Felsefe Nasıl Yapılır? – Michael Huemer

/
543 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Bir öğrenci bana felsefeyi nasıl iyi şekilde yapabileceğimizi sordu. Önerebileceğim şeyler şunlardır:

A. Literatüre Doğru Miktarda Ağırlık Vermek.

Öğrenciler iki tane hataya düşüyorlar (bunlar genellikle farklı öğrencileri etkiliyor):

  1. Kimisi literatürü göz ardı ediyor. Mesele hakkında diğerlerinin de ne düşündüğünü göz önüne almadan yalnızca kendileri ne düşünüyorlarsa onu yazmak istiyorlar. (Bunun tipik bir örneği: Ayn Rand) Bunu yapmaktaki problemler: (1) Çoğu zaman diğer insanlar söylediğinize yakın bir şeyi hâlihazırda söylemiş oluyor … tek fark onların daha iyi bir iş çıkarmış olmaları, zira onlar konu üzerine daha uzun bir süredir çalışıyor ve görüşlerini diğer zeki insanların itirazları ve yorumları ışığında düzenlemiş oluyor. (2) Çoğu zaman, görüşünüze karşı, sizin daha önceden düşünmediğiniz ancak literatüre hâkim olan herhangi birisinin düşüneceği, sizin görüşünüzü çürüten yahut en azından çürütüyor gibi duran önemli itirazlar oluyor. Bu durumda, yaptığınız iş acemice ve okunmaya değmez olarak görülecektir (çünkü hakikaten de acemice ve okunmaya değmez olacaktır).
  2. Kimisi literatüre gereğinden çok odaklanıyor. Neredeyse tüm vakitlerini diğer insanların makalelerini ve kitaplarını okuyarak geçiriyorlar ve sorun hakkında kendilerinin ne düşündüklerini bilmiyorlar.  Tüm düşünceleri, temel problem hakkında olmaktansa diğer insanların düşünceleriyle alakalı oluyor. [Böylelikle] beraberinde (belki akademik literatüre uygun olsa bile) sıkıcı makaleler yazıyorlar. Örneğin Smith’in, Jones’un X’izm için olan ikinci argümanına olan itirazının, eğer ki Y’ci bir Z görüşünü varsayarsak argümanı çürütmekte başarısız olması hakkındaki makaleler.

Dolayısıyla literatüre yeterli miktarda dikkat etmeniz gerekir. Ben öncelikle felsefi bir sorun hakkında kendi başınıza düşünmenizi, onun hakkında kabaca ne düşündüğünüze karar vermenizi, ardından onun hakkındaki akademik literatürden okuma yapmanızı ve onun da ardından görüşünüzü öğrendikleriniz ışığında düzenlemenizi öneriyorum. (Stanford Encyclopedia burada temel görüşleri öğrenmek ve önemli atıfları bulmak için muazzam [bir kaynaktır].)

B. Deneysel Delillere Doğru Miktarda Ağırlık Vermek.

Farklı alanlara özgü olan şu iki hatadan kaçının:

1. Deneysel bilimlerdeki insanlar genellikle felsefi soruları ya göz ardı ediyorlar ya da onlar hakkında kafaları karışmış oluyor, zira soyut şekilde düşünmeye yeterince zaman ayırmamış oluyorlar ve yanlış bir şekilde ilgi çekici tüm soruların deneysel olduğunu varsayıyorlar. Örnekler:

a. Felsefeci olmayan birisi, din hakkında konuştuğu zaman dinî iddiaların hakikaten doğru olup olmadıklarını ele almayı reddedip onun yerine diğer insanların neye inandığı, inancı hangi faktörlerin etkilediği vs. hakkında konuşabiliyor, zira ikincileri daha “bilimsel” sorular oluyor.

b. Ya da felsefi bir tartışmanın sığ bir deneysel tartışma olduğunu ve bu nedenle size bazı deneysel olguları sunarak bunlarla tartışmayı çözebileceklerini varsayıyorlar. Örneğin kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumuna katılmadığınız durumda, filozof olmayan bir kişi, deneysel sonuçları reddettiğinizi varsayabilir ve bu durumda size bu deneysel sonuçların gerçekten gerçekleştiğini tekrarlaması gerektiğini düşünür. Felsefeci olmayan kişilerin, birisinin deneysel bir kanıtın yorumuna katılmayabileceği ve bu katılmamanın kendisinin deneysel olmadığı hakkında en ufak bir fikri olmayabiliyor.

c. Ya da birisine, bir avukatın bir mahkeme davasında adaletsiz bir sonuca yol açmayı kasten denemesinin ahlaken yanlış olduğunu söylediğinizde, karşınızdaki kişi mevcut yasal sistemin kurallarını bilmediğinizi ve size uzlaşımsal [conventional, ç.n] kurallara göre bir avukatın bunu yapmasının uygun olduğunu açıklaması gerektiğini varsayabiliyor.

d. Sorun şu ki ilgi çekici olan soru sıklıkla deneysel olmuyor. Başka bir deyişle, bu felsefeci olmayan kişilerin yaptığı şey, sıkıcı bir deneysel soruyu ilgi çekici, felsefi bir soruyla değiştirmektir. Neyse ki felsefeciler neredeyse hiçbir zaman bunu yapmıyor. Ancak felsefecilerin karşı yönde bir sorunları var…

2. Pek çok zaman en ilgi çekici soru kısmen deneyseldir. Ancak felsefeciler deneysel olguları bilmiyorlar, bu nedenle sıkıcı, a priori bir soruyu, ilgi çekici, deneysel bir soruyla değiştiriyorlar. Örneğin:

a. Devletin hakiki otoritesi olup olmadığını sormak ilgi çekicidir. Ancak bunu ele alan birisini bulmak zordur, zira bunu ele almak hem a priori hem de deneysel bilgi gerektirir. Felsefeci olmayan birisi bunu muhtemelen daha az ilgi çekici bir soru olan “İnsanlar ne zaman devleti otorite sahibi olarak görüyorlar?” ile değiştirir (çünkü bu deneyseldir). Bir felsefeciyse bunun yerine soruyu “Devletin otorite sahibi olduğu mümkün bir hipotetik senaryo var mıdır?” ile değiştirebilir (çünkü bu a prioridir). İlgi çekici olan soru, biraz etik muhakeme ve gerçek-dünyadaki devletlerin aslında nasıl olduğuyla ilgilenmeyi gerektirir.

Siyaset felsefesindeki, uygulamalı etikteki, bilim felsefesindeki, zihin felsefesindeki ve metafizikteki sorular pek sıklıkla deneysel kanıt gerektirir. (Metafizik meselesinde fizikteki teoriler genellikle alakalı oluyor.) Bir felsefeci olarak deneysel delil toplamak zorunda değilsiniz. Ancak alakalı olduğu durumlarda, diğer insanların topladıkları delillere bakmanız gerekir. Onunla yüzleşmek zorunda kalmamak adına soruyu değiştirmeyin. Örneğin, eğer birisi bazı şeylerin argümanınızın varsaydığı şekilde işlemediğine dair deneysel kanıt öne sürerse gerçek dünya değil hipotetik bir durum hakkında konuştuğunuzu ya da yalnızca bu (yanlış) deneysel varsayıma koşullu olan bir sonucu savunduğunuzu belirtmeyin. Olguların hakikaten ne olduklarını öğrenin.

C. Nasıl İlgi Çekici Olunur?

  1. Üzerine çalışmaktan en çok hoşnut olduğunuz konular her neyse onlar üzerine çalışın. Bu üretken olmanızı daha da kolaylaştıracaktır ve muhtemelen diğer insanlar da işinizi daha çok beğenecektir. (Not: İş bulmadan önce meslek etiği, medikal etik ya da “yapay zekâ felsefesi” gibi uygulamalı bir alanda çalışmanız iyi olur. Ancak iş bulduktan sonra sizi işe almalarını sağlayan şey üzerine çalışmak zorunda değilsiniz.)
  2. Büyük soruları cevaplamaktan korkmayın. Hem bunlar üzerine düşünmek eğlencelidir hem de fikirlerinizin konuşulma ihtimali daha yüksek olur.
  3. İnsanların değil, problemlerin üzerine düşünün. Örneğin, özgür iradenin doğası hakkında düşünün, onun-bunun özgür irade teorisi üzerine değil.
  4. Cesur tezler ortaya koymaktan korkmayın. Elbette ki hatalı olabilirsiniz, ancak neredeyse tüm felsefi işlerin hepsi hatalı zaten. En azından sıkıcı olmazsınız. Sonradan hatalı olduğunuzu fark ederseniz eski görüşünüzün neden hatalı olduğu hakkında başka bir makale yayınlayabilirsiniz; zira bunun büyük bir karşılığı olmayacaktır! Çoğu akademik makale sıkıcıdır, çünkü yazar metni savunmacı bir şekilde kaleme alır. Birilerinin onların argümanına itiraz etmesinden kaçınmaya çalışırlar, dolayısıyla bitmek bilmeyen şartlar ve kısıtlamalar ortaya koyarlar. Bu bir ahmak oyunu, çünkü ilgi çekici olan her tez, bazı filozoflar tarafından itiraz görecektir.
  5. Diğer insanların dillendirmediği, (size) bariz gelen şeyi dile getirin. Örneğin, insanlar pek dile getirmese bile, Peter Singer’ın kıtlıkla mücadele argümanı, oldukça açık bir argümandır. Günümüzde ise bu argüman, etik disiplini içerisinde en çok atıf alan argümanlardan birisidir. Argümanın Peter Unger’in ortaya koyduğu versiyonu daha da az yaratıcı olmasına rağmen (Singer’ın önceki versiyonundan esinlendiğinden dolayı), o da iyi-atıf-almış önemli bir girişimdir.

D. Nasıl Haklı Olunur?

1. Kendi fikirlerinizi sorgulayın. Bir itirazla karşılaştığınızda genellikle verilebilecek en iyi cevap görüşünüzü gözden geçirmektir. (Onu aynı karakterde olan ve itirazdan kaçınan bir şeye dönüştürün.) Örneğin:

a. Fenomenal Muhafazakârlık ilkesini, ilk başta “Sana P gibi görünüyorsa o hâlde P olduğuna inanmak için en azından prima facie bir gerekçen vardır” şeklinde ortaya koymuştum. Michael Tooley bana iki itiraz yöneltmiştir: (i) “Prima facie,” benim kendi tanımıma göre, “temelsel”i ima ediyordu. Ancak bazı görünüşler muhakeme sonucu üretilmiş olabilirler, ki bu durumda (sadece) temelsel gerekçelendirme değil, çıkarımsal gerekçelendirme de üretebilirler. (ii) Bahsedildiği üzere bu görüş, herhangi bir görünüşün (çürütenlerin yokluğunda) gerekçelendirilmiş bir inanca sahip olmak için yeterli gerekçeye yol açtığını ima eder. Bu itirazlara karşı en iyi cevap, basitçe FM’nin formülasyonunu değiştirmektir. Hâlihazırda onu şöyle ortaya koyuyorum: “Sana P gibi görünüyorsa o hâlde, çürütenlerin yokluğunda, P olduğuna inanmak için en azından biraz gerekçen olur.” Tekrar etmem gerekirse, görüşlerinizi değiştirmenin hiçbir karşılığı yoktur.

b. Bu ufak bir değişikliktir. Ancak daha temel, geniş ölçekteki değişikliklere de açık olmanız gerekir.

c. Genellikle bir fikir ortaya koyduğunuz zaman, bunun artık sizin görüşünüz olduğuna karar vermeden önce, ondan şüphe etmek için gerekçeler düşünmeye biraz zaman harcamalısınız.

2. Eskinin meşhur bir filozofunun bir takipçisi olmayın.

a. Yüzyıllar önce oluşturulan çoğu (‘önemsiz veya matematiksel’ olmayan) fikir hatalıdır.

b. Meşhur filozoflar bir sürü hakikati keşfettikleri için öyle değillerdir. [Onların] meşhur olmalarının bir sebebi, diğer insanların üzerine konuşmak istedikleri şeyleri söylemiş olmalarıdır. Başka bir sebep, fikirleri hatalı olmasına rağmen, insana kavrayış hissi veren sistematik bir resim sunmalarıdır (Aristoteles). Ayrıca bir diğer sebep, fikirlerinin oldukça radikal ve çarpıcı (Hume) olmasıdır (ki bu muhtemelen hatalı oldukları anlamına gelir).

3. Bütün inanç sisteminizi belli belirsiz şekilde makul gözüken varsayımlar üzerine inşa etmeyin. (Örneğin, “tüm fikirler izlenimlerin birer kopyasıdır”.) Böyle yapmak hemen hemen her konuda hatalı olunan bir noktaya gitmenin iyi bir yoludur. (Örneğin, David Hume.) Bunun yerine öncüllerinizi, doğurdukları sonuçlar ışığında yeniden değerlendirin.  (Düşünsel dengeleme yapın [reflective equilibrium, ç.n.].)

4. Diğer konularda farklı türden görüşlere sahip olan geniş bir kitleye makul gelecek öncüllerden hareketle tartışın. Örnekler:

a. Açlıktan ölmek üzere olan Marvin: Marvin’in karnı aç ve yemek satın almak için pazar yerine yürümeyi planlıyor (orada ona seve seve yemek satacak bir dolu insan var). Sam yolu kapayıp Marvin’i eve eli boş dönmeye zorluyor, ki o orada açlıktan ölüyor. Bu örnekte politik bağlılıkları ne olursa olsun herkes Sam’in yanlış bir şey yaptığında hemfikirdir. Dolayısıyla bu, felsefi muhakeme yapmak için yerinde bir öncüldür.

b. İşte bir öncül: “Bazı insanların diğerlerine kıyasla tamamen şansa dayalı şekilde daha iyi konumda olması içsel olarak adaletsizdir (örneğin, varlıklı bir ailede doğmuş olmak veyahut zekâ için daha yüksek bir kapasiteyle doğmuş olmak gibi).” Bu pek çok insana belli belirsiz şekilde makul gelir, bilhassa sola-meyilli, eşitlikçi-tipteki insanlara. Ancak bu husus, çoğu muhafazakâr ve liberteryen için kesinlikle aşikâr değildir. Bu nedenle bir başlangıç öncülü olarak makul değildir.

5. Gerçeklikle temas hâlinde olun. Aklınızı fenomende tutmaya çalışın, oyunda değil. Akademisyenler için mesleki bir tehlike şu ki mevcut diyalektiğin detaylarında kaybolabiliyoruz; örneğin, şu kişi diyalektiğin bu noktasında ne söyleyebilir, bu argümana “karşı gelinebilir” mi gelinemez mi, bu görüşle kaç tane saygıdeğer görüş çelişir vs. Kafanızı bu zımbırtılarla çok fazla doldurursanız kendinizi bütün bu tartışmaların etrafında şekillendiği fenomenle olan temasınızı kaybetmiş hâlde bulabilirsiniz. Ondan sonra da deli saçması (David Lewis gibi), boş, sıkıcı (çoğu akademik makale gibi) ya da genellikle gerçek dünyadan kopuk (Aristotelesçi metafizik gibi) şeyler söylemeye başlarsınız.


Michael Huemer – “How to Philosophize“, (Erişim Tarihi: 17/06.2024)

Çevirmen: Gökdeniz Tosun

Çeviri Editörü: Musa Yanık

Hacettepe Üniversitesinde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Başlıca ilgi alanları metaetik, metafelsefe ve mizah felsefesidir. Rastgele makaleler çevirmeyi sever.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hayır, Bu Tekno-Feodalizm Değil. Hala Kapitalizm – Evgeny Morozov İle Söyleşi

Sonraki Gönderi

Google Varken Nasıl Sıkılabiliriz? – Dougald Hine

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü