Ludwig Wittgenstein

Wittgenstein’ın Özel Dil Argümanı – Ian Tully

192 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein, Felsefi Soruşturmalar kitabının yaklaşık olarak 243. maddesinden 315. maddesine kadar, sonraki eleştirmenlerin “Özel Dil Argümanı”[1] adını verdiği önermesini sunar. Wittgenstein aşağı yukarı şöyle bir şey düşünür. Issız bir adaya düşen ve yanına günlüğünü alabilmiş bir adam hayal edelim. Bir gün (belki de delirmemek için) ne zaman belirli bir duyum hissetse günlüğüne bir işaret -örneğin “D”– koymaya karar verir. Duyumun her meydana gelişinde tüm dikkatini duyuma verir (Aslında zihninde duyuma işaret etmeye çalışır.) ve “D” işaretini koyar. Wittgenstein bir terimi bu yolla anlamlı bir şekilde zihinsel bir durumla bağdaştırmanın imkansız olduğu sonucuna varır. Bu sebeple, özel dil var olamaz.  Bu yazıda kısaca bunun neden olduğunu anlatacağım.

Doğruluk Ölçütleri

Kısaca, “Mevcut durumda adaya düşen kişinin elinde hiçbir doğruluk kıstası yoktur. Ona doğru gelen her şey doğrudur. Bu da sadece şu anlama gelir: ‘Doğru’ hakkında konuşamayız.” (Wittgenstein 1953: 258. Madde, vurgular bana aittir).

Başka bir deyişle, ıssız ada örneğimizde “D” işaretinin doğru kullanılıp kullanılmadığına karar vermek için hiçbir ölçüt yoktur. Şimdi iki soru kendilerini gösterir. İlk olarak, bir işaretin anlamlı olması için neden herhangi bir “doğruluk ölçütü” olmalı? İkinci olarak, ıssız ada senaryomuzda neden böyle bir ölçütün olmadığını düşünelim?

İlk iddia (Bir kelimenin anlamlı olması için birinin bunu doğru ya da yanlış olarak kullanması gerekir iddiası) gayet makul görünüyor. Bir kelimeyi nasıl kullandığım önemli olmasaydı hiçbir zaman o kelimeyi yanlış kullanamazdım ve kelime anlamsız görünürdü. Farz edelim ki siz bana kelimemin ne anlama geldiğini sordunuz. Vereceğim her türlü yanıt keyfi olurdu, kolayca (ve doğru olacak şekilde) başka bir cevap seçebilirdim. Böylece görüyoruz ki bir kelimenin anlamlı olabilmesi için bir doğruluk ölçütünün olması zorunludur.

Ludwig Wittgenstein (1889-1951)

O zaman kelimelerimizin içeriklerini ve böylece doğruluk koşullarını belirleyen nedir? Pek çok olasılık var. Kural konsepti doğal bir başlangıç noktası sunar – Wittgenstein da bunu araştırmaya büyük miktarda zaman harcamıştır. Varsayalım ki bir kelimeyi öğrenmek onun kullanımını yöneten bir kuralı da öğrenmeyi içeriyor. Bu kural “‘D’ işaretini sadece bu durumlarda kullan” , ya da “‘D’ işaretini sadece bu nesnelere kullan” diyebilir. Bu yüzden, belki de sözcüklerimiz için doğruluk koşullarını sağlayan şeyler, dilimizin çeşitli ifadelerini öğrenirken öğrendiğimiz kurallardır.

Bu yaklaşımın sorunu soruyu bir adım geriye götürmesidir. Scott Soames’in yazdığı gibi “problem şudur ki… Bu kurallar zaten kurallar uygulandığında anlaşılan sembol ve kelimelerden oluşturmaktadır. Açıkça, bu çeşit bir açıklama sonsuza kadar gidemez,” (Soames 2003:33). Bir kuralı nasıl takip edeceğimizi bilmek için kuralın ne anlama geldiğini bilmeliyiz. Bir kural anlamını kendinde taşımaz; yorumlanmaya ihtiyacı vardır. Ancak bunu yapmak için daha da çok kurala başvurmamız gerekir. Bu durum da içselleştirilmiş kuralların sonsuza kadar gerileme riskiyle doğruluk ölçütünde bir rol oynayamadığını gösterir.

Şimdilik bu kadar kural yeter. Ancak neden günlüklü adamın “D” işaretini doğru kullandığını anlamak için “D” işaretini her kullandığında ilk kullandığındaki duyumu hissettiği inancına başvurabileceğine karşı çıkıyoruz? Neden birinin inançları (ya da yönelimleri), o kişinin bir ifadeyi doğru ya da yanlış kullandığına karar veremez? Sorun şu ki; inançlar, yönelimler ve diğer zengin içerikli zihinsel durumlar, içeriklerini bir yerlerden alırlar -tıpkı kurallar gibi- ve böylece içselleştirilmiş kuralları zora sokan aynı gerileme problemine toslarız. (bkz: Soames 2003:34.)[2]

2- Wittgenstein’ın Dışsalcılığı

Neticede, kasıtlı olguların açıklamalarının kasıtlı olmayan bir şeye dayanması gerektiği gözüküyor. Kuralları, inançları ve yönelimleri başka kurallar ile açıklamak istemiyorsak, anlamı (içeriği/doğruluk şartlarını) açıklamak için kuralları, inançları ve yönelimleri kullanamayız. Bu gerçeğin farkında olarak, Wittgenstein içeriği temellendirmek amacıyla kişinin kafasının dışındaki şeylere yöneliyor. Daha yakından bakacak olursak, dilsel toplulukta kullanımlara ve “geleneklere” başvurmamız gerektiğini düşünüyor (199. Madde) [3]. Başka bir deyişle, bir kelimenin anlamı, kelimeyi kullanan kişinin bulunduğu dilsel topluluktaki kullanım örüntüsüne göre belirlenir ve örüntüye aykırı kullanımlar yanlış kullanım olarak değerlendirilir.

Wittgenstein, bunu göz önünde bulundurarak herhangi (anlamlı) özel bir dil olamayacağını düşünür. Bunun ardındaki neden şimdiye kadar berraklaşmış olmalıdır. Eğer özel bir zihinsel durumu belirtmek için bir terim kullanırsam, terimi doğru kullanıp kullanmadığımı belirleyen kriter ne olurdu? Ortak bir kriter olmazdı (durumun özel olmasından ötürü) zira tüm içsel kriterler hükümsüz kılınırdı. Böylece, terimi doğru ya da yanlış kullandığımı belirleyecek hiçbir şey olmazdı. Bu yüzden, terim anlamsız olurdu.[4]

3- Bir Endişe

Bu sebeple, belirleyicileri dilsel topluluktaki uzlaşma örüntülerine konumlandıran Wittgenstein’ın “topluluk” görüşü, özel dille bağdaşmaz. Ancak bu görüşün endişesi şudur [5]: Herkesin parlak sarı bir metalin altın olduğunu düşündüğünü farz edelim. Fakat yanılıyorlardır; o aslında pirittir (görünüşü altına benzeyen bir bileşik). Böylelikle, bu metale “altın” dediklerinde bir hata yapıyorlar; herkes terimin bu duruma uygun olduğunu düşünse de öyle değildir. Bu, topluluk görüşünde bir hata olduğunu gösterir ve belki de her şeye rağmen özel dil fikrine kapı aralar.

Notlar

  • [1] Sonraki eleştirmenlerin Wittgenstein’ın ‘özel dil argümanını’ saptadıkları bölümler ‘’Sadece özel dil isimli bir fikrin eleştirisini içermez’’, onun yerine, dağınık gözlemlerin bir derlemesini ve çeşitli meseleleri ilgilendiren durumların belirtilmesini içerir. (Candlish and Wrisley 2012: bölüm 4.1) Bu sebeple Wittgenstein’ın argümanı belli bir miktar yeniden kurgulama ve yorumlama gerektirir. Sonucun Wittgenstein’ın onaylayacağı veya destekleyeceği bir şey olduğu tartışmaya açıktır.
  • [2] Şunu görmek önemlidir ki inançlara başvurmanın problemi bizim günlüklü adamın yanıltıcı bir hafızaya sahip olması ve böylelikle D gibi bir içsel duyumu hatırlamaması değildir (Bundan dolayı da sonraki duyumlarının D ile aynı olup olmadığından ya da yeni bir şey olup olmadığından asla emin olamaması da değildir.). Bunun yerine problem, inancının içeriğinin (yani ‘Bu D ile aynı duyum’) kendisinin, eğer resim doğruysa, içeriklerinin belirlenmesi için inançlar ve yönelimler gerektiren kelimelerden oluşmasıdır ve durum bu şekilde sonsuza kadar gider.
  • [3] Bu görüşün tam olarak Wittgenstein’ın düşüncesini anlattığı tartışmalıdır. Candlish ve Wrisley (2012)’e, özellikle de bölüm 4.1’e bakınız.
  • [4] Saul Kripke’nin Wittgenstein Kurallar ve Özel Dil kitabında yaptığı gibi Wittgenstein’ın belirttiklerinden daha şüpheci bir sonuca varabilmenin mümkün olduğunu belirtmekte fayda vardır. Kripke, Witgenstein’ın kural takibine dair söylediklerinin anlama yönelik geniş kapsamlı bir şüpheciliğe zemin hazırladığını savunur. Kabaca buradaki endişe bizim hakkımızdaki hiçbir şeyin, başvuracağımız her kural kavramı geçmiş kullanımızla uyumlu olan sonsuz sayıda yorumlamaya açık bırakacağından, bir kelimeyle başka bir şeyi kastetmemizde belirleyici olmamasıdır (Kripke 1982). Farz edelim ki daha önce 57’den büyük iki sayıyı hiç toplamadım. Sonrasında bana 57 + 68’in kaç olduğu soruldu. Toplama kuralını uygulayıp 125 cevabını verdim. Ancak, Kripke benim tüm psikolojik durumumun ve “+” sembolünü kullanımımın toplama (addition) ile değil kuadisyon (quaddition) ile tutarlı olduğunu söyler. Kuadisyon kuralı: x ve y 57’den küçük ise normal yolla toplanmalarını, ama eğer x ve y 57’den büyük ise toplamlarının 5 olduğunu söyler. Kripke’nin anlam şüpheciliği yaklaşımı, bu maddenin kapsamının ötesindedir.
  • [5] bkz: Soames 2003:39

Referanslar

  • Candlish, Stewart and Wrisley, George, “Private Language”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2012 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <http://plato.stanford.edu/archives/sum2012/entries/private-language/>.
  • Kripke, Saul A. 1982. Wittgenstein on Rules and Private Language. Cambridge: Harvard University Press.
  • Soames 2003. Philosophical Analysis in the Twentieth Century, Vol. 2: The Age of Meaning. Princeton: Princeton Unversity Press.
  • Wittgenstein 1953. The Philosophical Investigations. Tr. By G.E.M. Anscombe. N.J: Prentice Hall.

Ian Tully- “Wittgenstein’s Private Language Argument”, Erişim Tarihi:21.08.2020), Erişim Kaynağı: https://1000wordphilosophy.com/2014/07/14/wittgensteins-private-language-argument/

Çevirmen: Ahmet Genişyürek

Çeviri Editörü: Can Kalender

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde lisans eğitimine devam etmektedir. Başlıca ilgi alanları kuantum mekaniği, sicim teorisi ve varoluşçuluktur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Savaş Felsefesi - Alexander Moseley (Internet Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Kuhn ve Bilimsel Paradigma Yaklaşımı Üzerine Bir İnceleme - Mehmet Can Tekin

En Güncel Haberler Analitik Felsefe