İçinizdeki Sese Güvenmek Mantıklı mıdır? Bir Sinirbilimci Açıklıyor – Valerie van Mulukom

/
1312 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Büyük bir şirketin yöneticisinin önemli bir kararı duyurduğunu ve bu kararı içine öyle doğduğu gerekçesiyle açıkladığını hayal edin. Bu durum hayretle karşılanırdı. Şüphesiz ki önemli kararlar dikkatlice, titizce ve mantıklı bir şekilde düşünülerek verilmelidir, öyle değil mi?

Gerçekten de sezgilere dayanarak hareket etmek, özellikle de analitik düşünmenin son yıllarda sürekli yüceltildiği batıda, genelde kötü bir şöhrete sahip. Gitgide çoğu kişi insanların ilkel, sihirsel ve dini düşünceden analitik düşünceye doğru olumlu bir ilerleme kat ettiğini düşünmeye başladı. Bunun sonucunda da duyguları ve sezgileri yanılmaya açık ve hatta uçarı araçlar olarak görür oldular.

Fakat bu tutum bir dizi bilişsel ilerleme mitine dayanmaktadır. Aslında duygular, daima göz ardı edilmesi gereken veya rasyonel yetiler tarafından düzeltilmesi gereken saçma tepkiler değillerdir. Deneyimlediğiniz veya düşündüğünüz şeyin bir değerlendirmesidir. Bu açıdan duygular, bir bilgi işleme biçimidir.

Sezgiler veya içinizdeki ses de beyninizde gerçekleşen birçok işlemenin sonucudur. Araştırmalar beynin; sürekli dışarıdan gelen duyusal bilgileri ve mevcut deneyimleri, depolanmış bilgilerle ve önceki deneyimlerin anıları ile karşılaştırarak bir sonraki adımı tahmin eden büyük bir tahmin makinesi olduğunu gösteriyor. Bu, bilim insanları tarafından “tahmine dayalı işleme sistemi” olarak tanımlanır. Bu işleme sistemi beynin mevcut durumla en optimal şekilde başa çıkmasını sağlar. Bir uyumsuzluk gerçekleştiğinde (tahmin edilmeyen bir şey yaşandığında) beyniniz bilişsel modellerini günceller.

Geçmiş deneyime dayalı önceki modeller ile mevcut deneyim arasındaki bu eşleşme bilinçdışında ve otomatik olarak gerçekleşir. Sezgiler, beyniniz bilişsel model ve mevcut deneyim arasında önemli bir eşleşme veya uyumsuzluk tespit ettiğinde fakat bu henüz bu bilinç seviyesinde farkındalığınıza ulaşmadığında oluşur.

Örneğin, bir taşra yolunda müzik dinleyerek gece yolculuğu yaptığınızı hayal edin. Birden, arabanızı yolun bir tarafına doğru sürmeniz gerektiğine dair bir sezgi hissediyorsunuz. Sürmeye devam ettikçe fark ediyorsunuz ki az önce arabanıza büyük bir hasar verebilecek bir çukurun yanından geçtiniz. Nereden geldiğini bilmeseniz bile içinizdeki sesi dinlediğiniz için mutlu oluyorsunuz. Aslında, önünüzde ilerleyen uzaktaki bir araba yoldan hafifçe sapmıştı (oranın yerlileri oldukları için yolu tanıyorlardı) ve siz bunu bilinçli olarak işlemeseniz de fark etmiştiniz.

Bir alanda çok fazla deneyime sahip olduğunuzda beyniniz mevcut deneyimle eşleştirecek daha fazla bilgiye sahip olur. Bu da sezgilerinizi daha güvenilir kılar. Bu, yaratıcılıkta olduğu gibi, sezginizin de deneyimle gelişebileceği anlamına gelir.

Yanlı anlayış

Psikoloji literatüründe sezgiye genellikle, analitik düşünmeyle birlikte, iki düşünme biçiminden biri olarak yer verilir. Sezgisel düşünme otomatik, hızlı ve bilinçsiz olarak tanımlanır. Analitik düşünmeyse yavaş, mantıklı, bilinçli ve kasıtlıdır.

Çoğu kişi analitik ve sezgisel düşünme arasındaki ayrımın bu iki işlemenin (veya “düşünme biçiminin”) birbirine zıt olduğu ve tahterevalli misali çalıştığı anlamına geldiğini düşünür. Halbuki, güncel bir meta-analiz, grup çalışmalarının ölçüldüğü bir inceleme gösteriyor ki analitik ve sezgisel düşünme bağıntılı değildir ve aynı anda çalışabilirler.

Herhangi bir durumda düşünme biçimlerinden birinin, özellikle analitik düşünmenin, diğerine baskın gelir gibi gözüktüğü doğru olsa da sezgisel düşünmenin doğası bu düşünme biçiminin tam olarak ne zaman çalıştığını belirlemeyi zorlaştırır çünkü farkındalığımız dışında pek çok şey olur.

Aslında bu iki düşünce biçimi birbirlerini tamamlayıcıdır ve birlikte çalışabilirler; genellikle onları beraber kullanırız. Hatta çığır açan bir bilimsel araştırma, bilim insanlarının daha sonra titiz bir sınanma ve analizle doğruluğu ölçülebilecek yenilikçi fikirler ve hipotezler geliştirmesine imkân sağlayan sezgisel bir bilgiyle başlayabilir.

Dahası, sezgi özensiz ve yanlış görülürken analitik düşünme de zararlı olabilir. Çalışmalar, fazla düşünmenin karar alma mekanizmamızı ciddi ölçüde engelleyebileceğini göstermiştir.

Diğer durumlarda, analitik düşünme basitçe olay sonrası (post-hoc) gerekçelendirmelerden veya sezgisel düşünmeye dayanan kararların rasyonalize edilmesinden oluşuyor olabilir. Örneğin ahlaki ikilem durumlarında aldığımız kararları açıklarken böyle bir durum açığa çıkabilir. Bu etki, bazılarının analitik düşünmeden sezgisel düşünmenin “basın sekreteri” veya “iç avukatı” olarak bahsetmelerine sebep olmuştur. Çoğunlukla kararlarımızı neden o şekilde aldığımızı bilmeyiz fakat yine de kararlarımızın arkasında sebeplerimiz olsun isteriz.

İçgüdülere güvenmek

O halde karar vermemize yardımcı olduğunu göz önünde bulundurarak sezgilere öylece güvenmeli miyiz? Sezgilerin yaşlı, otomatik ve hızlı bir evrimsel işlemeye dayanması onların aynı zamanda bilişsel çarpıtmalar gibi yanlış yönlendirmelerin tuzağına düşmesine sebep olur. Bunlar düşünmede otomatik olarak oluşabilen sistematik hatalardır. Bunun yanı sıra, kendinizi yaygın bilişsel çarpıtmalara aşina kılmak gelecekte onları tespit etmeniz konusunda size yardımcı olabilir. Burada ve burada bunu nasıl yapabileceğinizle ilgili güzel tavsiyeler bulabilirsiniz.

Benzer bir şekilde, bu hızlı işleme eski olduğundan bazen çağdışı olabilir. Örneğin, bir tabak donutu düşünün. Hepsini yemek istiyor olsanız da bu kadar fazla şeker ve yağa ihtiyacınız olması ihtimali epey düşüktür. Ancak avcı-toplayıcı dönemde olsaydınız enerji depolamak için bu akıllıca bir içgüdü olabilirdi.

Bu nedenle, sizin değerlendirmenize dayanan bir karar içeren her durum için sezgilerinizin durumu doğru değerlendirip değerlendirmediğine bakın. Evrimsel anlamda eski veya yeni bir durum mu bu? Bilişsel çarpıtmalar içeriyor mu? Bu tür durumlarda deneyiminiz veya uzmanlığınız var mı? Eğer evrimsel anlamda eski bir durumsa bilişsel çarpıtmalar içeriyorsa ve uzmanlığınız yoksa analitik düşünmeyi kullanın. Aksi halde sezgisel düşünmeye güvenmekten çekinmeyin.

Sezgiye dayalı cadı avını durdurmanın ve sezginin; bize bilinçli analizin sunamayacağı yararlı bilgiler sağlayan hızlı, otomatik ve bilinçsiz bir işleme türü olduğunu görmenin zamanı geldi. Sezgisel ve analitik düşünmenin beraber gerçekleşmesi gerektiğini ve karar vermenin zor olduğu durumlarda bu iki düşünme tarzının birbirlerine karşı tartılması gerektiğini kabul etmeliyiz.


Valerie van Mulukom– “Is it rational to trust your gut feelings? A neuroscientist explains“, (Erişim Tarihi: 26.04.2022)

Çeviren: İrem Sena Karakoç

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

1 Yorum

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İyi ve Bilgece Olan Her Şey Felsefe Değildir – Nicholas Tampio

Sonraki Gönderi

Grup Üyeliği, Ahlaki Eleştiri ve Öz-Olumlama – Matt Stichter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü