1.1K Okunma Sayısı
4 dakika okuma süresi
2 Eylül 2025

Tarihselcilik (Felsefe Sözlüğü)

Giriş

Tarihselcilik (Historizm olarak da bilinir), gelişmelerin organik bir ardışıklık içinde gerçekleştiğini ve yerel koşullar ile özelliklerin sonuçları belirleyici bir şekilde etkilediğini savunur. Bu yaklaşım, bütün gelişmelerin temel ilkelere indirgenerek özel bir amaç için açıklanabileceğini öne süren indirgemecilik veya atomculuk ile karşılaştırılabilir. Tarihselcilik, insan varoluşunun tarihsel karakterini kabul eder; fakat tarihi bütünleşik bir sistem olarak değil, insan iradelerinin çeşitliliğinin ortaya konulduğu bir sahne olarak görür. Tüm tarihsel bilginin bizatihi tarihçinin bakış açısından göreceli olduğunu iddia eder.

19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, “historismus”terimi (Historicism [Tarihselcilik] teriminin kökeni), mevzubahis öğretinin erken dönem gelişiminin büyükçe bir kısmının 18. ve 19. yüzyıllarda Almanya’da gerçekleşmesinden dolayı, aynı yerde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Henüz 1797 gibi erken bir tarihte Friedrich Schlegel (1772–1829), Tarihselcilikten, tarihe hak ettiği önemi veren “bir felsefe türü” olarak bahsetmişti. Ancak, bu terim 20. yüzyıla kadar genellikle aşağılayıcı bir anlamda kullanıldı.

Avusturya asıllı Britanyalı filozof Karl Popper (1902–1994) ise Tarihselciliğe karşı çıkmıştır; çünkü ona göre tarihselcilik, tarihe kaçınılmaz ve determinist bir model atfeder. Popper’ın karşı çıktığı bu model, her birimizin topluma kendi özgür katkılarımızı yapma yönündeki demokratik sorumluluğu ortadan kaldırır ve dolayısıyla totalitarizme yol açar. 

Tarihselciliğin Türleri

“Tarihselcilik” terimi, felsefe, antropoloji ve teoloji dahil olmak üzere çeşitli alanlarda, oldukça farklı fikir akımlarını belirtmek için kullanılır:

  • Hegelci Tarihselcilik, G. W. F. Hegel tarafından benimsenen, tüm insan topluluklarının (ve bilim, sanat veya felsefe gibi tüm insan faaliyetlerinin) kendi tarihleri tarafından belirlendiği ve özlerine ancak bu tarihin anlaşılmasıyla ulaşılabildiği görüşüdür. Ayrıca Hegel için, insanın herhangi bir uğraşının tarihi yalnızca kendisinden öncekilerin üzerine kurulmaz; aynı zamanda onlara bir tepki niteliği de taşır (Bu görüşü, onun ünlü diyalektik öğretisi olan tez–antitez–sentez anlayışından geliştirmiştir). Ona göre, bir kişinin neden şuan olduğu gibi olduğunu anlamak için, o kişiyi bir toplum içerisine yerleştirip oradan görmek gerekir; o toplumu anlamak için de onun tarihini ve onu şekillendiren güçleri anlamak şarttır. Hegel’in ünlü ifadesiyle: “Felsefe, felsefe tarihidir.”

    Sağ Hegelciler ya da Yaşlı Hegelciler, Hegel’in insan toplumlarını onları oluşturan bireylerden daha büyük varlıklar olarak görme anlayışını benimseyerek buradan hareketle 19. yüzyıl romantik milliyetçiliğini ve onun 20. yüzyıldaki aşırılıklarını etkilemişlerdir. Buna karşılık, Genç Hegelciler, Hegel’in toplumu toplumsal çatışmalarla şekillenen bir olgu olarak görme anlayışını, toplumsal ilerlemeyi açıklayan bir öğreti haline getirdiler. Karl Marx’ın “tarihsel zorunluluklar” teorisi de bu fikir akımından etkilendi.
  • İncil Tarihselciliği, İncil kehanetlerinin (kehanetlerin gerçekleşme zamanını yalnızca geçmişle veya gelecekle sınırlayan diğer inançların aksine) tarih boyunca gerçekleştiğine ve günümüzde de gerçekleşmeye devam ettiğine inanan bir Protestan teolojik inancıdır.
  • Antropolojik Tarihselcilik, özellikle Alman-Amerikalı antropolog Franz Boas (1858–1942) ile ilişkilendirilen ve ampirik sosyal bilimlerle bağlantılı bir yaklaşımdır. Bu anlayış, yayılmacılık/diffusionism (tüm kültür ve uygarlığın yalnızca antik Mısır’da geliştiği, göçler ve kolonizasyon yoluyla da dünyanın geri kalanına yayıldığı görüşü) ile tarihsel partikülarizmi (kültürel özelliklerin dağılımını ve kültür değişimindeki bireysel süreçleri anlamak için, her bir kültürün ayrıntılı bölgesel çalışmalarının yapılması gerektiği düşüncesi) birleştirir. 
  • Yeni Tarihselcilik, her dönemin kendine özgü bir bilgi sistemine sahip olduğunu ve bireylerin bu sistemle kaçınılmaz bir biçimde iç içe olduğunu savunan akımın adıdır. Bu anlayışa dayanarak, post-yapısalcılar tüm soruların, ortaya çıktıkları kültürel ve sosyal bağlam içinde ele alınması gerektiğini ve yanıtların herhangi bir dışsal, evrensel hakikate başvurarak bulunamayacağını ileri sürerler.

Kaynak, (Erişim Tarihi: 02.09.2025)

Çevirmen: Efe Can Akdeniz

Efe Can Akdeniz

Efe Can Akdeniz

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Felsefe lisans eğimini sürdürmektedir. Başlıca ilgi alanları Dil Felsefesi, Epistemoloji, Tarih Felsefesi ve Meta-Felsefedir. Ayrıca, Türkiye'nin modernleşme ve inkılap tarihi üzerine araştırmalar yapmaktadır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazı

Bilkent Felsefe Şenliği (PhilFest’25) Yaklaşıyor!

Sonraki Yazı

Ahlaki Nihilizm (Felsefe Sözlüğü)

Bu Yazıları Kaçırmayın

Açıklama Boşluğu Neden Nörobilimin Çözülemeyen Problemi Olarak Ele Alınmaktadır? – Magnus Wijkander

Öznel deneyimin mahrem dünyası -yani, hisleriniz,…

Altı Saniyelik Sarılma – Julian Baggini

On yıllardır Metro-Goldwyn-Mayer Stüdyoları’nın filmleri, çelenkle…