Faydacı etik söz konusu olduğunda Mill önemli bir simadır.John Stuart Mill (1806-1873)

Mill, İfade Özgürlüğü ve Sosyal Medya – Nevin Chellappah

Nevin Chellappah, John Stuart Mill'in ünlü ifade özgürlüğü açıklamasının Twitter çağında hâlâ sürdürülebilir olup olmadığını araştırıyor.

//
897 Okunma
Okunma süresi: 15 Dakika

Bu, liberal demokrasilerde muhtemelen en önemli değer ve diğer özgürlüklerimizin temelidir. Günümüzde ifade özgürlüğünün pek çok kişi tarafından coşkulu şekilde desteklenmesi, bizi John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine (1859) adlı makalesinin 2. bölümündeki düşüncesine kadar geri götürülebilir. Mill, ifade özgürlüğüne izin verilmesi için güçlü bir argüman ortaya koymuştur çünkü ifade özgürlüğünün hakikat arayışı için gerekli olduğunu söylemiştir. Ancak Mill, ifade özgürlüğünün nihai faydalarına ilişkin net bir anlayışa sahipken, modern savunucularının çoğu, bunun aksine ifade özgürlüğünü ilk bakışta iyi bir şey olarak görme eğilimindedir: özel bir neden olmadığı sürece izin verilmesi gereken bir şey. Bunun anlamı, ifade özgürlüğünün sadece araçsal değil, içsel bir değere sahip olduğudur ve bu da onu nasıl anladığımız konusunda temel bir değişime işaret etmektedir. Dolayısıyla, bu makalede Mill tarafından benimsenen ifade özgürlüğünün klasik liberal biçiminin artık dijital çağ ile, özellikle de sosyal medya ile uyumlu olmadığını savunacağım.

Mill’in İfade Özgürlüğü Argümanı

İlk olarak, Mill’in ifade özgürlüğüne ilişkin açıklamasını ortaya koymama izin verin. Özgürlük Üzerine‘deki ilk kaygısı, fikirlerin bir otorite tarafından bastırılmasıdır. Ona göre:

Bir düşüncenin dile getirilmesinin engellenmesine özel olan kötülük, bunun tüm insan ırkını yoksun bırakıyor olmasıdır; hem bu kuşağı hem de sonraki kuşakları, hem bu görüşe karşı çıkanları hem de bu görüşü benimseyenleri, özellikle de onları. Eğer bu doğru bir görüşse, yanlışın yerine doğruyu koyma fırsatından yoksun bırakılmışlar demektir; eğer yanlışsa, o zaman da doğru görüşün yanlış olanla çarpışmasından doğacak daha açık algıdan ve bunun bırakacağı canlı izden olacaklardır, bu iz de neredeyse bir o kadar büyük bir yarardır.

Mill, denetimin doğru ifadeleri yanlış olanlardan ayıran güvenli bir sistem olarak sunulmasına cevaben, mükemmel bir denetleyici olmadığını söyler. Bu durum, geçmiş çağlarda bugün doğru olduğu kabul edilen fikirlerin bastırılmasıyla (Katolik Kilisesi’nin Galileo’ya uyguladığı sıkı denetim akla gelmektedir) tarih tarafından kanıtlanmıştır. Mill’in “Zihin üzerinde herhangi bir etki yaratmak için gerçeklerin ve argümanların zihnin önüne getirilmesi gerektiği” vurgusu, onun bakış açısı çeşitliliğinin önemine ve bireysel düşüncenin değerine olan temel inancını göstermektedir. Mill’in ifade özgürlüğü argümanı şu şekilde özetlenebilir:

  • Öncül 1: Gerçek, değerlidir ve insanlara doğru inançlara ulaşmasına izin verilmelidir.
  • Öncül 2: İfade özgürlüğü insanların doğru inançlara ulaşmasına imkan sağlar.
  • Sonuç: Bu nedenle ifade özgürlüğü değerlidir, desteklenmeli ve korunmalıdır.

Bu da Mill’in ifade özgürlüğünün belirli bir yönüne odaklandığını göstermektedir: tartışma özgürlüğü. Mill’e göre ifade özgürlüğü, bir görüşü ifade etme özgürlüğü anlamına gelmektedir. Bu, bir ifadeyi ileri sürme özgürlüğü olarak daha da basitleştirilebilir. Bu nedenle Mill ifadeyi bilgi arayışında bir eylem olarak anlar. Bunu yapmanın bir aracı olarak ifadenin bu şekilde kavranması çok önemli olsa da Mill, ifadenin farklı bir eylem olarak gerçekleştirdiği durumlarda sosyal medyanın öne çıkardığı büyük itirazları görmezden gelemez. Sosyal medya, Mill’in ‘fikirlerin pazar yeri’nden açıkça esinlenerek demokratik ifadede dijital bir sıçrama olarak öngörülmüş ve küresel bir pazar yerine doğru genişletilmiştir. Ancak, artık bildiğimiz gibi, sosyal medya öncelikle bilginin yayılmasına hizmet etmiyor.

Modern dünyada, sosyal medya sınır ötesi iletişim için ana araç olarak işlev görmektedir, bu nedenle de bu ortamda hangi ifade özgürlüğü açıklamasının geçerli olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Mill’in ifade özgürlüğü tanımının bu dijital alanda hâlâ geçerli olup olmadığını sormakta fayda var.

Duygulara Karşı Fikirler

Sosyal medya Mill’in ifade özgürlüğü anlayışına üç büyük zorluk çıkarmaktadır. En bariz olanı, fikir alışverişi ile duygusal tepki alışverişi arasında ayrım yapmamasıdır. Bunun nedeni sosyal medyanın, hükümlerin doğruluk değerine karşılığını vermemesidir. İçerik, gerçekliğinden ziyade popülerliğine göre tanıtılır. Ayrıca, sosyal medyanın genellikle rahatlamak veya basit bir eğlence için kullanılması, ‘duygusal’ ifadelerin – örneğin rasyonel argümanlardan ziyade duygular veya tutumlar tarafından oluşturulan ifadeler – genellikle çekici olduğu anlamına gelir. Duygusal içeriğin anlaşılması ve bağlantı kurulması daha kolaydır ve bu da bu tür içeriklerin dijital platformlarda hâkim olmasına yol açmıştır. Duygusal tepkiler yaratma ve takipçilerinin ve arkadaşlarının onayını alma dürtüsü, entelektüel görüşün bir kenara itilmesine neden olmaktadır. Onun yerine duygusal iddialar, gerçeklere dayalı düşünceler olarak algılanır. Adam Moore’un işaret ettiği gibi bir sosyal medya ifade eylemine, beğeni veya paylaşım sayısı sayesinde meşruiyet kazandırılırsa, “hakikat arayışına adanmış kalite düzenleme mekanizmaları… konu dışında kalır.”

Bu durumun Mill’in ifade özgürlüğünü savunurken aklından geçenlerden çok farklı olduğu açıktır. Bu farklılık, Mill’in ifade özgürlüğü anlayışının dijital çağda uygulanamaz olduğunu göstermektedir. Ama belki de bu uyumsuzluk Mill’in idealizminden kaynaklanıyordur? Ona göre ifade özgürlüğü, eyleme geçirilebilecek bilgiyi aramak içindi. Mill’in ifade özgürlüğü savunması, Piers Norris Turner’ın da belirttiği gibi “açık ve adil kamusal tartışmalarda bakış açılarının kısıtlanmaması savunmasına” benzemektedir. Mill’in ifade özgürlüğünün öncelikle akademi veya siyaset için geçerli olduğuna dair idealist ve gizli inancı, bu konudaki anlayışının sınırlı olduğu anlamına gelmektedir.

Mill’in ifade özgürlüğüne yönelik bu meydan okumasının altında yatan mesele, sosyal medyanın ‘fikirlerin pazar yeri’ olmasının boyutudur. Küresel bir platform, Moore’un ‘içerik kirliliği’ olarak adlandırdığı durumdan etkilendiği için verimli ve merak uyandıran bir tartışma için çok büyük bir alandır. İçeriğin etkililiği, daha “çok kolay tüketilebilen” içerik tercihi nedeniyle iletişimi, düşünsel merak yerine duygusal bağlılığa öncelik vermeye zorluyor. Darwinci karşıtlığı artık gerçeği değil, ilgiyi arıyor. Mill’in argümanı öncelikle tartışma özgürlüğü ile insanlığın iyiliği arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışıyordu, ancak sosyal medyadaki ifadelerin çoğunun, belki de çoğunun değil, bu terimler açısından çok az olumlu değeri vardır; ancak yine de bu tür ifadelere değer verilmektedir. Bu da Mill’in bilgi arama eylemi olarak ifade anlayışının sosyal medya tarafından güçlü bir şekilde zedelendiğini göstermektedir.

Yine de Mill’in hesabına göre bu zorluk aşılamaz değildir. İfade özgürlüğü anlayışını, her zaman doğruya götürmeyen duygusal tepkileri ve fikirlerin tartışılmasını içerecek şekilde genişletmek, klasik liberal açıklamayı çok dramatik bir şekilde değiştirmeyen pratik bir çözüm gibi görünüyor. Bu, Mill’in görüşünün aslını korurken, düşünsel yönü çok az olan veya hiç olmayan duygusal tartışmaya değer vermenin modern boyutunu ekler. Belki de bu ifade biçimini her zaman bilen bir internet bireyi olarak, bunun dijital çağda ifade özgürlüğü için ölümcül bir kusur olduğunu düşünmüyorum. Sosyal medya, duygusal olarak yankı uyandıran ve ortak insanlığımıza dair bakış açıları sunan kişisel insan performanslarından oluşuyor. Kendimi bu genişletilmiş ifadeyi memnuniyetle karşılamadan alamıyorum.

Mill bunu onaylamasa da tanımı sosyal medyadaki iki tartışma biçimini bilerek ilk sorunu atlatabilir. Ancak bu, sosyal medyanın gerçek bir fikir pazar yeri olup olmadığı sorununu çözmemektedir.

Fikirlerin Gerçek Serbest Piyasası Yok

Sosyal medyanın Mill’in ifade özgürlüğü anlayışına getirdiği ikinci sorun, gerçek bir “fikirlerin pazar yeri”ne olanak tanımamasıdır. Bakış açısı çeşitliliği ve bireysellik alkışlanmıyor, aksine kötüleniyor ve saldırıya uğruyor.

Sosyal medya, kişisel verilerin reklamcılara satılması yoluyla finanse edilmektedir. Algoritmalar fikirleri kategorize eder ve Richard Sorabji’nin işaret ettiği gibi bu kişisel veriler daha sonra “kullanıcıları kişiliklerine göre uyarlanmış bilgi veya dezenformasyonla hedeflemek için” kullanılır – başka bir deyişle, insanlara zaten katıldıkları fikirlere odaklanan içerikler göndermek için kullanılır. Fikirler sorgulanmak yerine teyit edilir ve buna bağlı olarak sosyal medya grupları görünürdeki nesnel doğruluklarıyla teyit edilir. Bu tasdik, gruplar kendi görüşlerini paylaşmayanlara maruz kaldıklarında düşmanlığın artmasına yol açmaktadır.

Bu sorun, duygusal retorikle ikame edilen gerekçeli tartışma eksikliği nedeniyle daha da kötüleşmekte ve kelimelerin anlamlarının zayıflamasına yol açmakta, bu da daha sonra atılmaktadır – belki de en belirgin şekilde Godwin kanununda bu görülmektedir: “Çevrimiçi tartışma büyüdükçe, Hitler veya Nazilerle ilgili bir karşılaştırma yapılma olasılığı 1’e yaklaşır.”Muhalif görüşlere sahip kişilere karşı sıklıkla düşmanca ve kendini beğenmiş bir tutum sergilenmektedir. Algoritmaların hedef kitleyi bölümlere ayırması ve görüşleri pekiştirmesi sonucunda, nefret dolu ahlakçıların seslerinin zorbalıkla yükseldiği ve güçlendiği alanlar ortaya çıkıyor. Sonuç olarak, sosyal medya kolayca fikirlerle değil, entelektüel haydutluklarla dolu bir pazar yerine dönüşebilir.

Duygusal tepkiler özünde yanlış değildir, ancak sosyal medyada bir tür kışkırtıcı olumlu geri bildirim yoluyla güçlendirilmesi muhtemeldir. Bir öfke çılgınlığı içinde, ‘doğruluk’ aslında dijital iletişimi kişiliksizleştiriyor. Dahası ‘tartışma’, gerçekler ve argümanlar tarafından yönetilmemektedir ve bu nedenle yanlış görüşler Mill’in öngördüğü gibi yavaş yavaş yerini gerçeklere ve argümanlara bırakmamaktadır. Daha ziyade, sosyal medya ifadeleri zaten duyguları ateşlediği ve bu duygular çok hızlı bir şekilde öfke haline geldiği için kötüye kullanım internete kolayca sızıyor.

Mill’in ifade özgürlüğüne ilişkin açıklaması, bu durumla başa çıkmada etkisiz olduğu gerekçesiyle sorgulanmaktadır. Toplumsal onaylamamanın bir sansür biçimi olarak kullanılmasından ve çoğunluğun görüşlerinin azınlığın görüşlerini bastırmasından korkuyordu. Ancak, fikirlerin etkili bir şekilde paylaşılmasını kolaylaştıracak yeterli bir mekanizmanın bulunmaması nedeniyle sosyal medyanın yönü tam da bu gibi görünmektedir.

Ancak, belki de Mill’in felsefesinin yardımcı olabileceği başka kaynakları da vardır. Özgürlük Üzerine’nin başka bir yerinde savunduğu ünlü ‘zarar ilkesi’, kişisel özgürlüğe getirilen tek sınırın başkalarına zarar gelmesini önlemek olması gerektiğini söyler. Bu ilkeye olan kararlılığı, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasını onaylamak için bu ilkeyi ne kadar az kullanmaya istekli olduğu nedeniyle sıklıkla yanlış anlaşılmıştır. Mill, ifadenin yol açabileceği olumsuzluklara odaklanmak yerine, zarar ilkesini kamusal söylemin eğitici ve demokratik amaçlarıyla ilişkilendirir. “Savunuculuk tarzı… kötülük, bağnazlık veya hoşgörüsüzlük olan herkesi… kınamanın” ve “sükunet sahibi herkese hak ettiği saygınlığı vermenin” güçlü bir destekçisidir. Bu da Mill’in tartışmanın bu terimlerle düzenlenmesini destekleyebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla, Mill’in ifade özgürlüğünün bu soruna dayanabilmesi için, nefretin doğru inançlara yol açmadığı, aksine yargıları bulandırdığı uyarısının eklenmesi gerekir. Bu da Mill’in yanlış fikirlerin değerine ilişkin argümanının, fikirlerin sunulmasına ve itirazlarına verilen tepkilerde medeni olunduğu sürece sosyal medya ile uyumlu kalmasını sağlayabilir. Dahası, Mill’in yararcılığı, genel mutluluğu artırmaya yardımcı olduğu için yapıcı bir diyaloğa girme görevini ima eder. Bu, sosyal medya ile uyumlu görünmektedir ve yıkıcı, kaba söylemleri zarar ilkesinden daha etkili bir şekilde önleyebilir.

Fikirleri kategorize etme ve reklamları hedefleme becerileriyle algoritmaların bu reformda çok önemli bir rol oynayabileceğine inanıyorum. Gerçek bir fikir pazar yeri oluşturmak için daha geniş bir görüş yelpazesi sunmaya yönlendirilebilirler. Bunu yaparak, insanların yargılarını, etrafları kötülükle çevrili olmadan bilgilendirebiliriz.

Algoritmaların Mill’in etik ilkeleriyle daha uyumlu hale getirilmesi, etrafımızda bir fikir pazar yeri oluşturacak ve böylece Mill’in ifade özgürlüğü görüşünü yerine getirecek, hatta aşacaktır. Dolayısıyla, klasik liberal ifade özgürlüğü anlayışı, entelektüel gelişimi tam da bu şekilde yeniden teyit ederek bu ikinci sorundan kurtulabilir.

Anonimlik Tartışmaları Ortadan Kaldırıyor

Mill’in ifade özgürlüğü tarzı için sosyal medyanın üçüncü ve en zorlu sorunu, anonimliğe yol açmasıdır. Özerklik genellikle ifade özgürlüğü lehindeki argümanların merkezinde yer alır ve aynı argümanlar sosyal medyaya da uygulanmıştır. Özgürlüğün özerkliği gerektirdiği düşünülüyordu; ancak çevrimiçi platformların gelişmesinin ardından, artık anonimliği özerkliğin bir gereği olarak görüyoruz. Bu, bazen daha demokratik bir durum olarak kabul edilir, çünkü kişinin değil sadece fikirlerin yargılandığı anlamına gelir. En azından sonuçlardan bağımsız olma anlamında anonim olma yeteneği, sosyal medya için büyük bir satış noktasıydı. Hatta Robert Post, “dijital karakterinizin gerçekliğinizden daha fazla gerçekliğe sahip olma olasılığı”nın sosyal medyanın daha fazla kendini tanımaya olanak sağladığını öne sürüyor.

Bu düşünceler bana Joel Feinberg’in dört özerklik kavramını hatırlatıyor – bunlardan biri “ahlaki sınırlar içinde kendini gerçekleştirmek için kendini yönetme kapasitesi”. Kendini gerçekleştirmenin bağımsız bir süreç olması gerektiği fikri, sosyal medyada ifade özgürlüğünün özerklik inşa edici yönüne güzel bir şekilde uyuyor: kendimizden uzaklaştırılıyoruz ve bunun yerine bize yeni fikirler keşfetmek için yeni bir kimlik veriliyor.

Mill’e göre ifade özgürlüğü fikirlerin gelişmesini sağlar ve bu da kendimizin gelişmesine yol açar. Dolayısıyla bu tür argümanlar Mill’in ifadenin kendi kendimizi gerçekleştirmemiz açısından olumlu amaçları olduğuna dair inancını savunmaktadır. Bununla birlikte içerik kirliliği bağlamında, sosyal medya için özerklik argümanları oldukça anemiktir, çünkü kalite ve uygunluk yanlıştır ve önemsiz kişilikler tarafından tehlikeye atılmaktadır. Birçok ifade biçimi, özerkliği geliştirici ya da özerkliği koruyucu nitelikte olsa da, birçok ifadenin neredeyse tamamen yıkıcı ya da en kötüsü anlamsız olduğu da bir gerçektir. Stanley Fish, “kısacası ifadenin asla kendi başına bir değer olmadığını, ancak her zaman varsayılan bir iyi anlayışının sınırları içinde üretildiğini” savunur. Burada ifade, amacı olan bir eylemdir: kelimelerle bir şey yapmaktır. Sosyal medyadaki anonimleştirilmiş içeriğin çoğunun nihai amaç gütmediği gerçeği, Mill’in ifade özgürlüğü açıklamasıyla da uyumsuz görünmektedir; belirttiğim gibi, Mill bunu temelde entelektüel gelişim açısından gerekçelendirmektedir.

Mill, ifade özgürlüğünün korunmasının insanları fikirlerini sunma konusunda cesaretlendireceğini düşünüyordu. Ayrıca, toplumsal onaylanmamaktan kaçınma arzusu, insanları argümanlarını mükemmelleştirmeye, uygun kanıtlar sunmaya ve bunları medeni bir şekilde tanıtmaya teşvik edecektir. Ancak anonimleşmiş konuşmalarda utanç yoktur. Bunun hem faydaları hem de dezavantajları vardır. Bir yandan, Moore’un da fark ettiği gibi, “gizlilik, özerklik ve gelişme arasındaki bağlantılar güçlü ve önemlidir”. Öte yandan, sosyal sonuçlar olmaksızın, insanlar istedikleri her şeyi söyleme konusunda kendilerini güçlü hissediyorlar. Bu durum, Mill’in açıklamasının dijital çağda ele alamadığı temel bir sorunu ortaya koymaktadır: ‘ifade özgürlüğü’, ‘sonuçsuz ifade özgürlüğü’ anlamına gelmemektedir. Mill bu konuda fazla bir şey söylememiştir, çünkü onun için asıl önemli olan bir görüşün değerlendirilmeden geçip geçmediğidir.

İfade, doğası gereği bireyle bağlantılı görünmektedir, ancak bireyin söylediklerinden kendisini etkilemeyecek kadar uzaklaşabilmesi ifade özgürlüğüne ciddi bir zorluk teşkil etmektedir. Dolayısıyla Mill’in argümanı sosyal medyanın anlaşılamama sorununa direnemez; belki de hiçbir ifade özgürlüğü açıklaması direnemez. Sosyal medya, Mill’in ifade özgürlüğünün yönelmeye çalıştığı zihinsel gelişimin iyiliğini ortadan kaldırdı ve buna bağlı olarak bu, ifadenin değerini temelden değiştirdi. Dolayısıyla Mill’in ifade özgürlüğü anlayışı anonimlik sorununa direnemez.

Sonuç

Teknolojinin iletişim üzerindeki etkileri Platon’un Phaedrus adlı eserinde de yankılanmaktadır. Sokrates, Mısır tanrısı Thoth’un yazısını halkına bir armağan olarak Kral Thamus’a sunduğu efsanesini anlatır. Thoth bunun hafıza için bir çare olduğunu söyler, ancak Thamus bunun sadece hafıza görüntüsü vereceğini, aslında insanların gerçekten öğrenme ve hatırlama yeteneklerine zarar vereceğini söyler. Neil Postman bizi bu uyarıcı hikayeyi dikkate almaya çağırıyor, ancak Thamus’un yargısına bir düzeltme olarak, “teknolojinin hem bir yük hem de bir nimet olduğunu, ya-ya da değil, bu-ve-şu olduğunu” belirtiyor.

Sosyal medyanın, duygusal ve gerçeklere dayanmayan tartışmaların, ikisi arasında ayrım yapmaksızın fikir alışverişinin önüne geçmesine izin vermekten, sahte bir nesnellik duygusu yaratan algoritmalardan kaynaklanan kendini beğenmiş bir ahlakçılığı güçlendirmeye kadar, kendini ifade etmenin doğasını etkilediği açıktır. Yine de Mill’in klasik liberal ifade özgürlüğü modeli, duygusal diyaloğu tanımına dahil ederek ve ifadede durgunluğu vurgulayarak ayakta kalabilir ve bu zorluklara uyum sağlayabilir. Mill için en büyük sorunu teşkil eden anonimlik ya da sonuçsuz ifade özgürlüğüne ilişkin son zorluktur. Çünkü potansiyel olarak söylemin tüm doğasını değiştirmektedir. Belki de hiçbir ifade özgürlüğü açıklaması buna dayanamaz. Yine de, klasik liberal ifade özgürlüğünün olası yok oluşunun dijital çağın ölümcül bir kusuru değil, onun yerine yeni teknolojinin sunduğu diğer sorunlar gibi üstesinden gelinmesi gereken teknolojik gelişmenin istenmeyen bir sonucu olduğuna inanmaktan kendimi alamıyorum.


Nevin Chellappah – “Mill, Free Speech & Social Media” (Erişim Tarihi: 28.03.2023)

Çeviri: Beyza Şen

Editör: Ufuk Yazlık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hayatın Anlamı – Thaddeus Metz (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Antinatalizm (Doğumkarşıtlığı) Nedir, Ne Değildir? – Aykut Aslan & Uygarlık Yolu & Taner Beyter

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü