Pascal’ın Tanrı’ya Dair Kumarı – Paul Saka (Internet Encyclopedia of Philosophy)

//
587 Okunma
Okunma süresi: 39 Dakika

Blaise Pascal (1623-1662) Tanrı’ya inanmak için pragmatik bir sebep ileri sürer: İnanmanın potansiyel avantajları, Tanrı’nın var olmasının pek de mümkün olmadığı varsayımında bile teizmi tercih etmenin rasyonel olacağı kadar geniştir. Argümanın aşırı-baskın (super-dominance) biçimi Pascalcı düşüncenin temelini taşırken “olasılık/beklenti argümanı” onu daha da geliştirir ve “baskın olasılıklar/ beklentiler argümanı” onun daha gelişmiş bir versiyonunu sunar.

Eleştirmenler, artık klasikleşmiş olan bir dizi probleme işaret etmiştir:

  • (i) Entelektüalizme göre bilinçli (veya kasıtlı) olarak hangi inançlara sahip olunacağını seçmek pratik açıdan imkansızdır. Fakat diğer yandan Entelektüalizm yalnızca tartışmaya açık değil, aynı zamanda konuyla da alakasız görünmektedir.
  • (ii) Çoklu-Tanrı itirazına göre, Pascal’ın bahsi bu soruyu akla getirir ve bu nedenle de makul değildir. (Ç.N.: Hangi Tanrı’ya inanacağız: Allah, Yahweh vb) Bu itiraz, eğer Tanrı var ise, O’nun, birkaç açık fikirli agnostiğin de kabul edebileceği gibi oldukça spesifik bir formda (nitelikte) olması gerektiğini varsayar. Bu itiraz, şayet bir Tanrı varsa, o halde bu Tanrı’nın çok az açık görüşlü agnostiğin kabul edeceği oldukça spesifik bir biçimde olması gerektiğini varsayar. Pascalcılar buna, hakiki seçenek kavramıyla (ki bu kavram tanımlanmamıştır), geliştirdikleri karar teorisine (ki bu teori temellendirilmiş değildir) başvurarak, Pascal’ın anlaşılabilir bir şekilde diğer kültürlerden habersiz olduğunu iddia ederek (ki bu doğru değildir) ve kapsayıcı bir teizme başvurarak (ki bu da sorunu çözmez) cevap verir.
  • (iii) Delilciliğe göre Pascalcı akıl yürütme epistemik olarak güvenilmezdir ve bu yüzden de ahlaki değildir. Bu argümanın Tanrı’nın bir delilci olduğunu öne süren geliştirilmiş bir biçimi, çok-tanrılı itirazın bir türüne denk düşmektedir. Delilselci olmamız gerektiğini öne süren bir başka geliştirilmiş biçimi ise, geniş kapsamlı bir ahlaki kuramın sonucuna bağlıdır.
  • (iv) Farklı türden paradokslara göre, sonsuz değerlere atıfta bulunmak teorik-karar açısından anlamsızdır.

İçindekiler Tablosu

1. Tanrı’ya İnanmak İçin Bir Sebep
a. Üstün Rahmet Argümanı
b. Olasılık/Beklenti Argümanı
c. Baskın Olasılıklar/Beklentiler Argümanı
2. Entelektüalist İtiraz: İnanç Bir Tercih Meselesi midir?
3. Çoklu-Tanrı İtirazı: Rakip Dini Seçenekler Birbirlerinin Doğruluk Değerini Azaltıyor mu?
a. Hakiki Seçenekler
b. İki Aşamalı Karar Teorisi
c. Görecilik
d. Kapsamlı Teizm
4. Delilci İtiraz: İleriye Dönük Akıl Yürütme Ahlaki midir?
5. Paradoks İtirazı: Karar Teorisi Tutarlı mıdır?
a. Eşit-yarar Paradoksu
b. Petersburg Paradoksu
6. Referanslar ve İleri Okuma

1. Tanrı’ya İnanmak İçin Bir Sebep

Teizmin iki tür argümanı vardır. Geleneksel ve epistemik argümanlar Tanrı’nın var olduğunu savunur; Kozmolojik Argüman, Tasarım Argümanı, Ontolojik Argüman ve İlahi Tecrübe Argümanı gibi. Modern ve pragmatik argümanlar ise Tanrı’nın var olup olmadığına bakılmaksızın, Tanrı’ya inanmanın bizim için iyi olduğunu veya O’na inanılmasının gerekli bir şey olduğunu söyler; örneğin William James’in İnanma Arzusu Argümanı ve Blaise Pascal’ın Bahis Argümanı gibi.

Fransız filozof, bilim insanı, matematikçi ve olasılık teorisyeni (1623-1662) olan Pascal Tanrı’nın var olup olmadığını bilmiyorsak, pişman olma riskindense onun varlığına yatırım yaparak güvenli bir oyun oynamamız gerektiğini savunuyor. Argüman, tümü de karar teorisine başvuran üç versiyonda (Hacking, 1972) ileri sürülür.

Karar Teorisi’ne aşina olmayanlar için bu yaklaşımdaki ana fikir bir piyango örneğiyle gösterilebilir. Her biri 1$’lık 100 bilet ile 1000$’lık bir ikramiyeden oluşan bir piyango çekilişi olduğunu varsayalım. Bu piyangoyu oynamak akıllıca mıdır? Tüm biletlerin masraf ve kazanç gelirlerini (100$-1000$) hesaplayıp toplar ve bunu da bilet sayısına bölerseniz piyangodaki her biletin ortalama olarak 9$ kazandığını görürsünüz. Kıyaslayacak olursanız, bu oyunu oynamamak sıfır masraf ve sıfır kazanç demektir. 9$, 0$’a göre daha tercih edilebilir olduğundan dolayı, bu oyunu oynamak mantıklıdır. Buna alternatif olarak, her biri 2$’lık 1000 biletin, 1000$’lık büyük ödülü ve 500$’lık da teselli ödülünün yer aldığı bir oyun daha düşünelim. Bu oyundaki toplam masraf ve kazancı (1500$ – 2000$), bilet sayısına bölerek ortalama olarak her bilet için elli sentlik net zarar olduğunu görebiliriz. Bu durumda, belirli bir biletin kazanma ihtimalinin yüksek olduğuna inanmak için elinizde gerekçeniz yoksa bu oyunu oynamak mantıksızdır.

Konunun ana çerçevesini çizmek gerekirse: Belirli bir eylem (örneğin, bir bilet satın almak) bir dizi olası sonuçla ilişkilidir (örneğin, büyük ödülü kazanmak, teselli ödülünü kazanmak veya kaybetmek gibi); bu sonuçların her birinin belirli bir değeri veya “faydası” vardır (kazanmanın faydası, ödülün değeri eksi biletin maliyeti olabilir); bu her sonuç için “beklenti”, faydanın gerçekleşme olasılığı ile çarpımına eşittir; yani belirli bir eylem için beklenti, her olası ilişkili sonucun beklentilerinin toplamıdır. Maksimum beklentiye sahip bir eylem, izlenecek en rasyonel tarza sahip olandır.

a. Üstün Rahmet Argümanı

Pascal ikiye ikili bir matrisle başlar: Tanrı ya vardır ya da yoktur; O’nun varlığına ya inanırsınız ya da inanmazsınız.

Tablo – ITanrı vardırTanrı yoktur
Tanrı’ya inanıyorsundur(a) sonsuz mükâfat(c) 250 fayda
Tanrı’ya inanmıyorsundur(b) sonsuz ceza(d) 200 fayda

Şayet eğer Tanrı varsa teistler sonsuz cennet ve mutluluğa sahip olacaklar (a maddesi); ateistler ise sonsuz acılı bir cezaya maruz kalacaklardır (b maddesi). Şayet Tanrı yoksa, o zaman teistler ölmeden önce (diyelim ki 250 birim değerindeki) sonlu bir mutluluğa sahip olacaklar ve ateistler de (200 birim değerindeki) sınırlı bir mutluluğun tadını çıkaracaklardır, çünkü çok fazla olmasa da dinin rahatlığından ziyade endişesini deneyimleyeceklerdir. Tanrı’nın var olup olmadığına bakılmaksızın teistler bu mutluluğa ateistlerden daha çok sahiptir; dolayısıyla Tanrı’ya inanmak, sahip olunabilecek en rasyonel inançtır.

b. Olasılıklar/Beklenti Argümanı

Peki ya ateist mutlu bir hedonist ise veya teist zavallı bir püritense? Bu durumda (d) hücresinin değeri, (c) hücresinden daha büyüktür ve baskınlık argümanı artık işe yaramaz hale gelir. Fakat Tanrı’nın var olma ihtimali %50-50 şeklinde ise beklentileri şu şekilde hesaplayabiliriz:

Tablo – IITanrı vardırTanrı yoktur
Tanrı’ya inanıyorsundur+sonsuzlukSonlu bir şey
Tanrı’ya inanmıyorsundur-sonsuzlukSonlu bir şey

Tabloya bakarsak;

Tanrı’ya inanma olasılığı = (pozitif sonsuz x ½) + (sonlu bir değer x ½) = pozitif sonsuz;

Tanrı’ya inanmama olasılığı = (negatif sonsuz x ½) + (sonlu bir değer x ½) = negatif sonsuz.

O halde Tanrı’ya inanmak mantıklıdır.

c. Baskın Olasılıklar/Beklentiler Argümanı

Tanrı’nın var olma olasılığının tam olarak %50 olması pek olası değildir fakat şimdilik bunun bir önemi yoktur. (a) hücresindeki sonsuz değerden dolayı, şayet Tanrı’nın varlığının sonlu bir olasılığı varsa, Tanrı’ya inanma olasılığı da sonsuz olacaktır. Ayrıca, (c) sonsuz negatif olmadığı ve ne (b) ne de (d) sonsuz pozitif olmadığı müddetçe söz konusu bu sonsuzluk (b), (c) ve (d) hücrelerindeki değerleri hiçe sayıp onların yerini alacaktır.

2. Entelektüalist İtiraz: İnanç Bir Tercih Meselesi midir ki?

İnançsal iradeciliğe göre, inanmak ve inanmamak bizim elimizde olan seçimlerdir. Fakat Entelektüalistler (Intellectualist) bunu reddederek, sırf bizim kararımızla bir inancı benimseyebileceğimizin imkânsız olduğunu söyler. Örneğin, gökyüzünün yeşil olduğuna inanmanız için size 1000 dolar vermeyi teklif etsem, yalnızca istediğiniz için bu inancı içtenlikle benimseyebilir misiniz? Öyle görülüyor ki hayır. Bundan dolayı kimileri, Pascal’ın bahsinin Tanrı’ya inanmak için meşru gerekçeler sunmadığını söylemektedir.

Fakat bir inancı yalnızca ona inanmaya karar vererek benimseyemesek de, aynı olgu diğer şeyler için de geçerlidir. Örneğin, yalnızca bir karara vararak okula gidemeyiz; belirli bir saatte uyanmalı (bu, önce belirli bir tür alışkanlık geliştirmek anlamına da gelebilir), giyinmeli ve yola koyulmalıyızdır. Eğer şanslıysak, garanti olmasa dahi amacımıza ulaşabiliriz. Bu söylediğimiz şey, hayattaki diğer herhangi bir uğraş için de geçerlidir: Kişi doktor olmayı veya 30 yaşına kadar evlenmeyi ya da tropik bölgelerde yaşamaya karar verir; bu tür hedeflere ulaşmak yalnız istemekle olmasa dahi, gönüllü irademize dayalı uygun mikro adımlarla hedefe ulaşmak kolaylaştırılabilir. Aslına bakarsanız, serçe parmağınızın kasılması bile tümüyle irade meselesi değildir; çünkü bunun gerçekleşmesi beyninizden, omurganızdan ve kolunuzdan aşağı doğru işleyen bir sinir sistemine bağlıdır. En ufak eylemimiz bile, içsel irade ile dışsal beklenmedik etkenlerin ortak bir ürünüdür. Aynı şey teistik inanç için de geçerlidir: Teist olmaya öylece karar veremeseniz de tek taraflı bir literatürü okumayı seçebilir; oldukça dindar bir topluluğa katılmayı tercih edebilir; LSD gibi psikedelik ilaçları içip mistik deneyimler yaratmaya çalışabilir; dua edebilir ve ilahiler söylemeye karar verebilirsiniz. Yalnızca eyleme geçen bir irade, sonunda Tanrı’ya inanacağınızı garanti edemez ama eyleme geçen herhangi bir irade de yapmaya karar verdiğiniz herhangi bir şeyi yapmayı başaracağınızı garanti edemez. Şayet bir şeye gönüllü olarak inanma becerimiz ile gönüllü olarak ayak parmağımızı kıpırdatma becerimiz arasında herhangi bir fark mevcutsa bu, mantıksal türden değil; başarıya ulaşma olasılığına dair bir farktır.

Buna rağmen ihtimaller önemli farklılıklar teşkil edebilir. Burada teistler ile ateistlerin, duanın kişinin inançlarını değiştirme üzerindeki etkisi konusunda anlaşamayabileceklerini belirtmekte fayda var. Teistler genellikle duanın, kişiyi Tanrı’yla temasa geçirme eğilimi yarattığını düşünür; böylesi bir durumda kişinin Tanrı’nın varlığını fark etmesi, O’nu tanıması ve O’na inanması muhtemeldir. Diğer yandan ateistlerin yalnızca dua aracılığıyla dini inancın spesifik olarak etkilenebileceğini düşünmeleri için özel bir sebepleri yoktur. Agnostik bir yaklaşımsa yalnızca denemekten daha iyisini yapacaktır çünkü tam da bu durumda başarı, denemenin yarattığı etki kadar bir öneme sahip olacaktır.

Gerçekten de sahip olduğumuz inançlara sahip olmayı seçip seçemeyeceğimiz çok da önemli olmayabilir. Şayet Tablo I veya II doğruysa, mümkün olan tüm dünyaları göz önüne aldığımızda Tanrı’ya inanmak pragmatik olarak Tanrı’ya inanamamaktan daha iyidir; tabii ki teistler ateistlerden ortalama olarak daha iyi durumda olduğu sürece. Teizmin kişisel iradenin, Tanrısal bir lütfun veya kozmik şansın bir sonucu olup olmadığı önemli değildir; her ne olursa olsun daha iyi bir durumda olmak, daha iyi durumda olmak demektir! Bundan dolayı, Pascal’ın bahsinin ölçüt olarak hizmet edebilmesi için bir ikna aracı olarak başarılı olması gerekmez (Mougin & Sober 1994).

3. Çoklu-Tanrı İtirazı: Rakip Dini Seçenekler Birbirlerinin Doğruluk Değerini Azaltıyor mu?

Pascal’ın yurttaşı olan Denis Diderot, bir ayetullahın (yani İran’lı din adamı) veya “imamın” da aynı şekilde akıl yürütebileceği iddiasına yanıt verdi. Diderot’a göre, Karar Teorisi’ni dünyaya uygulayan kişi çeşitli dinler arasında hangisini seçeceğine karar veremez; bu teori bize Pascal’ın Katolikliği, hatta genel bir Yahudi-Hıristiyanlığa inanmamız için hiçbir garanti sunmamaktadır. Bunun sebebi, Tablo I ve II’nin teizmin spesifik bir türü lehine soru soruyor olmasıdır; daha kapsayıcı ve eksiksiz bir matris, en azından aşağıdaki olasılıkları dikkate almalıdır.

Tablo – IIIYahweh vardırAllah vardır
Yahweh’e tapıyorsundurSonsuz mükâfatSonsuz ceza
Allah’a tapıyorsundurSonsuz cezaSonsuz mükâfat

Buna cevap olarak Pascalcılar bir dizi savunma geliştirir.

a. Hakiki Seçenekler

Kimi Pascalcılar, bu kavram hiçbir zaman açıkça tanımlanmamış olsa dahi yalnızca belirli teolojik olasılıkların “hakiki seçenekler” olarak sayıldığında ısrarcıdır (James 1897, Jordan 1994b). Belki de bir P önermesi, ancak S’nin P’ye inanmayı tercih etmesi ve inanmayı başarması muhtemelse, bazı S öznesi için hakiki bir seçenektir. Bununla beraber, önceki bölümde de ele alındığı üzere isteme iradesinin uygunluğu tartışmalıdır. Buna alternatif olarak da şayet P, S’ye “tuhaf” veya geleneksel olmayan bir şey olarak görünmediği müddetçe belki de P, S için hakiki bir seçenektir (Jordan 1994b). Buradaki problem, bu pozisyonu duygusal önyargıdan nasıl ayırt edeceğimizdir (Saka 2001). Son olaraksa hakiki bir seçenek yeterli kanıt desteğine sahip olan bir seçenek olabilir ve bu durumda İki AşamalıKarar prosedürüne uyabilir.

b. İki Aşamalı Karar Teorisi

Kimi Pascalcılar, pragmatik ve epistemik etkenleri iki aşamalı bir süreçle birleştirmeyi önerirler. Buna göre kişi ilk olarak sınırlı bir inanç seçenekleri kümesinden tercih yaparken epistemik varsayımlarından faydalanır; sonrasındaysa bunlar arasından seçim yaparken geleceğe yönelik nedenleri göz önüne alır (Jordan 1994b). Alternatif olaraksa kişi ilk önce dini, dini olmayan bir şeye tercih etmek için geleceğe yönelik nedenleri dikkate alırken, ardından da spesifik bir dini tercih etmek için epistemik nedenleri göz önüne alır. (Schlesinger 1994, Jordan 1993).

Bu yaklaşımın makul olabilmesi için iki soruyu yanıtlaması gerekir. İlk olarak, ne kadar olasılık-dışı olursa olsun bazı olasılıkları geleceğe dayalı akıl yürütmeden kasten dışlamanın gerekçesi nedir? Riskler yeterince yüksek olduğu müddetçe mümkün görünmeseler dahi mümkün olduğu kabul edilen bazı seçenekleri, ihtimal dışı da olsa reddetmek mantıksız görünmektedir (Sorensen 1994). İkinci olarak, epistemik düşünceler kısır döngüye girmeden etkili olabilir mi? Schlesinger, Yeter-Sebep İlkesi’nin Tanrı’ya inanmak için bazı dayanaklar sunduğunu iddia eder fakat bu, Pascalcı bir bağlamda sorgulanabilir bir olgudur. Şayet Yeter-Sebep İlkesi’nin (teizmin spesifik bir türüne varan) makul bir versiyonuna katılıyorsanız, zaten bir teist olmanız muhtemeldir ve bu nedenle de Pascal’ın kumarı sizin için geçerli değildir; diğer yandan eğer doğru türden bir Yeter-Sebep İlkesi’ne inanmıyorsanız, bunun teizmi, ateistik Budizm’den veya antropomorfik teizmi de deizmden daha olası kıldığını düşünmeyeceksinizdir. Schlesinger’in tanıklığa, sadeliğe ve yüceliğe başvurması gibi epistemik etmenlerse benzeri zorluklarla karşılaşmaktadır (Amico 1994, Saka 2001).

c. Görecilik

Bazı Pascalcılar, Kumar’ın günümüzün çok kültürlü sofistike izleyicileri için yanlış olabileceğini kabul ederken, Katoliklik ve agnostisizmin tek olasılık olduğu 1600’lerde Pascal ve akranlarına göre mantıklı göründüğünü iddia etmektedir (Rescher 1985, Franklin 1998). Fakat 1100’lerdeki Haçlı seferleri Fransızlara İslam’ı; 1400’lerde yaşanan Rönesans Fransızlara Greko-Romen paganizmini; 1500’lerin coğrafi keşifleri Fransızlara Yeni Dünya (Amerika ve Avustralya vb) putperestliğini ve bazı din savaşlarıysa Fransızlara Protestanlığı öğretti. 1600’lerin eğitimli Fransızlarının yabancı inançları göz önüne alıp hesaba katmaksızın haklı bir biçimde reddettiği iddiası, hiyerarşi-önyargısını destekliyor gibi görünmektedir.

d. Kapsamlı Teizm

Kimileri Pascal’ın Kumarı’nın, hangi dini seçeceğine karar veremeyeceğini kabul etmekle beraber, kumarı oynamanın da bizi “en azından teizme götürdüğünü” iddia eder (Jordan 1994b, Armour-Garb 1999). Buradaki ana fikir Katoliklerin, Protestanların, Yahudilerin, Müslümanların ve şeytana tapanların tümünün, yüce bir varlığa inanmanın en doğru seçim olduğu sonucuna varmak için Karar Teorisi’ni meşru bir şekilde kullanabileceğidir. Fakat buna karşı iki itiraz vardır: Bunlardan ilki, Profesörün Tanrısı benzeri teolojik olasılıkların göz ardı edildiği yönündedir. Profesörün Tanrısı, kanıt yokluğu durumunda mütevazı bir biçimde şüpheci kalanları ödüllendirir ve kişisel çıkar uğruna teizmi benimseyenleri cezalandırır (Martin 1975, 1990; Mackie 1982). İkinci olaraksa Pascal’ın kumarının kapsayıcı teizmle uyuştuğu iddiası, tüm dinlerin teist olduğunu varsayar. Fakat bir tür ateistik Budizm’i göz önüne alalım: zihninizi arındırırsanız Nirvana’ya erişir, bunu yapmazsanız ise erişemezsiniz; yani zihninizi Tanrı’nın varlığına inanmak veya Tanrı’yla yaşamak gibi fikir ve arzularla doldurursanız kurtuluşa eremezsiniz (Saka 2001).

4. Delilci İtiraz: İleri Dönük Akıl Yürütme Ahlaki midir?

Delilci itirazın birbirinden ayrı tutulması gereken iki farklı versiyonu vardır. İlki, Pascalcı şekilde düşünenlerin Tanrı’nın istisna uygulayabileceği manipülatif egoistler olduğu ve nihayetinde de bu kişilerin ödüllendirilmeyeceklerini öne sürer (Nicholl 1978). Schlesinger (1994) buna, eğer bir Tanrı varsa bizi Tanrı’ya inanmaya vardıran herhangi bir akıl yürütmenin kötücül bir şey olamayacağını söyleyerek cevap verir. Fakat bu argüman, Tanrı’nın doğasına bağlıymış gibi görünmektedir. Şayet Tanrı, tüm meselenin aslında sonuçlarla ilgili olduğunu; amaçların araçları haklı çıkardığını önemsiyorsa, o halde Schlesinger haklıdır. Fakat belki de Tanrı doğru inançların ancak iyi kanıtlara dayandırıldıkları takdirde değerli sayılacağını kabul ediyordur; belki de yalnızca Delilcileri ödüllendirecektir. Kısacası, itirazın bu versiyonu, çok-tanrılı itirazın yalnızca bir başka biçimidir.

Delilciliğin başka bir versiyonu Tanrı’nın değil, bizim karakterimize atıfta bulunur. Tanrı’nın kararlarımızı nasıl ödüllendirip ödüllendirmeyeceğinden bağımsız olarak, herhangi bir inancı teorik-karar yoluyla kişisel çıkara dayandırmamız kategorik, epistemik veya başka bir şekilde yanlış (G.E. Moore’un ifadesiyle “mutlak kötü”) olabilir (Clifford 1879, Nicholls 1978).

Faydacılar Pascalcı akıl yürütmeyi tercih edip Kantçılar ve erdem etikçileri tercih etmediklerinden ötürü, söz konusu mesele ahlak felsefesin içindeki çok daha geniş bir tartışmayla yakından ilişkilidir.

5. Paradoks İtirazı: Karar Teorisi Tutarlı mıdır?

a. Eşit-yarar Paradoksu

Diyelim ki dişlerinizi düzenli olarak fırçalarsanız, cennete gitme ve sonsuz mutluluğun tadını çıkarma şansınız olacaktır. Diğer yandan, dişlerinizi fırçalamasanız da sonsuz cennetin tadını çıkarma şansınız var.

Bu nedenle dişlerinizi fırçalama beklentisi (sonsuzluk + ağız sağlığı nedeniyle biraz fazla = sonsuzluk), dişlerinizi fırçalamama beklentisiyle aynıdır (sonsuzluk – diş çürük ve diş eti iltihabı nedeniyle biraz az = sonsuzluk), buradan çıkan sonuç diş bakımındaki hijyenin özellikle ileriye-dönük bir eylem olmadığıdır. Aslına bakarsanız Karar Teorisi, sonsuz faydaya izin verdiğimiz andan itibaren bize, herhangi bir hareket tarzının diğerleri kadar iyi olduğunu söyler (Duff 1986). Bundan dolayı da, en azından sonsuz vakalara uygulandığında Karar Teorisi’ne karşı elimizde bir reductio ad absurdum (Ç.N.: saçma olana indirgeme safsatası) olmuş olur. Bu tür zorluklara yanıt olarak Jordan (1993), alt başlık olarak açıkladığımız İki-Aşamalı Karar Teorisi’ni öne sürmektedir.

b. Petersburg Paradoksu

Kazanana kadar yazı tura attığınızı ve yaptığınız atış sayısına göre elde edeceğiniz kazancın katlanarak arttığını düşünün. Madeni para ilk atışta tura gelirse kazancınız 2 dolardır; ikinci atışta gelirse kazancınız 4$’dır; eğer üçüncü atışta gelirse kazancınız 8$’dır; vb şeklinde sonsuz kadar devam eder… Şimdi; oyunun ilk atışta bitme olasılığı 1/2’dir; ikinci atışta bitme olasılığı 1/4’tür; üçüncüde 1/8; vb… 2 dolar kazanma şansının yarısı, artı 4 dolar kazanma şansının çeyreği artı 8 dolar kazanma şansının sekizde biri olduğu için böyle devam ederse, oyunu oynamak için beklentiniz (1/2 x $2) + (1/4 x $4) + (1/8 x $8) +…; yani 1 $ + 1 $ + 1 $… = sonsuz olur! Böylesi bir oyunu oynama ayrıcalığını elde etmek için herhangi bir sonlu ücret tutarını ödemeye istekli olmanız gerekir. Fakat buna rağmen çok fazla ödeme yapmak açık bir şekilde mantıksız görünüyor. Buradan çıkarabileceğimiz sonuç, sonsuz değerler mevcut olduğunda Karar Teorisi’nin iyi bir rehber olmadığıdır (bu eski paradoksun tartışması için bkz. Sorensen 1994). Byl (1994) sonsuz kazançlardan bahsetmektense rastgele biçimde yüksek kazançlardan bahsedebileceğimize işaret eder. Tanrı’nın varlığı ne kadar imkânsız olursa olsun, şayet O’na inanmanın ödülü (sonsuz olmasa da) yeterince iyiyse Tanrı’ya inanmak teorik-karar olarak rasyoneldir. Fakat bu, problemin özüne değinmez çünkü St. Petersburg paradoksu da rastgele biçimde yüksek bir limit olarak görülebilir. Sezgisel olarak konuşursak, diyelim ki bir milyon defayla sınırlı bir yazı tura oynama ayrıcalığı için bir milyon dolar ödemeye istekli olunmayabilir; ki bu yalnızca paranın eksilen değerinden dolayı değildir. En azından şunu söyleyebiliriz ki, en azından aşırı durumlara uygulandığında Karar Teorisi’nde rahatsız edici bir şey göze çarpmaktadır; bundan dolayı ona dini bağlılık için bir dayanak olarak başvurma konusunda şüpheci olabiliriz.

6. Referanslar ve İleri Okuma

Pascal’ın Kuramı yaklaşımının bilinen en iyi savunması için Lycan & Schlesinger 1989; karşı yanıtlar için bkz. Amico 1994 ve Saka 2001. İyi bir kaynak kitap ise Jordan 1994a’dır.

  • Amico, Robert (1994) “Pascal’s wager revisited”, International Studies in Philosophy 26:1-11.
  • Armour-Garb, Bradley (1999) “Betting on God”, Religious Studies 35:119-38.
  • Byl, John (1994) “On Pascal’s wager and infinite utilities”, Faith & Philosophy 11:467-73.
  • Clifford, William (1879) “The ethics of belief”, Lectures & Essays, Macmillan.
  • Duff, Anthony (1986) “Pascal’s wager and infinite utilities”, Analysis 46:107-09.
  • Franklin, James (1998) “Two caricatures, I: Pascal’s wager”, International Journal for Philosophy of Religion 44:115-19.
  • Hacking, Ian (1972) “The logic of Pascal’s wager”, reprinted in Jordan 1994a.
  • James, William (1897) “The will to believe”, reprinted in The Will to Believe and Other Essays, Dover.
  • Jordan, Jeff (1991) “The many-gods objection and Pascal’s wager”, International Philosophical Quarterly 31:309-17.
  • Jordan, Jeff (1993) “Pascal’s wager and the problem of infinite utilities”, Faith & Philosophy 10:49-59.
  • Jordan, Jeff, editor (1994a) Gambling on God, Lanham MD: Rowman & Littlefield.
  • Jordan, Jeff (1994b) “The many-gods objection”, in Jordan 1994a; a restatement of Jordan 1991.
  • Lycan, William & George Schlesinger (1989) “You bet your life”, in Reason & Responsibility, 7th edition (ed. Joel Feinberg, Belmont CA: Wadsworth). Also in the 8th, 9th, 10th editions; in Philosophy and the Human Condition, 2d edition (ed. Tom Beauchamp et al., Englewood Cliffs NJ: Prentice Hall, 1989); and in Contemporary Perspectives on Religious Epistemology (ed. Douglas Geivet & Brendan Sweetmar, Oxford, 1993). See also Schlesinger 1994.
  • Mackie, J.L. (1982) The Miracle of Theism, Oxford, pp. 200-03.
  • Martin, Michael (1975) “On four critiques of Pascal’s wager”, Sophia 14:1-11.
  • Martin, Michael (1990) Atheism, Philadelphia: Temple University Press, pp. 229-38.
  • Mougin, Gregory & Elliott Sober (1994) “Betting on Pascal’s wager”, Nous 28:382-95.
  • Nicholl, Larimore (1978) “Pascal’s Wager: The bet is off”, Philosophy & Phenomenological Research 39:274-80.
  • Pascal, Blaise (composed in 1600s, first published in 1800s) Pensees, section 343; translated & reprinted by Penguin and many others.
  • Rescher, Nicholas (1985) Pascal’s Wager, University of Notre Dame Press.
  • Saka, Paul (2001) “Pascal’s wager and the many gods objection”, Religious Studies 37:321-41.
  • Schlesinger, George (1994) “A central theistic argument”, in Jordan 1994a; a restatement of Lycan & Schlesinger 1989.
  • Sorensen, Roy (1994) “Infinite decision theory”, in Jordan 1994a.

Paul Saka-Pascal’s Wager about God”, (Erişim TArihi: 02.11.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Çeviri Editörü: Semih Gözen Esmer

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi, metafelsefe ve siyaset felsefesi ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Kürtaj ve Sloganvari İfadeler: Seçim-Yanlısı Argümanlar Kurmak Niçin Daha Zor? – Nathan Nobis & Kristina Grob

Sonraki Gönderi

Çizburger Etiği – Eric Schwitzgebel

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü