Virginia Death Penalty
434 Okunma Sayısı
8 dakika okuma süresi
22 Aralık 2025

İdam Cezasının Suç Oranları Üzerinde Caydırıcı Bir Etkisi Olduğuna Dair Hiçbir Delil Yoktur – John Donohue

İdam cezası son derece maliyetli, tartışmaya açık ve kamplaşmaya sebep olan bir meseledir. Bu nedenle, eğer gerçekten yaşam kurtardığı gösterilemiyorsa, açıkça yürürlükten kaldırılması gerekir. Avrupa Birliği ve dünyadaki 101 ülkede zaten kaldırılmıştır. Peki idam cezası sahiden de yaşam kurtarır mı? Bu konuya dair önemli noktaları ve eldeki delilleri inceleyelim.

Kimileri idam cezasının caydırıcı olup olmamasıyla ilgili sorunun teorik bir mesele olarak tartışmaya açılabileceğini düşünüyor: Onlara göre idam cezası, diğer cezalardan daha ağır olduğuna göre, daha az cinayete yol açmalıdır. Ancak öyle görülüyor ki bu iddia modern idam cezasının kompleks yapısını büyük oranda gözden kaçırmaktadır. Öncelikle, kuramsal yaklaşım bize, devlet eliyle gerçekleştirilen infazların bir gösteri hâline gelmesinin, marjinal bireylerin kendi şikâyet ve öfkelerinin benzer bir misillemeyi hak ettiğini düşünerek aynı türden şiddet eylemlerine yönelip yönelmediğini söylemiyor. Her ne kadar başka suçlular idam cezası uygulandığından ötürü suçtan caydırılmış olsa da bu yolla önüne geçilen suçların, olası vahşileştirme etkisinden (devlet eliyle cinayetin suç işleme eğilimli kişileri vahşice düşünmeye motive etmesi) daha ağır basıp basmayacağı sorusu hâlâ ortada kalıyor.

İkinci olarak idam cezası uygulaması –en azından ABD’de– epey maliyetli. İdam cezası ile sonuçlanan her dava, yıllar boyu süren çeşitli yasal temyiz süreçlerinden geçer ve bunlar yargıçların, savcıların ve sanık avukatlarının kıymetli zamanından çalar; tüm bu işlerin masrafları da büyük ölçüde devlet tarafından karşılanır.

Bu meseleye dair elimizdeki en güvenilir araştırmalar, müebbet hapis cezasının maliyetinin daha az olduğuna işaret ediyor. Malum birini hapse atmak, kişiyi hapse atıp idam cezası verilip verilmeyeceğini tartışmak için yıllarca ve hatta on yıllarca bir hukuk ekibine ödeme yapmaktan çok daha ucuz. Örneğin Kaliforniya’da idam cezası, ölüm hücresindeki olanlar için yaşlılık ve intiharın ardından üçüncü sırada gelmektedir.

Bazıları, uzun süren temyiz süreçlerinin gereksiz bir yük olduğunu ve cezanın daha ucuz ve hızlı uygulanabilmesi için bu süreçlerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunabilir. Fakat böylesi yargı sürecini kısaltmaya yönelik her türlü çabanın ne kadar riski olduğunu, idam mahkûmlarının büyük bir kısmının beraat ettiği gerçeğine baktığımızda görebiliriz. İdam cezası yürürlüğe koymanın kaçınılmaz sonucu birkaç masum sanığı öldürmek olacaktır, işte tam da bundan ötürü caydırıcılık konusunda elimizde güvenilir ve açık bir kanıt olmadığı sürece, idam cezasını savunmak zordur.

Yeteri Kadar Bulgu Olmaması

O halde şunu sorabiliriz, caydırıcılık konusunda elimizdeki kanıtlar neyi gösteriyor? Bu sorunun yanıtı çok açık: İdam cezasının cinayet oranını düşürdüğüne dair elimizde en ufak bir güvenilir istatistiksel kanıt dahi yok. İster yalnızca ABD’nin idam cezasını yeniden yürürlüğe koyduğu dönemde Kanada ile ABD’deki cinayet eğilimlerini karşılaştırın ister idamı kaldırmış Amerikan eyaletleriyle idamı sürdüren eyaletleri ister 1990’lerin ortasında idamı kaldıran Hong Kong ile aynı dönemde idam uygulamasını büyük ölçüde artıran Singapur’u karşılaştırın; her durumda idam cezasının suç üzerinde tespit edilebilir bir etkisi yok. En güvenilir ekonometrik araştırmalar da aynı sonuca ulaşıyor.

Ne yazık ki tamamı yalnızca ücretli abonelikle erişilebilen bazı çalışmalar, idam cezasının caydırıcı bir etkisi olduğunu öne sürmüştür. Ancak bu çalışmaların tamamı, veri kodlama hataları, istatistiksel anlamlılığın yanlış değerlendirilmesi ya da nedensel ilişkilerin hatalı kurulması gibi sorunlar düzeltildiğinde geçerliliğini yitiriyor. 2012 yılında National Academy of Sciences‘da gerçekleşen bir panel, doğrudan caydırıcılık meselesini inceledi ve idam cezasının caydırıcı etkisi olduğuna yönelik güvenilir bir delil olmadığına oybirliğiyle karar verdi.

Ayrıca raporda güvenilir kanıtların olmaması nedeniyle idam cezası tartışmalarında artık caydırıcılık meselesinin konu edilmemesi gerektiğine de yer verildi. Fakat caydırıcılık argümanı ortadan kalktığında, idam cezasını savunmaya yönelik gerekçe de ortadan kalkmış olur.

Ceza adaleti konularına aşina olanlar için caydırıcılık ile ilgili bu manzara sürpriz değil. ABD’de idam cezası verilmesi için olağanüstü derecede iğrenç bir suç işlemek gerekir. Katiller suç işledikleri anda kendilerini çok daha büyük ve anlık risklere atar. Dolayısıyla cezası sadece müebbet hapis olsa bile öldürmeyi göze alan bir sosyopatın, suçtan yıllar sonra gerçekleşecek o zayıf idam ihtimaliyle fikrini değiştirmesi neredeyse imkansız.

Gerçekten de yakayı ele verebileceğini göz önüne alan bir suçlu, müebbet hapis cezasının ağırlığının farkındadır. Yakalanmayacağını düşünen bir suçlu ise herhangi bir cezai yaptırımdan tedirgin olmaz.

İsraf Edilen Kaynaklar

Cinayet sorununu ele almanın daha etkili bir yolu idam cezası uygulamalarıyla boşa harcanacak olan kaynakları, suç oranını düşürdüğü bilinen polis istihdam etmek ve onları doğru bir biçimde eğitmek, suçları aydınlatmak gibi stratejilerde kullanmaktır.

Son otuz yılda, tutuklama ve hüküm giyme ile sonuçlanan cinayetlerde bir düşüş eğilimi söz konusu. Bugün ise tüm cinayetlerin yalnızca yarıya yakını ceza alıyor. Aşağıdaki grafik, Connecticut eyaletinde tutuklama ile sonuçlanan cinayet sayısının istikrarlı bir şekilde azaldığını gösteriyor. Bu manzara ulusal bir eğilimle paraleldir. Elbette, her yakalanma/göz altına alma vakası hüküm giyme kararı ile sonuçlanmıyor, bundan ötürü de ceza alan katillerin yüzdesi grafikteki göstergelerden daha düşük.

1970 – 2009 yılları arasındaki yakalanma-tutuklama veya diğer yollarla çözülen cinayet davaları. John Donohoe.

Adalet ve caydırıcılık açısından çok daha etkili olan yol, idam cezasının kaldırılmasıyla tasarruf edilecek kaynakların, katillerin yakalanıp cezalandırılma olasılığını artırmaya ve bu kişilerin sokaklardan uzaklaştırılmasına yönlendirilmesidir.

İdam cezasının ne denli ağır bir yük oluşturduğunu somutlaştırmak gerekirse, Kaliforniya eyaletinin son 35 yıl içinde 13 kişiyi idam edebilmek için yaklaşık 4 milyar dolar harcadığını hatırlatmak yeterlidir. Bu 4 milyar dolar ile yaklaşık 80.000 polis memuru istihdam edilebilirdi; uygun biçimde görevlendirilmeleri hâlinde, bu polislerin Kaliforniya’da 466 cinayeti (ve çok sayıda başka suçu) önlemeleri beklenirdi. Bu sayı, idam cezasının olası faydalarına ilişkin en iyimser ancak artık geçerliliğini yitirmiş değerlendirmelerin dahi çok ötesindedir.

Başka bir ifadeyle, idam cezası pahalı ve verimsiz bir sistem olduğundan, bu uygulamanın sürdürülmesi, etkili olduğu bilinen suçla mücadele yöntemlerine ayrılabilecek kaynakların boşa harcanması anlamına geliyor. Bu nedenle, geçtiğimiz yaz bir federal yargıcın, Kaliforniya’daki idam cezası rejiminin meşru bir ceza hukuku amacı taşımadığı gerekçesiyle anayasaya aykırı olduğuna hükmetmesi şaşırtıcı değil.

ABD’de gerçekleştirilen idam cezası uygulamalarının, 1999’daki 98 uygulama ile ulaşılan doruk noktasından geçen yıl 35 kişiye kadar keskin bir düşüş göstermesi (idam cezası uygulamaları 1996’daki 315’lik doruk noktasından da 73 gibi bir sayıya düşmüştü) ve son 8 yılda eyaletlerin (mayıs ayında muhafazakar Nebraska da dahil olmak üzere) idam cezasını kaldırma yönündeki eğilimlerinin kararlı bir şekilde devam etmesi, “suçla rasyonel bir şekilde mücadele etme”nin idam cezasından uzak durmak anlamına geldiğine işaret etmektedir.

İdam cezasının somut çıktı ve faydaları olduğunda yönelik hiçbir delil bulunmamaktadır. Ayrıca ekonomik, insani ve toplumsal maliyetleri apaçık bir şekilde göz önüne olduğundan ötürü bu cezai uygulamanın maliyetlerinin olası faydalarına nazaran daha ağır bastığına yönelik bir tartışma başlatmanın da anlamı yok.


John Donohue – “There’s no evidence that death penalty is a deterrent against crime“, (Erişim Tarihi: 10.10.2025)

Çevirmen: Taner Beyter

Editör: Damla Şahin Uçar

Taner Beyter

Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Farklı sivil toplum kuruluşlarında eğitmenlik yaptı. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve metafelsefe ile ilgilenmektedir. Öğretmenlik mesleğine ve yayınevlerindeki editörlük faaliyetlerine devam etmektedir.   

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazı

Biyolojinin İdeolojik Tahrifi – Jerry A. Coyne & Luana S. Maroja

Sonraki Yazı

Titanlar ve Tanrılar – Guillaume Faye

Bu Yazıları Kaçırmayın

Açıklama Boşluğu Neden Nörobilimin Çözülemeyen Problemi Olarak Ele Alınmaktadır? – Magnus Wijkander

Öznel deneyimin mahrem dünyası -yani, hisleriniz,…

Altı Saniyelik Sarılma – Julian Baggini

On yıllardır Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları’nın filmleri, çelenkle…