Süleymani’yi Öldürmek Doğru muydu? – Peter Singer

596 Okunma
Okunma süresi: 3 Dakika

Üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ABD'nin İran'ın üst düzey askeri komutanını ve diğerlerini öldüren hava saldırısının ardından düzenlediği basın toplantısında şunları vurguladı: “Tanrım, bunları neden yaptığımızı açıklamak zorunda mıyız?” Aslına bakarsanız, uluslararası hukukun üstünlüğü buna bağlıdır.

MELBOURNE – 3 Ocak’ta ABD, İran’ın önde gelen askeri komutanı Kasım Süleymani’ye, İran destekli bir milis olan Kata’ib Hizbullah’ın Irak lideri Ebu Mehdi el-Mühendis ile Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndan araba ile ayrılırken bir suikast düzenledi. Arabadaki tüm yolcular öldürüldü.

Ertesi gün, özel bir basın brifinginde, isimsiz kıdemli bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Süleymani’nin 20 yıl boyunca İran’ın terör saldırılarının “büyük mimarı” olduğunu ve “yalnızca Irak’ta 608 Amerikalıyı öldürdüğünü” söyledi. Süleymani ve Mühendis’in Birleşmiş Milletler tarafından terörist olarak belirlendiğini ve “bu adamların her ikisinin de kötü adamlar olduğu konusunda fikir birliği olduğunu” ekledi.

2003’te ABD’nin Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu varsayılan istihbaratı tamamen yanlıştı. Bu hatalar, İran ve Süleymani’nin ülkeye katılımının önünü açan Irak’ın işgaline yol açtı. Ancak bu sefer gerçeklerin ABD yönetiminin söylediği gibi olduğunu varsayalım. Çifte suikast etik olarak savunulabilir miydi?

İnsan canına kıymanın yanlış olduğu varsayımıyla başlayabiliriz. Başkan Donald Trump bunu reddetmeyecektir. Örneğin, bir yıl önce, “Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki ilk hak olan yaşam hakkını her zaman savunacağım.” demişti. Trump burada kürtajla mücadele kampanyacılarına yönelik fikirlerinden bahsediyordu, ancak bu yaşam hakkı fetüsler için geçerliyse, yaşlı insanlar için de geçerli olmalı.

Peki bu “kötü adamlar” için bir istisna mı vardır? Yine, tartışmayı olabildiğince açık tutmak adına, bu “yaşam hakkının” sadece masum insanları gözettiğini varsayalım. Masumu yargılayacak olan kimdir? Amerikalıların sık sık söylediği gibi, “kişi devleti değil, hukuk devleti”ni tercih edersek, suçluluk kararı için yasal bir işleyiş olmalıdır. 2002 yılından bu yana, Uluslararası Ceza Mahkemesi bu süreci küresel anlamda uygulamaya çalışmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçların faillerinin yasal takibatında dikkate değer bazı başarılar sağlamıştır, ancak mahkemenin kapsamı sınırlıdır ve ABD’nin yargı yetkisini kabul eden diğer 122 ülkenin katılmasını reddederek bu ülkelere erişime yardımcı olmamıştır.

Süleymani’nin suikastının ardından Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nde hukuk dışı, yargısız veya keyfi infazları inceleyen Özel Raportörü Agnès Callamard, bir ülkenin sınırlarının ötesinde gerçekleştirilmiş hedefli cinayetlerin gözetiminin olmadığını belirtti. Yönetim, herhangi bir hükümet kolunun yasal işlemi veya onayı olmaksızın kimi öldüreceğine karar verir. Böyle bir eylemi kabul etmek, diğer ülkeler tarafından planlanan veya yürütülen benzer cinayetlere karşı ilkeli itirazda bulunmayı zorlaştırmaktadır. Bu, Süleymani’nin kendisi tarafından tezgahlanıldığı düşünülen İranlı ajanların 2011’deki Washington DC’deki ünlü bir restoranda öğle yemeği yiyen Suudi ABD Büyükelçi’sini öldürmeyi planladığı “Cafe Milano Suikasti”ni de içeriyor.

ABD’nin suikastlarını savunmak için söyleyebileceği tek şey, kendisinin gerçekten kötü adamları hedef alması ve Suudi Büyükelçisi’nin böyle bir kötü bir adam olmamasıdır. Bu, kişilerin egemenliğini hukukun üstünlüğünün üstüne koyar.

Pentagon’un öldürmek için sunduğu diğer bir gerekçe, “gelecekteki İran saldırı planlarını caydırmaya” üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunmasıydı. Callamard’ın işaret ettiği gibi, bu, uluslararası hukuk uyarınca kendini savunmada hareket etmeyi haklı çıkarmak için gereken “yakın” saldırı ile aynı şey değildir. Ayrıca saldırıda başkalarının öldürüldüğünü – bildirilene göre toplam yedi kişinin öldüğünü – kaydetti ve bu diğer ölümlerin açıkça yasa dışı cinayetler olduğunu ileri sürdü.

Kimliği belirli olmayan üç üst düzey Dışişleri Bakanlığı yetkilisi tarafından düzenlenen 3 Ocak basın brifinginin not dökümünün dikkatli bir şekilde okunması, Trump yönetiminin gerçek düşüncesini ortaya koyuyor. Suikastin gerekçesine dair tekrar eden sorulara karşılık, bir yetkili, Pasifik’teki Japon birliklerini ziyaret eden Japon Amiral Isoroku Yamamoto’yu taşıyan bir uçağın 1943’teki düşüşüyle karşılaştırdı – bu, Japonların Pearl Harbor’a saldırmasından bir yıl sonra savaşın ortasında meydana gelen bir olaydır. Başka bir yetkili ise şöyle dedi: “Bu soruları duyduğumda, Belçika’nın son 40 yılını tarif ediyorsunuz gibi geliyor. Bu İran rejimi. Bu rejimin beş kıtadaki ülkelere karşı işlediği 40 yıllık savaş eylemlerine sahibiz.” Bir noktadan sonra, suikastı Yamamoto’nun öldürülmesi ile karşılaştıran yetkili ağzından şunu kaçırdı: “Tanrım, bunları neden yaptığımızı açıklamak zorunda mıyız?

Kıdemli Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ABD’nin 1943’te Japonya’da olduğu gibi İran’la da adil bir savaş yürütüyor olduğuna inanması durumunda Süleymani’nin öldürülmesi anlaşılır. Standart adil savaş teorisine göre hedefin önemi, masumlara verilen sözüm ona zararından daha ağır bastığı sürece, her fırsatta düşmanlarınızı öldürebilirsiniz.

Fakat ABD İran’la savaşta değil. ABD Anayasası Kongre’ye tek başına savaş ilan etme yetkisi verir ve hiçbir zaman İran’a savaş ilan etmedi. Meclis Başkanı Nancy Pelosi, Süleymani’yi öldürme planında kongre liderlerine danışılması gerektiğini söyledi. Bu bir savaş eylemi olsaydı haklıydı.

Öte yandan, öldürme bir savaş eylemi değilse, yakın bir saldırıyı önlemek için gerekli olmayan yargısız bir suikast olarak, hem yasadışı hem de etik dışıdır. Sadece Orta Doğu’daki kısasa kısas misillemesinin artması açısından değil, aynı zamanda uluslararası hukukun üstünlüğünün daha da azalmasına katkıda bulunarak ciddi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Singer, P. (2020, Ocak 6). “Was Killing Suleimani Justified?” Project Syndicate. https://www.project-syndicate.org/commentary/suleimani-assassination-legally-ethically-unjustified-by-peter-singer-2020-01 çev. Ezgi Katı

Mersin Üniversitesi Dilbilim mezunu. Eğitim hayatına felsefe üzerinden devam etmeyi planlıyor. İlgi alanlarını yoğunlukla dil felsefesi ve zihin felsefesi oluşturuyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Reformcu Epistemoloji ve Temel İnançlar – Taner Beyter

Sonraki Gönderi

Zombiler ve Bilinç - Robert Kirk

En Güncel Haberler Sosyal Bilimler