Epifenomenalizm: Felsefedeki En Rahatsız Edici Fikirlerden Biri – Jonny Thomson

//
753 Okunma
Okunma süresi: 10 Dakika

Epifenomenalizm, bilinçli zihinlerimizin fiziksel dünyayı hiçbir şekilde etkilemediğine yönelik bir yaklaşımdır: Tam aksine, sahip olduğumuz düşüncelerimiz, beynimizin içinde meydana gelen fiziksel süreçlerin nedensel olarak alakasız bir yan ürünüdür. Epifenomenalizme göre, hepimiz araba kullanıyormuş gibi yapan çocuklar gibiyiz; araba kullanmak çok eğlenceli olabilir, fakat kontrol gerçekte bizde değildir.

Ya o kadar da önemli değilsek? Ya tüm düşünceleriniz, eşsiz duygularınız, devasa hayalleriniz ve derin korkularınız tamamen olağanüstü bir şekilde sandığımız kadar “temel” değilse? Tüm zihinsel deneyim ve içeriklerimiz; bedeninizin sizi hayatta tutmak ve işlerini yoluna koymak için gerekli olan önemli şeyleri yaparken öylece seyreden bir izleyiciden ibaret olabilir mi? Bir düşüncenin gerçek amacı nedir ki? İşte “epifenomenalizm”in görüşü tam olarak böyle bir şey ve bu yaklaşım felsefedeki en rahatsız edici fikirlerden biri olabilir.

Saatin Anlamsız Sesi

Herhangi bir günde binlerce karar alır ve sayısız eylem gerçekleştiririz. Yürümek için bacaklarımızı hareket ettirir, yemek için ağzımızı açar, arkadaşlarımıza gülümser ve sevdiklerimizi öperiz vb. Günümüzde bunların nörobilimsel ve fizyolojik bunun nasıl olduğunu tam ve eksiksiz bir şekilde anlatacak kadar bilgimiz mevcut. Bu bilimler sayesinde beynin aktive olan kısımlarını, sinir sinyallerinin vücutta alacağı yolu, kasların nasıl kasılacağını ve vücudun buna nasıl tepki vereceğini gösterebiliriz. Kısacası, yaptığımız her şeyin bütünlüklü bir fiziksel açıklamasını yapabiliriz.

O halde soru şu: Bilincimizin amacı tam olarak nedir? Şayet tüm davranışlarımızı isabetli bir şekilde (ya da filozofların söylediği şekliyle “yeteri kadar”) fiziksel nedenlerle açıklayabilirsek, o halde düşüncelerimizin geriye yapacak ne işi kalır ki? Antropolog Thomas Huxley, düşüncelerimizin çınlayarak ses çıkaran bir saate benzediğini ileri sürmüştür. Saat ses çıkarır, fakat onun için zaman fark etmez, çok önemli değildir. Aynı şekilde düşüncelerimiz ve sübjektif duygularımız da bize çok özel ve eşsiz güzellikte görünebilir, ancak bunlar tümüyle konuyla ilgisizdir.

Zihin-Beden Düalizmi

Tüm bu şeyler, zihin ile bedenin birbirinden farklı şeyler olduğu şeklinde felsefi bir yaklaşım olan düalizme yönelik temel bir problemden kaynaklanmaktadır. Bu görüşte sezgisel bir şey vardır. Ateş çıkaran bir nefesi ve kayış gibi kanatları olan uçan bir ejderha hayal ettiğimde bu; kertenkelelerin, (ateşli) mumların ve yarasaların fiziksel dünyasından tümüyle farklıdır. Veya diğer bir deyişle, kafanızın içinde olan şeylere parmağınızla dokunamaz ve onları bıçakla kesemezsiniz. Düşüncelerimizin aslında var olmadığına inanmaktan pek hoşlanmayız. Peki ama onlar tam olarak nedir?

Dualizmin problemi; zihinsel, fiziksel olmayan ve öznel bir şeyin nasıl olup da fiziksel dünyayı ve özellikle de fiziksel bedenimi etkileyebileceğini açıklamaktır. Fakat bu olmaktadır; yani örnek vermek gerekirse bir kek istersem elimi ona doğru uzatırım.

O halde soru şu; maddi olmayan, maddi olanı nasıl oluyor da etkiliyor? Bu “nedensel etkileşim problemi”nin çözümü kolay değildir ve bundan dolayı da kimi filozoflar epifenomenalist bir yanıtı tercih ederler: “Belki de zihinlerimiz hiçbir şey yapmıyordur.” Şayet zihinlerimizin fiziksel dünyadan tümüyle farklı bir şekilde var olduğu fikrini muhafaza etmek istiyorsak, o halde zihinlerimizin herhangi bir şey yaptıkları fikrini bir kenara bırakmamız gerektiği fikri makul olabilir.

Bütünleşik Bilgi Teorisi

Eğer durum böyleyse, bilincin amacı tam olarak nedir? Nörobilimci Daniel De Haan ile Giulio Tononi ve Peter Godfrey-Smith gibi felsefeciler bilincin en iyi şekilde “bütünleşik bilgi teorisi” ile açıklanabileceğini iddia ediyor. Bu teoriye göre bilinç, bilişsel süreçlerimizin toplamından – veya daha spesifik olarak Tononi’nin söylediği üzere “bir sistemin bilgiyi bütünleştirme kapasitesinden” ortaya çıkan şeydir. Diğer bir ifadeyle bilinç dediğimiz şey, duyusal girdileri senkronize etmek, belirli nesnelere odaklanmak, çeşitli bellek türlerine erişmek gibi zihnimizin yaptığı diğer tüm şeylerin katıksız bir ürünüdür. Zihin devasa bir ağın merkezinde yer alan bir denetleyici gibidir; ve yapması gereken tüm inanılmaz derecedeki kompleks şeylerin bir sonucu veya yan ürünüdür. Ancak bu tür bir “belirimci” teori (zihin kendi işlemlerinden “beliren veya ortaya çıkan şey” olduğu için böyle diyoruz) bizi, bazı epifenomenal problemlerle yüz yüze bırakır. Bu teori zihnin var olduğunu, fakat diğer fiziksel süreçler tarafından eksiksiz bir biçimde açıklanabileceğini öne sürüyor gibi görünüyor. Örneğin, Godfrey-Smith’in önerdiği gibi, bilincimizin karmaşık ve çeşitli duyusal girdilerimizin bir ürünü olduğunu kabul edersek, böylesi bir durumda bilinçli düşünce görme, koku alma, iç-duyum vb. gibi zaten gerçekleşen şeylerle ilgili denkleme aslında ne eklemektedir ki?

Benzetme yapacak olursak, eğer “trafik tıkanıklığı” yalnızca durmakta olan araba ve kamyon kuyruğu için kullanılan bir terimse, o halde “trafik tıkanıklığı” konsepti, tüm bu araçların henüz bize sunmadığı neyi sunmaktadır (veya fazladan neyi açıklamaktadır)? “Trafik tıkanıklığı”nın mevcut durumu izah etmede nedensel bir rolü yoktur.

Bu, bilincin değersiz olduğu veya bir hatadan ibaret olduğu anlamına gelmez. Nihayetinde, eğer bilinç olmazsa ben nem olmazdım, siz de siz olmazdınız. İstek ve irade hiç var olmazdı. Dünya da öyle. Bilinçsiz bir yaşamı hayal etmek bile mümkün değil. Epifenomenalizm, sinaptik kıvılcımlarımız ve nöronal etkileşimlerimiz gibi fiziksel olayların zihinsel olaylarımıza neden olduğuna (veya zihinsel deneyimlerimizi yarattığına) inanıyor. Fakat eğer epifenomenalist yaklaşım doğruysa, bu, düşüncelerimizin fiziksel dünyaya halihazırda var olmayan hiçbir şey eklemediği anlamına gelir: Ki buna göre de kafamızın içinde kilitli olmalıyız. Çünkü nihayetinde, tüm düşünceler ve duygular amaçsız veya saçmadır. Yani araba kullanıyormuş gibi yapan çocuklar gibiyizdir; bu çok eğlenceli olabilir ama aslında kontrol biz de değildir.

Jonny Thomson– “Epiphenomenalism: one of the most disturbing ideas in philosophy“, (Erişim Tarihi: 27.11.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kurtuluş Teolojisi’nin Meydan Okuması – Sam Haselby

Sonraki Gönderi

Diğer Zihinler Problemi: Gülümseyen Kibar Zombilerin Rahatsız Edici Dünyası – Jonny Thomson

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü