/

Antinatalistler Varoluş ve Rıza Hakkında Ne Diyor? – Ryan Sosna

Antinatalistler üremenin (ahlaken) yanlış olduğunu söylerler. Yazımızda, bu tartışmalı görüşle ilişkili olarak dünyaya gelenin rızasının nasıl bir rolü olduğunu ele alacağız.

Rıza, birçok hak ve yükümlülüğün ne olduğuna dair açıklamada önemli bir yere sahiptir. Kişinin bedenini ve kimliğini de kapsayan benliğini kullanmak için özgürce rıza gösterebilme yeteneği, zorlamaya maruz kalma ile ikna olup rıza gösterme gibi belirleyici ahlaki ayrımları açıklamaya epey yardımcı olur. Aynı şekilde, rızanın yokluğu da birinin niçin haksızlığa maruz kaldığını açıklamada önemlidir. Fakat öyle görülüyor ki hiç kimse, kendi doğumuna rıza gösteremez. Bu husus bir puzzle yaratır: Antinatalistler üremenin niçin yanlış olduğuna dair meselede rızanın yokluğundan bahsedebilir mi? Yakından bakalım.

Varoluş Her Zaman Zarar İçerir

Bazı yaşamlar diğerlerine göre daha fazla zarar içerir. Ki bu zararların da bazıları, özgürce yapılan bir seçimin kötü sonuçlar doğurması gibi, kişinin bizzat kendine verdiği zararlardır. Fakat bazıları ise kişinin ciddi bir hastalığa yatkın olması veya şans eseri bir kazaya maruz kalması gibi kendi seçimlerinin çok daha ötesindedir. Fakat kaynağı veya sebebi her ne olursa olsun belirli bir dereceye kadar zarar görmeden (ve zarara neden olmadan) var olmak imkansızdır. Zarar görmek, insan varoluşunun ana unsuru, insan olmanın asli bir parçasıdır.

Sözünü ettiğimiz bu durum üreme etiğine dair birçok soru işareti doğurmaktadır. Zira birçok kişi başkalarına gereksiz yere zarar vermememiz gerektiğinin apaçık olduğunu düşünse de, muhtemelen üremenin ahlaki hatta faydalı bir seçim olduğunun da apaçık ortada olduğunu düşünecektir. Ama bu iki pozisyon arasında gerilim vardır. Doğum yanlıları, varoluşun zararlarının kaçınılmaz bir şey olduğunu söyleyerek; ebeveynlerin çocuklarının yaşadığı gereksiz acı miktarını en aza indirmeyi amaçladığı müddetçe üremenin çok da yanlış bir şey olmadığını iddia ederek bu gerilimi hafifletmeye çalışabilir. Fakat bu, probleme dair çözümü ıskalamaktadır: Her ne kadar acı çekmek varoluşun ayrılmaz bir parçası olsa da, üreme tercihi böyle değildir; o halde şayet gereksiz acılara neden olmaktan kaçınmamız gerekiyorsa, bu, üremekten kaçınmamız gerektiği anlamına gelmez mi?

Rıza Zarara İcazet Verebilir

Çok da sürpriz olmayacak bir şekilde, mesele bu kadar basit değildir. Zararlar ile hazlar kıyaslanabilir (ve hazlar zarardan daha baskın gelebilir). Bundan dolayı da doğum yanlısı biri, her ne kadar zarar varoluşun ayrılmaz bir parçası olsa dahi hazzın da varoluşun bir parçası olduğunu savunabilir. Ki pek çok kişi de yaşamlarının acıdan çok haz içerdiğini kabul edeceğine göre üremek ahlaken yanlış olmayacaktır bu iddiaya göre.

Antinatalistler farklı bir istikameti takip edecektir. Onlar, acı ile hazzı teraziye koyup tartmaktansa rızaya odaklanarak başka türlü olmasına izin verilmeyen bir şeyin rıza aracılığıyla izin verilebilir hale geleceğini söyleyebilirler. Örneğin, birinin malını rızası olmadan almak hırsızlıktır; ama ortada kişinin rızası varsa bu durum “ödünç almak” olur. Veya birine rızası olmaksızın zarar vermek istismardır; fakat rıza söz konusu olursa bu bir amaca ulaşmak için zorunlu olan bir araç, yaşamın talihsiz ama kaçınılmaz bir gerçeği olabilir. O halde durum şöyle gibidir: üremenin ahlaken problemli olmamasının bir yolu, dünyaya getirilenlerin bu seçime rıza göstermesidir ve bu rızayı göstermemeleri de problem içeriyor olabilir.

Varoluşun zararları yalnızca ilk durumda yani, zarar gören öznenin rızası varsa meşrulaştırılabilir. Dolayısıyla asıl meselenin, insanların yaşamlarının acıdan çok haz içerip içermediği değil, kişinin deneyimlediği hazlara ve bilhassa acılara rıza gösterip göstermediği ile ilgili olduğu söylenebilir.

Varoluşa Rıza Göstermek Mümkün Değildir

Fakat problem yalnızca ilki. Çünkü dünyaya (yani varlığa) getirilmek rıza gösterme kapsamının sınırlarını aşar: Hiç kimse dünyaya gelip gelmeye rıza gösteremez çünkü henüz var değildir. Doğal olarak bu da Antinatalistleri bir seçimle karşı karşıya bırakmaktadır. Seçim şöyle: Ya hiç rıza meselesini açmadan üremenin ahlaken yanlış olduğunu savunacaklar ya da rıza alınmasının mümkün olmaması gerçeği karşımızda olsa da bu durumun üremenin niçin ahlaken yanlış olduğunu açıklamak için yeterli olmadığını, dolayısıyla tartışmaya başka bir şeyin eklenmesi gerektiğini iddia edeceklerdir.

Tüm bunlarla birlikte, rızanın mümkün olmamasının bir problem teşkil ettiği varsayımına karşı doğum yanlılarının yanıtları vardır. Enkaz halindeki bir aracın içinden yardımınıza muhtaç olup yardımınıza rıza gösteremeyecek durumda olan birini kurtardığınızı düşünelim. Bu kişiyi kurtarırken bacağını kırdığınız diyelim. Kurtardığınız kişi (yani kurban) kendine geldiğinde (diyelim ki) hala hayatta olduğu için bacağının kırılmasından dolayı hissettiği üzüntüye kıyasla daha mutlu. Doğum yanlıları bu düşünce deneyini üreme meselesine de uygular. Dünyaya getirilen bir çocuk var olduğu için zarar görse ve bu zarara rıza gösteremese dahi, bu rızanın mümkün olmaması durumu hala hayatta olmanın sağladığı büyük faydadan ağır basmamaktadır. Dolayısıyla, zarara neden olan bir eylemi gerekçelendirmek için rızanın olması zorunlu koşul değildir. Araba kazasının mağdurunun yardıma muhtaç durumda olmasaydı neye rıza göstereceği gibi, “varsayımsal” rıza yeterlidir.

Üreme Etiği Rıza Meselesinin Daha Da Ötesine Bakmalı

Antinatalistler bu durumun işleri tersine çevirdiğini düşünebilir. Araba kazası geçiren kurbanın bacağının kırılması, daha büyük bir zarardan yani ölümden kaçınmanın bedelidir. Dolayısıyla kişinin rızasını almamak bu hesapta makul görülebilir. Ancak bir kişiyi üremeye yoluyla dünyaya getirerek varoluşun zararlarına maruz bırakmak daha büyük bir zarardan kaçınmak anlamına gelmez; çünkü dünyaya gelmenin alternatifi dünyaya gelmemek yani var olmamaktır: ebeveynleri gebe kalmamaya karar verip bu kişiyi doğurmama kararı verseydi, ‘onun’ için daha kötü olacak herhangi bir sonuç zaten ortaya çıkmayacaktı. O halde öyle görünüyor ki gebe kalmak daha büyük bir zararı önlemez ve bu nedenle de varsayımsal rıza dediğimiz şey üremeyi (ahlaken) temellendirmiş olmaz.

Tüm bunlara bakınca kendimizi bir karmaşanın içinde buluruz. Bir yandan, Antinatalistler haklı olarak kişinin kendi varlığa getirilişlerine rıza göstermelerinin imkansız olduğunu savunmaktadır, işte tam da bu nedenle üremeyi meşrulaştırmak adına rızaya ihtiyaç duymak kafa karıştırıcıdır. Diğer yandan, Antinatalistler bir çocuğun kendi varoluşuna rıza göstermediği için zararlara/haksızlıklara maruz kaldığını dolaylı veya başka bir şekilde varsaymadan üremenin ahlaken yanlış olduğuna dair başka bir açıklama yapmalıdır.


Ryan Sosna – “What Do Anti-Natalists Say About Existence and Consent?“, (Erişim Tarihi: 20.12.2023)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve metafelsefe ile ilgilenir. Evli olup özel bir eğitim kurumunda yöneticilik yapmaktadır.  

2 Yorum

  1. Antinatalistler bu görüşlerini ileri sürerken kendi ebeveynlerinin de kendilerinin rızasını alamamak konusundaki “çaresizliklerini” göz önünde bulunduruyorlardır herhalde. Eğer antinatalistler yanlış buldukları sebeplerle doğurulmamış olsalardı kendilerinden haberimiz olmayacaktı. Kaba tabir ile boş yapıyorlar

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hayvan Etiğine İlişkin Üç Teori Nelerdir? – Ryan Sosna

Sonraki Gönderi

Ölümsüzlük Teknolojisinin Ne Gibi Ahlaki Sonuçları Vardır? – Francesca Minervais & Adrian Rorheimis

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü