puppet in Hanoi.

Grup Üyeliği, Ahlaki Eleştiri ve Öz-Olumlama – Matt Stichter

/
929 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Kamuoyu tartışmaları, genellikle insanların stres verici bulduğu konuları içerir, özellikle de kendilerini tanımladıkları gruba yönelik ahlaki suçlama içeriyorlarsa. İnsanlar, suçluluk hissinden ‘ortaklık yoluyla’ korunmak ve kendilerinin iyi, rasyonel ve ahlaki varlıklar olduklarına dair bir inanç sürdürmek isterler. Bu tür duygulardan kaçınmak ve bu tür inançları sürdürmek, ait oldukları grubun başkalarına zarar verdiğine dair bir delille karşı karşıya geldiklerinde elbette ki zordur. Bu tür durumlarda, gruplarının yanlış bir şey yaptığını veya geçmişte yaptıkları yanlıştan fayda sağlamaya devam ettiklerini kabul etmek zor olabilir. Belki de insanların böyle durumlarda savunmaya geçme eğilimi göstermelerinde şaşılacak bir şey yoktur.

Bununla birlikte, biraz şaşırtıcı olabilecek şey savunma davranışının nasıl öz-olumlamayla -örneğin sizin için önemli olan bir değer hakkında yazmakla- azaltılabileceğidir. Öz-olumlama yapan kişiler, geçmişte kendilerinin veya gruplarının yaptığı yanlışları kabul etmekte daha isteklidirler.[1] Bu şaşırtıcı olabilir, çünkü örneğin baskı durumlarında, birinin öz-olumlama yapması gerekiyorsa o kişi kurban olmalıdır! Sonuçta neden daha ayrıcalıklı konumda olan kişi öz-olumlamaya ihtiyaç duysun ki?

Bir ölçüde bu, grup üyeliğinin kimliğimiz için önemiyle bağlantılıdır. Ait olduğumuz gruplar anlam ve refahımız için hayatımızdaki önemli kaynaklar olabilirler.[2] Grup kimliğimizin eleştirilmesi, özellikle ahlaki bir yanlış yapıldığı gerekçesiyle eleştirilmesi, bireysel olarak iyi olup olmadığımızı da tartışmalı hale getirir. Bu bağlamda öz-olumlamanın etkisini anlamanın bir yolu, sizin için önemli olan bir değeri beyan ederek, iyi biri olduğunuzun veya değerli olduğunuzun güvence altına alındığını hissetmenizdir. Böylelikle kendinizi tanımladığınız grup eleştirildiğinde bu sizin için o kadar da stres verici olmayacaktır.[3] Bu şekilde olumlanma, grubun sizi tamamen tanımlamadığını ve sizin değerinizi tamamen belirlemediğini hatırlamaya yardımcı işlev görür.

Fakat hepsi bu değil. Bu yalnızca öz-olumlamanın kişinin benlik duygusuna yönelik tehditleri dağıtmadaki daha büyük etkisinin bir parçasıdır.[4] Öz-olumlamanın işe yaraması için benlik duygumuza yönelik tehditler ahlaki olmak zorunda değildir. Buradaki ana fikir, herhangi bir eleştirinin, olduğunuz kişinin bir yönüne meydan okumaktansa, kimliğinizi ve değerinizi bir bütün olarak sorguladığında daha tehditkâr bir hale gelmesidir. Dolayısıyla, öncesinde yapılan bir öz-olumlama; bütün değerinizin sorgulanmadığını doğrulayarak gelecekteki bir tehdidi etkisiz hale getirmenize yardımcı olur.

Elbette ki ahlaki başarısızlıkla eleştirilmenin kişinin benliğine karşı önemli bir tehdit olarak algılanması, ahlaken iyi bir insan olup olmadığınıza yönelik kimliğiniz hakkında söyleyebileceği şeylerden dolayı stres yaratması ve dolayısıyla savunucu (defensive) bir tepkiyi tetiklemesi muhtemeldir. Bu noktada öz-olumlama literatürü son zamanlarda utanç kavramı hakkında yapılmış çalışmalara ışık tutabilir veya tutmayabilir. Davranışlarınız kim olduğunuzu pek yansıtmadığında bu, utanç duygusunu tetikleyebilir ve bu da iki farklı sonuca yol açabilir.[5] Eğer bu durum tabiatınız gereği kötü bir insan olduğunuzu hissetmenize yol açıyorsa, size göre yapabileceğiniz pek bir şey yoktur ve bu aşağılık hissinin savunmaya, belki de öfke ve düşmanlığa neden olması olasıdır. Bu açıdan, iyi bir insan olarak bütün kimliğiniz tartışmalı hale gelir ve bu çok fazla stres yaratır. Bundan dolayı açığa çıkan olumsuz sonuçlar bazılarının utancı tamamen olumsuz bir kavram olarak algılamalarına yol açar.

Halbuki, utancın bazı zamanlarda savunma tepkisindense kişisel gelişime motivasyon sağladığı da gösterilmiştir. Peki bu hangi durumlarda olur? Eğer kişi, başarısızlığı, yalnızca benliklerindeki bir eksikliği gösteren bir şey olarak görüyorlarsa, bu bütün benlikteki bir kusura kıyasla daha onarılabilir görünecektir. Bu tür durumlarda sorgulanan şey, kişinin iyi bir insan olarak bütün benliğindense geliştirebileceği bir parçasıdır.[6]

Bu noktada öz-olumlama ve bu iki tür utanç arasındaki bağlantıyı görebiliriz. Öz-olumlamadan sonra, muhtemelen yakın zamanda kişiliğinizin önemli bir kısmını olumladığınız için ahlaki bir başarısızlığı kendinize karşı genel bir ayıplama olarak görme ihtimaliniz daha az olacak. Ek olarak, öz-olumlama ve ahlaki başarısızlığın kabulü arasında bir gerilim olmak zorunda değil, çünkü hatalar yaparken de iyi bir insan olabilirsiniz. Özetle, eğer kimliğinizin bir kısmı pozitif bir şekilde olumlandıysa, ahlaki başarısızlığı tüm kimliğinize ve öz değerinizin temeline bir tehdit olarak görmektense, spesifik bir problem olarak görmek (ve dolayısıyla bu konuda daha esnek davranmak) için bir nedeniniz var demektir.

Öz-olumlama, ahlaki başarısızlığın çoğunlukla bir kişinin ahlaki kimliğindeki bir kusur olarak algılandığına yönelik direkt bir delil sunar. Bu öz-olumlamanın eleştirinin ahlaki bir konuda olduğu durumlardaki gücünün bir kısmını açıklamamıza yardımcı olabilir. Fakat başka bir dizi kanıt, ahlaki kimliğimizi değişmez bir şey olarak gördüğümüzü, öyle ki ahlaki başarısızlığı bütün benliğimizi tartışmalı hale getirecek bir şey olarak algıladığımızı gösterir. “Gerçek benlik” hakkında yapılan çalışmalar, ahlakın kendimizi en temelde nasıl gördüğümüz konusunda merkezi bir rol oynadığını ve insanların özünde iyi olduklarına inandıklarını göstermiştir.[7] Ahlak, benliğimizde çok temel bir rol oynadığından, ahlaki başarısızlığın kendimize dair bilgimizi ve öz-değerimizi sınaması ve kişinin bütün benliğine bir tehdit olarak görülmesi şaşırtıcı değildir.[8]

Dolayısıyla, özellikle başta görünenden çok daha fazlasının olabileceğini düşünürsek! öz-olumlamanın kamuoyu tartışmalarını iyileştirmede büyük bir potansiyeli bulunur.


Kaynakça


Matt Stichter- “Group membership, moral criticism and self-affirmation”, (Erişim Tarihi: 30.04.2022)

Çevirmen: İrem Sena Karakoç

Çeviri Editörü: Musa Yanık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İçinizdeki Sese Güvenmek Mantıklı mıdır? Bir Sinirbilimci Açıklıyor – Valerie van Mulukom

Sonraki Gönderi

Et Tüketimine Karşı Etik Bir Duruşun Olabilir Ama İneklerin Nesli Tükenmeli Mi Yani? – Neil Levy

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü