Felsefeciler Hayatın Anlamı Hakkında Konuşmaya Daha Hevesli Olmalı – Kieran Setiya

//
350 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Felsefeciler hayatın anlamı üzerine kafa yorar. En azından genel kabul bu şekilde. Yaşamımı idame ettirmek için felsefe öğrettiğimi bir yabancıya itiraf etme riski aldığımda “Yaşamın anlamı nedir?” sorusuyla karşı karşıya kaldım. Yanıtım hazırdı;

Sana bunun cevabını verebilirdim ama bunu yaparsam seni öldürmek zorunda kalırım; yaşamın anlamının ne olduğunu 1980’lerde anladık ama bunu gizli tutmalıydık yoksa işsiz kalırdık

Aslına bakarsanız profesyonel filozoflar bu soruyu çok nadiren sorarlar ve sorduklarındaysa sorunun çoğu zaman anlamsız olduğunu ifade ederler.

Bu tabirin kökeni, görece yeni bir kökene sahiptir. İngilizcedeki ilk kullanımı Thomas Carlyle’ın parodik romanı Sartor Resartus’ta (1836) yer alır, burada giyim kuşam üzerine incelemesiyle dikkat çeken ve mizahi yönü gelişmiş olan bir Alman filozof olan Diogenes Teufelsdröckh’in (God-born devil-dung) ağzından çıkar. Hayatın anlamı sorusu hem kolay hafife/alaya alınabilirliğini hem de paradigmatik açıdan belirsizliğini koruyor.

‘Hayatın anlamı’ ifadesindeki ‘anlam’ın anlamı nedir? Burada sözcüklerin manası veya dilsel anlamı, bir tümcenin ya da bir kitapta yer alan ifadenin anlamı hakkında konuşuyoruz. İnsan hayatının anlamın var olup olmadığını sorduğumuzda, burada semantik açıdan bir anlamı olup olmadığını mı soruyoruz? İnsanlık tarihi, kozmik bir ifadenin cümlesi olabilir mi? Bu sorunun yanıtı prensipte evet olabilir fakat bizim yaşamın anlamını soruştururken aradığımız şey bu değil. Şayet farkında olmasak dahi kozmik bir senaryoda bizim de paragraf olarak yerimiz varsa, bu senaryoyu okuduğumuzda tam olarak neyi hecelediğimizi bilmek ilginç olurdu. Fakat buradaki cevabın, hayatın anlamı sorusuna yakışır olacak şekilde bizim üzerimizde bir etkisi olmazdı.

‘Anlam’, daha büyük bir sistemde amaç veya işlev anlamına gelebilir. Peki ama insan yaşamının böyle bir karakteri veya rolü olabilir mi? Belki olabilir, ama bu yine konunun dışına çıkmak olurdu. Douglas Adams’ın Otostopçu serisi kitaplarında Dünya, hayatın anlamını ortaya çıkarmak için (ironik olarak) tasarlanmış olan galaktik bilgisayarın bir parçasıdır.

Kozmik bir makinenin çarkları olduğumuzu keşfetmek, hayatın anlamını keşfetmek değildir; bu nedende bulacağımız anlam her ne olursa olsun bu anlam, söz konusu bilgisayar programındaki rolümüz olamaz. Kozmik bir makinenin parçası olmamız, varoluşsal lanetimiz veya hastalıklarımıza yönelik bir yanıt içermez.

Birçok filozof, hayatın anlamı sorusunu yorumlamanın başka bir yolu olduğunu görmeden, sorunun kafa karıştırıcı olduğu sonucuna varır. Hayatın anlamı üzerine konuşmaya devam ettiklerindeyse, bireysel yaşamların anlamını akıllarında tutarak bu hayatın anlamının mı yoksa bu bireysel yaşamın yaşayan insanlar için anlamının mı söz konusu olduğunu ele alırlar. Fakat yaşamın anlamı bireysel bir sahip olmaklık meselesi değildir. Eğer yaşamın bir anlamı varsa, bu hepimiz için geçerli olan bir anlamdır. Sizce bu fikir mantıklı mı?

Bence gayet mantıklı. Soruyu oluşturan sözcüklerden (bilhassa “anlam” sözcüğünden), yüzümüzü bu soruyu sormak zorunda hissettiğimiz (içinde anlam bulunan) bağlamlara doğru döndürürsek ilerleme kaydedebiliriz. Boşluktayken, acı veya mutluluk içindeyken “Yaşamın anlamı var mı?” sorusunu gündem ederiz. Ecel ve birini kaybetmek ile, acı ve adaletsizliğin yaygınlığı ile irkilir ve kabul edemediğimiz hayatın gerçekleriyle yüzleştiğimizde bu soruyu sorarız. Hayat eper kusurlu görünüyor. Tüm bunların bir anlamı var mı? Tarihsel açıdan hayatın anlamı sorusu, Søren Kierkegaard ile Friedrich Nietzsche gibi hayatın hiçbir anlamı olmadığına dair kaygılar taşıyan erken dönem varoluşçu filozofların düşünceleriyle ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamın öne sürdüğü yoruma göre hayatın anlamı, hem bize hem de dünyaya dair olabilecek en kötüsü şeyi bile anlamlı kılan bir gerçek olmalıydı. Bizi, ölümlülük ve kayıp, acı ve adaletsizlikle uzlaştırması gereken; yaşam, Evren ve her şeyle ilgili olan bilebileceğimiz bir şey olurdu. Bu gerçeğin biliyor olmak, hayatı ve diğer her şeyi var olduğu haliyle kabul etmemeyi mantıksız kılar. Böyle bir gerçeği biliyor olmak, umutsuzluğun veya (varoluşsal) kaygının (angst) yanlış bir şey olduğunu bize gösterirdi.

Hayatın bir anlamı olduğu fikri, böylesi olağanüstü türden bir gerçeğin de var olduğu fikridir. Böyle bir gerçek var olsun ya da olmasın, sunulan teklif saçma değildir ve büyük dinlere de can veren bir umuttur. Diğer yaptıkları tüm şeylerle birlikte, dinler, benimsenmesi kurtuluş ve bizi hayatın görünen kusurlarıyla uzlaştırmak anlamına gelen metafizik resimler sunar. Veyahut gerçeği sunma ve hayatın anlamını gösterme iddiasında değillerse bile, kavranılması ya da dile getirilmesi her ne kadar zor olursa olsun, bir gerçeğin var olduğu inancını sunuyorlardır.

Hayatın anlamı, Tanrı veya ilahlar barındıran teistik bir içerikte olabilir veya Budizm’in bir biçiminde olduğu gibi teistik olmayadabilir. Budist meditasyonunu farkındalık/kendindelik temelli stres azaltmadan ayıran şey, metafiziksel ilham (veya esin, vahiy) yoluyla acıya son verme amacıdır. Budizm’in duygusal açıdan sunduğu şey, şeylerin, özellikle de benliğin yokluğu olmak üzere nasıl da herkesi harekete geçirmesi gereken bir kavrayış olduğuna dair içgörüden türetmektir. İçsel huzur için meditasyon veya konuşma terapisi yoluyla hayatla uzlaşmak, hayatın anlamını keşfetmek değildir, çünkü bu bizim bahsettiğimiz türden bir gerçeği keşfetmek anlamına gelmez.

Albert Einstein, “İnsan hayatının anlamı nedir?” sorusunun cevabını bilmenin dindar olmak olduğunu söylemiştir. Fakat, bilinen dünyanın veya bilimin bize gösterdiği dünyanın ötesinde hiçbir şeye hitap etmeyen, dini olmayan anlam açıklamalarına da ilkesel olarak yer vardır.

Aşkın-olmayan bir gerçeğin tanımımıza nasıl uygunluk göstereceğini görmek zor olsa da, dinin “anlam” üzerinde hiçbir tekeli yoktur: Hayatın anlamını bilmek, dünyayla ve dünyadaki yanlış olan veya yanlış giden her şeyle uzlaşmaktır. Bununla beraber ters giden veya olumsuz olan bir şeye işaret etmek ve dinden başka hiçbir şeyin bu rolü oynayamayacağını kanıtlamak zordur.

Filozoflar, ‘Hayatın anlamı nedir?’ sorusunda kafa karışıklığına sebep olan bir şey olduğunu görmeye meyillidirler. Bunu, anlamlı yaşamlar hakkındaki sorularla değiştirdiler. Ancak hayatın anlamını bulmaya yönelik arayış ortadan kalkmayacak ve bu tümüyle anlaşılabilir bir durum. Size hayatın anlamının ne olduğunu söyleyemem veya hayatın bir anlamı olduğuna dair güvence de veremem. Ama yine de bu soruyu sormanın yanlış bir şey olmadığını söyleyebilirim. Hayatın anlamı var mı? Cevap basit: Evet bir anlamı olabilir.


Kieran Setiya – “Philosophers should be keener to talk about the meaning of life“, (Erişim Tarihi: 21.01.2022)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ayn Rand İle İlgili Problem Ne mi? O Bir Filozof Değil – Scotty Hendricks

Sonraki Gönderi

Hayatın Anlamı: Çağdaş Analitik Felsefe Yaklaşımları – Joshua Seachris (Internet Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü

Video Oyunları ve Felsefe – Alex Fisher

Video oyunları, insanların spor hayallerini gerçekleştirmelerine, diğer dünyaları keşfetmelerine, oyunlardaki gizemlerin cevaplarını bulmak için saatlerce uğraşmalarına

Ahlaki Hata Teorisi – Ian Tully

Eylemlerimizden hangisinin ahlaken yanlış olduğunu konusunda çoğunlukla bir uzlaşıya varamasak dahi en azından birçoğumuz kimi eylemlerin