Thomas Kuhn yaptığı çalışmalarla bilim tarihi ve felsefesi yaklaşımımızı kökeninden etkilemiştir. (Photo by Bill Pierce/The LIFE Images Collection/Getty Images)

Kuhn ve Bilimsel Paradigma Yaklaşımı Üzerine Bir İnceleme – Mehmet Can Tekin

17 Okunma
Okunma süresi: 19 Dakika

Giriş

Thomas Samuel Kuhn, 1922-1996 yılları arasında yaşamış ABD’li bir bilim insanı ve bilim tarihçisidir. Lisans eğitimini Harvard Üniversitesi Fizik bölümünde tamamlayan Kuhn, daha sonrasında kendi üniversitesinin Society of Fellows birimine katılarak orada yaptığı çalışmalarla birlikte bilim tarihine ve felsefesine merak salmıştır. Kuhn’un bilim felsefesi görüşünü yansıtan en ünlü eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı bu metnin odak noktası olacaktır.

Thomas Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabıyla ‘başka’ bir bilimsel etkinlik yapısına işaret eder. Kuhn öncesindeki geleneksel görüş bize şunu söylüyordu: “Kesin ve doğru bilgi tektir ve buna yaklaşmak için izlenmesi gereken yöntem ampirik bilimsel metottur”. Kuhn bu yaklaşım için ise bilim tarihinden birçok örnek verir. Öbür taraftan, bu görüşe karşıt olarak Kuhn, doğrular ve değer yargıları mutlak değildir, dönüştürülebilirler, dün için doğru olan bugün için olmayabilir der. Kuhn, bilimdeki devrimlerle toplumlardaki devrimler arasında bir benzerlik kurar. Nasıl siyasal devrimlerde toplumlar farklı rejimler arasında bir seçim yapmak zorundaysalar, bilimsel devrimlerde de bilim toplulukları farklı bilimsel dünya görüşleri arasında bir seçim yapmak durumundadırlar. Bu seçimi etkileyen ögeler de temelde sosyolojik ve psikolojiktir. Böylesi bir bakış açısı daha sonra bilim sosyolojisi disiplininin doğumu üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bilimsel bilgi onu üreten kişilerin inanç ve tercihlerinden soyutlanamaz. Buna ek olarak, birbiriyle yarışan farklı bilimsel yaklaşımlara Kuhn paradigma adını vermiştir. Uzun süren aksaklıklar belli bir paradigmada bir süre sonra bunalımlara sebep olurlar (tıpkı toplumsal buhranlar gibi), bu bunalımdan kurtulmak için ileri sürülen farklı yaklaşımlar da devrimci bir çatışma sonucu yeni paradigmanın yerleşmesine sebep olur. Ünlü bir örnek olarak iki farklı paradigma olan Newton fizik yasaları ile Einstein fizik yasalarının aynı anda geçerli oldukları iki dünya asla özdeş olamazlar. (Birçok kişi şöyle söyleyecektir; Einstein fiziğine göre zaman hareketin kendisidir. Newton’da ise zaman hareketin dışında, ondan bağımsız ölçülebilir nesnel bir şeydir.)

Kuhn’u anlamak için bilim üzerindeki etkisi tartışmasız olan Pozitivizme göz atmamız faydalı olacaktır. Pozitivistler için birbirini izleyen kavramlar mantıksal olarak birbirlerini içerirler ve tamamlarlar. Ancak Kuhn’a göre öncüller her zaman sonuçları içermez. Ona göre yeni kuramda başlangıçta olmayan bir yenilik baş gösterir. Pozitivistlerin aksine biz Kuhn ile Althusser arasında bir benzerlik görebiliriz. Örneğin Kuhn’un bilimsel/kavramsal devrim olarak nitelendirdiği şeye Althusser epistemolojik kopma der. Althusser’e göre her kuramsal yapı temelde sistematik ilintiler içinde olan bir kavramlar bütününü varsaymaktadır. (Tıpkı Kuhn’un paradigmaları gibi). Althusser’e göre ön-kavramlar/ön-yargılar/ön-hazırlıklar her bilimsel girişim için vazgeçilmez koşullardır. Kuhn’a göre bir paradigmayı tanımlayabilmek için o paradigmanın ille de kurallar düzeyinde usa vurulmuş (rasyonalize edilmiş) olması gerekmez. Kuhn bu tür yapıları incelemek için dil felsefecisi Wittgenstein’dan örnekler vermiştir. Kuhn’un temsil ettiği bilim felsefesi okulunun Wittgenstein’ın ikinci döneminin ürünü sayılan Felsefi Araştırmalar eserinden etkilendiği söylenebilir. Yani akılcılık daima kavramsal bir sitemde vardır, orada anlamlıdır. Wittgenstein için bu sitem dil, Kuhn içinse paradigmalardır. Yani önce bir sistem yahut paradigma vardır, sonra bilimsel akılcılık gelir. Aynı şekilde dilin kullanması nasıl öğreniliyorsa, bir kültürü ya da kavramsal sistemi de ancak öyle öğrenmek mümkündür. Onu bazı kesin kurallara göre tam olarak doğrulamak ya da kanıtlamak diye bir işlem söz konusu olamaz.  Çünkü bu tür bir işlemin geçerli olabilmesi için dilin dışına (ve paradigmanın dışına) çıkılması zorunludur.  Kuhn’a göre karşıt görüşle birlikte farklı bir sisteme ve geleneğe geçiş yapmak mümkündür ve bu geçiş kurallarla değil, inanç değiştirme ile gerçekleşir. (Böylesi bir geçişin rasyonel ilkelerini Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı’ndan sonra yayınlayacağı Asal Gerilim kitabında daha ayrıntılı açıklayacaktır).

Karl Popper ise Kuhn’u bu konuda eleştirir. Popper’a göre Kuhn’un akılcı eleştirinin yalnızca temel kavramsal sistemde anlaşıldıktan sonra başlayabileceğini inancının bilimin esas ilerleme unsuru olan sürekli eleştirel tartışmayı tamamen yadsıdığını, temelde akıl dışı bir yaklaşım olduğunu vurgular. Popper’a göre bir kuramı diğerine yeğlemek için başvurulacak mantıksal sınama işleminin her türlü oluşsal, psikolojik ve tarihsel sorundan tamamiyle ayırt edilmesi ve ayrı tutulması gereklidir. Kuhn’da ise bu durum tam tersidir. Kuhn’a göre bir paradigmaya bağlı bilim adamları her aykırılığa karşı ellerindeki kuramı savunmaya, uyarlamaya çalışırlar. Bağlılıklarını hemen terk etmezler. Ancak ortaya çıkan aykırılıklar hiçbir yöntemle çözülemeyecek kadar çetin olursa, derin bunalımlar yaratırsa, yeni kuram arayışları başlar ve bilimsel devrimler meydana gelir. Hatırlayacağımız üzere Popper bize yanlışlamacı bir bilim anlayışı sunmuştu. Ancak mesela Kuhn’un bahsettiği paradigmalar için Popper’cı yanlışlama mümkün değildir. Bir paradigmaya bağlı olan bilim adamları karşı-örneklerle karşılaştıkları zaman kuramlarını ayakta tutacak düzenlemelere, uyarlamalara giderler. Zaten hiçbir paradigma ele aldığı sorunların hepsini çözemez.  Karşı-örneklerin işlevi paradigma içindeki problemlerin çözümü için birer bulmaca olmalarıdır. Karşı-örnekler paradigmada bunalım yaratacak kadar zorlu oldukları zaman Kuhn’un söylediği olağanüstü araştırma süreci başlar. Kuhn bir paradigmanın tümden yanlışlanamayacağı fikrini Pierre Duhem’den ödünç almıştır. Ona göre, hiçbir önermeyi ya da kuramı tek başına kesin olarak yanlışlamak mümkün değildir.

Karl Popper (1902-1994)

Diğer yandan Kuhn, klasik ampirist bilgi kuramını reddediyor demiştik. Bu bilgi kuramına göre bilgi, ham duyu verileri üzerine parça parça inşa edilen bir yapıdır. Kuhn’a göre ise insan duyuları ve gözlemleri ancak kavramsal bir sistem benimsendikten sonra mümkün hale gelir. Kuramdan bağımsız nesnel bir gözlemin dili olamaz. Yani aslında başka bir bilim geleneğinin kuramlarını anlamaya çalışan bilim adamı, başka bir kültürü incelemeye çalışan bir antropoloğa benzetilebilir. Kuhn buna ek olarak, aynı zamanda bir tarihsel göreliliği de savunur. Yani o tarihsel verilere bir bilgi kuramı çıkarmak üzere yaklaşır. Çünkü aynı tarihsel verilere bakarak çok farklı düşünce yapıları inşa edilebilir.  Ancak Kuhn’a göre aynı tarihsel verilerden farklı düşünce yapılarının ortaya çıkması sonucunda bir kuramdan diğerine geçiş sağlamak mümkün değildir. Bir kuramdan diğerine geçiş verilerin yorumlarının değil verilerin ta kendilerinin değişmesi gerekmektedir. Tam da bu yüzden, kuram (paradigma) değişimi akılcı bir işlemdir. Ancak yine de bu akılcı işlem matematiksel bir kanıt vermeye benzetilemez. Çünkü daha iyi kuramı seçmeye yarayan ölçütleri paylaşan iki bilim adamı hangi kuramın daha iyi olduğu konusunda anlaşmazlığa düşebilirler. Kuhn bu anlaşmazlığı çözmeye daha sonra ele alacağımız Asal Gerilim kitabında girişecektir.

Toparlayacak olursak, Thomas Kuhn’un öncelikli hareket noktası bilimin nasıl işlediği konusunu aydınlatmaktır. Bunun yanı sıra, “bilim insanları bilimi nasıl, hangi yöntemlerle yapacaklar?” bu soruların cevaplarını vermek Kuhn’un amaçları arasındadır. Kuhn, Karl Popper’i eleştirir ve şöyle bir karşı sav geliştirir:

Bilim yanlışlardan arınarak, elenerek lineer bir biçimde gelişerek ilerleyen bir alan değil tam tersine kopmalarla, devrimler biçiminde ilerleyen bir alandır.

Kuhn, bilimsel ilerlemenin devrimci karakterine vurgu yapar ve ona göre devrim, bir teorik yapının terk edilerek, yerine, ona uymayan başka bir teorik yapının yerleştirilmesidir. Kuhn’a göre bilimin ilerleme tarzı şu kavram şemasıyla özetlenebilir:

Bilim öncesi – Olağan/Normal Bilim – Bunalımlar – Devrim – Yeni Olağan/Normal Bilim – Yeni Bunalımlar

Dahası, bu ilerleme tarzının geleneksel Pozitivist ilerlemeci anlayışla karşılaştırılması aşağıdaki şema yardımıyla kavranabilir:

Bir paradigma, belirli yasalarla ve bu yasaların uygulanmaları amacıyla belirli bir bilimsel cemaatin üyeleri tarafından benimsenen tekniklerden oluşur. Bu paradigma içinde çalışan bilim insanları Kuhn’un olağan/normal bilim (normal science) diye adlandırdığı şeyi icra ederler.[1] Olgunlaşmış bir bilime yalnızca tek bir paradigma hakimdir. Bu paradigma, içinde bulunduğu bilimi yönetir, yönlendirir ve o bilimin standartlarını ortaya koyar. Örneğin Newtoncı mekanik, dalga optiği ve klasik elektromanyetizm; bunların hepsi de paradigmalardır ve hatta paradigma oluşturarak bilim olmaya hak kazanırlar. Modern sosyolojinin büyük bir alanı paradigmadan yoksundur, dolayısıyla Sosyoloji bir bilim değildir.[2]

Bunların yanı sıra, paradigmaların içinde çalışmaya kılavuzluk eden çok genel bazı metafizik ilkeler vardır. On dokuzuncu yüzyılda Newtoncı paradigma, “bütün bir fiziki dünya, Newtoncı hareket yasalarının buyruklarına göre hareket eden çeşitli güçlerin etkisi altında işleyen mekanik bir sistem olarak açıklanmalıdır” gibi bir varsayımla yönlendirilmiştir. On yedinci yüzyılda Kartezyen program, “boşluk yoktur ve fiziki evren, içindeki bütün güçlerin itiş formu kazandığı büyük bir saattir” ilkesini ihtiva ediyordu.[3] Öte yandan Kuhn, olağan bilimi, paradigmanın kurallarını yönettiği bir bulmaca-çözme faaliyeti olarak resmeder. Olağan/normal bilim adamı, paradigmanın, paradigma içindeki bulmacaların çözümü için gerekli araçları sağladığını önceden kabul etmiş bulunmalıdır. Bir bulmacayı çözme başarısızlığı, paradigmanın yetersizliğinden çok bilim insanının yetersizliği olarak görülmelidir.

Bilimsel Devrimlerin Yapısı

Kuhn’un kendi önsözünden başlayacak olursak, henüz daha ilk cümleden bu kitabın bir deneme olduğunun vurgusunu görebiliriz.[4] Öyleyse denemenin sözlük anlamına bakmakta fayda var. Deneme, yazarların belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlere denir. Öyleyse Kuhn’un ortaya koyduğu tüm bu kavramsal çerçevenin ve felsefi sistemin bir kesinlik iddiası yoktur. Tüm bunlar kişisel kanaatlerden öte değildir. Gelgelelim söz konusu bu deneme bilim felsefesinde etkin bir kuram olarak karşımıza çıkacaktır.

Kuhn’un söz konusu kitapları Türkçeye de çevrilmiştir.

Kuhn, bu denemenin ortaya çıkarırken Koyre ve Emile Meyerson’dan etkilendiğini söylemektedir. Kuhn, paradigmanın ilk tanımını kendi cümleleriyle şu şekilde veriyor: 

Paradigmaları, bir bilim çevresine belli bir süre için bir model sağlayan, yani örnek sorular ve çözümler temin eden, evrensel olarak kabul edilmiş bilimsel başarılar şeklinde tanımlıyorum.[5]

Kuhn, bu metinden bilimsel devrimlerden bahsediyor ama burada ele aldığı örneklerin yalnızca fizik bilimlerden olduğunu da belirtiyor. Çünkü kendisinin uzmanlık düzeyinin sınırlarının bu alan olduğunu söylüyor.[6] Kuhn, henüz daha metnin ilk bölümünden şu soruyla başlıyor: “Ya bilim tek tek keşif ve icatların birikmesiyle gelişmiyorsa?”[7] Öte yandan, zamanının doldurmuş kuramlar, sırf bir kenara atıldıkları için onların ilkece bilimsel olmadıkları söylenemez. Öyleyse olgunlaşmış bilimler nelere cevap verirler? Kuhn şöyle açıklıyor: “Bir bilim çevresi bazı sorulara sağlam yanıtlar bulduğu kanısına varmadıkça, esas araştırmanın başlaması söz konusu değildir. Bunlara birkaç örnek verelim: Evreni oluşturan temel öğeler nelerdir? Bunlar birbirleriyle ve insan duyuları ile nasıl etkileşirler?”[8] Kuhn, olağan bilimin tanımını ise şu şekilde verir:

Olağan bilim, yani, çoğu bilim adamının kaçınılmaz olarak hemen hemen tüm zamanını içinde harcadığı etkinlik, bilim topluluğunun dünyanın gerçekte nasıl olduğunu bildiği varsayımı üzerine kurulu bir tanımdır.”[9]

Ardından Kuhn, olağan bilimlerin bozulabileceğinden ve rayından çıkabileceğinin imkanından söz eder.

Thomas Kuhn’a göre yeni bir kuram hali hazırda bilinenlere bir ilave değildir. Yeni kuram, bilim adamlarının deneylerini ve araçlarını yeniden gözden geçirmesini sağlar. Kuhn, kuramı oluşturan paradigmanın iki özelliğinden şu şekilde bahseder: Birincisi, paradigmaların her birinin temsil ettiği başarı ya da ilerleme, rakip bilimsel etkinlik tarzlarına bağlanmış olanları çevrelerinden koparıp kendilerine çekecek kadar yeni ve benzersiz olmalı. İkincisi, aynı zamanda da, çeşitli birçok sorunun çözümünü, yeniden oluşacak bir topluluğun ilerideki çabalarına bırakacak kadar açık uçlu, yani yeni gelişmelere daha da açık olacak.[10] Kuhn’a göre olağan bilimin en temel önkoşulu ise bir paradigma ortaklığıdır. Aslında olağan bilim ile paradigma kardeş iki kavramdır diyor Kuhn. Gerçi paradigma olmadan da bilimsel araştırmanın yapılabileceğini de söylüyor Kuhn. Ancak bu onun için olgunlaşmamış bir bilimin göstergesidir.[11] Kuhn, ilk kez bir paradigma örneğini Optik alanından veriyor:

Bu alan için geçerli sayılan paradigmayı 18. Yüzyılda Newton’un Opticks eseri sağlamıştı ve bu yapıt ışığın madde cisimciklerinden ibaret olduğunu savunuyordu. İlk dalga kuramcılarının aksine, o devrin fizikçileri ışık parçacıklarının katı cisimlere çarptıkları zaman yarattıkları basıncın kanıtlarını aramakla meşguldüler. Fiziksel optiğin paradigmalarında meydana gelen bu dönüşümler birer bilimsel devrimdir ve devrim yoluyla sürekli olarak bir paradigmadan diğerine geçiş olgun bilimin alışılmış gelişim çizgisidir.[12]

Kuhn’a göre bilim, sıradan olguları toplayarak gelişmez. İlk çağlarda optik kuramı bundan dolayı gelişememiştir. Yani kuram eksiktir.

Bunların yanı sıra Kuhn, bir paradigmanın her şeyi açıklayamayacağını şöyle savunur: “Bir kuramın paradigma olarak kabul edilmesi için elbette rakiplerinden güçlü görülmesi gerekir, ama kapsamına girebilecek bütün olguları açıklayamaz ve bunu yapması da zaten hiçbir zaman beklenmez.”[13] Paradigma, bilim çevresinin yapısını değiştirir. Eski görüşe bağlı kalan bilim adamları zamanla silinip gidrler.[14] Paradigma ayrıca, problemlere çözecek aracın tasarlanmasına da etkide bulunur. [15] Deneyler paradigmaya göre yapılır, sonuçlar da yine paradigmaya göre şekillendirilir. [16] Deney araçları kurama yardımcıdır.[17] Kuhn, olağan bilimin bir bulmaca çözme etkinliği olduğunu söyler. Bu bulmaca çözme etkinliğinin sonucu başarısızsa bunun suçlusu bilim adamıdır. Yani kusur doğada, olgular alanında değildir.[18] Öyleyse bizim olağan bilimin problemlerini bulmacalar olarak adlandırmamızdan hiçbir sakınca yoktur. Öte yandan, bu bulmacalarda her zaman çözülemeyecek bir takım ilkelerin mevcudiyeti vardır. Çünkü bilimin kalıcı ve yaygın özellikleri aynı zamanda yarı metafizik ilkelerdir.[19]

Kuhn, paradigma ile kuralların aynı olduğunu söylememektedir. Kurallar paradigmalardan türetilmektedir. Ancak paradigmalar kurallar olmadan da araştırmaya yön verebilmektedir.[20] Peki öyleyse yetkin bir dizi kuralın olmadığı yerde bilim adamını belli bir olağan-bilimsel geleneğe bağlı tutan nedir diye sorar Kuhn. Sonrasında da cevap niteliğinde bir bilim geleneğini Wittgenstein’ın aile kuramı benzetmesine uyarlamaktadır. Yani bir bilim geleneği, ona bağlı tüm ortak özelliklerin/örneklerin birlikte oluşturduğu kesin tanıma uymayacak bir yapıdır.[21] Geleneğe bağlı her şey geleneğin en az bir özelliğini taşır. Elbette bu her bilim geleneği için geçerli değildir.  Kuhn’a göre paradigmalar bir dizi araştırma kuralından daha önceliklidir. Yeni bir paradigmanın veya kuramın kabul görmesi ise onun uygulanışı ile gerçekleşmektedir. Kuhn bu savını şöyle bir örnekle desteklemektedir: “Eğer Newton dinamiği okuyan bir öğrenci, güç, mekan ve zaman gibi terimlerin anlamlarını öğrenebiliyorsa, bunu kitabında bulduğu eksik fakat sırasında yardımcı bir takım tanımlamalar sayesinde yapmaktan çok bu kavramların problem çözümlerinde uygulanışını gözlemlemesi ve bu tür çalışmalara katılması sayesinde yapabilmektedir.” [22] Dolayısıyla pratiğin de en az teori kadar önemsenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, bir bilimsel devrim tüm bir bilimde gerçekleşmez.[23] Dahası, olağan bilim veya bilim adamları her zaman yenilik arayışında değillerdir. Onlar bulmaca çözer, zorlukları gidermeye çalışırlar. İşte Kuhn üzerindeki en açık bir diğer Wittgenstein göstergesi bu türden bir bulmaca söyleminin aynı zamanda Oyun Kuramı’na da uygun olmasıdır. Bu bulmaca çözme etkinliği başarısızlıklarla sonuçlanırsa yeni kuralların aranması için bir geçiş taksimi süreci başlar.[24] Kuhn, ünlü bir paradigma değişimi için Kopernik astronomisi örneğini verir.[25] Thomas Kuhn, yeni bir kuramın ne zaman açığa çıktığını ise şöyle açıklar: “Yeni kuram, yalnızca olağan problem çözümleme faaliyetinde belirgin bir başarısızlıktan sonra ortaya çıkabilmiştir.”[26] Kuhn, örneğin Ptoleme astronomisi için “kendi sorunlarını çözümlemeyi başaramamıştı ve rakip bir görüşe şans tanımanın zamanı gelmişti” der.[27]

Bunalım Nedir?

Kuhn’a göre bunalım ise yeni kavramların ortaya çıkması için bir önkoşuldur. Ancak yine de paradigma terki bunalımdan hemen sonra gerçekleşmez. Dolayısıyla paradigma terki Popperci bir yanlışlama ile aynı şey değildir.[28] Paradigma terkedilmeden olağan bilim yaşamını uzun yıllar sürdürebilir ve hatta Kuhn için sürdürmelidir de. Kuhn konuya ilişkin şöyle bir ifadeye yer verir: “Sanatçılar gibi yaratıcı bilim adamları da sırasında rayından çıkmış bir dünyada yaşayabilmelidirler.”[29] Yani bilim adamları birkaç zorluk sonrasında paradigmayı hemen terk etmiyorlar. Bu anlamda olağan bilimin bunalım sürecine girmesi toplumsal buhranlara benzetilebilir. Bunalım süreçlerinde yanlışlama yoluna değil, bulma çözüm etkinliğine gidilmesi gereklidir. [30] Kuhn, paradigmalar arası geçişle ilgili şunları söyler: “Bilim paradigma değişikliğiyle yeniden yönlendirilişinin klasik bir örneğini inceleyen keskin görüşlü bir tarihçi bir yazısında bu geçiş sürecini ‘sopanın öbür ucundan tutmak’ şeklinde betimlemiş. Bu öyle bir süreçtir ki, ‘eskisinin aynı olan bir veri topluluğunu ele almakla beraber, onların aralarında çok farklı ilişkiler kurar, onları yeni bir sisteme yerleştirir ve hepsini yepyeni bir çerçeveye oturtur.”[31] İşte bu geçişler birikimler sonucunda değil, sıçramalar şeklinde meydana gelir.  Olağan bilim içindeki araştırmanın kendisinde yenilik söz konusu değildir.[32]Kuhn, paradigmaların ne yaptığına ilişkin şunları söyler:

Birbirini izleyen paradigmalar bize evreni dolduran nesneler ve bunların davranışları hakkında farklı bilgiler verir.[33]

Özetleyecek olursak, bir olağan bilim etkinliği kriz dönemine girdiğinde ilk önce bilim insanları tarafından o kriz görmezden gelinir. Ardından krize sebep olan etkenler revize edilmeye çalışılır. O zaman bulmaca çözme etkinliğine girilmiş olur. Bu kriz döneminden ise eski paradigmanın yeni bir paradigmayla değiştirilmesi ile çıkılmış olur.

Eleştiriler

Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı’na yedi sene sonra bir sonsöz yazar. Burada kendisine gelen eleştirilere yanıt vermeye çalışır. Kuhn paradigma sözcüğüyle bir anlam karmaşası yarattığını kabullenir. Dahası Kuhn, onun bilimi akıl dışı bir girişim olarak gördüğünü söyleyenlere, “haklılık payları var” diye yanıt verir. Bunlar dışında, biz neden şuan bilimin paradigmalarla ilerlediğini düşünmüyoruz? Paradigma yaklaşımı günümüz bilimsel etkinliği için hala geçerli midir? Fizik biliminde ilerlemeler böylesine mümkünken bu ilerleme biçimi birikimlerle ilerleyen biyolojiye neden uygulanamıyor? gibi sorular geçerliliklerini koruyor.  Bu kitabı yeniden yazıyor olsam söze bilim topluluğunun yapısını ele alarak başlardım diyor Kuhn. Çünkü bilim topluluğu paradigmayı belirliyor. Bir teoriden önce bilim topluluğu yönleniyor.[34] Kuhn kuram (paradigma) sözcüğü yerine “disiplin matrisi”ni öneriyor. [35] Ancak yine de bir paradigmaya (ya da disiplin matrisine) ne zaman paradigma (disiplin matrisi) diyeceğiz sorusunu Kuhn bu metinde yanıtsız bırakıyor. Yani hangi ussal ve usdışı ölçütler bir paradigmayı (disiplin matrisini) oluşturuyor? Kuhn bu ölçütleri Asal Gerilim kitabında açıkça ortaya koyuyor.

Disiplin Matrisi

Kuhn yukarıdaki eleştirilerin bazılarını “disiplin matrisi” kavramıyla çözmeye girişir. [36] Kuhn ‘disiplin matrisi’ ifadesini şu şekilde açıklıyor: “Bilim adamlarına sorulsa bir veya birden çok teoriyi ortaklaşa kabul ettiklerini söylerler, bu benim de kullanılmasını arzu ettiğim şeklidir. Ancak bugün bilim felsefesinde bilim adamlarının kullandığı şekliyle ‘teori’, yapısı ve kapsamı bakımından, arzu ettiğimiz şekline göre çok daha sınırlı bir anlamda kullanılır. Bu farklı kullanımlar arasındaki karışıklığı önlemek için disiplin matrisi tanımlanmalıdır.” [37] Kuhn daha sonra ise teorik makro yapıyı açıklamak için önerdiği bu disiplin matrisi’nin dört elemandan oluştuğunu belirtiyor:

1. Sembolik Genellemeler:  Bilim adamları tarafından kabul edilen kanun ve tanımlara denir; sembol veya formül şeklinde olabileceği gibi sözel bir ifade şeklinde de olabilir. Örneğin “Etki tepkiye eşittir” veya “İki cisim birbirlerini, kütlelerinin çarpımı ile doğru, aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak çekerler.” tanımlarının yanında, f = ma , Q I .R2 = veya R I = V ‘den her biri sembolik genellemeye örnektir.

2. Modeller:  Kuhn modeli özellikle kitabının ikinci baskısında bugünkü tanımlara temel olacak şekilde oldukça detaylı ve açıklayıcı bir şekilde tanımlamıştır. Bilimsel çalışma ve düşünmenin temeli olan modellerin, teori oluşturmanın temel bileşeni olarak, teori oluşturma sürecinin her aşamasında vazgeçilmez bir öge olduğunu belirtmiştir. Disiplin matrisinin diğer elemanlarını tanımladıktan sonra model tanımı aşağıda ayrıntılı olarak verilmiştir.

3. Değerler: Farklı bilim dalları veya topluluklar arasında, sembolik genellemelere ve modellere göre, çok daha geniş çapta paylaşılan değerlerin doğa bilimcilerin tümünün bir topluluk ruhu kazanmasında büyük payı vardır. Bilimsel değerler arasında en derin ve kök salmış olanı tahmine dayalı olan değerlerdir. Bu tahminler doğru olmalıdır ve nicel tahminler, nitel tahminlere göre, tercih edilmelidir. Bir bilim dalı içerisinde doğruluk yargıları dönemden döneme ve bir bilim adamından diğerine tam olmasa bile kısmen süreklilik gösterir. Fakat basitlik, tutarlılık ve inanılırlık gibi yargılar bireyden bireye çoğu kez büyük farklılıklar gösterebilir. Örneğin, Bohr için eski kuantum teorisinden kaynaklanan problemler kendiliğinden hallolması beklenen sıradan bir zorluk gibiyken, aynı teori Einstein için bilim yapmayı imkansız kılan ve tutarsızlık sayılan bir ögedir. Kısaca, değerler bilim adamlarınca geniş ölçüde paylaşılıyor olmasına ve değerlere derin bir bağlılık söz konusu olmasına rağmen, değerler uygulanmaları sırasında bireylerin kişiliğinden dolayı farklılıklar gösterebilir.

4. Numunelik (paylaşılan örnekler):  Daha önce de belirtildiği gibi sınırlı anlamda paradigma kavramı ile anlatılmak istenen bu ögedir. Öğrencilerin başlangıçta lisans derslerinden itibaren öğrenmeleri gereken problemlerin somut çözümlerine numunelik denir. Bu somut bulmaca çözümlerine, bir de bilim adamlarının eğitim sonrası araştırmalarında karşılaştıkları süreli yayınlarda yer alan ve onlara örnekler halinde işlerinin nasıl yapıldığını öğreten teknik problem çözümlerini de eklemek gerekir. Örneğin, fizikçiler lisans düzeyinde aynı numunelikleri öğrenerek işe başlarlar, bunlar ‘eğimli yüzeyler’, ‘huni şeklindeki sarkaç’ veya ‘Kepler yörüngesi’ gibi problemler olabileceği gibi; ‘Vernier (uzunluk ve açıları hassas bir şekilde ölçmeye yarayan araç)’, ‘kalorimetre kabı’ veya ‘Wheatstone köprüsü’ gibi araçlar şeklinde de olabilir. Ancak, eğitimleri ilerledikçe, paylaştıkları sembolik genellemeler giderek daha farklı numunelikler ile desteklenmeye başlar. Örneğin hem ‘katıhal fiziği’ hem de ‘teorik fizik’ alanında çalışan fizikçilerin Schrödinger Dalga Denklemi’ni kullanmalarına rağmen, paylaştıkları ve her iki grupta da geçerli olan, sadece denklemin en temel uygulamalarıdır.[38]

Bunların yanı sıra, Kuhn’un disiplin matrisi içerisinde modelin, hem ayrı bir eleman olarak hem de numunelik elemanı olmak üzere, iki farklı kullanımı tanımlanmaktadır:

Modelin genel kullanımı: Disiplin matrisinin ikinci elemanı olan modellere, ‘metafizik paradigma’ veya ‘paradigmaların metafizik kısımları’ isimleri de verilmiştir. Ortak ilkeler düzeyindeki inançlar olan modeller, evrende gerçekte ne olduğu konusunda veya onların temel özellikleri hakkında bilim adamları tarafından kabul görmüş olan metafiziksel kurallardır. Örneğin “Gaz molekülleri, rasgele hareket eden küçük esnek bilardo topu gibi davranırlar.” ifadesi buluşsal bir modeldir. Ya da ‘atomların varlığına inanmak’ gibi örnekler çoğaltılabilir.[39]

Kuhn böylece paradigmayı ya da disiplin matrisini ‘o yapan’ ussal ve us dışı ölçütleri açıklamış olur. Bilimsel Devrimlerin Yapısı’ndan ve Asal Gerilim’den sonra yayınladığı The Road since Structure isimli kitabında ise Kuhn, “kıyaslanamazlık / eşölçüştürülemezlik” kavramını felsefi sisteminin içine dahil ediyor. Bu kavramla Kuhn, iki paradigmanın birbirleriyle kıyaslanarak anlaşılamayacağını savunur. Tıpkı iki dilin kıyaslanamaması gibi bir şeydir bu. Kendi içinde kuralları belli iki ayrı gramer yapısına sahip iki dil hiçbir şekilde birbirleriyle kıyaslanamaz. İki paradigma da aynı bu şekilde kıyaslanamaz.

Sonuç Yerine

Bu makale Thomas Kuhn’un felsefi sistemini kavramada yalnızca yüzeysel bir ön okuma olarak kabul edilmelidir. Öbür taraftan böylesi bir okuma şüphesiz bilim felsefesi alanıyla ilgilenen birçoğu için yeterince açık ve anlaşılır bir içeriğe sahiptir. Açıklandığı üzere Thomas Kuhn bilim ve felsefe dünyasına bilimin bambaşka bir ilerleyiş şeklini sunmuştur. Bu sunuş ile Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı, alanında bir klasik olarak anılmaya başlamıştır. Özellikle Kuhn’un paradigma anlayışı bilimi dogma haline getirerek kişisel kanaatlerinin peşinden koşan veya tam tersi bilim tanımazlığı benimsemiş kişiler için aydınlatıcı ve eleştirel bir yaklaşımdır. Thomas Kuhn’un anlaşılması bilim insanlarının ve okuyucularının uğraştıkları alanlardaki paradigma değişimlerini sorgulaması gerektiğini fark etmesi için ayrıca gereklidir. Fizik ve matematik başta olmak üzere, bilimlerde tarih boyunca süregelen paradigmik sıçramaların fark edilmesi bilim etkinliğinde yer alan insanların gelişimi ve faydası açısından değerli olacaktır. Öte yandan, felsefe alanında uğraş içinde olanlar da bu makale yardımıyla bilme etkinliğinde epistemolojik kopmaların nasıl gerçekleştiği veya gerçekleşeceği hakkında bir fikir sahibi olacaklardır. Değişimin özünü bir yönüyle meydana çıkaran Kuhn, felsefe tarihinde “değişmeyen tek şey değişimdir” diyen Herakleitos’u adeta haklı çıkarmaktadır. Hem bilimsel hem bilim-dışı tüm ilerlemelerde lineer (çizgisel) tarih anlayışını benimseyen gelenekçi yaklaşımın karşısına kümülatif ilerlemeyi koymasıyla Kuhn, sayısız bilimsel çalışmaya ilham vermiş ve şüphesiz vermeye de devam edecektir.  

Yazar: Mehmet Can Tekin
Editör: Taner Beyter

Bağlantılı Diğer Yazılar

Kaynakça

  • Kuhn T., (2019), Bilimsel Devrimlerin Yapısı, İstanbul, Kırmızı Yayınları
  • Kuhn T., (1994), Asal Gerilim, İstanbul, Kabalcı Yayınevi
  • Kuhn T., (2015), The Road Since Structure, University of Chicago Press
  • Bilal G., Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, Cilt:1, Sayı:1 (Kış 2003), 23-44, 2003, Ankara.
  • Chalmers D., (2016), Bilim Dedikleri, İstanbul, Paradigma Yayınevi

Dipnotlar

  • [1] Chalmers (2016), Bilim Dedikleri, İstanbul, Paradigma Yayınevi, S.139.
  • [2] A.g.e. S.140
  • [3] A.g.e. S.141
  • [4] A.g.e. S.65
  • [5] A.g.e. S.64,65
  • [6] A.g.e. S.66
  • [7] A.g.e. S.72
  • [8] A.g.e. S.75
  • [9] A.g.e. S.76
  • [10] A.g.e. S.81,82
  • [11] A.g.e. S.83
  • [12] A.g.e. S.84
  • [13] A.g.e. S.90
  • [14] A.g.e. S.91
  • [15] A.g.e. S.102
  • [16] A.g.e. S.105
  • [17] A.g.e. S.107,110
  • [18] A.g.e. S.111
  • [19] A.g.e. S.118
  • [20] A.g.e. S.120
  • [21] A.g.e. S.123,124
  • [22] A.g.e. S.126
  • [23] A.g.e. S.130
  • [24] A.g.e. S.153
  • [25] A.g.e. S.154,155
  • [26] A.g.e. S.162
  • [27] A.g.e. S.163
  • [28] A.g.e. S.165
  • [29] A.g.e. S.167
  • [30] A.g.e. S.169
  • [31] A.g.e. S.175
  • [32] A.g.e. S.188
  • [33] A.g.e. S.196
  • [34] A.g.e. S.279
  • [35] A.g.e. S.287
  • [36] S.7, Bilal G., Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, Cilt:1, Sayı:1 (Kış 2003), 23-44, 2003, Ankara.
  • [37] A.g.e. S.246, 247
  • [38] A.g.e. S.7,8
  • [39] A.g.e. S.9

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Wittgenstein’ın Özel Dil Argümanı - Ian Tully

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Tanrı Nerede? – Edward Feser

Yıllar boyunca bu blogda tartışılan ana meselelerden bazıları hakkında bir düşünüş yolu olduğunu düşündüğüm bir analojiden