Karl Marx’ın Yabancılaşma Anlayışı – Dan Lowe

/
34 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

Karl Marx’ın düşünceleri epey geniş kapsamlı olup özellikle felsefe ve sosyolojide büyük bir etkiye sahiptir. Marx, en çok da kapitalizme yönelik iki sert ve acımasız eleştirisi ile tanınır.

Söz konusu bu eleştirilerden ilki, kapitalizmin temelde yabancılaştırmaya sebep olduğunu ileri sürmektedir. İkinci eleştiri ise, kapitalizmin temelde sömürücü olduğunu savunur.(1)

Bu yazı, bilhassa, Marx’ın hem ekonomi hem de insan doğası hakkındaki spesifik iddialarına dayanan Yabancılaşma Teorisi‘ne odaklanmaktadır.

1. Marx’ın Kapitalizm Analizi

Üretim araçları fikri, Marx için kritik önemdeki bir ekonomik kategoridir. Üretim araçları, doğal kaynaklar, fabrikalar ve makineler de dahil olmak üzere, meta üretmek için gerekli olan hemen hemen her şeyi kapsar. Komünist veya sosyalist bir ekonominin aksine, kapitalist bir ekonomide üretim araçları, bir iş insanının bir fabrikaya sahip olması gibi özel mülkiyete aittir.

Üretim araçlarının parçası olarak dahil edilmeyen anahtar bir unsur ise emektir.(2) Böylece, nihayetinde, kapitalist ekonominin üyeleri kendilerini iki farklı sınıfa bölünmüş olarak bulurlar:

  • üretim araçlarına sahip olanlar (kapitalist sınıf (3) veya burjuvazi),
  • üretim araçlarına sahip olmayan emekçiler (proletarya).

2.Marx’ın Tür-Varlığı Kavramı

Marx’a göre, kapitalizmin ve onun yarattığı sınıfsal ayrışmanın insanlar için makul ve yerinde bir düzen olup olmadığı, insan doğasına bağlıdır. İnsanlar, kendi başına buyruk dolaşan tinsel bilinçler değil biyolojik varlıklar oldukları için; tüm diğer biyolojik varlıklar gibi onlar da hayatta kalabilmek adına maddi ve doğal dünyayla etkileşime girmeli ve onu dönüştürmelidir.(4) Fakat insanları, içgüdüsel olarak dünyayı dönüştüren arı, örümcek veya kunduz gibi hayvanlardan ayıran şey, dünyayı bilinçli ve özgür bir şekilde dönüştürmeleridir.(5)

Dolayısıyla, insan varoluşunun (bu, Marx’ın “türümüz” olarak adlandırdığı şeydir) – özü, ihtiyaçlarımızı gidermek için dünyayı bilinçli ve özgür bir şekilde dönüştürmektir. Diğer pek çok filozof gibi Marx da, bizi biz yapan (yani insan yapan) o eşsiz şey şey her ne ise onu, yapılabilecek en iyi bir şekilde yapmanın gerçek tatmin kaynağı (veya varlığına uygun davranma, varoluşunu tamamlama) olduğuna inanıyordu.

3. Kapitalist Toplumda Yabancılaşma

Şimdi, Marx’ın, “kapitalizmin yabancılaştırmaya sebep olduğu” şeklindeki iddiasını açıklamaya geçebiliriz.

Yabancılaşma fikrinin genel görünümü epey basittir: Tanıdık, aşina ve bağlantılı olan (veya olması gereken) bir şey giderek daha yabancı veya bağlantısız görünmeye başladığında; bir şey yabancılaştırıcı olmaya başlamış demektir. Bizim insan varoluşumuzun özü tür-varoluşumuz olduğu için, bize de tanıdık/aşina olan bir şeyler var olmalıdır. Tür-varoluşumuza uygun olarak eyleyemediğimiz sürede ve ölçüde, kendi doğamız ile olan bağımız kopar. Öyleyse kapitalist bir toplumda “çalışmak” tür-varoluşumuzun gerçekleşmesini (veya kendini gerçekleştirmesini) engelliyorsa, bu durumda “çalışıyor olmak” da aynı ölçüde yabancılaştırıcıdır.(6) Ve kendi doğamıza yabancılaştığımızdan dolayı da, yabancılaşma, yalnızca öznel bir duygu durumu değil, nesnel bir gerçeklikle ilgilidir.

O halde soru şu: Emekçiler kapitalizmin boyunduruğu altında kendi türlerine nasıl yabancılaşmaktadırlar? Marx, bunu tespit etmenin belirgin üç yolunu birbirinden ayırt eder (7):

  1. Emekçiler diğer insanlara (ve diğer insanlardan) yabancılaşmıştır. Kapitalist bir ekonomide emekçilerin iş ve zam için birbirleriyle rekabet etmesi gerekir. Fakat işletmeler/şirketler arasındaki rekabetin metaların fiyatını düşürmesi gibi, işçiler arasındaki rekabet de iş gücü ücretlerini düşürür. Bu nedenle de söz konusu bu rekabetten faydalanan emekçiler değil, kapitalistlerdir. Bu durum yalnızca işçilere maddi açıdan zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda onları birbirlerinden soğutur, uzaklaştırır veya yabancılaştırır. İnsanlar özgür varlıklardır ve yalnızca dünyayı dönüştürmekle kalmazlar, onlar aynı zamanda dünyayı daha sofistike ve yararlı şekillerde dönüştürmek için (birbirleriyle) işbirliği de yapabilirler. Bunu yapmak için ise birbirlerini müttefik ve dost olarak görmeleri gerekir, özellikle de karşılarında kendi çıkarları için işçi dayanışmasını baltalamaya çalışan kapitalist bir sınıf varsa. Fakat kapitalizmin boyunduruğu altında, işçiler birbirlerini rakip olarak görür.
  2. İşçiler, kendi emeklerinin ürünlerine (veya ürünlerinden) yabancılaşmıştır. Kapitalistlerin bizzat kendilerinin herhangi bir emek harcaması gerekmez; onlar yalnızca üretim araçlarına sahip oldukları için, sahibi oldukları şirketlerin kârını kontrol eder ve bu yolla da zenginleşirler. Tamamen işçiler tarafından üretilmiş olan metaları satma yoluyla kâr elde edebilirler. (8) Böylece de, bizzat işçinin emeğinin ürünleri olan şeyler, çıkarları proletaryanınkiyle taban tabana zıt olan kapitalistleri güçlendirir. İşçiler bunun hem emekçi hem de tüketici olarak devamını sağlarlar: İşçiler ne zaman kapitalistlerden bir meta satın alırsa, bu aynı zamanda kapitalistlerin konumunu da güçlendirmektedir. Bu yine, işçilerin tür-varoluşunun karşısında olan bir şey gibi duruyor. İnsanlar, bizim gereksinim ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için üretir; ancak en azından proletarya için kapitalist sınıfı güçlendirmek, kesinlikle bahsettiğimiz gereksinim ve ihtiyaçlardan biri değildir.
  3. İşçiler, emek gücüne (veya emek gücünden) yabancılaşmıştır. Kapitalistler, işçi çalıştıran şirketlerin sahibi olduklarından dolayı hangi metaların, nasıl ve hangi çalışma koşulları altında üretileceğine karar verenler onlardır; işçiler değil. Bunun sonucunda da çalışmak demek genellikle “kasvet”, “tekrar” ve hatta “tehlike” demektir. Bu türden işler, makineler veya nasıl çalışacaklarına bilinçli ve özgür bir şekilde karar verme yeteneği olmayan varlıklar için uygun olabilir; fakat insanlar için uygun değildirler. Bahsettiğimiz bu işlere ve çalışma şartlarına uzun süre katlanmak, kişinin yalnızca işinin dışında tatmin (veya varlığını tamamlama, varoluşuna uygun davranma) arayabileceği anlamına gelir; yani “insan özgürlüğünün ve potansiyel olarak insanın kendini tanımlamasının kaynağı olan çalışma eylemi … bizzat hayatta kalma zorunluluğuna indirgenmiştir.” (9) Yani Marx’ın ünlü bir pasajında da söylediği gibi:

Bu nedenle, iş yerindeyken o [işçi (10)], kendini gerçekleştiremez kendini inkar eder, memnun değil mutsuz hisseder, bedensel ve zihinsel enerjisini özgürce geliştirmez, bedenini yıpratır ve zihnini mahveder. Bu yüzden işçi kendini yalnızca işinin dışında hisseder, ama işinde kendini dışarda hisseder. Çalışmadığı zamanlarda evdedir, çalışırken ise evde değildir.(11)

Marx bahsettiğimiz bu konuların tümünde haklıysa, çalışmanın aşağılayıcı doğasına dair günümüzdeki şikayetler abartı olmamalıdır. Kapitalizm, kendi tür-varoluşumuzu gerçekleştirmemizi engellediği ölçüde, aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla insanlıktan da çıkarıcı bir etkiye sahiptir.

4. Sonuç

“Asıl kendini gerçekleştirmenin/tahmin olmanın” yaratıcı ve anlamlı çalışmalardan gelebileceği fikri büyük ilham kaynağı olabilir. Ama yine de çoğu insanın kapitalist ekonomilerdeki aktüel çalışma deneyimi, bezginlik, hissizlik ve tükenmişlikle karakterize edilir. Marx’ın yabancılaşma teorisi, söz konusu bu deneyimlerin doğasını ve sebebini anlamak için kavramsal bir çerçeve sunar; ve bize bu öznel deneyimlerin nesnel bir gerçeklikle, en önemlisi de değiştirebileceğimiz bir gerçeklikle ilgili olduğunu gösterir.

Notlar

  • (1) Genel anlamda, Marx’ın yabancılaşma teorisi erken dönem felsefi çalışmalarında kendini gösterir. (Ölümünden önce yayınlanmamış olan ve tamamlanmamış bir eser olan 1844 tarihli Ekonomi-Politik ve Felsefi El Yazmaları’ndaki “Uzaklaşan Emek” bölümü), sömürü kuramı geç dönem çalışmalarına (Kapital’e) aittir. Düşüncelerindeki bu değişim ve gelişimin, onun pozisyonunda önemli bir değişikliği veya yalnızca odaklanılan noktada bir kayma olduğunu ne ölçüde temsil ettiği, bilimsel bir tartışma konusudur.
  • (2) Olayı basitleştirmek ve kolaylaştırmak için, işin esas olarak meta üretimine yönelik olduğun bahsederken Marx’ın yolundayım. Tabi ki Marx, geç dönem kapitalizme özgü olan geniş ölçekli hizmet sektörünün doğmasından çok çok önce yazıyordu. Ama yine de kullanılan dilin bir kısmını bükerek, onun genel analizi, (günümüz) kapitalist ekonomilerdeki hizmet endüstrilerine de uygulanabilir.
  • (3) Klasik politik ekonomide “kapitalist”, üretim araçlarına sahip olan kişidir; kapitalizm yalnızca kapitalizmden yana olan kişi anlamına gelmez.
  • (4) Biyolojik olarak somutluğa yapılan bu vurgu, rasyonaliteyi insanoğlunun ayırt edici özelliği olarak – tinsel zihinler için de aynı şekilde geçerli olacak bir özellik olarak- kabul edenler ile Marksist insan doğası anlayışı birbirinden ayırt eder.
  • (5) Veya Marx’ın yarı-Hegelci bir dille ifade ettiği gibi, “Bilinçli yaşam eylemi insanı, doğrudan doğruya hayvani-yaşam eyleminden ayırır. İste sırf bu yüzden o, bir tür-varlığıdır.” Karl Marx, “Estranged Labor,” in The Marx-Engels Reader (ed. Tucker), p. 76.
  • (6) Burada, emekçilerin – proletaryanın – kapitalizmin boyunduruğu altında yabancılaşıp yabancılaşmadığına odaklanıyoruz. Fakat diğer yandan Marx, burjuvazinin de kendi yabancılaşma biçimini deneyimlediğine inanıyor: see Marx’s “Alienation and Social Classes” in The Marx-Engels Reader (ed. Tucker).
  • (7) Marx’ın, emekçilerin kapitalizmin boyunduruğu altında yabancılaştığına dair genellikle dört farklı yol sunduğu söylenir (Örnek olarak bkz., Jonathan Wolff’un “Karl Marx” bölümü 2.3.), Marx’ın kendi yazılarında da bunu destekleyen güçlü pasajlar mevcuttur. Böyle bakıldığında, dördüncü yabancılaşma biçimi, kişinin bizzat kendi tür-varoluşuna yabancılaşmasıdır. Fakat bu üç yabancılaşmayı, “tür-varoluşuna yabancılaşma”ya ek bir yabancılaşma türü olmaktan ziyade, işçilerin bizzat kendi türlerine yabancılaşma olarak düşünmek daha makul. Benim yorumumun heterodoksist olduğuna dair uyarısı için Jason Wyckoff’a müteşekkirim.
  • (8) Tam bu noktada, Marx’ın daha sonra geliştireceği ikinci bir kapitalizm eleştirisinin tohumlarını görmekteyiz: “Kapitalizmin Sömürücü Olduğu.”
  • (9) Richard Schmitt, Introduction to Marx and Engels: A Critical Reconstruction, p. 154.
  • (10) Marx, işçilerden söz ederken neredeyse her zaman “erkek şahıs zamirini” kullanır. Marx’ın kavramsal çerçevesinin, hem ücretli hem de ücretsiz, kadın emeğine uygulanıp uygulanamayacağı yönündeki tartışma için bkz. Alison M. Jaggar’ın Feminist Politics and Human Nature, bilhassa 4., 6., 8. ve 10. alt bölümler.
  • (11) Karl Marx, “Estranged Labor,” in The Marx-Engels Reader (ed. Tucker), p. 74.

Referanslar


Dan Lowe-Karl Marx’s Conception of Alienation“, Erişim Tarihi: 07.02.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

İfade Özgürlüğü - Mark Satta

En Güncel Haberler Analitik Felsefe