Hayatın Anlamı: Çağdaş Analitik Felsefe Yaklaşımları – Joshua Seachris (Internet Encyclopedia of Philosophy)

//
678 Okunma
Okunma süresi: 134 Dakika

Kimin sorduğuna bağlı olarak, “Hayatın anlamı nedir?” sorusu; ya insan varoluşunun en derin sorusudur ya da “Kırmızı rengin tadı nasıldır?” veya “En ağır şeyden daha ağır olan şey nedir?” gibisinden kavramsal kafa karışıklığı üzerine kurulmuş saçma sapan bir sorudan ibarettir. Felsefeci olmayan birine, “Filozoflar ne tartışır?” diye sorduğunuzda, duyma olasılığınızın yüksek olduğu cevaplardan biri “Hayatın anlamı” olacaktır. Fakat aynı soruyu analitik felsefe geleneğindeki bir felsefeciye yönelttiğinizde, bu cevabı çok nadiren duyarsınız. Analitik felsefe geleneğinde, bu soruya görece uzak durulmasının sebepleri (özellikle erken dönemler söz konusuysa) oldukça çeşitlidir. İlk olarak, hayatın anlamı sorusu, “anlam” ve “hayat” gibi kavramlar ve özellikle de aldığı dilbilgisi biçimi nedeniyle kavramsal olarak zorlayıcıdır. İkinci olarak; hayatın bir anlamının olması için dünyanın nasıl olması gerektiğine dair genellikle aşkın, ruhani veya dini ön kabuller de işin içine dâhil edilir. Soru bu türden ön kabuller ile iç içe olduğu müddetçe “hayatın anlamı” kavramı tutarlı olsa dahi, muhtemelen hayatın bir anlamı olmadığı şeklinde bir düşünceyi de beraberinde getirir.

20. yüzyılın büyük bir bölümünde analitik filozoflar arasında “hayatın anlamı” sorusuna yönelik bu türden düşüncelere ve görece ilgisizliğe rağmen, kabaca son 20 yılda konuya dair büyüyen bir literatür olduğu söylenebilir. Sayısı giderek artan bu çalışmaların büyük bir kısmı, anlamlı yaşam için zorunlu ve yeterli koşulların kavramsal analizleri yoluyla yaşamın anlamı teorilerini geliştirmeye ve savunmaya odaklanmaktadır (“yaşamdaki anlam” ile “hayatın anlamı” arasındaki ayrıma dair daha fazla bilgi için Bölüm 2.d.’ye bakınız). Bu büyüyen alandaki daha küçük, fakat daha az önemde olmayan bir diğer alt çalışma kümesi, insanlık durumunun ana yönleriyle ilgili sorularımızı ve endişelerimizi dile getirmek için ilk etapta niçin “anlama” başvurduğumuza odaklanır.

Bu makale, çağdaş analitik felsefede yer alan hayatın anlamı tartışmalarındaki önemli eğilim ve pozisyonları incelemektedir. Sorunun yöneltildiği insan bağlamının anahtar kavramlarını tanıtarak başlar. Daha sonra ise bu bağlamda anlamın ne anlama geldiğine ışık tutan üç yaklaşımı ele alır: anlam oluşturma (sense-making), amaç (purpose) ve değer (significance). Makalemiz, anlam istemlerimize neyin dâhil olduğunu daha iyi kavramamızı sağlayan önemli konuları inceleyerek devam ediyor. “Yaşamdaki anlam” teorilerini kısaca inceledikten sonra, ölüm ve boşuna oluş (futility) tartışmaları ve sonra da, yeterince araştırılmamış olan önemli inceleme alanlarına yöneliyor.


  • 1. İnsan Bağlamı
  • 2. Çağdaş Analitik Bağlam: Giriş
  • a) “Anlam”ın Anlamları
  • i. Anlam Oluşturma/Anlamlandırma
  • ii. Amaç
  • iii. Değer
  • b) “Hayat” Kelimesi
  • c) Belirli Tanım (definit article)
  • d) Yaşamdaki Anlam ve Hayatın Anlamı
  • e) X’in Anlamı Nedir Sorusu Ne Anlama Gelir?
  • f) Açıklayıcı/Yorumlayıcı Stratejiler
  • i. Amalgam Yaklaşımı (Kompleks Yaklaşım)
  • ii. Tek Soru Yaklaşımı
  • 3. Yaşamdaki Anlam ile İlgili Teoriler
  • a) Doğaüstücülük (Supernaturalism)
  • b) Öznel Natüralizm (Subjective Naturalism)
  • c) Nesnel Natüralizm (Objective Naturalism)
  • d) Hibrit Natüralizm
  • e) Kötümser Natüralizm: Nihilizm
  • f) Yaşamda Anlamın Yapısal Eğrileri
  • 4. Ölüm, Boşunalık ve Anlamlı Bir Yaşam
  • 5. Yeterince Araştırılmamış Alanlar

Referanslar ve İleri Okuma


1. İnsan Bağlamı

İnsanın anlam arayışı, anlattığımız hikâyelerde, tuttuğumuz günlüklerde, en derin umutlarımızda ve korkularımızda canlı bir şekilde kendini gösterir. 20. yüzyıldaki Freudcu psikanalist Bruno Bettelheim’a göre, “en çok ihtiyacımız olan ve önümüzdeki en zorlu başarı, yaşamlarımıza anlam bulmaktır” (Bettelheim 1978: 3). Holokost’tan kurtulan bir psikiyatrist olan Viktor Frankl, insanın anlam arzusunun haz isteğimizden de güç istencimizden de önce geldiğini ifade etmiştir (Frankl 2006: 99).

Anlamla ilgili sorular, farklı bağlamlarda kendini gösterir ve biçim alır:

  • Yaşamımızla ilgili ne yapacağımıza dair önemli bir karar vermeye çalışırken,
  • Nefret ettiğimiz bir işte kapana kısılmış hissettiğimizde,
  • Yaşamın gündelik uğultulardan daha fazlası olup olmadığını merak ettiğimizde,
  • Ölümcül bir hastalık tanısı konulduğunda,
  • Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde,
  • Geceleri gökyüzüne bakarken kendimizi ufacık hissettiğimizde,
  • Bu evrenin var olup olmadığını ve her şeyden önce niçin var olduğunu merak ederken,
  • Hayatta ve aşkın evrende kalıcı bir yerin olup olmayacağını veya var olan tüm gösterinin mutlak ve sonsuz bir ıssızlık ve sessizlik içinde mi biteceğini sorgularken.

Anlam’a dair sorularımızın çoğunun arkasında gizlenen şey; kendimizi aşma, yaşamlarımıza daha geniş bir çerçeveden bakma, yaşamımızın gidişatını anlama ve ne yaptığımıza dair “niçin”i sorgulama kapasitemizdir.

İnsanlar öz-farkındalığa sahiptir; yaşamlarımıza gözlemsel, öze-dönük bir bakış atabiliriz. Yalnızca otomatik bir katılım sağlamaktan gözlem ve değerlendirmeye geçebilme yetimiz vardır. Dış çevreden gelen uyaranlara basit/sıradan bir tepki vermekten daha fazlasını yapıyoruz. Şöyle birkaç adım geriye doğru çekilip kim olduğumuz ve ne yaptığımızı sorgularız. Odak noktamızı olabildiğince en geniş bakış açısına yani sub specie aeternitatis’e kaydırmak (kelimenin tam anlamıyla, sonsuzluk perspektifine; evrensel perspektife); bizim gibi ufacık ve fani yaratıkların, uçsuz bucaksız uzay ve zaman içinde, şeylerin devasa planında nasıl yer aldığını merak ederiz. Bu kadar devasa ve sarsıcı büyüklükteki bir gerçekliğin en derin düzeyde bizi umursayıp umursamadığından epey endişe ederiz (ilgili tartışmalar için bkz. Fischer 1993; Kahane 2013; Landau 2011; Nagel 1971, 1989; ve Seachris 2013).

Anlam’a dair endişelerimizin genellikle kozmik odaklı olması epey öğreticidir. Analitik felsefedeki daha dünyevi odaklı “yaşamdaki anlam” fikrine dair mevcut teorik vurguya rağmen, anlamla ilgili sorular genellikle kapsam açısından kozmik niteliktedir. Sosyolog Peter Berger’in ifadesiyle; hayatın anlamını ararken birçok kişi, onu, “mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki” bağlantıyı kurma uğraşındaki “kutsal ve kozmik bir referans çerçevesine” yerleştirmeye çalışıyor (Berger 1967: 27). Bu, Tanrı’nın, aşkınlığın ve dinde vücut bulup ifade edilen diğer fikirlerin hayatın anlamı ile bu denli yakından ilişkili olduğunun düşünülmesinin önemli bir nedenidir.

2. Çağdaş Analitik Bağlam: Giriş

Biraz sübjektif bir görüş olacak, fakat yakın zamana kadar pek çok analitik filozof, hayatın anlamı sorusunun tutarsızlık içerdiğinden kuşkulanıyordu. Bu türden fikirler popüler kültürde de kendini göstermişti: örneğin, Douglas Adams’ın çok okunan kitabı Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde. Hikâyenin ana karakterleri, dillere destan olmuş olan Magrathea gezegenini ziyaret eder ve Deep Thought adlı bir bilgisayar yapmış olan üstün-zekâlı varlıklardan oluşan bir ırk hakkında bilgi edinir. Deep Thought’un yapılış amacı hayatın, evrenin ve her şeyin ne anlama geldiğine dair nihai soruya cevap bulmaktı; bulduğu cevap ise şaşırtıcı bir şekilde 42 idi. Deep Thought, bu cevabın anlaşılmaz olduğunu, çünkü onu tasarlayan varlıkların süper zeki olmalarına rağmen, ilk başta aslında tam olarak ne istediklerini bilmediklerini söyler. Hayatın anlamını sormak bu şekilde de olabilir, bu durumda da 42 diğer cevaplar kadar iyi bir cevaptır.

Mantıksal Pozitivizm’in ardından, kimi 20. yüzyıl analitik felsefecileri Deep Thought’un sahip olduğu kuşkuyu onunla paylaşmaktaydı.  Özellikle de geleneksel soru formülasyonundan epey sıkılmışlardı; Hayatın anlamı nedir? “Anlam”ın dilsel/semantik alana ait olduğu düşünülüyordu. Anlamın gerçek taşıyıcıları nesneler, olaylar ya da eylem durumları ve asla ama asla yaşamın kendisi değildi; sözcükler, cümleler ve diğer dilsel yapılardı. Kimi analitik filozoflar, hayatın anlamını sorarken, gerçek bir şeyi dile getirmek için yanlış seçilmiş bir ifade kullandığımızı düşündüler; böyle olmasının sebebi belki de herhangi bir şeyin var oluyor olmasının sersemletici gerçekliğine karşı duyulan korku duygusu veya şaşkınlık tepkisiydi. Fakat bu türden duyguları deneyimlemek ile anlamlı bir soru sormak tamamen farklı iki şeydir.

Yine de bir şeyin ne anlama geldiğini sormak, kesinlikle semantik bir eylem olmak zorunda değildir. Her türden şeyin anlamlarını soruyoruz ve “anlam”ı gündelik olağan yaşamdaki çok çeşitli bağlamlarda kullanıyoruz; bunlardan sadece küçük bir kısmı dilseldir. “Anlam”ın anlamlarına daha yakından ve titiz bir şekilde bakmak, hayatın anlamının ne olduğuna yönelik önemli ipuçları sağlar. Burada özellikle üç çağrışım öğreticidir: Amaç oluşturma/anlamlandırma, amaç ve değer.

a) “Anlam”ın Anlamları

Anlam-odaklı konuşma (Meaning-talk) gündelik söylemde yaygındır. “Anlam”ın çoğu olağan kullanımı, üç temel fikir etrafında kümelenme eğilimindedir: (1) anlam oluşturma/anlamlandırma (anlaşılabilirlik, açıklama veya tutarlılık fikirlerini içerebilir), (2) amaç ve (3) değer (kıymet/önem fikrini içerebilir). Aşağıdaki ifade ve sorular listesi, anlam kavramını düzenli olarak kullandığımız çok çeşitli yollara işaret etmektedir.

(Burada yer alan tüm örnek ifadelerde yazarın ne söylemek istediğinin daha iyi anlaşılması adına İngilizce kullanımdaki “mean” (anlam) ifadesini italik ve koyu renkli yaptık ve hem İngilizce hem Türkçe olarak okumanın daha iyi olacağını düşündük. – ç.n.)

Anlam Oluşturma/Anlamlandırma Olarak Anlam

  • What you said didn’t mean a thing. > Söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu.
  • What did you mean by that statement? > Bu ifadeyle ne söylemek istedin?
  • Do you know what I mean? > Ne söylemek istediğimi biliyor musun?
  • What did you mean by that face? > Bu yüz ifadesiyle neyi ima etmek istedin? (amaçla örtüşüyor)
  • What is the meaning of that book? > Bu kitabın anlamı ne? (neyle ilgili?)
  • What is the meaning of this? > Bunun anlamı ne? (örneğin, eve döndüğünde birinin evini yağmalıyor olduğunu görürken.)

Amaç Olarak Anlam

  • What did you mean by that face? > Bu yüz ifadesiyle ne demek istedin? (anlaşılabilirlik ile örtüşür)
  • The tantrum is meant to catch his dad’s attention. > Yaşadığı öfke nöbeti babasının dikkatini çekmek içindir.
  • What is the meaning of that book? > Bu kitabın amacı nedir? (niçin yazılmıştır?)
  • I really mean it! > Evet gerçekten de bunu kastediyorum!
  • I didn’t mean to do it. I promise! > Böyle yapmak istememiştim. Yemin ederim ki!

Değer Olarak Anlam

  • That was such a meaningful. > O kadar anlamlıydı ki. (O kadar kıymetliydi ki!)
  • This watch really means something to me. > Bu saat gerçekten benim için bir şey ifade ediyor. (Bu saatin gerçekten de benim için bir anlamı/değeri var.)
  • That is a highly meaningful event in the life of that city. > Bu, o şehir için oldukça anlamlı/kıymetli bir olaydır.
  • What do his first six months in office mean for the country. > Görevdeki ilk altı ayı, ülke adına ne anlama geliyor (muhtemelen anlaşılabilirlik ile örtüşüyor)
  • That is a meaningful. > Bu anlamlı bir şey. (Bu, çok değerli bir şey.)
  • That is a meaningless. > Bunun bir anlamı yok. (Bunun hiçbir değeri yok.)
  • You mean nothing to me. > Benim için hiçbir şey ifade etmiyorsun. (Benim için bir kıymetin yok.)

i. Anlam Oluşturma/Anlamlandırma

Bu kategori mühim bir gündelik anlam duygusudur ve anlaşılabilirlik, açıklama ve tutarlılık gibi fikirleri içerir veya ifade eder. Bir şeyin anlamı varsa mantıklıdır; eğer mantıklı değilse, o şey pek de anlamlı değildir. Anlam oluşturmayı kavramanın bir yolu, doğru ve makul uyum fikrinden geçer. Sözcükler, kavramlar, önermeler, ama aynı zamanda da olaylar ve eylem durumları, bir araya geldiklerinde ve birbirleriyle uyumlu olduklarında mantıklı ve anlamlıdırlar; eğer böyle bir uyumdan yoksunlarsa hiçbir anlam ifade etmezler ve mantıksızdırlar. Bu dar anlamda geçerlidir. Örneğin, “En parlak ışık kaynağından daha parlak olan nedir?” diye sormanın bir anlamı yoktur. Neyin daha parlak olduğunu sormak en parlak olmak kavramıyla uyuşmaz, fakat bunun daha geniş bir uygulaması da vardır. Genelde şöyle şeyler söyleriz:

  • Bölgedeki jeopolitik durum göz önüne alındığında, cumhurbaşkanının oraya asker göndermesi mantıklı değildir.
  • Felsefe öğrencilerinden ara sınavlarında uzun bölme işlemleri yapmalarını istemek anlamsızdır.

Bu durumların her ikisinde de, bir uyum noksanlığı/uyuşmazlık algılarız: Bir karar ile bu kararı çevreleyen koşullar veya birinin bir felsefe sınavında ne bulacağına ilişkin makul beklentiler ile gerçekte ne bulduğu arasındaki uyuşmazlık. Burada bir tür absürtlük var. Bu var olan zayıf uyum eksikliğini algılamak inançların, normların ve diğer epistemik, değerlendirici ve sosyal taahhütlerin sayesinde olacaktır. Bundan ötürü; bir şeyin aslında daha geniş anlamda bir uyum eksikliği içerip içermediğini belirlemek, genellikle dar anlam oluşturma durumlarında olduğundan daha karmaşık bir iş olacaktır.

O halde öyle görülüyor ki bir anlamı tespit etmek veya bulmak, genellikle bir şeyi daha geniş bir bağlama veya bütüne uydurmakla ilgilidir: Bu kelimeleri cümlelere, paragraflara, romanlara veya monograflara; notaları ölçülere, vurgulara ve senfonilere (yani, salt sesten müziğe hareket), fotoğraf bölümlerini bir bütün olarak fotoğrafa dönüştürür. Anlam, daha geniş bir çerçevede anlaşılabilirlik ile, yani “küçük parçaları daha geniş, bütünleşik bir bağlama yerleştirmek ile” ilgilidir (Svendsen 2005: 29). Benzer şekilde, yaşamın anlamına dair sorularımızı, evrendeki yaşamlarımızı anlamlandırmak için kapsayıcı bağlamı güvence altına alma girişimleri olarak makul görebiliriz (bkz. Thomson 2003: 132-138). Buradaki odak noktamız, insanlık durumunu tanımlayan ve tasvir eden varoluşsal açıdan mühim olan konu başlıklarıdır: Yani kökeni, amacı, önemi, değeri, ıstırabı, ölümü ve kaderi çevreleyen sorular ile kaygılar. Bu konulara dair sorularımıza cevaplar arıyor ve bu cevapların varoluşsal olarak tatmin edici bir şekilde birbirleriyle uyuşmasını isteriz.  Hayatın bir anlam ifade etmesini isteriz ve eğer ifade etmezse anlamsızlık karabasanının üzerimize çöküp bize musallat olacağına inanırız.

ii. Amaç

Anlama yönelik talepler, çoğunlukla amaç için taleplerdir. Bir amacımız olup olmadığını ve şayet varsa bunun ne olduğunu bilmek isteriz. Bu taleplerin çoğu, yaşamlarımızı kendi çerçevesinde düzenleyecek olan kozmik bir amaç olduğunu varsayar. Kozmik bir amaç ise muhtemelen aşkınsallığı veya Tanrı’yı gerektirmektedir. Her şeyin bir amacı olması için kişinin her şeyi amaçlaması/niyet etmesi gerekir. Ama yine de kişi kozmik amaç fikrini reddedebilir ve hayatın anlamına yönelik soruyu büyük ölçüde amaçla ilgili bir soru sisteminde tutabilir. Bu durumda da anlamlı yaşam (ya da yaşamdaki anlam), kişinin yaşamını kendi belirlediği amaçlar sisteminde düzenlemesi ile ilgili olmuş olur.

Bunlarla beraber, bilerek yapılan eylemler ile kazara yapılanları birbirinden ayırırız. Kasıtlı ve kasıtlı olmayan eylemleri karşılaştırmak için ise anlamı (veya kastedilen şeyi) kullanırız. İrademizin ‘eksiksiz bir şekilde’ işleyişini belirtmek adına “Bak, gerçekten ciddiyim.” gibi şeyler söyleriz. Alternatif olarak, bebeğimiz bardağına süt koymamızı istemediğinde “Öyle demek istemedim, gerçekten de!” diyebilir. Söz konusu bu “anlam”, hayatın anlamı için de geçerlidir. Yeteri derecede özerk olmak ister ve bu olmadığında veya ciddi oranda engellendiğinde, hayatımızın anlamlılığı konusunda endişeleniriz (bkz. Mawson 2016; Sartre 1973). Çoğumuz hayatı gelişigüzel bir şekilde veya büyük ölçüde kendi rızamız dışında belirlenmiş bir biçimde yürümek istemeyiz. Öyleyse diyebiliriz ki; anlamlı yaşamın muhtemel bir yolu iradelerimizle yeterince ilişkili olan ve amaçlı/kasti yaşanan bir yaşamdır. Bu iki amaç büyük olasılıkla birbiriyle ilişkilidir. Hayatlarımızı, günlük varoluşumuza belirgin yapısal ritimler sunacak amaçlar seçip onlara göre hizalarken, gayet de ciddi olmak ister; yani hayatımızı yönlendiren amaçlara yabancılaşmak istemeyiz.

Amaç ve anlam oluşturma/anlamlandırma genellikle birbiriyle bağlantılıdır. Amacın kendisi, hedef-öncesi eylemi şekillendiren geleceğe yönelik hedefler belirleyerek, yaşamın bir araya geldiği ve anlamlı olduğu bir sistem olarak hizmet eden yapının önemli yönlerini sağlar. Birbirine uyan ve amaçlı bir yaşamlar (anlamlı yaşamlar), yeterince teleolojik olanlardır. Yaşamın merkeziyetçiliğinin çeşitli düzeylerinde hedeflere ulaşmak için çalışmak muhtemelen, yaşamın birbirine uygun bir şekilde uyan ve dolayısıyla anlamlı olan bir yönüdür. O halde, sağduyulu yaşam bölümlerini birbirine bağlayan teleolojik ipler, yaşamda sağlam bir anlamlandırma türünü yakalamak için gereklidir. Bundan yoksun yaşamlar, bir telos (amaç) tarafından yetersiz yapılandırılmalarından kaynaklanan bir tür anlaşılmazlıkla tehdit edilir. Filozof Alasdair MacIntyre’ın sözleriyle:

Birisi hayatının anlamsız olduğundan şikayet ettiğinde genellikle, hayatlarının anlatısının onlar için anlaşılmaz hale geldiğinden, herhangi bir noktadan yoksun olduğundan, bir zirveye veya telosa doğru herhangi bir hareketten yoksun olduğundan şikayet eder.

iii. Değer

Anlam genellikle değer fikrini taşır ve değer, bağlama bağlı olarak değer, önem, etki, özen ve ilgi nesnesi olma ve kıymet gibi kavramların oluşturduğu bir kavram kümesini takip eder. Sıradan şeylerle ilgili önemsiz tartışmaları, önemli konular hakkındaki derin tartışmalarla karşılaştırır ve önemli konular hakkında olanları, daha değerli ve daha anlamlı buluruz. Hayat hikâyelerimizde derin izler taşıyan fiziksel nesneler anlamlıdır. Belirgin sonuçları olan eylem ve olayları değerli ve bu değerin hayatımızda pozitif bir etkiye sebep olduğu durumlarda bu eylem ve olayları aynı zamanda anlamlı olarak görürüz. Örneğin, bir hastalığın tedavisini bulmak anlamlıdır çünkü belirli yaşam kaygıları çerçevesinde çok büyük bir olumlu etkisi vardır. Bu anlam tonu, bazı veri parçalarının veya setlerinin arka plan bilgisine karşı belirginlik eşiğini geçtiği durumlarda da görülür. Belirli koşullar altında yaşayan nüfusun büyük bir yüzdesinin belirli bir hastalığa yakalanması istatistiksel olarak değerli veya istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu örnekte, anlam oluşturma/anlamlandırma ve anlamı değer olarak bağdaştırma fikri birbirine bağlanır.

Alternatif olarak, bir şey bizi ilgilendirmediğinde, “That means nothing to me, [Bu benim için hiçbir şey ifade etmiyor]” diyebiliriz. Örneğin, yaptığınız bir sohbeti, değersiz ve anlamsız bir sohbet olarak görebilirsiniz. Ya da, oynanacak bir oyunun önemli olmadığını çünkü hangi takımın yükseldiğinin çoktan belli olduğunu söyleyebilirsiniz. Aynı şekilde, önemli olan şey ambalaj kâğıdı değil, paketin içinde ne olduğudur. Ya da, bir bilgi parçası, kişinin araştırmasını yönlendiren amaçlar ve sorular bazında anlam kazanmaz. Diğer yandan, hayatınızı kanepede oturarak ve Netflix’teki bütün sitcomları izleyerek geçirmek anlamsızdır çünkü bu sırada, önemli, değerli, anlamlı vb. gördüğünüz hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Bir şeyin değeri, çoğu zaman ve büyük ölçüde, tümü dinamik olabilen bir perspektif, ufuk veya referans noktası ile ilişkili olarak ölçülür. Bir bakış açısından değerli olan bir şey, daha geniş bir ufuktan bakıldığında değerini kaybedebilir ve çoğu zaman da kaybeder. Dört yaşında oynarken dizinizi yaralamanız, en azından o yaştaki bakış açınızdan değerlidir. On yıllar sonra geriye dönüp baktığınızdaysa, bu olayın değeri azalır. Yerel irfan haline getirecek kadar önemli olayların çoğu, bırakın dünya ve özellikle kozmik tarih şöyle dursun, ulusal bir tarihe dâhil edilecek kadar değerli olmayacaktır. Ufuklar genişledikçe ve sonunda en geniş kozmik perspektifte sona erdikçe, insan önemine karşı hayatın karamsar anlamını oluşturmak için mevcut beceriklilikleri çabucak görür.

Değer, genellikle belirgin biçimde normatif ve kişinin kendisine yöneliktir. Bir şeyin önemli, değerli veya sizi ilgilendirme bazında anlamlı olduğunu söylediğimizde, neyin iyi veya değerli olduğu hakkında bir tür değerlendirici iddiada bulunuruz. Ek olarak, değer genellikle bir kişinin değerlendirmelerinin, kaygılarının ve endişelerinin nesnesi olmakla bağlantılıdır. Şeyler, doğal olarak, birileri için değerlidir.

Anlamın duygusal bir boyuta sahip olduğu düşünüldüğü sürece, bu boyut muhtemelen değerle kesişir. Büyükannemin kolyesi benim için anlamlıysa, benim için bir değeri vardır, önemlidir ve belirli bir psikolojik profile uyan duygulanım durumlarına, örneğin içinde kıpır kıpır bir heyecanın uyanması gibi, genellikle bu tür değer ve önem değerlendirmelere eşlik eder. Bu, bu tür duygulanım durumlarını başka bir anlam türü ya da anlam oluşturucu yapmasa da, bu durumlar, değer veya algılanan değer örneklerini güvenilir bir şekilde takip eder.

Anlam oluşturma/anlamlandırma ve amaç gibi, değer de hayatın anlamı ile ilgilidir. Kabaca, anlamlı bir yaşamın bir yolu, önemli olan ve pozitif değeri olan bir yaşamdır. Böyle bir yorumlama elbette, nesnel natüralist, sübjektif natüralist, hibrit natüralist ve supernaturalist (doğaüstücü) yaklaşımlara göre çeşitli şekillere girebilir ve önemli tartışmalara sebep olabilir (3. bölümde detaylıca bakacağız bu tartışmalara): Önemli olan bir yaşam, kimin için ve hangi standarda göre önemlidir? Dahası, bazıları, değer konusundaki kişisel ve kozmik kaygıları birbirinden ayırt etmenin zor olduğunu söylüyor; bunun bir sebebi de, bazı kozmik kaygılarının son derece kişisel bir yapıya sahip olması. Evren bir bütün olarak anlamlı değilse, bireysel yaşamlarının (en azından derin anlamlı bir yaşamın gerektirdiğini düşündükleri türden) önemsiz olduğundan endişelenecek insanlar her zaman olacaktır.

b) “Hayat” Kelimesi

Hayatın anlamının neyle ilgili olduğunu anlamak, sadece “anlam”ın geniş semantik aralığı nedeniyle değil, aynı zamanda sorudaki “hayat” kelimesini nasıl anlamamız gerektiğinin açık olmaması nedeniyle de karmaşıktır. Hayatın anlamını sorarken, en azından çoğumuz “hayat” kelimesinin anlamını ya da bu kelimeden ne kast ettiğimizi sormuyoruz. Canlı olmanın cansız olmaktan ya da organik olmanın inorganik olmaktan nasıl farklı olduğunu da sormuyoruz. O hâlde sorduğumuz, aradığımız şey ve bu talebimizin kapsamı nedir? Hayat kelimesinin anlamı hakkında sorgularken bakındığımız şey, muhtemelen aşağıdaki seçeneklerden birinde bulunuyor:

  • Hayat 1 = bireysel insan yaşamı (benim hayatımın anlamı)
  • Hayat 2 = insanlığın tamamı (insanın varoluşunun anlamı)
  • Hayat 3 = tüm biyolojik yaşam (tüm canlı organizmaların anlamı)
  • Hayat 4 = uzay-zamanın varlığı (her şeyin anlamı)
  • Hayat 5 = insan yaşamının bir tür varoluşsal ağırlığı olan ve büyük endişe uyandıran ve insanlar tarafından yoğun bir şekilde sorgulanan yönleri için bir işaret olarak anlam (bkz. aşağıdaki Bölüm 2.e.)

Geleneksel formülasyondaki “hayatı” anlamak için bu seçeneklerin her biri, sorunun olası yorumlarını takip eder. Anlamla ilgili sorularımızın ve endişelerimizin hedefleri kapsamlarına göre çeşitlilik gösterir. Evrendeki tüm gösteri hakkında olduğu kadar kendi kişisel varlığımız hakkında da sorular soruyoruz, dolayısıyla kişisel anlamla ilgili soruların kozmik anlamla ilgili sorularla bağlantılı olduğu düşünülebilir. Hayat kelimesini 5. deki gibi ele alan yaklaşım ise, diğer tanımların her birinin yönlerini bir araya getirmenin yolunu sunar (bkz. Bölüm 2.e.)

c) Belirli Tanım (definit article)

Hayatın anlamı konusunun geleneksel formülasyonu için bir başka zorlu konu, bu kavramın belli bir tanım vermesi ve bunu size dayatıyor olmasıdır. Bir hayatı anlamlı kılan şey, başka bir hayatı anlamlı kılan şeyden farklıdır. Bir kişi anlamı kendi kariyerinde sürekli olarak yukarı çıkması olarak görebilirken, diğeri anlamı bahçıvanlık yapmakta bulabilir. Dolayısıyla, bu sebeplerden dolayı birçok kişi hayatın anlamı konseptinin belli bir tanıma denk düşmesinden şüpheleniyor.

Yine de bu şüpheyi sorgulamak için iyi bir sebep de vardır. İlk olarak, belirli bir tanımın olmaması, anlamın bile ne olduğu konusunda kafa karışıklığına sebep olabilir. Nitekim hayatın anlamı konusunda çalışanların amaçlarından biri de anlamın tam olarak ne olduğunu açıklamaktır. Burada, birçok makul anlam teorisinin, anlam için her şeyin geçerli olmadığını gösteren nesnel bir bileşeni olduğunu belirtmekte fayda var. Bununla birlikte, anlam yalnızca (varsayalım ki) belirlenen tanımın tatmin edilmesi meselesi olsa bile, şu iki iddia hâlâ tutarlıdır: (i) hayatın anlamı, pratikte tatmin edilmesi gereken bir şeydir ve (ii) tatmin etme kaynakları son derece çeşitlidir. Bu durumda hayatın anlamı, yerine getirilmekle ilgilidir (her kişi için tutarlı bir amaçtır), ancak tatmin kaynakları kişiden kişiye değişir.

İkincisi, kozmik düzeyde hayatın tek bir anlamı olduğu ve bunun, anlamlı bir hayat sürmenin (dünyada, kişisel düzeyde anlam) zengin çeşitlilikteki yollarıyla tutarlı olduğu makul bir şekilde düşünülebilir. Bunun gibi olasılıklar üzerinde düşünmek, kozmos için planı olan bir Tanrı’nın olup olmadığı ve her şeyin kapsayıcı bir anlamı olup olmadığı gibi dünya hakkında neyin doğru olduğu hakkındaki iddialarla bağlantı kuracaktır. Böyle bir durumda, hayatın tek bir anlamı olabilir fakat tek bir anlamın olduğu anlam duygusu, çeşitli anlamların olduğu anlam duygusundan farklı olabilir. Belirttiğimiz karmaşıklıklardan bağımsız olarak, hayatın anlamı konusunda belirli bir tanım vermeyi öne süren yaklaşım, hayatın anlamı hakkında düşünmek için zorlu teorik ve pratik sorunlara katkıda bulunduğu için çok hızlı bir şekilde reddedilmemesi gerekir.

d) Yaşamdaki Anlam ve Hayatın Anlamı

Hayatın anlamı sorusunu ele alırken filozoflar tarafından yapılan standart bir ayrımsa, hayatın anlamı ve yaşamdaki anlam fikirleri arasındadır. Örneğin, “hayatın büyük, kozmik bir anlamı olmasa bile, kişi kendi yaşamında anlam bulabilir” fikri iddia edilebilir. Hayatın anlamı, kapsam olarak daha küresel veya kozmiktir ve genellikle Tanrı, aşkınlık, din veya manevi, kutsal bir alan gibi fikirlerle iç içedir. Hayatın anlamını sorarken, kişi genellikle bir tür kozmik anlam ister fakat bunu sorarken, kozmosun perspektifinden kendi bireysel yaşamının anlamını da soruyor olabilir çünkü çoğu kişi, bireysel yaşamlarının anlamının, dışarıdaki her şeyin bir anlamının olup olmamasına bağlı olduğunu düşünür.

Yaşamdaki anlam ise, kişisel anlama; yani, (insani endişeler ve kaygılar çerçevesinde) insani çabalar ve alt türler arasındaki ilişkiler ağı içinde yer alan bireysel yaşamlarımızın anlamına odaklanır. Birçok kişi, evrenin bir bütün olarak anlamı olup olmadığı hakkında neyin doğru olduğuna bakılmaksızın, kişinin yaşamının bu anlamda bir anlamı olduğu hakkında akla uygun bir şekilde konuşabileceğimizi düşünüyor.

Bu makalede şu ana kadar tartıştığımız çeşitli anlam görüşlerinin her iki bağlamda da (yaşamdaki anlam ve hayatın anlamı bağlamında) nasıl kesiştiği görülebilir. Örneğin, anlam oluşturma (anlamlandırma) kozmik düzeydeyse, şu soruları sorabiliriz: “Bunların hepsi neyle ilgili?” veya “Bu kadar şey birbiriyle uyumlu bir şekilde nasıl bir araya geliyor?”. Dünyevi ve kişisel düzeydeki anlam oluşturma söz konusuysa, sorularımız daha çok şu şekli alabilir: “Benim hayatım ne hakkında?” “Hayatımı bu bütünlükle nasıl bir araya getirebilirim?” veya “Yaşadığım hayat tutarlı bir hayat mı?”. Eğer kozmik düzeyse değer söz konusuysa, “Büyük resme baktığımızda, bizim küçük hayatlarımız gerçekten değerli mi?” diye sorabiliriz. Dünyevi ve kişisel boyuttaysa, “Hayatım benim, ailem, arkadaşlarım veya yaşadığım toplum için bir değere sahip mi?” diye sorabiliriz.

e) X’in Anlamı Nedir Sorusu Ne Anlama Gelir?

“X’in anlamı nedir?” sorusunun semantik bir şeye, diyelim ki bir tanım veya betimlemeye yönelik talep olarak dar bir şekilde anlaşılmasına gerek yoktur. Bu talebin gayet mantıklı olduğu dilsel olmayan bazı bağlamları da vardır (bkz. Nozick 1981). Hatta bu dilsel olmayan bazı anlayışlar, alışık olduğumuz hayatın anlamı sorusuyla çarpıcı benzerlikler taşır. Hatta bunlardan birisi, diğerlerinden çok daha bağlantılıdır.

Bazen henüz yeterince anlamadığımız durumlarla karşı karşıya kalırız ve bu durumlarda doğal olarak “Bütün bunlar ne anlama geliyor?”, “Burada neler oluyor?”, “Şu an ne yaşanıyor?”, “Bu ne anlama geliyor?” veya “Bunun anlamı nedir?”  şeklinde tepkiler verebiliriz. Bu tür sorular sorarken anlam oluşturma (anlamlandırma) ve anlaşılırlık arayışı içindeyiz. Örneğin, kavga eden çocuklarımıza yaklaşırız ve sorarız: “Bunun anlamı nedir?”  Ya da, Mary Magdalene ve Yakup’un annesi Meryem, İsa’nın cesedini görmek için koruma altında olan mezara giderler; cesedin üstüne örtülen kefen oradadır ama İsa’nın cesedi orada değildir. Böyle bir durumda şunun sorulduğunu hayal edebiliriz: “Bunun anlamı nedir?”

X’in bir gerçek, olay, fenomen veya bu tür şeylerin kümesi olduğu durumlarda ve onun hakkında bir şey bilmek istediğimizde, Yeni Ahit bilgini ve ilahiyatçı N.T. Wright’in sözleriyle, “bu kavramın ifade ettiği daha büyük gerçeği” bilmek istediğimizde doğal olarak, “x’in anlamı nedir?” formülünü kullanırız (Wright 2003: 719). Bu tür talepler, bir duruma anlam verme, onu anlaşılır kılma, tepki olarak uygun şekilde hareket etme amacı ile -pratik, normatif navigasyona yardımcı olacak bir tür epistemik harita- arzumuzu takip eder.

Bu sıradan örneklerden yola çıkarak, hayatın anlamını sorgulamak, çocuklarımızın itiş kakışının veya İsa’nın boş mezarının anlamını bilmek istememize benzer bir talep olarak anlaşılabilir. Varlığımız boyunca, insanlık durumunu tanımlama ve tasvir etmedeki rolleri nedeniyle bir tür varoluşsal ağırlık taşıyan dünyanın yönleriyle karşılaşırız çünkü dünyanın bu yönü, dikkatimizi eşi benzeri olmayan bir şekilde kendisine çeker. Öyleyse, “hayat” kelimesi, varoluşsal açıdan önemli olan bu yönler için kabaca bir işarettir (yukarıda bölüm 2.b.’deki hayatın 5.tanımı gibi) ve bu işaretler, anlamlandırmak için açıklayıcı bir sistem (hatta belki bir anlatı sistem) aradığımız derin sorulara yol açan yaşamın yönleridir. Dünyanın bu yönleri, yukarıda bahsettiğimiz boğuşma ve boş mezar durumlarında olduğu gibi sınırlı bilgi erişimine sahip olmamıza benzer: bu çıkarımlara ulaşırken elimizdeki veriler, boğuşma durumunda bağırma sesleri duymamız ve itiş kakışı görmemizdir ve boş mezarda gözlemlediğimiz şeyse, çeşitli parçalar ve ipuçlarıdır. Bu durumlarda, çocuğun ebeveyni veya Macdelli Meryem gibi, kişilerin hayatlarının önemli kısımlarından yoksunuzdur ve varoluşsal olarak eksik olan bağlamları kendi zihnimizde rastgele bir şekilde doldurmayı ve buna göre yaşamayı arzularız. Yaşamımızın merkezinde olan, nedenler, amaç, önem, değer, acı ve kader hakkındaki sorularımızı yanıtlamak ve uyumlu bir şekilde toparlamak için bir tür kapsayıcı anlamlandırma sistemi olacak bir hayatın anlamını arıyoruz.

f) Açıklayıcı/Yorumlayıcı Stratejiler

i. Amalgam Yaklaşımı (Çoklu Yaklaşım)

“Hayatın anlamı nedir?” sorusunun geleneksel formülasyonunu yorumlamak için şu anda genellikle tercih edilen strateji amalgam yaklaşımdır. Bu çoğulcu görüşe göre, sorunun tek bir soru değil, çoğu aile benzerliklerini paylaşan çok sayıda başka sorunun karışımı olduğu düşünülür. Bu görüşe göre hayatın anlamına verilen cevaplar, diğer cevaplar için basitçe bir yer tutucudur (bazıları bu görüşün yanlış olduğunu düşünür) ve kendi başına bir yanıt getirmez. Bu formda bir cevabı olmamasına rağmen, amaç, önem, değer, kıymet, köken ve kader hakkında başka sorular olabilir. Bunlar hakkında sorular sorarken, ne talep edebileceğimiz hakkında bu yaklaşım bize bir cevap verdiğinden dolayı, birçok kişi tarafından tutulur. Geleneksel formülasyon üzerindeki şüpheler genellikle amalgam görüşe eşlik eder çünkü bu formülasyon, belirli artikel (“the”), “anlam” ve “hayat” kelimesini kullanır ve bunlar, birlikte bulundukları dilbilgisi biçiminde zorlu bir yorumsal zorluğa katkıda bulunurlar. Amalgam yorumunun birçok savunucusuna göre belki de en iyi strateji, geleneksel formülasyonu bir kenara bırakmak ve hayatın anlamını sorguladığımızda endişelendiğimiz şeyleri toplu olarak somutlaştıran diğer sorular kümesinden bazılarını yanıtlamaya odaklanmaktır.

ii. Tek Soru Yaklaşımı

Amalgam yorumu, analitik felsefede hayatın anlamı üzerine yazanlar arasında en popüler görüş olsa da, bazı kişiler de geleneksel formülasyonu tek bir soru olarak görüp cevaplayacak biçimde olan bir yaklaşımı tercih etti (bkz. Seachris 2009, 2019; Thomson). 2003). Bu yaklaşımda umut verici bir strateji, anlamın anlam oluşturan çağrışımlarına öncelik vermektir. Yorumlayıcı yaklaşımın bu versiyonunda, hayatın anlamı hakkında soru sormak, öncelikle kökenler, amaç, önem, değer, acı ve kader hakkındaki sorularımız ve endişelerimiz için bir anlam yaratan açıklama (hatta belki anlatısal açıklama) aramakla ilgilidir. Amalgam yorumunun aksine, bu görüşe göre, hayatın anlamı sorusu tek bir şey istemektir – mantıklı bir açıklama. Bu, hayatın “malzemeleri”nin tüm bu diğer anlamlarına doğrudan odaklanan bir açıklamadır. Bu açıklama bir dünya görüşü veya üst anlatı olarak düşünülebilir. Bu yaklaşım, insanlık durumunu tanımlayan ve betimleyen tüm alt soruların yanıtlarını birleştiren veya bütünleştiren tek bir yanıt (örneğin anlatısal açıklama) arayan organik bir yorumlayıcı stratejidir. Hem hayatın anlamı hem de yaşamdaki anlam için kavramsal kaynak sağlar. Kozmik ve kişisel, epistemik ve normatif, teorik ve pratik anlam arayışımız birbirinden ayrılamaz. Aradığımız anlamlandırma sistemi, büyük şema içindeki yerimizin ışığında anlamlı yaşamlar sürdürürken tüm bunları birbirine bağlar.

Tek soru yaklaşımının anlam oluşturmaya vurgu yapan bu versiyonu, dünya görüşü kavramıyla yakından ilişkilidir. Dünya görüşleri, insanlığın durumunu açığa çıkaran varoluşsal olarak ağır sorulara cevaplar sağlar. Filozof Milton Munitz’in belirttiği gibi:

… insanlar, hayatın anlamı sorusunu sorarken aradıklarının, buldukları cevabın yardımıyla yalnızca kendi kişisel yaşamlarını değil, diğer herkesin (insan ya da insan değil), sonlu ya da sınırlı türden her şeyin yaşamını görebilecekleri “büyük resmin” bir parçasıdır. Böyle bir kaygının ifadesi, özünde, bir “dünya görüşü”ne ya da “dünya resmine” başvurmayı içerir. Bu, insan yaşamının içinde yer aldığı en kapsayıcı ortamın bir tanımını vermeyi taahhüt eder. . . (Munitz 1993: 30).

O halde bir dünya görüşü sunmak, yaşamın varsayılan bir anlamını –  doğrudan kökenleri, amacı, önemi, değeri, ıstırabı ve kaderi çevreleyen bir dizi soru ve endişeye odaklanan bir anlamlandırma sistemi – sunmaktır.

Dünya görüşü kavramının kökenine daha yakından bakmak, dünya görüşü ile hayatın anlamı arasındaki bağlantıyı güçlendirir ve bir dünya görüşünün bir tür anlam oluşturma (anlamlandırma) sağladığına dair önemli ipuçları sunar. On dokuzuncu yüzyıl Alman tarihçisi ve filozofu Wilhelm Dilthey, bir dünya görüşünden “dünya hakkında bildiklerimizi, onu duygusal olarak nasıl değerlendirdiğimizi ve ona isteyerek nasıl tepki verdiğimizi özetleyen hayata dair genel bir bakış açısı oluşturan” bir kavram olarak bahseder. Dünya görüşleri üç farklı ancak birbiriyle ilişkili boyuta sahiptir: bilişsel, duygusal ve pratik. Bunların üçü de, hayatın anlamı ve yaşamdaki anlam boyutlarını karşılarlar. Bir dünya görüşü, “varoluş bilmecesi” dediği şeye cevap verme arzusundan hareket eder:

Varoluş bilmecesi, her yaştan insanoğlunun aynı gizemli çehreyle yüzleştiği bir sorudur; tatmin edici bir cevap verebilmek için sorunun hem temel özelliklerini görmemiz hem de sorunun arkasındaki ruhu tahmin etmemiz gerekir. Bu bilmece her zaman organik olarak dünyanın kendisiyle ve bu dünyada ne yapmam gerektiği, neden bu dünyada olduğum ve bu dünyadaki hayatımın nasıl sona ereceği sorusuyla bağlantılıdır. Ben nereden geldim? Neden varım? Bana ne olacak? Bular, tüm soruların en genel ve beni en çok ilgilendiren sorularıdır (Dilthey 1980: 81-82).

Dilthey’in dünya görüşü inşasını motive eden sorular kümesi, hayatın anlamını ararken yanıtlarını istediğimiz sorularla aynı sorulardır. Bu yaklaşımda, hayatın anlamı sadece bir anlamlandırma (anlam oluşturma) sistemi olabilir. Bu bağlamda, hayatın anlamının bir dünya görüşü sağlamayı amaçlayan şey olduğunu söylemek abartı olmaz.

3. Yaşamdaki Anlam ile İlgili Teoriler

Sorunun doğası ve onu oluşturan parçalar üzerine yapılan önemli ön tartışmaların haricinde, yaşamdaki anlam ile ilgili birbiriyle yarışan teoriler vardır. Buradaki tartışma, evrendeki her şeyin kozmik bir anlamı olup olmadığı sorusu üzerine değil, bir insanın hayatını anlamlı kılan şeyin ne olduğu sorusu üzerindedir (diğer yandan bazıları, bu iki sorunun birbirinden bu kadar kolay ayrıştırılamayacağını düşünenler de vardır). Yaşamdaki anlamla ilgili en etkili dört görüş şunlardır: (1) Doğaüstücülük (supernaturalism), (2) Nesnel Natüralizm (Objective Naturalism), (3) Öznel Natüralizm (Subjective Naturalism) ve (4) Hibrit Natüralizm. (5) Nihilizm ise bir anlam teorisi olmaktan çok, hem kozmik hem de kişisel boyuttaki anlamın reddidir. Nesnel, öznel ve hibrit natüralizm, natüralizmin iyimser biçimleridir. Sonlu ve sonsuz ruhsal gerçekliklerden yoksun bir dünyada anlamlı bir varoluş olasılığına izin verirler. Karamsar natüralizm veya yaygın olarak “nihilizm” olarak adlandırılan şeyin, her zaman olmasa da, genellikle natüralist bir ontolojinin bir alt penceresi olduğu düşünülür, ancak natüralizmin nihilizmi içerip içermediği konusunda literatürde hararetli tartışmalar devam ediyor.

a) Doğaüstücülük (Supernaturalism)

Doğaüstücülük kabaca (açıklamalar ayrıntılarda farklılık gösterse de), Tanrı’nın varlığının, Tanrı’yla “uygun bir şekilde ilişki kurmanın” yanı sıra, anlamlı bir yaşamı güvence altına almak için zorunlu ve yeterli olduğunu ileri sürer. (Sayısız isimlere ek olarak) Yakın Doğu Antik dünyasında ve sonraki tarihlerde doğaüstücülüğün önemli temsilcileri arasında Qoheleth (Eski Ahit Vaiz kitabında “Öğretmen” olarak adlandırılan kişi), İsa, Havari Paul, Augustine, Aquinas, Jonathan Edwards, Blaise Pascal, Leo Tolstoy, CS Lewis ve birçok çağdaş analitik filozof vardır.

Doğaüstücülük perspektifine göre anlamlı yaşam, metafizik, epistemolojik ve ilişkisel-aksiyolojik eksenlerdeki iddialardan oluşur. Anlamlı yaşam metafiziksel olarak Tanrı’nın      varlığını gerektirir çünkü (örneğin) nesnel değer gibi anlam için gerekli temel özelliklerin Tanrı   gibi bir varlığa en derin şekilde bağlandığı düşünülür (Bkz. Cottingham 2005; Craig 2008). Aynı zamanda, bir düzeyde ortodoksluk (doğru inanç) ve doğru eylem (doğru yaşam ve uygulama) gerektirir (tabii, ayrıntılar üzerinde çok fazla tartışma vardır). Tanrı’nın varlığına ek olarak yaşamdaki anlam, bir kişinin, inançlarında ve özellikle bağlılığında, ibadetinde ve diğerlerinin yanı sıra, örneğin İsa’nın en büyük emirlerle ilgili ifadesinde somutlaştırıldığı gibi, yaşadığı yaşam kalitesinde, uygun bir şekilde Tanrı’ya bağlı olmasını gerektirir (bkz. Matta 22:34-40).

Pascal, Pensées kitabındaki şu pasajlarda, doğaüstücülüğün ruhuyla ilgili güzel bir açıklama verir:

Bu özlem ve bu çaresizlik, bir zamanlar insanda gerçek bir mutluluk olduğunu ve şimdi geriye kalan tek şeyin boş kalıp ve iz olduğunu söyl

emekten başka neyi ima eder? İnsan, bu özlem ve çaresizliği, etrafındaki şeylerle doldurmaya çalışması boşunadır çünkü orada olmayanlarda bulamayacağı yardımı arar, ancak hiçbiri yardım edemez; bu sonsuz uçurum ancak sonsuz ve değişmez bir nesneyle doldurulabilir; başka bir deyişle, bizzat Tanrı tarafından (Pascal 1995: 45).

Aziz Augustine’in İtirafların’da ortaya koyduğu gibi:

            . . . bizi kendin için yarattın ve kalbimiz sana varana kadar huzursuzdur (Aziz Augustine 1963: 17).

Tanrı’yı anlamlı bir yaşam için zorunlu görmeyen, ancak yine de Tanrı’nın ve Tanrı’yla uygun yollarla ilişki kurmanın yaşamın anlamını önemli ölçüde artıracağını iddia eden doğaüstücülüğün versiyonları olduğunu belirtmekte fayda var. Doğaüstücülüğün bu daha ılımlı biçimleri, bir ölçüde natüralizm üzerinde anlamlı bir yaşam olasılığına izin verir (kavramsal alanın yararlı bir sınıflandırması için Metz 2019’a bakınız).

Bütün doğaüstücü görüşler, kötülük, ölümden sonra hayatta kalma ve nihai adalet sorunuyla ilgili sorular ve endişelerle bağlantılıdır. Genellikle, evrenin ve bireysel yaşamlarımızın anlatılarının iyi ve kutsanmış olması için bunların, Tanrı gibi bir varlık tarafından “yaratılması” ve “yönlendirilmesi” gerekir (bkz. Seachris 2011). Natüralizm üzerindeki birçok endişe, eğer bu dünyadaki kötülükler için nihai bir adalet ve kurtuluş yoksa ve son söz ölüm ve tamamen yok oluşsa, bunun, hayatın anlamsız veya saçma olduğu anlamına gelebileceği üzerinedir.

b) Öznel Natüralizm (Subjective Naturalism)

Öznel natüralizm, Tanrı, ölümden sonra yaşam veya deneyüstü âlem olmasa bile hayatın gayet güçlü bir şekilde anlamlı olabileceğini iddia eden iyimser bir natüralist görüştür. Bu bağlamda, natüralizmin nesnel ve hibrit biçimleriyle aynıdır. Öznel natüralizme göre, anlamlı bir yaşamı oluşturan şey kişiden kişiye değişir ve kişinin güçlü bir şekilde istediğini elde etmesinin veya kendi belirlediği hedeflere ulaşmasının veya gerçekten önemli olduğuna inandığı şeyleri başarmasının bir işlevidir. Bir şeyi derinden önemsemenin veya sevmenin, kişinin yaşamına anlam kazandırdığı düşünülmüştür (bkz. Frankfurt 1988). Bazı öznelci görüşler, örneğin, anlamlı yaşamın özünü oluşturan doyum veya tatmin gibi belirli bir psikolojik profilin duygusal durumlarına odaklanır (bkz. Taylor 1967). Öznellik, nesnel değeri doğal, doğal olmayan veya doğaüstü olarak temellendirme konusundaki algılanan başarısızlıkların ışığında ve anlam ile gerçekleştirmenin yakından bağlantılı olduğuna dair yaygın görüşü açıklarken bazı insanlara çekici geliyor.

Ahlaki görecilikle ilgili etik kaygılara benzer şekilde, öznel natüralizm için bir endişe, bu görüşün fazla keyfi olması ve hayatın anlamını temellendirmek için tuhaf ve hatta ahlaksız faaliyetlere izin vermesidir. Pek çok kişi, derin ilgi ve sevginin tek başına yaşama anlamlılık kazandırmak için yeterli olmadığı görüşüne kesin bir şekilde karşı çıkıyor. Ya birisi çimleri tekrar tekrar biçerek ya da Netflix serilerinin tüm bölümlerini ezberleyerek ya da daha da kötüsü, eğlenmek için insanlara işkence ederek kendi yaşamında anlam bulduğunu iddia ederse? Bu tür arayışlara odaklanan bir yaşam anlamlı olabilir mi? Buradaki güçlü ve yaygın bir sezgi, birçoklarını nesnel değer veya anlam değerinde bir koşul gerektirmeye yöneltir. Bununla birlikte, öznelciliğin hala değerli savunucuları vardır ve bazı öneriler, değeri yalnızca bireyde değil, toplulukta ve ortak değerlerde özneler arası olarak temellendirmeye doğru ilerlemektedir. Ahlak konusunda nesnelci olurken anlam konusunda öznelci olunabileceğini de belirtmekte fayda var. Dolayısıyla, tatmin olmuş bir işkenceci, ahlaksız olsa da anlamlı bir yaşam sürebilir. Bu görüşe göre anlam ve ahlak, prensipte çatışabilecek farklı değerlerdir.

c) Nesnel Natüralizm (Objevtive Naturalism)

Nesnel natüralizm, öznel natüralizm gibi, sonlu ve sonsuz ruhsal gerçekliklerden yoksun tamamen fiziksel bir dünyada anlamlı bir yaşamın mümkün olduğunu varsayar. Bununla birlikte, yaşamdaki anlam için gerekli olan şeyde öznel natüralizmden farklılık gösterir. Nesnel natüralistler, anlamlı bir yaşamın, nesnel değerin zihinden bağımsız (öznelliğin karşıtı) ve tamamen doğal olan gerçeklikleriyle (doğaüstücülüğün karşıtı) uygun bir şekilde bağlantı kurmanın bir işlevi olduğunu iddia ederler ve içerisindeki teoriler, bu bağlantıların doğasına göre birbirinden farklılık gösterirler. Bazıları yalnızca nesnel değer etrafında yönelim gerektirirken, diğerleri iyi sonuçlarla daha güçlü bir nedensel bağlantı gerektirir (bkz. Smuts 2013). Nesnel natüralizm ayrıca, zihinden bağımsız, nesnel değere yaptığı vurguyla öznel natüralizmden ayrılır. Ana fikri ortaya koymanın bir yolu, istemek ya da seçmenin anlamlı bir yaşam için yetersiz olduğunu söylemektir. Örneğin, kişinin uyanık olduğu saatleri Target mağazasının stoklarını ezberleyerek geçirmeyi seçmesi, bu aktivite tatminle sonuçlansa bile, – nesnel natüralizm üzerinde anlam için muhtemelen yetersizdir. Anlam daha ziyade, kişinin yaşamını nesnel olarak değerli, zihinden bağımsız koşullara bağlamanın bir işlevidir ve bunlar, kişinin istediği ve seçtiği şeyin tek sonuçları değildir. Nesnel natüralizmde, hayata anlam veren şeyin ne olduğu konusunda yanılmak mümkündür – bir şey, onun hakkında neye inanıldığına bakılmaksızın, en azından kısmen, içsel doğası nedeniyle anlamlıdır. Bu nedenle, kişi bunu yapmayı şiddetle istese bile, yaşamının önemli bölümlerini mağaza stoklarını ezberleyerek harcamak, nesnel natüralizm açısından anlamlı değildir.

Objektif natüralizm için bir endişe, örneğin, içsel değeri veya kıymeti olmayan faaliyetlerle derinden tatmin olan OSB’li bir kişi gibi nöronları alışılagelmişin dışında olan vakaları hesaba katmanın daha zor olabileceğidir. Boruların ve borularla olan etkileşimlerinin kendisine belirgin hedefler, yaşamına bir tür tutarlılık ve keyifli deneyimler kazandırdığı söyleyen ve aslında su tesisatçısı olmayan biri, hayatını borulara olan hayranlığı etrafında döndürdüğü için, yaşamı anlam kazanamaz mı? Öznelci görüşler, ilgi alanları ve dünyayla etkileşimleri bizden çarpıcı biçimde farklı olan ve nöral atipikliğin sonucu olan kişilerin yaşamlarını daha iyi açıklayabilir mi?

Objektif natüralizmin eleştirmenleri, bu görüşün savunucularının anlam ve ahlakı birleştirdiği veya en azından bu iki farazi olarak farklı değer türünün önemli yönlerini birleştirdiği noktasında da eleştiri getirebilirler. Bu eleştirilerden en tipiği, bir değerin nesnel olarak şekillendirilebilirken diğerinin şekillendirilemeyeceğidir.

d) Hibrit Natüralizm

Birçok araştırmacı, hem nesnelci hem de öznelci görüşlerde doğru bir şeyler olduğunu, ancak ikisinin de kendi başına eksik olduğunu düşünüyor. Susan Wolf, son on yılda yaşamdaki en etkili anlam teorilerinden biri haline gelen şeyi, içsel doygunluğun verdiği mutluluğu sevmekten doğan görüşü (fitting-fulfillment) geliştirdi. Görüşü hem nesnel hem de öznel koşulları içerir ve “Öznel çekicilik nesnel çekicilikle buluştuğunda anlam ortaya çıkar” sloganıyla ifade edilebilir (Wolf 1997: 211). Değersiz projelere inanarak, bunları gerçekleştirerek veya onları önemseyerek geçirilen bir yaşamda anlam olmadığı gibi aynı zamanda inanmadan, tatmin edilmeden veya önemsemeden değerli, nesnel olarak değerli projelerle uğraşarak geçirilen bir yaşamda da anlam yoktur. Başka bir deyişle, anlamlı bir hayat yaşamak, kişinin nesnel olarak değerli şeylerle aktif olarak meşgul olmasından ve bunu sevgyle yapmasından ibarettir. Pek çok kişi bu tarz hibrit görüşlerin, nesnelcilik ve öznelciliğin yetersiz kaldığı noktaları kapattığı için yaşamdaki anlamla ilgili en isabetli pozisyonlar olduklarını düşünüyor.

Natüralist formlarda, bu tür anlam teorileri (hibrit teoriler) doğaüstücülükle tutarsızdır. Fakat bu görüşlerin her birinin doğaüstü biçimleri tasavvur edilebilir. Anlamın tamamen veya büyük ölçüde İlahi olanda öznel tatminden (bir tür öznelcilik veya anlamın İlahi olanda temellenen nesnel değer etrafında yönelimden) oluştuğunu ve bunun, bir tür nesnelcilik olduğunu düşünen bir doğaüstü bilimci olabilir. Ayrıca belirgin bir şekilde doğaüstücü hibrit görüşler formüle edilebilir.

e) Kötümser Natüralizm: Nihilizm

Anlamlı bir yaşam olasılığı hakkındaki tüm iyimser görüşlerin tam karşısında konumlanan görüş, daha yaygın olarak nihilizm olarak adlandırılan kötümser natüralizmdir. Nihilizm kabaca, anlamlı bir yaşamın mümkün olmadığını çünkü kelimenin tam anlamıyla hiçbir şeyin değeri olmadığını ileri süren görüştür. Nihilizm, hem doğaüstücülükten hem de natüralizmden alınan şu tez ve varsayımların bir bileşimi olarak anlaşılabilir: (i) Değer ve anlamlı bir yaşam için Tanrı veya doğaüstü âlem muhtemelen gereklidir, ancak (ii) böyle bir varlık veya âlem yoktur ve bu nedenle (3) nihai olarak hiçbir şey değerli değildir ve bu nedenle hiçbir şey anlamlı değildir. Nihilizmin diğer biçimleri, can sıkıntısının yaşamı anlamsız kılmak için yeterince karakterize ettiğini veya insan yaşamlarının bir şeylere anlam vermek için gerekli miktarda tatminden yoksun olduğunu savunarak can sıkıntısı ya da memnuniyetsizlik gibi durumlara odaklanır.

f) Yaşamda Anlamın Yapısal Eğrileri

Eğer anlam, bir hayatın sahip olabileceği ayrı bir değer ise ve yukarıdaki üç anlam duygusu (yukarıdaki Bölüm 2.a.’ya bakınız) anlamın kapsadığı fikir yelpazesini kapsıyorsa, o zaman bu fikirler yaşamdaki anlamın kavramsal şeklini aydınlatmaya yardımcı olabilir. Kullanılan çeşitli “anlam” kavramlarının her biri, anlamlı yaşamın geniş yapısal hatlarını kavramsallaştırmak için stratejiler sağlar.

Anlam oluştura (anlamlandırma): Akla yatkın, özellikleri birbirine uyan ve bir tür (örneğin, ilişkisel, mesleki, ahlaki, ruhsal, vb.) tutarlılık, hatta anlatı tutarlılığı sergileyen düşünülebilir bir yaşam.

Amaç: Belirgin bir şekilde amaçlar, hedefler ve gayeler etrafında yönlendirilen ve kişinin özerkliğinin yeterince meşgul olduğu yüce bir amaca göre yaşanan bir yaşam.

Değer: Kişinin parçası olduğu dar (örn. ailesel) ve geniş (örn. kültürel) ilişkisel ağlarda, içerdiği yaşam türü nedeniyle içsel olarak; sebep olduğu sonuçları ve etkileri nedeniyle de dışsal olarak önemli olan (ve pozitif değeri olan) bir yaşam.

Bunları, anlamlı bir yaşamın ne olduğu konusunda büyük ölçüde farklı düşünme biçimleri olarak görsek de, aralarında daha organik bir ilişki olduğu düşünülebilir. İşte bu üç anlam duygusunun birleşebileceği ve anlamlı yaşamın tüm yapısal hatlarının birleşik bir şekilde ortaya çıkarabileceği bir strateji:

Anlamlı bir yaşam: Amaçlar (amaç), diğer (atelik) faaliyetler (bkz. Setiya 2017) ve önemli ve pozitif değeri (önem) olan ilişkiler etrafında uygun eğilimler sayesinde akla ve birbirine uygun (anlam oluşturan) bir yaşam.

Filozoflar, bu üçlü anlam kavramı hakkında daha fazla düşünürken sosyal bilimcileri takip etmek isteyebilirler. Örneğin psikologlar, deneysel tasarım ve testlerde benzer açıklamaları giderek daha fazla kullanıyor. Anlam alanında çalışan önde gelen bir psikolog, anlam yaratmaya öncelik veren ve yukarıdakine benzer bir üçlüyü içeren, yaşamdaki anlamın bir tanımını önerir:

Anlam, deneyimlerimizi anlamamıza ve enerjilerimizi arzuladığımız geleceğin gerçekleştirilmesine yönlendiren planlar formüle etmemize yardımcı olan bağlantılar, anlayışlar ve yorumlar ağıdır. Anlam, bize hayatımızın önemli olduğu, anlamlı olduğu ve saniyelerimizin, günlerimizin ve yıllarımızın toplamından daha fazlası olduğu hissini verir (Steger 2012: 165).

4. Ölüm, Boşunalık ve Anlamlı Bir Yaşam

Hayatın anlamı, genel olarak ölüm, boşuna yaşamışlık ve sonlar dâhil olmak üzere bir dizi ilgili konu ile yakından bağlantılıdır. Bunlar hayatın anlamı literatüründe önemli temalardır ve Eski Ahit Vaiz kitabından Tolstoy’a ve Camus’ye, konuyla ilgili çağdaş analitik yazıya kadar çok çeşitli kaynaklarda bulunur. Natüralizmde tasavvur edildiği şekliyle ölümün anlamı tehdit ettiği endişesi, boşunalık hakkında tartışmalara yol açar. Olduğumuz kişinin ve yaptığımız onca şey her şeyin sonunda yok oluyorsa (bir hiç oluyorsa), hayatın boş olduğu yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Bu argümanda, natüralizmin doğru olduğu ve ölümün son nokta olduğu öncüllerinden, hayatın boş olduğu sonucuna ulaşılır. Bu fikrin ardındaki duygu yoğun ve yaygın olsa da, insanların bununla ne demek istediği tam olarak açık değildir.

Bu görüşteki genel endişenin ne olduğunu daha fazla anlamak için, boşunalık ile ne kastedildiğini daha açık hâle getirmek önemlidir. Olağan durumlarda, amaçlanan veya istenen şeyin başarılması veya yerine getirilmesi imkânsızsa, bu şey boştur. Boşunalık ile ilgili şu örnekleri verebiliriz:

  • Bir insanın aynı anda ve aynı anlamda hem var olmaya hem de yok olmaya çalışması boşunadır.
  • Mars’a kadar zıplamaya çalışmak boşunadır.
  • 300 sayfalık bir romanı baştan sona bir saatte yazmaya çalışmak boşunadır.

Boşunalığın önde gelen açıklamalarında, bazı boşunalık örneklerine eşlik eden varoluşsal kaygı, kişinin neyin boş olduğu hakkında ne hissettiğiyle orantılıdır. Birinin arzu edilen bir sonuca ulaşma girişimine (örneğin duygusal ve ilişkisel olarak) ne ölçüde yatırım yaptığı, gerçek veya algılanan boşluğa nasıl tepki vereceğini etkileyecektir (burada “algılanan” kelimesini kullandık çünkü kişi bir şeyin gerçekte olup olmadığı konusunda yanlış olabilir). Bir kişinin, gökyüzünde uçan bir şahini izlerken kendisinin de uçmayı hayal ettiğini düşünelim. Bu kişi için, şahin gibi uçmaya çalışması boşuna olurdu. Bu kişinin, bunu yaşayamamanın bir sonucu olarak biraz sıkıntı hissetmesi olası olsa da, ruhunu ezen bir endişe yaşayacağı şüphelidir. Bunu, yıllarca bir ironman triatlonu (sırasıyla 2,4 mil yüzme, 112 mil bisiklet sürüşü ve 26,22 mil maratondan oluşan bir yarıştır. Dünyanın en zor bir günlük sporlarından biri olarak kabul edilir. – ç.n.) koşmak için eğitilmiş, ancak etkinlikten bir hafta önce, trajik bir otomobil kazasında boyundan aşağısı felç olan bir durumla karşılaştırın. Böyle bir durumda, mekanik bir yarım olmadan bu yarışmaya katılmaya çalışmak boşuna olacaktır. Bu hedefin kişinin hayatındaki önemi göz önüne alındığında, rekabet edememe ve çaresizlik hissiyle doğru orantılı olarak önemli derecede varoluşsal kaygı hissedecektir. Yılların eğitimi karşılıksız kalır. Derin umutlar yıkılır. Merkezi bir yaşam hedefi artık sonsuza kadar yerine getirilemeyecektir. O halde, boşunalığa eşlik eden varoluşsal kaygı düzeyi, kişinin arzu edilen bir amaca yaptığı yatırımın düzeyi ve bu amacın göreli arzu edilebilirliği ile orantılıdır.

Yukarıdaki analiz, boşunalık ve hayatın anlamı ile ilgilidir. Eğer natüralizm doğruysa ve ölüm hayatımızın ve evrenin son sözüyse, hayatın kendisinin nafile olduğunu söylerken insanların aklında ne olabilir? Burada boşunalık duygusunun ortaya çıktığı çelişki, insan kalbinin merkezi özlemleri ve Tanrı’dan yoksun bir dünya ile bu tür özlemleri yerine getirmekten aciz bir dünya olan ahiret arasındadır. Gerçekten istediğimiz (hatta ihtiyacımız olduğunu söyleyebileceğimiz şey) ile bu isteğimize karşı tamamen sessiz ve umursamaz kalan bir evren arasında büyük bir tutarsızlık vardır. Ayrıca, kelimenin tam anlamıyla hiçbir şeyin önemli olmadığı son durum ile birçok şeyin önemli göründüğü mevcut durum (örneğin, ilişkiler, kişisel ve kültürel başarılar ve bilimsel ilerlemeler) arasında bir tutarsızlık vardır. Bu tür varoluşsal ağırlıklara sahip durumların, şeylerin büyük planında bir kuruntudan başka bir şey olmadığını kavramak kabul etmesi zor görünüyor. Saçmalığın ve boşunalığın her ikisinin de derin bir aykırılık veya uyumsuzluk fikrini kapsadığından, bu ikisinin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bunun da kelimenin tam anlamıyla “saçma” olduğunu söyleyebiliriz.

Bu kavrayışta boşunalık, yerine getirme ve uzun ömürle ilgili umut ve beklentilerle ilişkilendirilir. Bazı durumlarda, uzun uğraşlar sonucu ulaştığımız bir şeyin etkisi düşündüğümüz kadar uzun ve kalıcı sürmüyorsa, bu şeyin (ve bu şeye ulaşmaya çabalamanın) boşuna olduğunu düşünmeye meyilliyizdir. Örneğin, yarım gününüzü bir kardan kale inşa etmeye harcarsanız ve çocuklarınız onu beş dakika içinde yok ederse, kaleyi inşa etme amacınıza ulaşmış olsanız bile çabalarınızın boşuna olduğunu düşünmeye meyilli olacaksınız. Bununla birlikte, yaptığınız kale orada birkaç gün kalırsa, size ve çocuklarınıza birkaç eğlenceli macera ve klasik bir kartopu savaşı sağlarsa, çabalarınızın boşuna olduğunu düşünmeyeceksiniz. Öyleyse, amacına hizmet edecek kadar uzun süre dayanması gerekir.

Bazıları, ortalama insan deneyimleriyle ortalama bir insan ömrünün, temel insan özlemlerini doyurmak ve merkezi amaçları gerçekleştirmek için yeterli olduğunu söylüyor (bkz. Trisel 2004). Fakat çoğu kişi bu düşüncenin aksine, yalnızca sonsuzluğun, üstün değerdeki insanlık durumunun bu yönlerini, öncelikle ve özellikle de mutluğu ve sevgiyi lâyıkıyla tatmin etmek için yeterince uzun bir zaman dilimi olduğunu düşünüyor (sevgi burada kabaca, kişinin bir başkasının gerçek iyiliğine veya iyi oluşuna bağlılık olarak anlaşılıyor). Bazı şeyler o kadar yüce bir karaktere sahiptir ki, yüzyıllar sonra bile yok olmaları gerçekten trajiktir, bu yüzden sonsuzluktan daha az olan her şey, yeterli zamandan daha azdır ve bir boşunalık hissine yol açar. Hayattaki en önemli şeylerin – özellikle mutluluk, aşk ve ilişkilerin – sonsuza kadar sürmesini isteriz. Ama eğer natüralizm doğruysa, her şey kendimizin ve evrenin ölümünde çözülecek ve sanki bunların hiçbiri hiç yaşanmamış (olmamış) gibi olacak. Yaşamın bu kadar çok yatırım yaptığımız önemli şeyleri sadece kısa bir süreliğineyse, yaşamın kendisinin derinden ve nihayetinde boş olduğundan endişelenmek makuldür.

Öyleyse boşluk, bir şeyin nasıl bittiğiyle bağlantılıdır. Çoğu kişi, hayatın anlamı göz önünde bulundurulduğunda, sonunda her şey bir şekilde hiçliğe çıkıyorsa, bu şeylerin anlamının kaybolacağından endişeleniyor. Bu tür endişeler, bazılarının Nihai Sonuç Argümanları dediği şeyde dile getirilmiştir (bkz. Wielenberg 2006). Nihai sonuç argümanı, hayatın “kötü” bir son nedeniyle kısmen veya tamamen anlamsız, saçma veya boş olduğu sonucuna varan argümandır. Bu tür argümanlar, anlamın gücünü yalnızca hafifleten “kötü” bir sondan, anlamı tamamen yok etmeye kadar değişen, daha zayıf ve daha güçlü sonuçlara sahip olabilir. Ancak hepsinin ortak noktası, hayatın anlamını değerlendirirken sona önemli bir söz vermeleridir.

Peki, sonların neden bu kadar önemli olduğunu düşünüp onlara önemli bir söz hakkı verirler? Pek çoğu, sonlara bu gücün verilmesinin, geçmişe göre geleceği ayrıcalıklı hâle getirdiğini savunur. Thomas Nagel bir keresinde “şuan yaptığımız hiçbir şeyin bir milyon yıl içinde önemi kalmayacak” demişti (Nagel 1971: 716). Neden geleceğin geçmişten ve şimdiki zamandan daha önemli olduğunu ya da onunla alakalı olduğunu düşünelim? Belki de Nagel yanılıyor. Aslında, hayatın nasıl sona erdiğinin, onun anlamını değerlendirirken önemli olduğunu düşünmemiz için iyi gerekçelerimiz olabilir (bkz. Seachris 2011). Kişi hangi sonuca varırsa varsın, yaşamın anlamının değerlendirilmesinde hangi bakış açısının -uzak gelecek veya yakın şimdinin- öncelikli olduğu sorusunu çözmek için güzel nedenler sunmalıdır.

5. Yeterince Araştırılmamış Alanlar

Değer teorisi içinde, yeterince araştırılmamış bir alan, anlamın genel normatif manzaraya nasıl uyduğudur. Örneğin, etik, estetik ve eudaimonist (erdem temelli) değerle nasıl bağlantılıdır? Çeşitli değerler arasında kavramsal, nedensel veya başka ne tür ilişkiler vardır? Bu ilişki türleri birbiriyle çelişir mi veya aralarında hiyerarşik bir sıralama var mıdır? Net bir şekilde etik olmayan yaşamlar gene de anlamlı sayılabilir mi? Peki ya son derece mutsuz hayatlar anlamlı sayılabilir mi? Bunlar ve bu tarz sorular, hayatın anlamı konusu analitik bir şekilde araştırılmaya devam edildiği sürece masada kalmaya devam edecektir.

İlginin arttırılması gereken bir diğer alan da, anlam ve acı arasındaki ilişkidir. Acı çekmek, bu evrendeki yaşamlarımızı anlamlandırma girişimlerimizle kesişir, neden burada olduğumuza dair sorularımızı motive eder ve nihayetinde önemli olup olmadığımız konusundaki endişelerimizi doğurur. İçsel acı deneyimimizi anlamlandıracak, bize teselli ve umut verecek, anlaşılır, varoluşsal olarak tatmin edici bir anlatı olup olmadığını merak ederiz. Anlamlı bir evrende kötü, kötü olmaktan vazgeçmez (hâlâ kötüdür), fakat anlamla serpiştirilmiş koşullar içinde daha katlanılabilir olabilir. Belki de anlam problemi, kötülük probleminden daha temel bir tartışmadır. Anlam problemi ayrıca, kötülük probleminin dünyanın sonu ile ilgilenen teolojik boyutu için de (eskatolojik boyutu) önemlidir – bunca acı, ıstırap ve ölüm karşısında herhangi bir umut var mı ve eğer varsa, bu umut neyi içeriyor? Acı çekmeyle ilgili geleceğe yönelik değerlendirmeleri ele almak, doğal olarak ölüm ve boşunalık gibi yaşamın kalıcı anlamıyla ilgili konularla bağlantılı olacaktır. Ayrıca, örneğin ölümden sonra hayatta kalma ve kutsanmış vizyondan veya başka bir kutsanmış durumun parçası olma da dâhil olmak üzere, hayatın anlatısına mutlu bir son vermek için doğuştan gelen insan arzusunun sadece bir hüsnükuruntu mu yoksa (anlam duygusunu tatmin edebilecek bir nesneye işaret eden ve gerçekten doğal bir arzu olan) su arzumuzun benzeri mi olduğu konusunda daha fazla tartışmayı motive edecektir.

Aynı şekilde, anlatı (ve üst-anlatı) kavramının hayatın anlamına nasıl ışık tutabileceği ve özellikle de hayatın anlamı hakkında konuşulanların tam olarak ne olduğu konusu da yeterince araştırılmamıştır. Tarihsel olarak, bir şekilde hayatın anlamını anlatan tatmin edici anlatıların çoğu aynı zamanda dini veya yarı-dinidir. Ek olarak, bu anlatıların çoğu, anlatısal olmayan söylem biçimlerinin aksine, paradigmatik anlamda anlatılar olarak sayılır. Ancak natüralizmin Batı’da yükselişiyle birlikte, bu anlatılar ve içlerinde gömülü olan dini veya yarı dini dünya görüşleri, belirli kesimlerde çekiciliğini kaybetmeye başladı ve bu çevreden, evrenin natüralist bir üst-anlatısının varoluşsal olarak tatmin edici olmadığı korkusuyla birlikte yaşamın anlamının daha fazla endişe yüklü sorgulanması ortaya çıktı. İnsan varlığı olarak anlatı eğilimlerimizin nasıl olduğu ve bu eğilimlerin anlam arayışımızı nasıl şekillendirdiği ve aydınlattığı konusunda bilişsel bilimciler, teologlar ve filozoflar tarafından daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

Son olarak, özellikle marjinal nüfuslara odaklanan bir dizi acil pratik etikteki sorular, daha fazla dikkati hak ediyor. Örneğin, engellilerin gerçek yaşamları ve deneyimleri, yaşamdaki anlam teorilerini nasıl besleyebilir ve kısıtlayabilir? Bu kişilerin yaşadıkları hayatlar, belirli anlam teorileri için bir problem yaratır mı? Hücre hapsi uygulaması, insanın anlam ihtiyacı hakkında neyi ortaya koyuyor? Bu tür durumlardaki derin anlam eksikliği, bu tür uygulamaların pratikte kullanımlarına daha katı sınırlamalar getirmek için bir neden sağlıyor mu? İnsanın anlam ihtiyacı (bkz. Bettelhiem 1978; Frankl 2006), evsizlik ve opioid bağımlılığı (biyopsikososyal bozukluk olarak geçer, bu kişilerin kullandığı ilaçlar kişide mutluluk, haz gibi duygular yaratır) gibi sistemik toplumsal sorunları anlamak ve ele almak için nasıl güçlendirilebilir? Anlam özlemimizin görünüşte patolojik ifadelerini anlamak, milliyetçiliği ve terörü anlamlandırmaya ve bunlara yanıt vermeye nasıl yardımcı olabilir?

Analitik felsefe eskiden, hayatın anlamı konusunda derinden şüpheci ve kayıtsızdı, fakat şimdi konuyla ilgili önemli ve ilginç yeni teorilerin kaynağı. Hayatın anlamının kavramsal ve pratik yönlerini anlamaya önemli ölçüde zaman ve enerji ayıran araştırmacılardan oluşan bir alt alan bile ortaya çıkıyor. Konuya, ilerlemeye yol açan ve gelecek vaat eden yeni atılımlar için heyecan verici yollar açan analitik bir titizlikle yaklaşılıyor. Hayatın anlamıyla ilgili yaygın literatür hâlâ bulanık olsa da, felsefi sular gittikçe berraklaşıyor.

Referanslar ve İleri Okuma

  • Adams, E. M. “The Meaning of Life.” International Journal for Philosophy of Religion 51 (April 2002): 71-81.
  • Antony, Louise M., ed. Philosophers Without Gods: Meditations on Atheism and the Secular Life. Oxford: Oxford University Press, 2007.
  • Audi, Robert. “Intrinsic Value and Meaningful Life.” Philosophical Papers 34 (2005): 331-55.
  • Augustine. The Confessions of St. Augustine. Trans. by Rex Warner. New York: Mentor, 1963.
  • Baggini, Julian. What’s It All About? Philosophy & the Meaning Of Life. Oxford: Oxford University Press, 2004.
  • Baumeister, Roy F. Meanings of Life. New York: The Guilford Press, 1991.
  • Baumeister, Roy F., Kathleen D. Vohs, Jennifer Aaker, and Emily N. Garbinsky. “Some Key Difference between a Happy Life and a Meaningful Life.” Journal of Positive Psychology 8:6 (2013): 505-516.
  • Benatar, David. Better Never to Have Been: The Harm of Coming into Existence. Oxford: Oxford University Press, 2009.
  • Benatar, David. The Human Predicament: A Candid Guide to Life’s Biggest Questions. New York: Oxford University Press, 2017.
  • Benatar, David, ed. Life, Death & Meaning: Key Philosophical Readings on the Big Questions. Lanham, MD: Rowman & Littlefield Publishers, 2004.
  • Berger, Peter. The Sacred Canopy. New York: Doubleday, 1967.
  • Bernstein, J. M. “Grand Narratives.” in Paul Ricouer: Narrative and Interpretation, ed. David Wood, 102-23. London: Routledge, 1991.
  • Bettelheim, Bruno. The Uses of Enchantment. New York: Knopf, 1978.
  • Bielskis, Andrius. Existence, Meaning, Excellence: Aristotelian Reflections on the Meaning of Life. London: Routledge, 2017.
  • Blessing, Kimberly A. “Atheism and the Meaningfulness of Life.” in The Oxford Handbook of Atheism. New York: Oxford University Press, 2013: 104-118.
  • Bortolotti, Lisa, ed. Philosophy and Happiness. Hampshire, UK: Palgrave Macmillan, 2009.
  • Bradley, Ben. “Existential Terror.” Journal of Ethics 19 (2015): 409-18.
  • Britton, Karl. Philosophy and the Meaning of Life. Cambridge: Cambridge University Press, 1969.
  • Calhoun, Cheshire. “Geographies of Meaningful Living.” Journal of Applied Philosophy 32:1 (2015): 15-34.
  • Campbell, Stephen M., and Sven Nyholm. “Anti-Meaning and Why It Matters.” Journal of the American Philosophical Association 1:4 (Winter 2015): 694-711.
  • Camus, Albert. The Myth of Sisyphus and Other Essays. Translated by Justin O’Brien. New York: Vintage International, 1983.
  • Chappell, Timothy. “Infinity Goes Up On Trial: Must Immortality Be Meaningless?” European Journal of Philosophy 17 (March 2009): 30-44.
  • Cottingham, John. On the Meaning of Life. London: Routledge, 2003.
  • Cottingham, John. The Spiritual Dimension: Religion, Philosophy and Human Value. Cambridge: Cambridge University Press, 2005.
  • Craig, William Lane. “The Absurdity of Life Without God.” in Reasonable Faith: Christian Truth and Apologetics, 3rd Ed., 65-90. Wheaton, IL: Crossway Books, 2008.
  • Crane, Tim. The Meaning of Belief: Religion from an Atheist’s Point of View. Cambridge, MA: Harvard University Press, 2017.
  • Davis, William H. “The Meaning of Life.” Metaphilosophy 18 (July/October 1987): 288-305.
  • Dilthey, Wilhelm. Gesammelte Schriften, 8:208-9, quoted by Theodore Plantinga, Historical Understanding in the Thought of Willhelm Dilthey. Toronto: University of Toronto Press, 1980.
  • Eagleton, Terry. The Meaning of Life. Oxford: Oxford University Press, 2007.
  • The Book of Ecclesiastes.
  • Edwards, Paul. “Life, Meaning and Value of.” in The Encyclopedia of Philosophy, Vol. 4, ed. Paul Edwards, 467-477. New York: Macmillan Publishing Company, 1967.
  • Edwards, Paul. “Why.” in The Encyclopedia of Philosophy, Vols. 7 & 8, ed. Paul Edwards, 296-302. New York: Macmillan Publishing Company, 1972.
  • Flew, Antony. “Tolstoi and the Meaning of Life.” Ethics 73 (January 1963): 110-18.
  • Fischer, John Martin. “Free Will, Death, and Immortality: The Role of Narrative.” Philosophical Papers 34 (November 2005): 379-403.
  • Fischer, John Martin. “Recent Work on Death and the Meaning of Life.” Philosophical Books 34 (April 1993): 65-74.
  • Fischer, John Martin. “Why Immortality is Not So Bad.” International Journal of Philosophical Studies 2 (September 1994): 257-70.
  • Flanagan, Owen. The Really Hard Problem: Meaning in a Material World. Cambridge, MA: MIT, 2007.
  • Ford, David. The Search for Meaning: A Short History. Berkeley, CA: University of California Press, 2007.
  • Frankfurt, Harry. The Importance of What We Care About. New York: Cambridge University Press, 1988.
  • Frankl, Viktor. Man’s Search for Meaning. Boston: Beacon Press, 2006.
  • Friend, David, and the Editors of LIFE. More Reflections on The Meaning of Life. Boston: Little Brown and Company, 1992.
  • Froese, Paul. On Purpose: How We Create the Meaning of Life. Oxford: Oxford University Press, 2016.
  • Gillespie, Ryan. “Cosmic Meaning, Awe, and Absurdity in the Secular Age: A Critique of Religious Non-Theism.” Harvard Theological Review 111:4 (2018): 461-487.
  • Goetz, Stewart. The Purpose of Life: A Theistic Perspective. London: Continuum, 2012.
  • Goetz, Stewart, and Joshua W. Seachris. What is This Thing Called The Meaning of Life? New York: Routledge, 2020.
  • Goldman, Alan H. Life’s Values: Pleasure, Happiness, Well-Being, & Meaning. Oxford: Oxford University Press, 2018.
  • Goodenough, Ursula W. “The Religious Dimensions of the Biological Narrative.” Zygon 29 (December 1994): 603-18.
  • Gordon, Jeffrey. “Is the Existence of God Relevant to the Meaning of Life?” Modern Schoolman 60 (May 1983): 227-46.
  • Gordon, Jeffrey. “Nagel or Camus on the Absurd?” Philosophy and Phenomenological Research 45 (September 1984): 15-28.
  • Haldane, John. Seeking Meaning and Making Sense. Exeter, UK: Imprint Academic, 2008.
  • Hamilton, Christopher. Living Philosophy: Reflections on Life, Meaning and Morality. Edinburgh: Edinburgh University Press, 2009.
  • Haught, John F. Is Nature Enough? Meaning and Truth in the Age of Science. Cambridge: Cambridge University Press, 2006.
  • Hepburn, R. W. “Questions about the Meaning of Life.” Religious Studies 1 (April 1966): 125-40.
  • Himmelmann, Beatrix, ed. On Meaning in Life. Boston: De Gruyter, 2013.
  • Holland, Alan. “Darwin and the Meaning of Life.” Environmental Values 18:4 (2009): 503-518.
  • Holley, David M. Meaning and Mystery: What it Means to Believe in God. Malden, MA: Wiley-Blackwell, 2010.
  • Kahane, Guy. “Our Cosmic Insignificance,” Noûs (2013): 1-28.
  • Karlsson, Niklas, George Loewenstein, and Jane McCafferty. “The Economics of Meaning.” Nordic Journal of Political Economy 30:1: 61-75.
  • Kauppinen, Antti. “Meaningfulness and Time.” Philosophy and Phenomenological Research 84 (2012): 345-77.
  • Kekes, John. “The Meaning of Life.” Midwest Studies in Philosophy 24 (2000): 17-34.
  • Kekes, John. The Human Condition. New York: Oxford University Press, 2010.
  • King, Laura A., Samantha J. Heintzelman, and Sarah J. Ward, “Beyond the Search for Meaning: A Contemporary Science of the Experience of Meaning in Life,” Current Directions in Psychological Science, 25:4 (2016): 211-216.
  • Klemke, E. D., and Steven M. Cahn, eds. The Meaning of Life. 4th edn. New York: Oxford University Press, 2017.
  • Kraay, Klaas J. Does God Matter? Essays on the Axiological Consequences of Theism. New York: Routledge, 2018.
  • Lacey, Alen. “The Meaning of Life,” in The Oxford Companion to Philosophy, 2nd ed., ed. Ted Honderich. New York: Oxford University Press, 2005.
  • Landau, Iddo. Finding Meaning in an Imperfect World. New York: Oxford University Press, 2017.
  • Landau, Iddo. “Life, Meaning of” in The International Encyclopedia of Ethics. Wiley-Blackwell, 2013: 3043-3047.
  • Landau, Iddo. “The Meaning of Life Sub Specie Aeternitatis.” Australasian Journal of Philosophy 89:4 (2011): 727-734.
  • Law, Stephen. “The Meaning of Life.” Think 11 (2012): 25-38.
  • Leach, Stephen, and James Tartaglia, eds. The Meaning of Life and the Great Philosophers. London: Routledge, 2018.
  • Levine, Michael. “What Does Death Have to Do with the Meaning of Life?” Religious Studies 23(1987): 457-65.
  • Levy, Neil. “Downshifting and Meaning in Life.” Ratio 18 (June 2005): 176-89.
  • Lewis, C. S. “De Futilitate.” in Christian Reflections. Grand Rapids, MI: William B. Eerdmans Publishing Company, 1995.
  • Lewis, C. S. “On Living in an Atomic Age,” in Present Concerns. San Diego: Harcourt, Inc., 1986.
  • Luper-Foy, Stephen. “The Absurdity of Life.” Philosophy and Phenomenological Research 52 (1992): 85-101.
  • Lurie, Yuval. Tracking the Meaning of Life: A Philosophical Journey. Columbia, MO: University of Missouri Press, 2006.
  • MacIntyre, Alasdair. After Virtue, 3rd Edn. Notre Dame, IN: University of Notre Dame Press, 2007.
  • Makkreel, Rudolf A. “Dilthey, Wilhelm,” in The Cambridge Dictionary of Philosophy, ed. Robert Audi. Cambridge: Cambridge University Press, 2001.
  • Markus, Arjan. “Assessing Views of Life: A Subjective Affair?” Religious Studies 39 (2003): 125-43.
  • Martela, Frank, and Michael F. Steger, “The Three Meanings of Meaning in Life: Distinguishing Coherence, Purpose, and Significance,” The Journal of Positive Psychology, 11:5 (2016): 531-45.
  • Martin, Michael. Atheism, Morality, and Meaning. Amherst, NY: Prometheus Books, 2002.
  • Mawson, Timothy. God and the Meanings of Life: What God Could and Couldn’t do to Make Our Lives More Meaningful. London: Bloomsbury, 2016.
  • Mawson, Timothy. “Recent Work on the Meaning of Life and Philosophy of Religion.” Philosophy Compass 8 (2013): 1138-1146.
  • Mawson, Timothy. “Sources of Dissatisfaction with Answers to the Question of the Meaning of Life.” European Journal for Philosophy of Religion 2 (Autumn 2010): 19-41.
  • May, Todd. A Significant Life: Human Meaning in a Silent Universe. Chicago: University of Chicago Press, 2016.
  • McDermott, John J. “Why Bother: Is Life Worth Living?” The Journal of Philosophy 88 (November 1991): 677-83.
  • McGrath, Alister E. Surprised by Meaning. Louisville, KY: Westminster John Knox, 2011.
  • Metz, Thaddeus. “The Concept of a Meaningful Life.” American Philosophical Quarterly 38 (April 2001): 137-53.
  • Metz. Thaddeus. “Could God’s Purpose be the Source of Life’s Meaning?” Religious Studies 36 (2000): 293-313.
  • Metz, Thaddeus. “God’s Purpose as Irrelevant to Life’s Meaning: Reply to Affolter.” Religious Studies 43 (December 2007): 457-64.
  • Metz, Thaddeus. God, Soul and the Meaning of Life (Elements in the Philosophy of Religion). Cambridge: Cambridge University Press, 2019.
  • Metz, Thaddeus. “The Immortality Requirement for Life’s Meaning.” Ratio 16 (June 2003): 161-77.
  • Metz, Thaddeus. Meaning in Life. Oxford: Oxford University Press, 2016.
  • Metz, Thaddeus. “The Meaning of Life,” The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2007 Edition), Edward N. Zalta (ed.).
  • Metz, Thaddeus. “New Developments in the Meaning of Life.” Philosophy Compass 2 (2007): 196-217.
  • Metz, Thaddeus. “Recent Work on the Meaning of Life,” Ethics 112 (July 2002): 781-814.
  • Metz, Thaddeus. “Utilitarianism and the Meaning of Life.” Utilitas 15 (March 2003): 50-70.
  • Morris, Thomas V. Making Sense of It All: Pascal and the Meaning of Life (Grand Rapids: William B. Eerdmans Publishing Company, 2002.
  • Moser, Paul K. “Divine Hiddenness, Death, and Meaning,” in Philosophy of Religion: Classic and Contemporary Issues, ed. Paul Copan and Chad Meister, 215-27. Malden, MA: Blackwell Publishers, 2008.
  • Munitz, Milton K. Does Life Have A Meaning? Buffalo, NY: Prometheus Books, 1993.
  • Nagel, Thomas. “The Absurd.” The Journal of Philosophy 68 (1971): 716-27.
  • Nagel, Thomas. Secular Philosophy and the Religious Temperament: Essays 2002-2008. Oxford: Oxford University Press, 2010.
  • Nozick, Robert. “Philosophy and the Meaning of Life.” in Philosophical Explanations. Cambridge, MA: Belknap, 1981. 571-79; 585-600.
  • O’Brien, Wendell. “Meaning and Mattering.” The Southern Journal of Philosophy 34 (1996): 339-60.
  • Oliva, Mirela. “Hermeneutics and the Meaning of Life.” Epoché 22:2 (Spring 2018): 523-39.
  • Pascal, Blaise. Pensées. Translated by A. J. Krailsheimer. London: Penguin Books, 1995.
  • Perrett, Roy W. “Tolstoy, Death and the Meaning of Life.” Philosophy 60 (April 1985): 231-45.
  • Pritchard, Duncan. “Absurdity, Angst, and the Meaning of Life.” The Monist 93 (January 2010): 3-16.
  • Rosenburg, Alex. The Atheist’s Guide to Reality: Enjoying Life Without Illusions. New York: Norton, 2011.
  • Rosenberg, Alex, and Tamler Sommers. “Darwin’s Nihilistic Idea.” Biology and Philosophy 18 (2003): 653-68.
  • Ruse, Michael. A Meaning to Life. Oxford: Oxford University Press, 2019.
  • Ruse, Michael. On Purpose. Princeton: Princeton University Press, 2017.
  • Russell, Bertrand. “A Free Man’s Worship.” in Why I Am Not a Christian and Other Essays on Religion and Related Subjects. New York: Touchstone, 1957. 104-16.
  • Russell, L. J. “The Meaning of Life.” Philosophy 28 (January 1953): 30-40.
  • Sartre, Jean-Paul. Existentialism & Humanism. Translated by Philip Mairet. London: Methuen, 1973.
  • Sartre, Jean-Paul. Nausea. Translated by Lloyd Alexander. New York: New Directions, 1964.
  • Schopenhauer, Arthur. Essays and Aphorisms. Translated by R. J. Hollingdale. London: Penguin Books, 2004.
  • Seachris, Joshua. “Death, Futility, and the Proleptic Power of Narrative Ending.” Religious Studies 47:2 (June 2011): 141-63.
  • Seachris, Joshua. “From the Meaning Triad to Meaning Holism: Unifying Life’s Meaning” Human Affairs 49:4 (2019).
  • Seachris, Joshua W. “The Meaning of Life as Narrative: A New Proposal for Interpreting Philosophy’s ‘Primary’ Question.” Philo 12 (Spring-Summer 2009): 5-23.
  • Seachris, Joshua W. “The Sub Specie Aeternitatis Perspective and Normative Evaluations of Life’s Meaningfulness: A Closer Look,” Ethical Theory and Moral Practice 16 (2013): 605-620.
  • Seachris, Joshua, ed. Exploring the Meaning of Life: An Anthology and Guide. Malden, MA: Blackwell, 2012.
  • Seachris, Joshua, and Stewart Goetz. eds. God and Meaning: New Essays. New York: Bloomsbury Academic, 2016.
  • Setiya, Kieran. Midlife: A Philosophical Guide. Princeton: Princeton University Press, 2017.
  • Sharpe, R. A. “In Praise of the Meaningless Life.” Philosophy Now 25 (Summer 1999): 15.
  • Sherry, Patrick. “A Neglected Argument for Immortality.” Religious Studies 19 (March 1983): 13-24.
  • Sigrist, Michael J. “Death and the Meaning of Life.” Philosophical Papers 44:1 (March 2015): 83-102.
  • Singer, Irving. The Creation of Value. Volume 1 of Meaning in Life. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 1996.
  • Smart, J. J. C. “Meaning and Purpose.” Philosophy Now 24 (Summer 1999): 16.
  • Smith, Michael. “Is That All There Is?” The Journal of Ethics 10 (January 2006): 75-106.
  • Smuts, Aaron. “The Good Cause Account of the Meaning of Life.” Southern Journal of Philosophy 51:4 (2013): 536-62.
  • Steger, Michael F. “Experiencing meaning in life: Optimal functioning at the nexus of well-being, psychopathology, and spirituality,” (pp. 165-184) in The Human Quest for Meaning, Ed. P. T. P. Wong. New York: Routledge, 2012.
  • Suckiel, Ellen Kappy. “William James on the Cognitivity of Feelings, Religious Pessimism, and the Meaning of Life.” The Journal of Speculative Philosophy 17 (2003): 30-39.
  • Svendsen, Lars. A Philosophy of Boredom. Trans. by John Irons. London: Reaktion Books, 2005.
  • Tartaglia, James. Philosophy in a Meaningless Life. London: Bloomsbury Academic, 2015.
  • Taylor, Richard. “Time and Life’s Meaning.” Review of Metaphysics 40 (1987): 675-86.
  • Taylor, Richard. “The Meaning of Life.” in Good and Evil. New York: Macmillan Publishing, 1967.
  • Thomas, Joshua Lewis. “Meaningfulness as Sensefulness.” Philosophia (2019): https://doi.org/10.1007/s11406-019-00063-x.
  • Thomson, Garrett. On the Meaning of Life. London: Wadsworth, 2003.
  • Tolstoy, Leo. “A Confession.” in Spiritual Writings. Maryknoll, NY: Orbis Books, 2006.
  • Trisel, Brooke Alan. “Futility and the Meaning of Life Debate.’ Sorites 14 (2002): 70-84.
  • Trisel, Brooke Alan. “Human Extinction and the Value of Our Efforts.” The Philosophical Forum 35 (Fall 2004): 371-91.
  • Trisel, Boorke Alan. “Human Extinction, Narrative Ending, and Meaning of Life.” Journal of Philosophy of Life 6:1 (April 2016): 1-22.
  • Vernon, Mark. After Atheism: Science, Religion, and the Meaning of Life. New York: Palgrave Macmillan, 2008.
  • Waghorn, Nicholas. Nothingness and the Meaning of Life: Philosophical Approaches to Ultimate Meaning Through Nothing and Reflexivity. London: Bloomsbury, 2014.
  • White, Heath. “Mattering and Mechanism: Must a Mechanistic Universe be Depressing?” Ratio 24 (September 2011): 326-39.
  • Wielenberg, Erik J. Value and Virtue in a Godless Universe. Cambridge: Cambridge University Press, 2006.
  • Williams, Bernard. “The Makropulos Case: Reflections on the Tedium of Immortality.” in The Metaphysics of Death, ed. John Martin Fischer, 73-92. Stanford, CA: Stanford University Press, 1993.
  • Wisnewski, J. J. “Is the Immortal Life Worth Living?” International Journal for Philosophy of Religion 58 (2005): 27-36.
  • Wolf, Susan. “Happiness and Meaning: Two Aspects of the Good Life.” Social Philosophy and Policy 14 (December 1997): 207-25.
  • Wolf, Susan. Meaning in Life and Why It Matters. Princeton: Princeton University Press, 2010.
  • Wolf, Susan. “Meaningful Lives in a Meaningless World,” Quaestiones Infinitae 14 (June 1997): 1-22.
  • Wright, N. T. The Resurrection of the Son of God. Vol. 3. Christian Origins and the Question of God.
  • Minneapolis: Fortress Press, 2003.
  • Young, Julian. The Death of God and the Meaning of Life. London: Routledge, 2004.
  • Young, Julian. “Nihilism and the Meaning of Life.” in The Oxford Handbook of Continental Philosophy, eds. Brian Leiter and Michael Rosen. Oxford: Oxford University Press, 2007.

Joshua Seachris – “The Meaning of Life: Contemporary Analytic Perspectives“, (Erişim Tarihi: 22.01.2022)

Çevirmen: Alpraslan Bayrak

Site Editörü: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Felsefeciler Hayatın Anlamı Hakkında Konuşmaya Daha Hevesli Olmalı – Kieran Setiya

Sonraki Gönderi

Felsefe Röportajları #10 Huzeyfe Demirtaş

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü