel bir zihinsel deneyimleri olduğuna dair beyan veya anlamlı belirti sunarlarsa, diğer insanlara yaptığımız gibi onların da zihinsel bir yaşamı olduğunu kabul etmeli miyiz? İşin tuhaf yanı, insan-olmayan zihinsel durumları reddetmek için genellikle bilinçli bir çaba gerekir. Bir zihin-sahibi olma durumuna şahit olduğumuzda, doğal olarak onun varlığını kabulleniyoruz. Şayet bunu yapmasaydık, Wall-E’den Pinokyo’ya kadar hiçbir animasyon filmi bizi meşgul edemez ve ilgimizi çekmezdi. Bu filmler ve TV şovları, tam da başkalarına zihin-sahibi özelliğini atfedilmemizden dolayı izlenebilirlerdir. Ve bunda yanlış olan şey tam olarak nedir? Ahmet amcanızın zihinsel durumlara sahip olduğunu, fakat Sonny, Ava veya Hal 9000’in olmadığını söylemenin felsefi veya başka bir gerekçesi var mıdır? Her iki duruma da şüpheyle yaklaşmak veya her ikisinin de zihinleri olduğunu kabullenmek iyidir, fakat birinin zihni olduğunu kabul edip diğerini kabul etmezsek bu tutarsız görünür elimizde sağlam gerekçeler olmalıdır.


Jonny Thomson- The problem of other minds: a disturbing world of polite, smiling zombies“, (Erişim Tarihi: 29.11.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Epifenomenalizm: Felsefedeki En Rahatsız Edici Fikirlerden Biri – Jonny Thomson

Sonraki Gönderi

Bu Kadar Ahlaki Görecelik Yeter: Bazı Kültürler Diğerlerinden Daha Kötüdür – Jonny Thomson

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü