Erdem Epistemolojisi – John Turri & Mark Alfano (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

///
656 Okunma
Okunma süresi: 57 Dakika

İlk olarak 9 Temmuz Cuma günü 1999’da yayımlandı, 7 Kasım 2017 Salı günü önemli revizyon yapıldı.

Çağdaş erdem epistemolojisi (bundan sonra EE diye ifade edilecektir) epistemolojiye yönelik çeşitli yaklaşımların bir koleksiyonudur. Bu yaklaşımlar içerisinde en az iki merkezi eğilim belirgindir. Birinci gruptakiler epistemolojiyi normatif bir disiplin olarak görürken, ikinci gruptakiler ise entelektüel failleri ve toplulukları; bu failler ve topluluklar tarafından somutlaştırılan ve ifade edilen entelektüel erdemlere ve erdemsizliklere odaklanarak epistemik değerlendirmenin birincil odağı olarak görürler.

Bu madde, çağdaş EE çalışmalarının en önemli sonuçlarının pek çoğunu ortaya koymaktadır. Bunlar, uzun süredir devam eden tartışmalara yeni çözümler bulma, süregelen sorunları çözme, yeni zorluklarla mücadele etme ve epistemolojinin ufkunu genişletme çabalarını içermektedir. Bu süreç, EE’deki çeşitliliği de ortaya çıkarır. Uygulayıcıları, yukarıda bahsedilen iki birleştirici mutabakatı paylaşmanın ötesinde, entelektüel erdemlerin doğası, hangi soruların sorulacağı ve hangi yöntemlerin kullanılacağı konusunda ayrılmaktadır.

Devam etmeden önce terminoloji ile ilgili bazı hususlara dikkat çekmek faydalı olacaktır. Öncelikle ‘’kognitif’’, ‘’epistemik’’ ve ‘’entelektüel’’ kavramlarını aynı anlamda kullanıyoruz. İkinci olarak ‘’normatif’’ kavramını sadece norm ve kurallar anlamında değil, aynı zamanda ‘’görev’’ ve ‘’değerler’’ anlamını da içerecek şekilde geniş bir yelpazede kullanıyoruz. Son olarak buradaki “uygulayıcılar”, çağdaş erdem epistemologlarını ifade etmektedir.


    1.  Giriş

    2. Öncüler ve Çağdaş Kökenler

    3. Entelektüel Erdemlerin Doğası

    4. Geleneksel ve Alternatif

    5. Bilgi

    6. Epistemik Değer

    7. İtimat

    8. Bağlamcılık

    9. Epistemik Durumculuk

   10. Genişleyen Ufuklar

         10.1 Epistemik Topluluklarda Entelektüel Erdemler

         10.2 Belirli Erdem ve Erdemsizlikler

         10.3 Bilgi Dışındaki Durumlar

         10.4 Epistemik Duygular

*   Bibliyografya

  •  Atıf yapılan eserler
  •  Koleksiyonlar
  •  Konuya Tahsis Edilen Dergi Sayıları
  •  Diğer Önemli Çalışmalar

*   İlişkili Başlıklar


1. Giriş

Bir bütün olarak alındığında EE’de en az iki merkezi eğilim belirgindir.

Birinci merkezi eğilim, epistemolojiyi normatif bir disiplin olarak görmektir. Bu en az iki şeyi ima eder. Birincisi, Quine’in “Doğallaştırılmış Epistemoloji” kitabında yer alan, filozofların neye inanmasının makul olduğu hakkındaki soruları bir tarafa bırakmaları ve bunun yerine kendilerini bilişsel psikoloji ile ilgili sorularla sınırlamaları gerektiğişeklindeki radikal öneriye karşı olduğunu gösterir. Erdem epistemologları onun bu önerisini reddeder.  (McDowell 1994: 133; Sosa 1991: 100–105; Zagzebski 1996: 334–8). Bununla birlikte onlar genellikle psikoloji, tarih ve diğer alanlardan ampirik veriler alırlar. (örn., Greco 2001; Roberts & Wood 2007: Bölüm II; Sosa 1991: 105–6; Zagzebski 1996: 336–7)  İkincisi, epistemologların çabalarını, epistemik normları, değerleri ve değerlendirmeyi anlamaya odaklanmaları gerektiğini ima eder. Bu, bu alanı tanımlayıcı bir özelliktir. Bu doğrultuda EE, son zamanlarda epistemolojideki “değere dönüş”lerin merkezindedir. (Riggs 2006; Pritchard 2007).

Ancak bazı uygulayıcıları için epistemolojinin normatif bir disiplin olduğu fikri, bundan daha fazla bir anlam ifade eder. Örneğin bazıları “bilgi”, “kanıt”, “gerekçelendirme”, “görev”, “erdem” gibi epistemolojik terimlerin (veya kavramların) tamamen normatif olmayan kelime dağarcığında yeterince tanımlanamayacağını ya da tam olarak açıklanamayacağını düşünürken (örn, Axtell & Carter 2008; McDowell 1994; Roberts & Wood 2007; ve Zagzebski 1996, 2009), diğer bazıları ise buna katılmaz. (örn., Goldman 1992; Greco 1999, 2009; Sosa 2007).

puppet in Hanoi.

Diğerleri epistemolojinin entelektüel refahı teşvik etmeyi amaçlaması gerektiğini düşünür. Belki de bir epistemolojik teori, bir şeyi bildiğimizi ya da bilmediğimizi fark etmemize (Zagzebski 1996: 267) veya bilgiyle ilgili kusurlu varsayımlardan kaynaklanan “kaygıların” üstesinden gelmemize yardımcı olmada “pratik olarak yararlı” olmalıdır (McDowell 1994: xi; 2016a). Ya da epistemoloji, “epistemik adaletsizliğin” formlarını takdir etmemize ve bunlara cevap vermede bize yardımcı olmalıdır (Fricker 2007). Epistemoloji bize, entelektüel erdemlerin tasviri ile ilham vermeli, böylece kültürel reformu ve entelektüel gelişmeyi teşvik etmelidir (Roberts & Wood 2007). Ya da epistemoloji, neyin yapılmaması ve nasıl olmaması gerektiğine dair eğitici öyküler anlatmak için, entelektüel erdemsizlikleri ve diğer kusurları incelemelidir (Alfano 2015, Battaly 2014, Cassam 2016). Belki de uygulayıcılar, öğrencilerin entelektüel erdemleri geliştirmelerine yardımcı olmak için, eğitim kurumlarının yeniden tasarlanmasına yardım etmelidir (örneğin, Entelektüel Erdemler Akademisi-Diğer İnternet Kaynaklarına bakınız).

Diğer merkezî eğilim, entelektüel fail ya da toplulukları epistemik değerin ve epistemik değerlendirmenin birincil odağı olarak görmektir. Bu odak, yalnızca bireyleri ve grupları değil, aynı zamanda onların bilişsel karakterini oluşturan özellikleri de içerir.

EE’nin bu ikinci mutabakatına genellikle hem etik hem de epistemolojideki erdem teorilerinin bir “analiz yönü” özelliği eşlik eder. Erdem etiği, bir eylemin ahlaki özelliklerini, nezaketten mi yoksa kinden mi kaynaklandığı gibi, failin özellikleri açısından açıklar. EE, bir inancın acelecilikten mi yoksa mükemmel görüşten mi kaynaklandığı ya da bir araştırmanın dikkatsizlik veya ayrımcılık gösterip göstermediği gibi bilişsel performansın normatif özelliklerini, bilişsel özellikleriyle açıklar. Erdem etiği için ilgili özellikler ahlaki hususiyetlerken, EE için entelektüel hususiyetlerdir.

Bu temel merkezi eğilimlerin ötesinde alanda büyük bir çeşitlilik buluruz. Uygulayıcılar bunu dört ana konuya ayırmaktadır. Bunların ilki entelektüel erdemlerin doğası ve kapsamı ile ilgilidir (bölüm 3). İkincisi, hangi soruların ele alınacağıyla ilgilidir (bölüm 4). Üçüncüsü, hangi yöntemlerin kullanılacağıyla ilgilidir (bölüm 4 ve 9). Dördüncüsü, epistemik erdem, bilgi ve epistemik itimat arasındaki ilişkilerle ilgilidir (bölüm 5, 6 ve 7).

2. Öncüler ve Çağdaş Kökenler

Uygulayıcılar Platon (Zagzebski 1996: 139), Aristoteles (Greco 2002: 311; Sosa 2009: 187; Zagzebski 1996, birçok yerde), Aquinas (Roberts & Wood 2007: 69–70; Zagzebski 1996, birçok yerde), Descartes (Sosa 2007: bölüm 6), Kierkegaard (Roberts & Wood 2007: 29–30), Nietzsche (Alfano 2013a), ve Peirce’ü (Hookway 2000) içeren birçok önemli tarihi filozoftan ilham almaktadır. EE’ye atıflar Hume (1748), Reid (1785), Russell (1948) ve Sellars (1956) gibi isimlerde de bulunabilir. İslam felsefesi Kindi ve Farabi’deki (Adamson 2015) hayal gücünün epistemik değerine ilişkin tartışmalar ve İbn Sina’nın güvenilir ve güvenilmez tanıklığa ilişkin sofistike sosyal epistemolojisi (Black 2013) gibi hususlarla, çağdaş erdem epistemolojisinin öncülerini sunar. 

Bu şekilde epistemoloji içinde ayırt edici bir hareket olarak ele alınan çağdaş erdem epistemolojisi, 1980’lerin başında Ernest Sosa’nın çalışmalarıyla başlamıştır. (bkz. 1991’de bir araya getirilen Sosa’nın makaleleri) Sosa, “erdem perspektifçiliğini” çağdaş epistemolojideki temelciler ve bağdaşımcılar arasındaki ve içselciler ile dışsalcılar arasındaki anlaşmazlıklar gibi hususlarda karara varmak için uygulamıştır (bir değerlendirme için bkz. Turri 2013). Diğer önemli erken katkılar Lorraine Code (1987), James Montmarquet (1993), Jonathan Kvanvig (1992) ve Linda Zagzebski (1996) tarafından yapılmıştır. Zagzebski, Sosa’nın yaklaşımının umut vaat ederken, sorumluluk veya vicdanlılık gibi erdemlerin merkezi rolünü, erdemlerin sosyal ve gelişimsel temellerini veya entelektüel ve etik erdemler arasındaki önemli ilişkileri tanımlamada yeterince ileri gitmediğini savunmuştur. Diğer yaklaşımlar, Sosa’nın ilk yaklaşımının öne çıkan hususlarını ve bu alternatifleri harmanlamaya çalışır (örneğin, Greco 1993). Güvenilirciliğin ilk versiyonlarının, en iyi şekilde EE’nin bir formu olarak yorumlandığı da öne sürülmüştür (Kvanvig 1992).

3. Entelektüel Erdemlerin Doğası

Entelektüel erdemlerin tartışmasız, ancak yine de bilgilendirici bir nitelendirilmesi ile başlamak gerekirse; entelektüel erdemler, entelektüel gelişmeyi teşvik eden veya insanı mükemmel bir kavrayışa sahip kılan özelliklerdir. 

EE genellikle, her ne kadar bu ayrımın uygunluğunu sorgulanmış olsa da (Fleisher 2017), erdeme sorumlulukçu yaklaşım ve güvenilirci yaklaşım olmak üzere ikiye ayrılırlar (örn, Axtell 1997). Bu sınıflandırmaya göre entelektüel erdemlerin nasıl karakterize edileceğine dair iki farklı grup ortaya çıkmaktadır. Erdem güvenilircileri (örneğin, Goldman, Greco ve Sosa), algı, sezgi ve hafıza gibi yetileri dahil ederek entelektüel erdemleri anlar, ki bunları “yeti-erdemleri” olarak adlandırırlar. Onların görüşleri, en iyi şekilde basit süreç güvenilirciliği gibi daha önceki dışsalcı epistemolojik yaklaşımın taraftarı olmaları şeklinde anlaşılabilir. Erdem sorumlulukçularıise (örn, Battaly, Code, Hookway, Montmarquet, ve Zagzebski) entelektüel erdemleri, vicdanlılık ve açık fikirlilik gibi gelişmiş karakter özelliklerini içerecek şekilde anlarlar, ki onları “karakter-erdemleri” olarak adlandırırlar. Yaklaşımları, epistemolojideki içselci görüşlerle büyük ölçüde uyumludur ve bilişin etik boyutları ve sonuçları ile derinden ilgilidir.

Bu güvenilirci/sorumlulukçu sınıflandırma, ciddi eleştirilere konu olmuştur. İlk olarak uygulayıcıların neden yeti-erdemleri ve karakter-erdemleri arasında tercih yapması gerektiği açık değildir. İlk bakışta mükemmel algılama, iyi hafıza, açık fikirlilik ve entelektüel tevazu, mükemmelliyeti ya da gelişmeyi teşvik etmek için eşit derece iyi adaylar gibi görünür. Hangilerinin “gerçek” erdemler olduğu üzerinde tartışmak faydasız ve amaca zarar veren hususlar gibi görünebilir. Ancak bunların çoğu, entelektüel olarak gelişmenin ve mükemmelleşmenin yollarıdır (Battaly 2015). İkincisi ve yakından ilişkili olarak, eksiksiz bir epistemolojinin hem yeti-erdemlerini hem de karakter-erdemlerini öne çıkarması makuldür. Yeti-erdemleri, geçmişin ve etrafımızdaki dünyanın bilgisinin izahında vazgeçilmez görünür. Bilgiyi önceden varsayabilen ancak tartışmalı olarak onu aşan anlayış ve bilgelik gibi daha zengin entelektüel başarıların tamamını açıklamak için ise, karakter-erdemleri gerekebilir (Zagzebski 2001: 248-9 ile karşılaştırın). Baehr (2006b), erdem güvenilirlikçilerinin karakter-erdemlerini ihmal etmemesi gerektiğini, çünkü bunların bazı bilgi durumlarını açıklamak için gerekli olduğunu savunur. Örneğin, sadece iyi hafıza ve algı değil, entelektüel cesaret ve sebat, bir bilenin, gerçeğe nasıl ulaştığına dair bir açıklamada merkezi olarak yer alabilir.

Battaly (2008: 7), entelektüel erdemin doğasına ilişkin araştırmaya rehberlik edecek yararlı bir soru listesi sunar:

Entelektüel erdemlerin analizinin ele alması gereken beş temel soru vardır: Birincisi, erdemler doğal mıdır, yoksa edinilmiş midir? İkincisi, erdeme sahip olma, failin entelektüel olarak erdemli eylemleri gerçekleştirmek için edinilmiş entelektüel olarak erdemli motivasyonlara veya eğilimlere sahip olmasını gerektirir mi? Üçüncüsü, erdemler becerilerden farklı mıdır? Dördüncüsü, erdemler güvenilir midir? Son olarak beşincisi, erdemleri değerli kılan nedir? Araçsal olarak mı, yapısal olarak mı, yoksa özünde mi değerlidir?

Jason Kawall (2002), erdem epistemologları tarafından her yönden ihmal edilen bir dizi erdeme dikkat çeker. Erdem etikçileri uzun zamandır sağduyu ve cesaret gibi kişinin kendine ilişkin ahlaki erdemler ile iyilik ve şefkat gibi başkalarına ilişkin erdemler arasında bir ayrım olduğunu fark etmişler ve her iki tür erdemin önemini ortaya koymuşlardır. Fakat erdem epistemologları entelektüel erdemler arasındaki benzer bir farkı gözden kaçırmıştır. Algısal keskinlik veya entelektüel cesaret gibi, bireyin kendi entelektüel gelişimini teşvik eden, kendisiyle ilgili entelektüel erdemlere odaklanmışlardır. Dürüstlük ve doğruluk gibi diğer insanlarla ilgili olan entelektüel gelişme ve bilgi edinmeyi teşvik eden entelektüel erdemleri ise ihmal etmişlerdir. Daha karmaşık olan ötekiyle ilgili erdemler, birinin nedenlerini başkalarına açıkça ifade etme istekliliğini ve yeteneğini veya bir topluluk için yeni bilgileri keşfetme yaratıcılığını içerir. Kawall (2002: 260), “Yalnızca kendine ilişkin epistemik erdemlere odaklanan epistemik bir fail, bir topluluğun üyesi olduğu ölçüde eksik bir epistemik fail olabilir” diye yazmaktadır. Bilişsel failin epistemik topluluğuna gösterilen böylesi bir ilgi, epistemik adalet ve adaletsizlik üzerine araştırmaları, (Fricker 2007, Sherman 2016) 9. bölümde ele alacağımız gömülü, yapı iskeletli ve genişletilmiş entelektüel karakter konularına dair son araştırmaları (Alfano 2013b, 2014b; Alfano & Skorburg 2017) içerir.

4. Geleneksel ve Alternatif

Erdemin doğası hakkındaki anlaşmazlıklar, başka bir anlaşmazlık çiftiyle yakından bağlantılıdır. Bu anlaşmazlıklar, epistemolojide hangi soru ve yöntemlerin yer alması gerektiği ile ilgilidir.

Pek çok uygulayıcı, standart soruları standart yollarla ele almak için EE’nin kaynaklarını kullanır (‘standart’, burada çağdaş Anglo-Amerikan epistemolojisi için standart olan anlamında kullanılmaktadır). Onlar bilgi ve gerekçelendirmenin tanımını ya da analizini sunarlar. Gettier problemi ve piyango problemi gibi bulmacaları ve problemleri çözmeye çalışırlar. Karşı örnekler oluştururlar, şüphecilerle yüzleşirler. Bu geleneksel EE’dir.

Diğer uygulayıcılar, alternatif sorular ya da alternatif metodların kullanımıyla ilgilenirler. Tanımlamalardan ve düzenli analizlerden uzak dururlar. Bilgi ve gerekçelendirme dışında müzakere, soruşturma, anlama, bilgelik, erdemli ve erdemli olmayan bireylerin profilleri, farklı erdemler ve erdemsizlikler arasındaki ilişkilerin incelenmesi, bilişin sosyal, etik ve politik boyutları gibi konulara odaklanırlar. Radikal şüpheciliği göz ardı ederler. İlham ve örnekler için edebiyat ve dramayı araştırırlar. Bu alternatif EE’dir.

Geleneksel EE’ye bir örnek, Ernest Sosa’nın (1991: bölüm IV) bilgiyi “entelektüel erdemin dışında” tutulan gerçek inanç olarak tanımlama veya epistemik gerekçelendirme konusunda içselciler ve dışsalcılar arasındaki anlaşmazlığı çözme girişimidir (Sosa 2003: bölüm 9). Amacı ayrıntılı tanımlar sağlamak ve karşı örnekleri dikkatlice etkisiz hale getirmeye çalışmaktır. Geleneksel EE’nin bir başka önemli örneği, Linda Zagzebski’nin (1996: bölüm III) bilgi tanımı ve Gettier problemini çözme çabasıdır. 

EE’nin sıradışı bir alternatif örneği Robert Roberts ve Jay Wood’un, geleneksel soruların ve metodların epistemolojinin içini boşalttığı ve bunun yerine entelektüel erdemlerin incelikli resimlerini (“haritaları”) çizerek, edebiyat, tarih ve kutsal metinlerden özgürce çizim yaparak entelektüel kültürü dönüştürmeyi hedeflememiz gerektiğine dair görüşüdür. Diğer bir örnek, Jonathan Kvanvig’in (1992) EE’nin yalnızca Kartezyen epistemolojik projeden vazgeçerek ve bunun yerine eğitim ve öğretimde erdemlerin oynadığı role odaklanarak gelişeceği argümanıdır. Diğer düşünürler, EE’deki hakikat çekirdeğinin en iyi bilişsel, sosyal ve yaşam bilimlerinin yöntem ve bulgularından yararlanarak disiplinler arası bir bağlamda geliştirildiğini iddia etmişlerdir (Turri 2015a).

Yukarıdaki örnekler EE’nin kendi içinde bölünmüş bir ev olduğu anlamına gelmez. Aksine basit dikotomilerden ziyade geleneksel ve alternatif yaklaşımlarda geniş bir çeşitlilik buluruz ve çeşitli uygulayıcılar arasında “yaşa ve yaşat” tutumu görürüz. Bu nedenle, alternatif EE’nin bazı uygulayıcıları, geleneksel sorulardan veya yöntemlerden radikal ve toptan bir kopuşu öğütlerken, çoğu geleneksel ve alternatif unsurları harmanlamaktadır. Örneğin Zagzebski, Riggs, Battaly, geleneksel EE’deki değeri gören isimlerdir (örneğin Baehr 2011). Geleneksel uygulayıcılar da benzer şekilde, “alternatif” soruların sadece önemli olmadığını, aynı zamanda bilgelik ve erdemlerin sosyal aktarımı hakkındaki sorular gibi felsefenin kendisi kadar eski olduğunu kabul ederler. Aynı şey, Platon’un Homeros’a baktığı gibi edebiyata başvuran, Aristoteles’in bilişin biyolojik ve sosyal temellerini araştırmasında olduğu gibi felsefi sorulara bilimsel araçlarla yaklaşan ve İslam felsefesi geleneğinin yaptığı gibi tanıklık normlarıyla ilgili kutsal metinlere atıfta bulunan “alternatif” metotlar için de geçerlidir.

5. Bilgi

Pek çok erdem epistemoloğu, çok genel terimlerle bilginin, tesadüfi olmayan doğru inanç olduğu konusunda hemfikirdir. Farklı teorilerde “tesadüfi olmayan” farklı şekilde açıklanabilir; ancak birçok uygulayıcı arasında bu anahtar terime ilişkin ortak bir anlayış ortaya çıkmış gibi görünüyor. Basitçe ortaya koyarsak bilmek, entelektüel erdemleriniz sayesinde doğruya inanmaktır (örn, Sosa 1991: 277; Zagzebski 1996: 271–2, Riggs 2002: 93–4; Lehrer 2000: 223; Greco 2003: 111; Turri 2011). 

Bu temel yaklaşımın öne sürülen bir faydası, bilginin neden belirli bir tür şansla tutarsız olduğuna dair sezgisel bir açıklama sağlamasıdır. Örneğin bazıları doğal olarak, “bir şeye “büyük ölçüde şans eseri” inanıyorsanız, o şeyi bilmiyorsunuzdur” sezgisel düşüncesiyle başlar. (Riggs 2007) Ama bilgi neden bu şekilde şansı engelliyor? Bu soruyu cevaplamaya yönelik detaylı ilk çabada Wayne Rigss, bilgi ve şans arasındaki karşıtlığın, en iyi şekilde, bilginin “bilenin, itimatı hak ettiği bir başarı” olduğu hipoteziyle açıklandığını söyler. (Riggs 2009: 341) Bilenler itimatı hak eder; çünkü doğruya kendi erdemleri sayesinde inanırlar. (Greco 2003) Cevap olarak bazıları, şans ve erdemin epistemik değerlendirmenin dikey boyutları olduğunu (Pritchard 2012) ve bilginin şanstan ziyade erdeme karşılık geldiğini, şanstan çok erdeme bağlı olması gerektiğini savunmuşlardır (Carter 2014).

Bu temel yaklaşımın bir yararı, pek çok uygulayıcının gözünde Gettier problemini çözmesidir. Gettier vakaları bir tarifi takip eder: bilginin gerekçelendirme koşulunu karşılamaya yetecek kadar gerekçelendirilmiş bir inançla başlayın, ardından, normalde haklı inancın doğru olmasını engelleyecek kötü bir şans unsuru ekleyin. Son olarak, “kötüyü ortadan kaldıran” bir doz iyi şans ekleyin, böylece inanç nasıl olursa olsun doğru olur. Bu “çifte şans”ın bilgiyi neden engellediğini açıklamanın zor olduğu kanıtlanmıştır (Zagzebski 1996).

Bir Gettier vakası örneği (Zagzebski’den aktarılmıştır 1996: 285-6): Mary eve girer ve oturma odasına bakar. Tanıdık bir yüz kocasının sandalyesinden onu selamlar. O ‘’eşim oturma odasında oturuyor’’ diye düşünür ve odaya doğru yürür. Fakat Mary sandalyede oturan kişiyi yanlış tanımıştır. O kişi eşi değil, ülkede olduğuna inanması için hiçbir sebebi olmayan erkek kardeşidir. Çünkü onun kocası, oturma odasının karşı duvarında, Mary’nin görüş alanı dışında, farklı bir sandalyede uyukluyordur.

EE’nin bu Gettier problemine çözümü, bilginin, entelektüel erdemleriniz “sayesinde” doğruya inanmanızı gerektirmesidir; fakat Gettier durumlarındaki özneler erdemleri nedeniyle doğruya inanmaz; bu nedenle de bilmezler (Zagzebski 1996: 285 ve devamı; Greco 2003; Sosa 2007: bölüm 5; Turri 2011). Bazı eleştirmenler, bu görüşün aydınlatıcı olmadığı görüşündedirler; çünkü erdem “sayesinde” veya “dışında” inanmanın ne olduğu konusunda yeterli bir anlayışa sahip değiliz. Diğer eleştirmenler ise temel yaklaşımın hala karşı örneklerden muzdarip olduğunu savunur (örn, Baehr 2006a; Church 2013). 

Son zamanlarda, önde gelen uygulayıcılar EE’nin bilgiyi tanıdık bir modele yerleştirdiği gerçeğini öne sürdüler. Bu yaklaşımda epistemik değerlendirme, yalnızca tüm insan davranışlarını ve performansını değerlendirmenin başka bir temel yoludur. Bu görüşün en çok tartışılan açıklaması Ernest Sosa’nın AAA performans değerlendirme modelidir (Sosa 2007: 22–3; veya ilişkili ancak esasında farklı yaklaşımlar için bkz. Greco 2003 & 2010 ve Morton 2013). Bu yaklaşımda performansları doğruluk, ustalık ve uygunluk açısından değerlendirebiliriz. Doğru performanslar amacına ulaşır, ustalık performansları yetkinlik gösterir ve uygun performanslar ustalıklı olduğu için isabetlidir. Bu AAA modeli, kasıtlı (balede olduğu gibi) veya kasıtsız (kalp atışında olduğu gibi), bir amaca yönelik tüm davranış ve performanslar için geçerlidir.

Bu model epistemolojide şu şekilde uygulanır: (Son zamanlarda, failin kendi risk değerlendirmesini ve ne zaman ve nasıl yapılacağına ilişkin kararları dikkate alan daha karmaşık bir model önerilmiştir; bkz. Sosa 2015.) İnanç-oluşumu, amacı olan psikolojik bir performanstır. İnançlar için isabetlilik doğruluk ile, entelektüel yeterlilik tezahür ettiren ustalık ile ve “doğru, çünkü yetkin” olmaya yatkınlık ile özdeşleştirilir. O halde uygun inanç, yetkin olduğu için doğru olan inançtır. Yetkinliğe gelince:

temel olarak ehil failde yerleşik olan, uygun şekilde normal koşullarda kendisi tarafından temin edilen herhangi bir ilgili etkinliğin başarısını sağlayacak (veya yüksek olasılıklı kılacak) bir düzenlemedir. (Sosa 2007: 29)

O halde bilgi, insan faaliyetlerinin yelpazesinde ortak bir durum olan “güvenilir, uygun etkiniğin” sadece “özel bir durumu” olan uygun inançla tanımlanır.

Yetkin bir atış yaptığı için oku hedefe ulaşan bir okçunun performansını düşünün. Atışı uygun ve hedefe ulaşmada başarılıdır. Kolayca ıskalamış olabilirdi. Müsabaka öncesinde uyuşturulmaktan şans eseri kaçınmış olabilirdi ki bu onun yeterliliğini bozabilirdi. Ya da atışını mahvedecek güçlü bir rüzgar ile yerel meteorolojik koşulların nadiren bir araya gelmesiyle atışı önlenebilirdi. Bu yollardan herhangi birinde, yakınlarda hedefe çarpmadığı mümkün dünyalar olsa bile performansı uygun olabilir. Sosa (2007: 31), bilginin de bu şekilde olduğunu söyler: Bazı durumlarda uygun bir şekilde inanabilir ve böylece kolaylıkla yanılıyor olsanız bile bilirsiniz.

Bazıları Sosa’nın görüşünün bu özelliğinin onu karşı örneklere açtığını iddia etmiştir. Örneğin, Jennifer Lackey’nin (2007) bilginin “itimat” görüşlerine yönelik daha geniş eleştirisini yineleyen Duncan Pritchard (2009a), Sosa’nın görüşünün sahte-ahır düşünce deneyinde yanlış bir karara vardığını savunur (başlangıçta Carl Ginet’ten kaynaklanmaktadır; bkz. Goldman 1976: 772 –3). Bu düşünce deneyinde, Henry ve oğlu ülkeyi dolaşıyor. Henry bacaklarını esnetmek için aracı kenara çekiyor ve bunu yaparken oğlunu halihazırda görülebilen yol kenarındaki şeyleri sıralayarak zinde hale getirmeye çalışıyor. “Bu bir traktör. Bu bir biçerdöver. Bu bir at. Bu bir ambar. Ve bu güzel bir ahır” diye ekliyor. Bunu yakında bir yol kenarındaki ahırı işaret ederek yapıyor; ancak yerli halkın da haberi olmadan, kısa süre önce gizlice köydeki neredeyse her ahırı sahte ahırlarla değiştirmişlerdir (“Sahte Ahır Köyündeler”). Henry, tüm köyde tek gerçek ahırı görür. Bunun yerine, yakındaki sayısız sahte olanları görseydi, yanlış bir şekilde bunun bir ahır olduğuna inanırdı.

Pritchard, Henry’nin algısal keskinliğinden dolayı doğru bir inancı olduğunu belirtir. Bu yüzden uygun sayılır ve Sosa’nın görüşü Henry’nin bilmesini gerektirir. Ancak Pritchard, Henry’nin bilmediğinin açık olduğunu iddia eder. Pritchard (2008a: 445), Greco’nun bilgi teorisine tamamen benzer bir itirazda bulunur. Bu noktada eleştiri iki cepheye ayrılır. Bir yandan bazı epistemologlar (Pritchard’a karşı), çevresel şansa sahip sahte ahır tarzı durumların uygun inanç veya bilişsel başarı durumları olmadığını iddia etmektedir (örneğin, Jarvis 2013; Littlejohn 2014). Öte yandan bazıları, failin bu durumda bilmediğini veya yapısal olarak benzer iddiaları reddederler (örneğin, Lycan 2006; Turri 2011). Dahası yakın zamandaki deneysel çalışmalar, filozof olmayanların büyük çoğunlukla sahte ahır durumlarını ve yapısal olarak benzer durumları bilgi örnekleri olarak gördüklerini göstermiştir (Colaço, Buckwalter, Stich & Machery 2014; Turri, Buckwalter ve Blouw 2014; Turri 2016c).

6. Epistemik Değer

Epistemik değerin doğası nedir ve bilgi epistemik olarak ayırt edici bir şekilde nasıl değerlidir? Neden bilgi salt doğru inançtan daha değerlidir, özellikle de doğru inanç aynı zamanda eyleme rehberlik etmeye hizmet ediyorsa? Bu tür sorular son dönemlerde epistemolojinin merkezini işgal etmekte ve başlangıcı en azından Platon’un Menon diyaloguna kadar uzanmaktadır. (Bkz. Pritchard & Turri 2014) Pek çok erdem epistemoloğu, kendi yaklaşımlarının bu sorulara tatmin edici yanıtlar sağlamak için benzersiz bir şekilde uygun olduğunu düşünür. 

 Linda Zagzebski (2003) yeterli bir bilgi anlayışının, bilginin doğru inançtan neden daha değerli olduğunu açıklaması gerektiğini öne sürer. Bu “değer problemi” olarak bilinir. O, EE’nin bu sorunu çözmek için en iyi konumlardan biri olduğunu savunur; çünkü doğru çözüm, bilgi üretimine “dışsal” herhangi bir şeyden bağımsız olarak nasıl bir değere sahip olduğunu görmemize yardımcı olmalıdır. İyi bir fincan kahve, yalnızca iyi ve sağlam bir kahve makinesi tarafından yapıldığı için daha iyi değildir. Aynı şekilde doğru bir inanç, sadece güvenilir bir yöntemle oluşturulmuş olduğu için daha iyi değildir. Katma değer ona, “içsel” bir şeyden gelmelidir. Bu çözüm bilgiyi, erdemli fail tarafından üretilen ya da sürdürülen, failin itimata değer bir durumu olarak görmektir.

Greco (2009, 2012) ve Sosa (2003, 2007), bilginin bir tür başarı ­-yetenek yoluyla temin edilen entelektüel başarı olduğunu iddia eder ki, bu durumda kişi güvenceye sahiptir. Ve genel olarak erdem yoluyla elde edilen başarı, sadece başarıdan, özellikle de tesadüfi başarıdan daha değerlidir. Dolayısıyla bilgi, doğru inançtan daha değerlidir. Riggs (2009: 342) bu noktayı kısaca ortaya koymaktadır:

Bilginin itimat görüşlerinin değer problemini çözebilmesinin nedeni, yeni bir değer vektörü getirmeleridir: İtimat (…) Eğer p ‘yi bilmek, her zaman bir kişinin doğru bir inanca ulaştığı için itimatı hak etmesini gerektiriyorsa, o zaman bu doğru inancın yanında başka bir değeri tanımlar.

(Riggs 1998 ve 2002’de aynı temel argümanı sunmaktadır.) Carter, Jarvis ve Rubin (2015), başarıyı elde etmeye karşı, başarısızlığı önlemeye verilen göreceli ağırlıklara dayalı olarak bilişsel başarı çeşitlerinin bir sınıflandırmasını önermektedir: Örneğin, p ‘nin başarıya ulaşmaya daha fazla ağırlık veren bilişsel bir girişim olduğundan şüphelenmek; buna karşın p‘nin bilişsel bir girişim olduğuna ilişkin Kartezyen kesinlik, başarısızlıktan kaçınmaya neredeyse tek başına ağırlık vermek.

Aristoteles, bir sonuca şans eseri veya tesadüfen ulaşmakla, kişinin yeteneklerini veya erdemlerini kullanarak bunu başarması arasında bir ayrım yapmıştır. Ona göre, hem özünde değerli olan hem de insanın gelişmesinin kurucusu olan, yalnızca ikinci tür eylemdir. “İnsanın iyiliği” der, “mükemmelliği sergileyen ruhun etkinliği olarak ortaya çıkar” (Nikomakos’a Etik 1098a15-16; W. D. Ross tercümesi, 1984, s. 1735). Kişinin entelektüel erdemlerinin başarılı bir şekilde kullanılması, hem doğası gereği iyidir hem de insanın gelişmesinin temelidir. Bu ahlaki ve entelektüel erdeme ilişkindir. Bilgiye ilişkin temel EE çizgisinin doğru olduğunu varsayarsak, değer problemine doğrudan bir çözüm buluruz.

7.  İtimat

Bilgi ve epistemik değer ile ilgili bölümlerde incelediğimiz gibi, EE’de çok popüler bir tez bilginin, failin itimata değer bir durumu olduğudur. Sadece doğruya inandığınız için itimatı hak edip etmediğinizi bilirsiniz. Buna “itimat tezi” denir. İtimat tezi, bilginin değerini açıklamaya yardımcı olur. Ayrıca Gettier problemini çözme ve epistemik şansı açıklama girişimlerinde de belirgin bir şekilde öne çıkar.

Jennifer Lackey (2007), bildiğimiz her şey için itimatı hak etmediğimizi savunur, bu nedenle (a) bilginin standart EE tanımları yanlıştır ve (b) EE, bilginin değerini açıklamak için ideal olarak uygun değildir. O, tanıklığa dayalı ve doğuştan gelen bilgiyi içeren karşı örnekler sunar. Lackey’e göre doğru bir inanç için, itimatı kazanmak için, “güvenilir bilişsel yetilerinizin” neden doğruya inandığınızı açıklamanın “en dikkat çekici kısmı” olması gerekir (Lackey 2007: 351; ayrıca bkz. Greco 2003: 130). Bilişsel yetenekler, açıklamanın yalnızca zorunlu veya önemli parçaları olamaz, çünkü o durumda Gettier sorunları hemen ortaya çıkacaktır (Lackey 2007: 347-8).

İşte Lackey’in sunduğu örneklerden birinin (Lackey 2007: 352) daha sonra (2009) “Chicago Ziyaretçisi” olarak adlandırdığı yakın bir versiyonu: Morris, Chicago tren istasyonuna yeni gelir ve Sears Kulesi için yol tarifi ister. Yoldan geçen gördüğü ilk yetişkin kişiye (“yoldan geçen”) yaklaşır ve yolu sorar. Yoldan geçenler şehri olağanüstü iyi bilir ve açıkça kusursuzca tarif eder. Kule, istasyonun iki blok doğusundadır. Buna dayanarak Morris, tereddüt etmeden bu duruma karşılık gelen doğru inancı oluşturur.

Lackey şu şekilde akıl bir akıl yürütme sunar: Morris, kulenin konumu hakkında açıkça bilgi edinir. Ancak yoldan geçenlerin katkısı, Morris’in neden doğruyu öğrendiğini açıklamada en belirgin olanıdır. Morris’in sürece katkısı asgari düzeydedir. Morris’in güvenilir bilişsel yetenekleri, neden doğruya inandığına dair açıklamanın en göze çarpan kısmı değildir. Yani itimatı hak etmiyor. Ama yine de biliyor. Yani itimat tezi yanlıştır.

Lackey ayrıca bizden, “doğuştan gelen doğal bilgi olasılığını” düşünmemizi ister (Lackey 2007: 358). Elbette böyle bir bilgi mümkündür, bu nedenle yeterli bir bilgi teorisi bu olasılığı barındırmalıdır. Ancak “bir süjenin böyle bir bilgi için güvenirliği hak etmesi pek olası görünmemektedir.” Çünkü inancın kökeni, “doğal seleksiyon veya başka bir evrim mekanizması gibi”, neden doğru inanca sahip olduğunuzu açıklamanın en dikkat çekici kısmı olacaktır. Yani güvenirlilik tezi yanlıştır.

Greco (2007), Morris’in doğruyu öğrendiği için hala itimatı hak ettiğini söyler. İşbirliği ile elde edilen başarı için itimat, diğerlerinden daha az katkıda bulunanlar da dahil olmak üzere birden fazla kişiye tahakkuk edebilir. Genellikle sadece “çabalarınızın ve yeteneklerinizin” başarıya “uygun şekilde dahil edilmesini” gerektirir (Greco 2007: 65). Buz hokeyi oynadığımızı ve benim gol atmam için olağanüstü harika bir oyun oynadığınızı varsayalım. Kaleci ceza alanı dışında yere serilmiş, savunma oyuncuları filenin arkasında, şaşkın ve kafası karışmış, ben sadece diske dokunuyorum.Katkınız benimkini gölgede bırakıyor, ama yine de gol için itimatı hak ediyorum. Aynı şekilde yoldan geçenler işin çoğunu yapıyor; ancak Morris entelektüel yetenekleri uygun şekilde dahil edildiği için hala itimatlı görüyor. Bunun gibi örnekler, toplamı yüzde yüz olmalıymış gibi işbirliğine dayalı başarılar için, sorumluluğu bölmenin zorluğunu vurgulamaktadır. Bu özetleyici varsayımın öngördüğü bireyciliğe, gömülü, yapı iskeletli ve genişletilmiş bilgi için yakın zamanda öne sürülen argümanlarla meydan okunmaktadır (bkz. Bölüm 9).

Sosa (2007: 95), gerçeğe inanmadaki başarısının esasen tanıklık zincirine dahil olan insanlarda somutlaşan “sosyal olarak oturmuş bir yetkinliğe” atfedilebilmesine rağmen, Morris’in hala “kısmi itimatı” hak ettiğini savunur. Bu, inancının uygun olması ve dolayısıyla bilgi olarak sayılması için yeterlidir. Uygun performansa dayanan kısmi itimat, tanıklıkta olduğu gibi takım sporunda da yaygın olan, tamamen genel bir fenomendir.

Oyun kurucunun pası yetkinliğinden kaynaklanır, ancak büyük başarısı, bir gol pası olması takımın yeterliliğini daha eksiksiz bir şekilde gösterir.

Riggs (2009: 209), Morris’in kulenin nerede olduğunu bilip bilmediğinin net olmadığını söyler. Her “tesadüfi, düşünülmemiş tanıklığın kabulünü” bilgi olarak saymak zorunda değiliz (Riggs 2009: 214). Ve kısa süre sonra birisinin Morris’e kulenin nerede olduğunu sormasını sağlayarak hikayeye devam edersek, basitçe “iki blok ötede” diyerek hataya düşeceğine dikkat edin, bu da onun gerçekten bilmediğini gösterir” der. (Riggs 2009: 210–11). Bunun ötesinde Riggs, iki itimat anlamını birbirinden ayırır: takdire şayanlık ve atfedilebilirlik. Bilgi, doğru inancınızın bir fail olarak size atfedilebilir olmasını gerektirir, ancak onun için övgüye değer olmanızı gerektirmez. Riggs, Lackey’nin itirazlarının yanlış bir şekilde, itimat tezi savunucularının, bilginin takdire değer olduğunu düşündüklerini, Greco’nun özel itimat anlayışına çok yakından bağlı olduğunu (açıklayıcı belirginliğe vurgu yaparak) ve ayrıca başarılarda “grup çabası” olasılığını göz ardı ettiğini iddia eder.

Lackey (2009) Greco, Riggs ve Sosa’ya yanıt verir. Yanıtlar ince ve çok boyutludur, ancak can alıcı noktası EE’nin itimat tezi için bir ikilemdir. Ya EE’nin itimata değer anlayışı, Gettier süjelerinin itimatını elemek için yeterince önemli ya da değildir. Yeterince önemliyse, tanıklık bilgisini çok fazla dışlar, bu durumda başarısız olur. Yeterince önemli değilse, Gettier durumlarında çürütülür ve bu durumda yine de başarısız olur. Nihayetinde her iki durumda da başarısız olur (Kvanvig 2003 ile karşılaştırın; Pritchard 2008b.).

8. Bağlamcılık

Son dönemlerde epistemolojide yaygın bi görüş olan bağlamcılığa göre, “S, P’yi biliyor” gibi bilgi atıfları için doğruluk koşulları, “bilmek” bilişsel fiilinin bağlama duyarlılığından dolayı, bağlama duyarlı olduğunu iddia etmiştir (bu hususa dair bir inceleme için bkz. Rysiew 2016). Bağlamcılar, iddia edilen bağlam duyarlılığının nasıl modelleneceği konusunda hemfikir değildirler. Bazıları için “bilmek”, bağlamlardan içeriklere bir işlevdir ve bağlamı-değişmez bir karaktere sahip şekilde dizinseldir”, derken diğerlerinin iddiasına göre belirli özellikleri yüklemek için bağlamsal tamamlamaya gerek duyan belirsiz bir yüklem olduğunu öne sürmektedir. Bu görüşü eleştirenler “bilme”nin, bu şekillerde bağlama duyarlı olduğuna dair bağımsız delillere sahip olmadığımız (Stanley 2005) veya davranışsal deneyler, insanların bilgi niteliklerini önde gelen bağlamcıların varsaydığı veya öngördüğü şekilde değerlendirmediklerini gösterdiği için (Turri 2016b), öne çıkan bağlamcı önerilerin geçici ya da amaçsız olduğunu ifade eder.

Greco (2004, 2008) bağlamcılığın “erdem bağlamcılığı” dediği bir versiyonunu savunur. Erdem bağlamcılığı yukarıda bahsedilen bilmek, entelektüel erdeminiz veya yeteneğiniz nedeniyle doğruya inanmaktır, temel fikrinden kaynaklanır. “Entelektüel erdemlerin ya da yeteneklerin sayesinde” dediğimizde “sayesinde”yi nasıl anlayabiliriz? Genellikle açıklayıcı konuşma, iki temel yoldan bağlam-duyarlıdır. İlkinde anormal özellikler, açıklayıcı bir şekilde dikkat çekici olma eğilimindedir. Sözgelimi, Manhattan’daki bir apartmanda bir kaplan lobiye girdikten hemen sonra meydana gelen bir panik mevcuttur. Paniğin nedenini belirlemekte sorun yaşamıyoruz: Kaplan! Kaplanın varlığı paniğe neden olmak için bireysel olarak yeterli olmasa da, bu doğrudur. İnsanlar kaplanlardan da korkmalıdır, normal olan da budur. İkincisi, ilgi alanlarımız ve amaçlarımız, özellikle ilgili olan belirli özellikleri öne çıkarır. Kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanma eğilimindeyiz. Bir öğrenci öğretmene sınavda neden başarısız olduğunu sorarsa, öğretmen nadiren sınıfa geldiğini ve sınavın sabahına kadar bir çalışma rehberi almadığını söyleyebilir.

Açıklayıcı konuşma genellikle bağlama duyarlıysa ve bilgi-konuşma sadece açıklayıcı bir konuşma türü ise, muhtemelen bilgi atıfları da öyledir. Normal görüneni değiştirerek ya da ilgi alanımızı ve amacımızı değiştirerek, “S, erdemi sayesinde doğruya inanıyor” demenin bir doğruyu ifade ettiği bir bağlamdan, aynı kelimeleri söylemekle bir yanlışı ifade ettiği bir bağlama gidebiliriz. Ve “S bilir” demek, “S, erdemi sayesinde doğruya inanır” demekle aynı anlama geldiğinden, bilgi-atıflarının da aynı şekilde bağlama duyarlı olduğu sonucu çıkar. Bağlam duyarlılığı açıklamasını, açıklayıcı konuşmanın genel karakterinden türeterek, erdem bağlamcılığı, amaçsız ve geçici olduğu suçlamasından kaçınabilir. Bununla birlikte, teorinin insanların gerçek dilsel davranışlarına uyup uymadığını test etmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

9. Epistemik Durumculuk

Yukarıda değinildiği gibi her alanda erdem epistemolojisi uygulayıcıları, biliş ve araştırma ile ilgili deneysel bulguların önemini kabul etme eğilimindedirler. Bu duyarlılığın, natüralizm tercihinin ötesinde birçok nedeni vardır. Birincisi, yukarıda tartışıldığı gibi EE normatif bir disiplin olsa da, yapılmalı, yapılabilir olmayı gerektirir anlayışının bir versiyonu olduğunu kabul eden uygulayıcıları vardır. Psikoloji, bilişsel bilim ve diğer alanlardaki ampirik araştırmanın insan bilişinin sınırlarını belirlediği ölçüde, bu tür araştırmalar epistemik olarak insanlardan talep edilebilecek araştırmaları, eğilimleri ve durumları sınırlar. Daha iştiyaklı bir şekilde, son derece talepkar epistemik normların, tam anlamıyla tatmin edilebilseler bile çarpıcı şekilde bazen uygunsuz olduğunu düşünebiliriz. İkinci olarak biri yapılmalı, yapılabilir olmayı gerektirir anlayışını reddederse bile EE’nin, şüpheciliğe başarılı bir şekilde cevap verme becerisi onun öne çıkan güçlü bir yönüdür. Bununla birlikte, uygulayıcıların var olduğunu düşündüğü eğilimler, hiç somutlaşmadıysa veya nadiren somutlaştıysa, şüphecilik belirir. İnsanlar epistemik erdemleri edinebilseler ve tezahür ettirebilseler bile bunu fiili olarak yapmadıkları müddetçe bu argümanın yine de geçerli olacağına dikkat ediniz. Üçüncü olarak deneysel araştırmalar genelleme sorununu çözmeye yardım edebilir. Bir inancın elde edilmesine ilişkin herhangi bir olay, belirsiz sayıda başlık altında sınıflandırılabilir; bu tür bazı sınıflandırmalar son derece güvenilir eğilimleri bireyselleştirirken, diğerleri daha az güvenilir eğilimleri bireyselleştirir. İncelediğim her zümrüdün yeşil olduğu gerçeğinden, her zümrüdün (incelensin veya incelenmesin) yeşil olduğu sonucuna vardığımda, çıkarımım tümevarımsal genelleme veya öngörülebilir yüklemleri kullanan tümevarımsal genelleme olarak mı tanımlanmalıdır? Genelleme sorunu ilk olarak süreç güvenilirliği için bir engel olarak ifade edilmiş olsa da (Pollock 1984), Goldman (1986: 50) ve Zagzebski (1996: 300) EE’nin, problemin kendi versiyonuyla yüzleştiğini düşünmektedir. Açık fikirlilik kabul edilsin diye epistemik erdemler kabaca bireyselleştirilmeli mi, iyi bir ruh halindeyken arkadaşlara yönelik açık fikirlilik kabul edilsin diye onlar ince bir şekilde bireyselleştirilmeli mi? Zagzebski (1996: 309), bu sorunun kabaca bireyselleşme tercihi ile ampirik olarak cevaplanması gerektiğini savunur. Son olarak erdem epistemolojisine iyileştirici ve eğitici bir yaklaşım olarak yönelen uygulayıcıların deneysel bulgularla ilgilenmek için başka nedenleri de vardır, çünkü bunlar bilişsel ve epistemik eğitim ve gelişim için çağdaş pedagojide kullanılanlara göre daha umut verici beklentiler önermesinin yanı sıra, potansiyel olarak düzeltilebilecek yaygın bilişsel kusurları ortaya çıkarabilir. 

Bu hususlara rağmen, bilişsel bilimler Erdem Epistemolojisine tehdit oluşturabilir. Sonuçta, insanların bilişsel eğilimleri erdem olarak nitelendirilmediği ölçüde (örneğin güvenilmez veya sorumsuz oldukları için) ürettikleri doğru inançlar bilgi olarak değerlendirilmeyecektir. (Alfana 2012) Uygulayıcıların, bilginin erdemi gösteren doğru inanç olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikir olduklarını hatırlayalım. Ampirik çalışmalar, insanların inançlarının genellikle bilişsel kusurlar veya yetersizlik gösterdiğini öne sürüyorsa, o zaman doğru inançlarımızın çoğunun bilgi olarak sayılmadığı sonucuna varılacaktır. EE’ye yönelik bu meydan okuma, erdem etiğine yönelik “durumcu meydan okumaya” benzemektedir. (Doris 1998, 2002; Flanagan 1991; Harman 1999; yeni bir izah için bkz. Merritt, Doris, ve Harman 2010).

Mark Alfano (2012: 234) bu sorunun ilk kez uyuşmaz bir üçlü olarak çerçevesini çizmiştir: Neredeyse tüm insanların hakkında bilgi sahibi olduğu anti-şüphecilik, görünüşte önemsiz ve epistemik olarak alakasız durumsal faktörlere oldukça duyarlı olduğu için çoğu insanın entelektüel eğilimlerinin erdem olmadığını savunan epistemik durumculuk ve EE. İnsanların çıkarımsal eğilimlerinin güvenilirliği ile ilgili olarak, Alfano (2014a, 2013b: bölüm 6) zihinsel kestirim, temsil kestirimi ve tanıma kestirimi gibi zihinsel kestirme yollarının güvenilmezliğiyle ilgili sağlam bir dizi bulguya işaret etti.

Sorumlulukçu Erdem Epistemolojisi ile ilgili olarak Alfano (2012, 2013b: bölüm 5), görünüşte önemsizmiş gibi duran fakat epistemik olarak alakasız faktörlerin, inanç oluşumu üzerindeki önemli etkisine ilişkin bulguları vurguladı. Bu faktörler, duygudurum yükselticileri, duygudurum depresyonları ve ittifakla ya da ittifak olmadan olan anlaşmaların toplumsal ipuçlarını kapsar. Daha sonra, birkaç filozof amprik yarayı daha da derinleştirirken (örneğin, Olin ve Doris 2014; Blumenthal-Barby 2015), en az dört cevap hattı ortaya çıkmıştır.

Epistemik durumculuğa ilk ana cevap, daha cesaretlendirici ampirik delile atıfta bulunarak, bir problemin var olduğunu reddetmektir.Örneğin Fairweather ve Montemayor (2014), kestirmelerin, -güvenilmez zihinsel kısayollar olmak yerine- insanların kötüye kullanma eğiliminde olduğu geleneksel çıkarımsal kalıplardan daha güvenilir olduğunu savunmaktadır. Benzer bir şekilde Samuelson ve Church (2015), kestirmelerin, genelden özele çaba gerektiren bir biliş tarafından düzgün bir şekilde izlendiğinde ve kesintiye uğradığında güvenilir olabileceğini ve bu tür genelden özele kontrolün etkili bir şekilde uygulanmasının, entelektüellerin sorumlulukçu ve entelektüel tevazu erdeminin bir versiyonunu oluşturduğunu savunurlar. Ve King (2014a), en azından Zagzebski’nin (1996) EE versiyonunda, bilginin erdemi göstermesi gerekmediğini, bunun yerine sadece erdemli bir kişinin uğraşacağı türden motive edilmiş araştırmadan kaynaklanması gerektiğine işaret ederek sorumlulukçuluğu savunur. 

İkinci ana cevap daha uzlaştırıcıdır ve EE’nin erdeme ulaşmaya daha az, kötülükten kaçınmaya daha çok odaklanması gerektiğini öne sürer. Roberts ve West (2015), kestirmeler ve bilişsel önyargılar üzerine yapılan araştırmanın, insanların en iyi şekilde çeşitli doğal epistemik kusurların tezahürü olarak anlaşıldığını gösterdiğini iddia etmektedir. Yeterince iyi bir bilen kişi olma işi, bu durumda söz konusu kusurları önleme veya üstesinden gelme yollarını geliştirme meselesi olacaktır. Onlar kendine dikkat etmenin ve artan entelektüel canlılığın, bu kusurları ele almanın iki önemli yolu olduğunu öne sürmektedir ve bu da onların görüşlerini Samuelson ve Church’ünkine (2015) benzer kılar. Cassam (2016), komplo teorileri ve komplocu düşünme hakkındaki kapsamlı literatürün, insanların etkili ve sorumlu sorgulamayı engelleyen karakter özellikleri olarak anlaşılan çeşitli entelektüel erdemsizliklere yatkın olduklarını gösterdiğini savunur. İnsan araştırmasını ve yanlış gitme ihtimalinin nasıl olduğunu anlamak için entelektüel erdemsizliklerin incelenmesi gerekir. Alfano (2014b) klişetehdidi olgusunu entelektüel erdemsizlik perspektifinden araştırır ve klişe tehdidine yatkınlığın failden ziyade sosyal çevrenin sorumlu olduğu epistemik bir kusur olarak yorumlanması gerektiğini savunur. Bu, en azından bazı epistemik erdemsizliklerin üstesinden gelmenin toplumsal veya kurumsal bir yaklaşım gerektirdiğini göstermektedir.

Açıkçası bu öneri, epistemik durumculuğa yönelik üçüncü ana cevapla uyumludur ve bireyin geleneksel olarak ihtiyaç duyduğu bir kısım bilişsel failliği maddi, toplumsal veya politik çevreye bir şekilde yükletmektir. Örneğin Pritchard (2014), bilginin edinilmesinde çevrenin temel rolünü kabul eden daha mütevazı bir EE versiyonunu savunmaktadır. Maddi, toplumsal ve politik çevreye şans eseri yerleştirilmiş biri, bilişsel faillikte daha az uygulama yapmasına rağmen, bu şansa sahip olmayan birine göre, ikincisi bilişsel faillikte güçlü seviyelerde uygulamalar yapsa bile, daha fazla bilgi sahibi olacaktır, Bu nedenle Epistemik durumculuk, koşullara kaçınılmaz epistemik bağımlılığımızın delili olarak yeniden yorumlanır. Alfano (2013b, 2016a) ve Skorburg (2017), epistemik durumculuk meydan okumasını, Clark ve Chalmers’dan (1998; ayrıca bkz. Sterelny 2010) esinlenen gömülü, iskele edilmiş ve genişletilmiş biliş üzerine zihin felsefesindeki literatüre bağlamaktadır. Buradaki temel fikir, bir bilişsel fail, doğal nesneler, eserler ve diğer etmenlerle maddi, sosyal ve politik çevrelerinde uygun şekilde entegre edildiğinde, bu dışsallığın, failin bilişsel eğilimlerini kısmen oluşturabileceğidir. Gömülü biliş, çoğunlukla sabit bir doğal ortamda gerçekleşir; iskele edilmiş biliş, çoğunlukla istikrarlı bir yapay ortamda gerçekleşir; tamamen genişletilmiş biliş; dinamik olarak reaktif bir ortamda gerçekleşir. Bu sınıflandırma içinde Alfano ve Skorburg zihinsel kestirmenin güvenilirliğini, daha fazla içsel bilişsel kaynak geliştirerek değil (Samuelson & Church 2015 ve Roberts & West 2015 gibi), bilgi ekosistemini daha iyi yapılandırarak iyileştirmenin mümkün olduğunu savunmaktadır ki, bu insanların kendilerini buldukları İnternet (Bozdag & van den Hoven 2015; Lynch 2016) ve kütüphane bilimleri (Fallis & Whitcomb 2009) gibi bilgi ve iletişim teknolojilerinin epistemolojisi üzerine yapılan son çalışmalarla uyumlu bir öneridir. Alfano (2016a) ve Skorburg (2017), bazı durumlarda, fail çiftlerinin birbirine kenetlenen erdemlerle dinamik etkileşimlere girerek karşılıklı olarak birbirlerinin karakterini oluşturduğunu iddia etmektedir. Örneğin arkadaşlığa odaklanırlar, burada senin arkadaşın olmam kısmen benim arkadaşım olmanla oluşur ve bunun tersi de geçerlidir. Gömülü, yapı iskeletli ve genişletilmiş epistemik erdemlerle ilgili literatür, EE’nin entelektüel faillere ve topluluklara yaptığı vurgunun doğal bir sonucudur.

Dördüncü cevap, bilginin epistemik durumculuğun meydan okuduğu türden eğilimler gerektirdiğine dair hiçbir kanıt olmadığı ve dahası, bilginin bu tür eğilimleri gerektirmediğine dair teorik ve amprik delillerin var olduğudur (Turri 2017). Daha belirgin olarak bu eleştiriye göre bilginin güvenilirlik gerektirdiğine dair hiçbir ciddi argüman sunulmamıştır; bunun yerine filozoflar daha zayıf argümanlara güvenmiş ya da daha yaygın şekilde basitçe bilginin güvenilirlik gerektirdiğini farzetmişlerdir (Turri 2016a). Dahası eğer bilgi başarıysa, güvenilirlik gerektirmesini beklememize gerek yoktur; zira başka hiçbir başarı güvenilirlik gerektirmez (Turri 2015c). Ek olarak, son dönemdeki amprik çalışmalar, uygulayıcıların ilgilendiklerini iddia ettikleri sıradan bilgi kavramının, güvenilirliği gerekli bir bilgi koşulu haline getirmediğini göstermiştir (Turri 2016a). Örneğin, algısal ve anılara dayalı inançlar söz konusu olduğunda, insanlar bilgiyi benzer şekilde yüksek oranlarda (~% 80), failin onu yüzde on ya da yüzde doksan oranında doğru anladığına bakılmaksızın atfederler. Bu eleştiri çizgisiyle birlikte, araştırmacılar son derece güvenilmez bilişsel yetenekler veya güçler tarafından üretilen bilgiye izin veren alternatif bir bilgi teorisi önermişlerdir (Turri 2016 a, c).

10. Genişleyen Ufuklar

Bu son bölümde EE’nin geliştiği dört yön incelenmektedir. Bu yönler yukarıda belirtilen devam eden araştırma programlarının doğal uzantılarıdır; ancak EE’ye ve epistemolojiye yeni yaklaşımlar getirmeyi de hedeflemektedir. Bunlar epistemik topluluklardaki erdemleri, belirli erdem ve erdemsizliklerin görünüşünü, bilgi haricindeki epistemik  durumlara dair felsefi düşünmeyi ve epistemik duygular ve erdemler arasındaki ilişkilere dair araştırmaları içerir. 

10.1 Epistemik Topluluklarda Entelektüel Erdemler

Jonathan Kvanvig (1992), epistemolojide erdemlerin yerine dair alternatif bakış öne sürmektedir. Modern epistemolojinin, bireylere (zaman dilimlerine) ve belirli inançlara dar bir Kartezyen odağı vardır. Knaving EE’nin bu çerçeveye değil de sosyal ve tarihsel faktörlere uymanın daha uygun olduğunu ifade eder. Kvanvig’e göre erdemler, insanları gerçekleri arama, edinme ve iletme konusunda eğitmedeki vazgeçilmez rolü nedeniyle belirgin bir toplumsal etkinlik olarak önemlidir (ayrıca bkz. Morton 2013).

Kvanvig, geleneksel epistemolojide “bireyci” ve “eşzamanlı” bir bilgi anlayışının hakim olduğunu ifade eder. Onun en önemli görevi, bir bireyin belirli bir zamanda belirli bir önermeyi bildiği koşulları belirlemektir. Kvanvig, zihnin sosyal bir bağlam içinde gelişirken bilişsel yaşamına odaklanan genetik bir epistemoloji lehine bu görüşü terk eder. Grup hakkındaki sorular, bireyle ilgili soruların yerini alır. Bilişsel gelişim ve öğrenmeyle ilgili sorular, bir bireyin belirli bir zamanda ne bildiğiyle ilgili soruların yerini alır. Bu yaklaşım, hem EE’de halihazırda belirtilen eğitimci çizgi ile, hem de 9. Bölüm’de açıklanan gömülü, iskeleli ve genişletilmiş erdem yaklaşımı ile iyi bir uyum sağlar.

Kvanvig, bu yeni yaklaşımın erdemleri öne çıkarmasının en az iki yolunu öngörür. Birincisi, erdemler zihnin bilişsel yaşamını anlamak için, özellikle de erdemli failleri taklit etmek ve erdemsizlik hikayelerini yürekten almak gibi çeşitli süreçlerle, zamanla gerçekleşen gelişim ve öğrenmeyi anlamak için gereklidir. İkincisi, erdemler bilişsel idealleri karakterize etmede esastır. Örneğin, bilgileri düzenlemenin bir yolu diğerinden daha iyidir, Kvanvig, uygun koşullarda entelektüel açıdan erdemli bir kişinin onu bu şekilde organize edeceğini öne sürer.

10.2 Belirli Erdemler ve Erdemsizlikler

Erdem Epistemolojisi için başka bir ‘’gelişme alanı’’ bireysel erdemlerin ve erdemsizliklerin görünümleridir. Bu alandaki çalışmalar, bazı erdemler ve erdemsizlikler üzerine diğerlerine nazaran daha büyük ilgiyle başladı ve daha az çalışma ile de olsa, uyum içinde ilerledi. Erdemlerin karşısında erdemsizliklerin yanı sıra entelektüel cesaret, entelektüel tevazu ve epistemik adaleti içeren önemli özellikleri de dikkate aldı. 

Roberts ve Wood (2007: 219), entelektüel cesaret ve ihtiyatı, bizi entelektüel yaşamlarımızda algılanan tehditlere uygun şekilde yanıt vermeye iten erdemler olarak nitelendirir. Sözgelimi cesaret, bizi gereksiz yere korkakça davranmaktan alıkoyar, ihtiyat ise entelektüel iyiye ulaşmada uygunsuz riskler almamayı temin eder. Öyleyse onlar için entelektüel cesaret, taşıyıcısını, ne çok aceleci ne de çok korkakça davranmadan, tehditlere iyi yanıt vermeye hazırlaması bakımından Aristotelesçi ahlaki cesarete benzer. Baehr (2011, bölüm 9) benzer şekilde entelektüel cesaretin en iyi şekilde kişinin epistemik refahına yönelik tehditlere iyi yanıt verme eğilimi olarak yorumlandığını savunur; özellikle inanma veya şüphe etme cesaretinden ziyade sorgulama cesaretine odaklanır. Nietzsche’den yola çıkan Alfano (2013a), yasak olanı araştırma ile ilgili bir tür entelektüel cesareti araştırır. O, insanların ya örtbas etmeye ya da aklamaya çalıştıkları, insan doğasının en cesaret kırıcı ve utanç verici yönlerini anlamak için Nietzscheci bir cesarete ihtiyaç duyulduğunu savunur. Başka bir yerde Alfano (2013b), kişinin bildiği ya da inandığı şeyi, onaylamak ya da sessiz kalmak için sosyal ve kurumsal baskı karşısında kamuoyuna duyurmasında entelektüel cesaretin önemini vurgulamaktadır. Böyle bir cesaret, araştıran kişinin menfaati için bilgi aramasından ziyade, bilginin aktarılması ve kişinin toplumundaki cehalet ve yanılgının yok edilmesiyle ilgilidir. Bir kimsenin ne zaman ve nasıl konuşulacağına dair böylesine bir anlayışa sahip olması, etkili bir muhbir olma erdeminin, mevcut çağın yeterince takdir edilmeyen bir örneği olmanın temel bileşenidir (DesAutels 2009). Medina (2013), on yedinci yüzyıl Meksika’sındaki Sor Juana Ines de la Cruz gibi olağanüstü entelektüel cesarete sahip kişiler hakkında bir açıklama sunar. Bu tür kahramanlar, yaratıcılık ve hayal gücü yoluyla epistemik baskı bağlamında bilişsel engellere meydan okur. 

Entelektüel tevazunun görünümüne katkı sunanlar arasında Carter ve Pritchard (2016) Hazlett (2012) Roberts ve Wood (2007), Samuelson ve Church (2015) Whitcomb vd.  (2015) ve Christen vd (2014) vardır. Hazlett entelektüel tevazunun;

epistemik olarak uygun olmayan üst düzey epistemik tutumları benimsememe eğilimi ve (doğru şekilde, doğru durumlarda) epistemik olarak uygun üst düzey epistemik tutumları benimsemek

olduğunu iddia eder. Bu entelektüel tevazu kavramı, en çok anlaşmazlıkların olduğu alanda geçerlidir. Roberts ve Wood’un görüşü de benzerdir ve entelektüel tevazunun “toplumsal öneme çarpıcı veya alışılmadık bir ilgisizlik ve dolayısıyla statü ile ilgili hususlara karşı bir tür duygusal duyarsızlık” olduğunu savunur (2007: 239). Onların tanımları Hazlett gibi entelektüel tevazunun toplumsal doğasına odaklanır. Hazlett’in aksine Roberts ve Wood, entelektüel olarak mütevazı kişinin endişelerine ve duygularına daha fazla ağırlık verirken, inançla ilgili durumlarına daha az yer verir.

Bu durumun aksine Samuelson ve Church (2015), çağdaş psikolojide popüler olan ikili süreç dilindeki entelektüel tevazuyu öne çıkarır. Samuelson ve Church, entelektüel tevazunun motive edici bir özellik olduğunu düşünür; ancak bunu, otomatik sezgisel süreçleri (buluşsal yöntemler, duygusal yargılar, vb.) yavaş, kontrollü, çabalı, özenli düşünce ve düşünmeyle uyumlu hale getirdiği ikili sistem çerçevesinde yorumlama eğilimindedirler. Bu görüşe göre, sezgilere (“Sistem 1”) dayanarak sonuçlara sıçrama eğiliminde olan bir kişi, özellikle yeni kanıtlar karşısında inançlarını değiştirmeye açık değilse, entelektüel olarak mütevazı olamaz. Aksine, sezgisel tepkilerin yanıltmaya yatkın olduğu durumlarda yavaşlamaya ve kendini dikkatlice düşünmeye (“Sistem 2”) zorlayan biri, entelektüel tevazunun bir örneği olacaktır. 

Whitcomb vd. (2015; ayrıca bkz. Medina 2013) kişinin bilişsel sınırlamalarına uygun bir şekilde katılması ve sahiplenilmesi olarak bir entelektüel tevazu kavramı önermektedir. Bu tür bir dikkatlilik bilinçli olabilir, ancak kişinin kendi eğilimlerine karşı örtük bir duyarlılığa dayanır. Kişinin sınırlarına dikkat etmek, sırayla entelektüel olarak alçakgönüllü bilişsel, davranışsal, motivasyonel ve duygusal tepkilere yol açmak anlamına gelir. Bu özellik, entelektüel açıdan mütevazı kişinin kendi sınırlarının farkına varması ışığında inançlarını gözden geçirmesine, sınırlarının olumsuz etkilerini aşmaya veya tecrit etmeye, daha az ve daha az ciddi sınırlamaları somutlaştırma arzusuna ve sınırlarına uygun duygular (ör. keyif yerine pişmanlık duymak) sergilemesine yol açar. 

Son olarak Christen, Alfano ve Robinson (2014), entelektüel tevazunun normatif bir açıklamasından ziyade tasviri bir açıklama verir. Yukarıda ele alınan görüşler gibi, onlar da entelektüel tevazunun diğer eğilimlere karşı çıkan çok yönlü bir eğilim olarak anlaşılabileceğini düşünmektedir. Bununla birlikte, entelektüel tevazunun yönlerinin ve karşıt erdemsizliklerin ne olduğuna dair kendi sezgilerine danışmak yerine, entelektüel tevazunun üç olumlu yönü (duyarlı benlik, sağduyulu benlik ve araştırmacı benlik) ve üç karşıt erdemsizlik (ötekini küçümseme, benliği küçümseme ve benliği abartma) olduğunu öne süren kavram temelli bir psikolojik analiz kullanırlar. Duyarlı benlik, yeni fikirlere ve bilgilere açıklığı göstermenin yolları olan anlama, cevap verebilirlik ve farkındalık ile karakterize edilir. Araştırmacı benlik, yeni fikir ve malumat aramanın yolları olan merak, keşif ve öğrenme ile karakterize edilir. Sağduyulu benlik ise, diğer insanlarla, özellikle de aynı fikirde olmayan kimselerle ilişki kurma yolları olan tevazu ve gösterişsiz olmakla karakterize edilir. 

Miranda Fricker (2003, 2007), epistemik adalet erdemine ve onun karşıt erdemsizliği olan ötekileştirilmiş ve daha az güçlü olanların maruz kaldığı “epistemik adaletsizliğe” dair ayrıntılı bir vaka çalışması sunmaktadır. Epistemik adaletsizlik, (potansiyel) bir bilen olması dolayısıyla o kimseye zarar verir ve onun birkaç türü vardır. Bunlardan biri, insanların deneyimlerini anlamlandırmak ve anlatmak için kavramsal ve dilsel kaynaklardan mahrum bırakıldıklarında ortaya çıkan hermönetik adaletsizliktir. En iyi örnek, 1970’lerin Amerika’sında uydurulmuş bir kavram olan cinsel tacizdir. En çok dikkat çeken diğer ana epistemik adaletsizlik türü ise tanıklığa dayalı adaletsizliktir; bu, birisinin iddialarına, cinsiyet, ırk, etnik köken veya yaş gibi kimliklerle ilgili bir tür önyargı nedeniyle hak ettiklerinden daha az (veya daha fazla) itimat edildiğinde ortaya çıkar. Tanıklığa dayalı adaletsizliğinin erdemsizliği, bu tür epistemik adaletsizlik eylemlerini gerçekleştirme eğiliminden ötürüdür. Tashih edici tanıklığa dayalı adalet erdemi, birinin tanıklığının değerine ilişkin tahmininize müdahale ederek önyargılarınızın farkında olma ve bunları telafi etme eğilimidir. Fricker (2003: 161) bu tashih edici erdemin, sosyal eğitim yoluyla geliştirildiğini ileri sürer.

Medina (2011, 2012, 2013), epistemik adalet erdemi ve epistemik adaletsizliğin buna karşılık gelen erdemsizliğinin sosyal-bağlamsalcı bir açıklamasını geliştirmiştir. Medina’ya göre (2011) tanıklığa dayalı adalet, hem hak edilmemiş güvenirlik açıklarını hem de hak edilmemiş güvenirliğe dair aşırılığını tespit eden ve düzelten epistemik duyarlılığın geliştirilmesini gerektirir.

Sherman (2016), tanıklıktaki adaletsizliğin neden olduğu zarar konusunda Fricker ile hemfikirdir, ancak bunu düzeltmek için bir erdem geliştirmeye çalışmanın etkinliğini sorgular. Temel sorun, insanların kendi fikirlerinin ve başkalarının ifadelerine olan güvenlerinin makul olduğunu düşünme eğiliminde olmalarıdır. Birinin sözüne çok az ağırlık verdiğinizi düşünüyorsanız, fikrinizi hali hazırda gözden geçirmiş olursunuz. Bu doğrultuda Sherman, tashih edici tanıklığa dayalı adaleti geliştirme çabalarının muhtemelen başarısız olacağını ve hatta geri tepeceğini öne sürmektedir.

Sherman’ın ardından Alfano (2015; ayrıca bkz. Alfano & Skorburg), tanıklığa dayalı adalet arayışını şu şekilde toplumsallaştırmayı önerir: Örneğin adaletsizlik yaptığınızı düşündüklerinde arkadaşlarınızı sizinle yüzleşmeleri için meseleye dahil etmek ve adaletsizliğe şahit olduğunuzda aynı şeyi yapmak için yolunu değiştirmek. Ayrıca Sherman’a yanıt olarak Davidson ve Kelly (2015), kişinin şu anda güvenini ayarlamanın zor veya imkansız olsa da maddi, sosyal ve politik çevresi olan uzak ekolojik kontrolü ele almasının (Clark 2007), tanıklığa dayalı adaletsizliğe yol açan önyargıları bastırmaya veya ortadan kaldırmaya yardımcı olabileceğini savunur. Benzer şekilde Washington (2016: 11), izole bireylerin “Kötü Yargı Uyarısı”na sahip olmadığını savunur; zira tanıklıktaki adaletsizliğe verilen yanıt, kişinin kendi karakterini refleks olarak geliştirmesi değil, “değerlerimizin ifade edilmesini kolaylaştıran sosyal ve ahlaki bir ekolojiyi” teşvik etmesi olmalıdır. Bu yaklaşımlar, yukarıda açıklanan gömülü, yapı iskeletli ve genişletilmiş erdem modeliyle ve ayrıca Kvanvig’in (1992) epistemik topluluğun rolünü övmesiyle uyumludur. 

Diğer entelektüel erdemler, felsefi değer eksikliğinden dolayı olmasa da bugüne kadar daha az ilgi görmüştür. Bunlar arasında entelektüel cömertlik (Roberts & Wood 2007: 293), epistemik ölçülülük (Battaly 2010), açık fikirlilik (Adler 2004; Baehr 2011; Carter ve Gordon 2014b), entelektüel sebat (King 2014b), araştırmacılık (L. Watson 2015) ve merak (Alfano 2013a; Whitcomb 2010) bulunmaktadır.

10.3 Bilgi Dışındaki Durumlar

6. bölümde açıklandığı gibi uygulayıcılar, bilginin ayırt edici değerinin ne olduğu konusunda canlı bir tartışmaya girdiler. Buradaki ana soru, bilgiyi doğru inançtan daha değerli kılanın ne olduğudur. Bu tür değer soruları daha da artırılabilir. Örneğin ya herhangi bir şey anlamayı bilgiden daha değerli kılarsa? Ya da anlayış bir tür bilgi ise, ya onu anlama olarak nitelendirilmeyen bilgiden daha değerli kılan herhangi bir şey varsa? Ve bilgeliği özellikle epistemik olarak değerli kılan nedir? Bu soruların yanıtları, içeriğin veya kavrayanın özelliklerini bir arada bulundurma eğilimindedir. Örneğin, bilim felsefesinde bilimsel açıklamanın doğası üzerine araştırmalar yapan bir gelenek vardır. Bu gelenekte açıklamalar, nedenlerin bilgisini ileterek anlamayı temin eder. (Lipton 1991; Salmon 1984; Khalifa & Gadomski 2013; Turri 2015b) Aksine epistemologlar ve özellikle erdem epistemologları, anlamanın entelektüel erdem eylemlerinden doğan özel bir statü olduğunu iddia etme eğilimindedirler. Örneğin Pritchard (2016b) anlamanın, entelektüel özerkliği erdemini ortaya koyan “onu kendi gözleriyle görmekten” kaynaklandığını savunur. Stephen Grimm (2006) anlamanın, entelektüel erdemi gösteren kendine özgü bir psikolojik eylem olan “kavrayıştan” kaynaklanan özel bir bilgi türü olduğunu  savunur. Carter ve Gordon (2014a, b), özellikle nesnel anlamanın özel bir değer bilgisine sahip olmadığını ve ayrıca açık fikirlilik gibi belirli özelliklerin neden entelektüel erdemler olduğunu açıklamak için bu tür bir anlayışa ihtiyaç olduğunu savunmaktadır.  Zagzebski’ye göre, anlama, bir sanatta veya becerideki ustalıkla yakından bağlantılıdır, çünkü o, ayrı önermelerle değil, yapılarla veya sistemlerle ilgilidir ve sonuç olarak önerme olmayan bir nesneyi ele alır. Anlama, önermesel bilgide olabileceği gibi, salt malumatın elde edilmesinden kaynaklanmaz. Zagzebski anlamayı, “gerçekliğin önermeye dayalı olmayan yapılarını anlama durumu” olarak düşünür (Zagzebski 2001: 242). Ayrıca anlamayı, kendisinin bilgiyi tanımladığına benzer şekilde tanımlayabileceğimizi varsayar. Temel fark, farklı durumları üreten erdemlerle ilgili olacaktır. Bilgi, doğruluğu hedefleyen erdemlerden türetilirken, anlama, en azından kısmen farklı erdemlerden, şimdiye kadar “analiz edilmemiş, hatta tanınmamış” özel erdemlerden türer. (Zagzebski 2001: 248).

Anlamanın ötesine bakan Zagzebski, epistemologların bir gün dikkatlerini bilgeliğe çevireceğini ummaktadır. Ayrıca, EE’nin anlama ve bilgeliğe olan ilgiyi “yeniden toplamayı” ve analiz etmeyi kolaylaştırdığını öne sürmektedir. Bilgelik ve epistemik tevazu erdemiyle olan potansiyel bağlantısı hakkında daha fazla bilgi için, Ryan (2014) ‘e bakılabilir.

10.4 Epistemik Duygular

Pek çok erdemin duyguya ek olarak davranış içerse de duygusal eğilimler olduğunu söylemek tartışma götürmezdir. Yukarıda değinildiği gibi entelektüel cesaret, failini epistemik meselelerde uygun korku ve güvene yöneltir. Alfano’nun (2016b: Bölüm 4)  iddiasına göre duyguları erdemlerden daha net bir şekilde bireyselleştirebildiğimiz için, erdemleri yönettikleri duygulara endekslemek faydalı olabilir. Eğer bu doğru bir yolsa Morton’un (2010; ayrıca bkz. Morton 2014, Stocker 2010 ve Kashdan & Silvia 2011) epistemik duygular dediği şeyi kataloglayarak entelektüel erdemleri ayırt edilebilir ve yapılandırabiliriz. Bunlar; merak, cazibe, entrika, umut, güven, güvensizlik, güvenememe, şaşkınlık, şüphe, kuşkuculuk, can sıkıntısı, muamma, karmaşa, hayret, korku, inanç ve epistemik kaygı gibi durumları içerir. Bu duygulardan bazılarına, kontrol edici erdemlerine de atıfta bulunmak için kullanılan kelimelerle atıfta bulunulduğunu unutmamak gerekir. Morton’un dediği gibi, “sözler genellikle üçlü görev yapar. Karakter, erdemle, duyguyla bağlantılıdır”(2010).

EE’den, epistemik duyguları en az üç yolla kuramlaştırmada yararlanabilir. Epistemik duygular aracılığıyla entelektüel erdemleri kuramlaştırmanın bir faydası, uygulayıcılara bir tür ‘’yapılacaklar listesi’’ sunmasıdır; zira önceki paragrafta bahsedilen duygularla ilgili erdemlerin çoğu ya keşfedilmemiş ya da yeterince keşfedilmemiştir. Bu erdemler seçilmek için olgunlaşmıştır. Epistemik duygu merceğinin bir başka yararı da, sadece statik inançtan ziyade motive edilmiş sorgulama eğilimi olarak entelektüel erdemleri anlamlandırmaya yardımcı olmasıdır. Sonuçta duygular motivasyon ile ilgili durumlardır ve özellikle epistemik duygular bizi onaylama, onaylamama vb. durumlara yönlendirir. Bu nokta, Michael Brady’nin (2013: 92) genel olarak, duyguların, dikkati “yakalayıp tükettikleri” için araştırmayı motive ettiği ve böylece araştırmayı kendi ortaya çıkarma koşullarına yönelik motive ettiği fikriyle ilgilidir, ancak ondan daha spesifiktir. Örneğin korku, korkak kişinin dikkatini çeker ve onu tüketir, onu (potansiyel) tehdit veya tehlikeyi bulmaya ve anlamaya yönlendirir.

Son olarak, epistemik duygular bilim insanlarının pratiklerini ve motivasyonlarına neden olan şeyi anlamaya yardım eder. Örneğin Thagard (2002), James Watson’ın (1969) duygu terimleri için DNA yapısının keşfine ilişkin otobiyografik açıklamasını ortaya çıkarmıştır; en yaygın olanı ilgi ve keşfetme sevinci ile ilgilidir, ardından onu korku, umut, öfke, sıkıntı, estetik takdir ve şaşkınlık izler. Buna ek olarak, bilim ve sahte bilim arasındaki sınıra ilişkin literatür, bilimsel devrimler üzerine literatürle birlikte, duygu diliyle, özellikle epistemik duygu ile doludur. Popper (1962) bilim adamlarının hipotezlerine yönelik tutumlarından, inançtan ziyade “umut” olarak bahseder. İkincisinin “inanç” özelliğini küçümseyerek ve ilkinin “şüphesini” ve sınamaya açık oluşunu överek, bilimi, sahte bilimden ayırır. O “araştırılmakta olan özel problem” ve bilim adamlarının ‘’teorik ilgileri’’nin onların bakış açısını belirleyen nokta olduğunu savunur. Lakatos (1978), bilimsel bilgi ile “şüphenin ötesinde olması gereken” teolojik kesinliği karşılaştırır. Kuhn (1962), bilim adamlarının kendi paradigmalarına karşı tavrının sadece inanç değil, aynı zamanda “güven” olduğunu söyler. Bilim adamlarının x-ışınlarının keşfini “sadece şaşkınlıkla değil, şokla” kabul ettiklerini iddia eder ve “kanıtlardan şüphe duymasalar da, açıkça ondan şaşkınlık duydular,” der.

Khun, kriz zamanlarında bilim adamlarının ‘’halsizlikten’’ muzdarip olduğunu söyler. Bu tür bir rahatsızlık son zamanlarda en çok sosyal psikolojinin yinelenen krizinde belirgin hale gelmiştir. Örneğin, “ego tükenmesi etkisi” denilen durumum önceden kaydedilmiş iki kopyası, on yıllarca süren olumlu çalışmalara ve başarılı meta analizlere rağmen, böyle bir etkinin bulunmadığını ortaya çıkardı (Hagger ve diğerleri 2016; Lurquin ve diğerleri 2016). Slate dergisinde yazan bir bilim muhabiri, bu bulguları “sadece endişe verici” değil, aynı zamanda “dehşet verici” olarak nitelendirdi, çünkü bunlar, tüm bir araştırma alanının “şüpheli” olduğunu öne sürmektedir (Engber 2016, bkz. Diğer İnternet Kaynakları). Makalede, krizin ortasında kalan genç bilim adamlarından biri olan Evan Carter şu ifadeleri alıntılanır:

Aniden her şey ufalanıyormuş gibi hissetti. Esasında pusulamı kaybettim. Normalde diyebilirim ki, bununla ilgili 100 tane yayınlanmış çalışma var, bu yüzden kendimi iyi hissedebilirim, kendime güvenebilirim. Ve sonra o gitti.

Sosyal psikolog Michael Inzlicht (2016, bkz. Diğer İnternet Kaynakları) bloğunda şöyle yazar:

sosyal psikolojiye aşık […] İçinde bulunduğumuz durumla ilgili çok fazla duyguya sahibim ve bazen bunun ağırlığı kalbimi kırıyor. […] Sadece kendimizi kötü hissettiğimizde, kabul ettiğimizde ve evet, dün için üzüldüğümüzde, daha iyi bir yarın için kendimize izin verebiliriz.

Ve devam etmektedir: ‘’bu çok korkutucu,’’ ve ‘’karanlık bir yerdeyim. Yer ayağımın altından çekiliyormuş gibi hissediyorum ve artık neyin gerçek neyin gerçek olmadığını bilmiyorum.’’ EE uygulayıcıları, bilim adamlarının etkilendikleri bu gibi durumlarda onlara yardım sunabilir ya da en azından onları neyin rahatsız ettiği konusunda bir açıklama yapabilecek konumda olabilirler.

BİBLİYOGRAFYA

Atıf Yapılan Eserler

  • Adamson, Peter, 2015, Philosophy in the Islamic World: A Very Short Introduction, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/actrade/9780199683673.001.0001
  • Adler, Jonathan, 2004, “Reconciling open-mindedness and belief”, Theory and Research in Education, 2(2): 127–141. doi:10.1177/1477878504043440
  • Alfano, Mark, 2012, “Expanding the situationist challenge to responsibilist virtue epistemology”, Philosophical Quarterly, 62(247): 223–249. doi:10.1111/j.1467-9213.2011.00016.x
  • –––, 2013a “The most agreeable of all vices: Nietzsche as virtue epistemologist”, British Journal for the History of Philosophy, 21(4): 767–790. doi:10.1080/09608788.2012.733308
  • –––, 2013b, Character as Moral Fiction, Cambridge: Cambridge University Press. doi:10.1017/CBO9781139208536
  • –––, 2014a, “Expanding the situationist challenge to reliabilism about inference”, in Fairweather 2014: 103–122. doi:10.1007/978-3-319-04672-3_7
  • –––, 2014b, “Stereotype threat and intellectual virtue”, in Fairweather and Flanagan 2014: 155–174.
  • –––, 2015, “Becoming less unreasonable: A reply to Sherman”, Social Epistemology Review and Reply Collective, 4(7): 59–62. 
  • –––, 2016a, “Friendship and the structure of trust”, In Alberto Masala and Jonathan Webber (eds.), From Personality to Virtue: Essays in the Psychology and Ethics of Character, Oxford: Oxford University Press, pp. 186–206. doi:10.1093/acprof:oso/9780198746812.003.0009
  • –––, 2016b Moral Psychology: An Introduction, Cambridge: Polity Press.
  • Alfano, Mark and Josh A. Skorburg, forthcoming, “Extended knowledge, the recognition heuristic, and epistemic injustice”, In D. Pritchard, J. Kallestrup, O. Palermos, and A. Carter (eds.), Extended Knowledge, Oxford: Oxford University Press.
  • –––, 2017, “The embedded and extended character hypotheses”, in Julian Kiverstein (ed.), The Routledge Handbook of Philosophy of the Social Mind, London: Routledge, Ch. 27. 
  • Aristotle, Nicomachean Ethics, translated by W. D. Ross, in Jonathan Barnes (ed.), The Complete Works of Aristotle, volume two (1984). Princeton: Princeton University Press. 
  • Axtell, Guy, 1997, “Recent Work in Virtue Epistemology”, American Philosophical Quarterly, 34(1): 1–26.
  • Axtell, Guy and J. Adam Carter, 2008, “Just the Right Thickness: A Defense of Second-Wave Virtue Epistemology”, Philosophical Papers, 37(3): 413–434. doi:10.1080/05568640809485229
  • Baehr, Jason S., 2006a, “Character in Epistemology”, Philosophical Studies, 128(3): 479–514. doi:10.1007/s11098-004-7483-0
  • –––, 2006b, “Character, Reliability and Virtue Epistemology”, The Philosophical Quarterly, 56(223): 193–212. doi:10.1111/j.1467-9213.2006.00437.x
  • –––, 2008, “Four Varieties of Character-based Virtue Epistemology”, The Southern Journal of Philosophy, 46(4): 469–502. doi:10.1111/j.2041-6962.2008.tb00081.x
  • –––, 2010, “Epistemic Malevolence”, Metaphilosophy, 41(1–2): 189–213. doi:10.1111/j.1467-9973.2009.01623.x
  • –––, 2011, The Inquiring Mind: On Intellectual Virtues and Virtue Epistemology, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199604074.001.0001
  • Battaly, Heather, 2008, “Virtue Epistemology”, Philosophy Compass, 3(4): 639–663. doi:10.1111/j.1747-9991.2008.00146.x
  • –––, 2010, “Epistemic Self-Indulgence”, Metaphilosophy, 41(1–2): 214–234. doi:10.1111/j.1467-9973.2009.01619.x
  • –––, 2014, “Varieties of epistemic vice”, in Jonathan Matheson & Rico Vitz (eds.), The Ethics of Belief, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199686520.003.0004
  • –––, 2015, “A pluralist theory of virtue”, in Alfano 2015: 7–21.
  • Black, Deborah L., 2013, “Certitude, justification, and the principles of knowledge in Avicenna’s epistemology”, in Peter Adamson (ed.), Interpreting Avicenna, Cambridge: Cambridge University Press, pp. 120–142. doi:10.1017/CBO9781139047890.008
  • Blumenthal-Barby, J.S., 2015, “Dilemmas for the rarity thesis in virtue ethics and virtue epistemology”, Philosophia, 44(2): 395–406. doi:10.1007/s11406-015-9670-y
  • Bozdag, Engin and Jeroen van den Hoven, 2015, “Breaking the filter bubble: Democracy and design”, Ethics and Information Technology, 17(4): 249–65. doi:10.1007/s10676-015-9380-y
  • Brady, Michael S., 2013, Emotional Insight: The Epistemic Role of Emotional Experience, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199685523.001.0001
  • Brogaard, Berit, 2006, “Can Virtue Reliabilism Explain the Value of Knowledge?” Canadian Journal of Philosophy, 36(3): 335–354. doi:10.1353/cjp.2006.0015
  • –––, 2014, “Intellectual flourishing as the fundamental epistemic norm”, In Clayton Littlejohn and John Turri (eds.), Epistemic Norms: New Essays on Action, Belief, and Assertion, Oxford: Oxford University Press, pp. 11–31. doi:10.1093/acprof:oso/9780199660025.003.0002
  • Carter, J. Adam, 2014, “Robust virtue epistemology as anti-luck epistemology: a new solution”, Pacific Philosophical Quarterly, 97(1): 140–155. doi:10.1111/papq.12040
  • Carter. J. Adam and Emma C. Gordon, 2014a, “Objectual understanding and the value problem”, American Philosophical Quarterly 51(1): 1–14. 
  • –––, 2014b, “Openmindedness and truth”, Canadian Journal of Philosophy, 44(2): 207–224. doi:10.1080/00455091.2014.923247
  • Carter, J. Adam, Benjamin W. Jarvis, and Katherine Rubin, 2015, “Varieties of cognitive achievement”, Philosophical Studies 172(6): 1603–1623. doi:10.1007/s11098-014-0367-z
  • Carter, J. Adam and Duncan Pritchard, 2015, “Knowledge-how and epistemic value”, Australasian Journal of Philosophy 93(4): 799–816. doi:10.1080/00048402.2014.997767
  • –––, 2016, “Intellectual humility, knowledge-how, and disagreement”, in Moral and Intellectual Virtues in Western and Chinese Philosophy: The Turn Toward Virtue, Chienkuo Mi, Michael Slote and Ernest Sosa (eds.), London: Routledge, pp. 49–63. 
  • Cassam, Quassim, 2016, “Vice epistemology”, The Monist, 99(2): 159–180. doi:10.1093/monist/onv034
  • Christen, Markus, Mark Alfano, and Brian Robinson, 2014, “The semantic space of intellectual humility”, in Andreas Herzig and Emiliano Lorini (eds.), Proceedings of the European Conference on Social Intelligence 2014, pp. 40–9. 
  • Clark, Andy, 2007, “Soft selves and ecological control”, in D. Ross, D. Spurrett, H. Kincaid, and G. Lynn Stephens (eds.), Distributed Cognition and the Will, Cambridge, MA: MIT Press, pp. 101–22. 
  • Clark, Andy and David J. Chalmers, 1998, “The extended mind”, Analysis, 58(1): 7–19. doi:10.1093/analys/58.1.7
  • Church, Ian, 2013, “Getting Lucky with Gettier”, European Journal of Philosophy, 21(1): 37–49.
  • Code, Lorraine, 1987, Epistemic Responsibility, Hanover, NH: University Press of New England and Brown University Press.
  • Cohen, Stewart, 2013, “Contextualism defended”, Contemporary debates in epistemology(2 ed.), Matthias Steup, John Turri, & Ernest Sosa (eds.), Malden, MA: Wiley-Blackwell, 69–75.
  • Colaco, David, Wesley Buckwalter, Stephen Stich, & Edouard Machery, 2014, “Epistemic intuitions in fake-barn thought experiments”, Episteme, 11(2): 199–212.
  • Davidson, L. and D. Kelly, 2015, “Intuition, judgment, and the space between: A reply to Sherman”, Social Epistemology Review and Reply Collective, 4(11): 15–20. 
  • DesAutels, Peggy, 2009, “Resisting organizational power”, in Lisa Tessman (ed.), Feminist Ethics and Social and Political Philosophy: Theorizing the Non-Ideal, Dordrecht: Springer Netherlands, pp. 223–236. doi: 10.1007/978-1-4020-6841-6_13
  • Descartes, René, 1641, Meditations on First Philosophy, George Heffernan (trans.), Notre Dame, IN: University of Notre Dame Press, 1990.
  • Doris, John M., 1998, “Persons, situations, and virtue ethics”, Noûs, 32(4): 504–530. doi:10.1111/0029-4624.00136
  • –––, 2002, Lack of Character: Personality and Moral Behavior, Cambridge: Cambridge University Press. 
  • Fairweather, Abrol and Carlos Montemayor, 2014, “Inferential abilities and common epistemic goods”, in Fairweather 2014: 123–139. doi:10.1007/978-3-319-04672-3_8
  • Fallis, Don and Dennis Whitcomb, 2009, “Epistemic values and information management”, The Information Society, 25(3): 175–89. doi:10.1080/01972240902848831
  • Flanagan, Owen, 1991, Varieties of Moral Personality: Ethics and Psychological Realism, Cambridge, MA: Harvard University Press. 
  • Fleisher, Will, 2017, “Virtuous distinctions: New distinctions for reliabilism and responsibilism”, Synthese, 194(8): 2973–3003. doi:10.1007/s11229-016-1084-2
  • Fricker, Miranda, 2003, “Epistemic Injustice and a Role for Virtue in the Politics of Knowing”, Metaphilosophy, 34(1–2): 154–173. doi:10.1111/1467-9973.00266
  • –––, 2007, Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780198237907.001.0001
  • Goldman, Alvin I., 1976, “Discrimination and perceptual knowledge”, Journal of Philosophy, 73(20): 771–791.
  • –––, 1986, Epistemology and Cognition, Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • –––, 1992, “Epistemic Folkways and Scientific Epistemology”, in A. I. Goldman, Liaisons: Philosophy Meets the Cognitive and Social Sciences, Cambridge, MA: MIT Press.
  • Greco, John, 1993, “Virtues and Vices of Virtue Epistemology”, Canadian Journal of Philosophy, 23(3): 413–432. doi:10.1080/00455091.1993.10717329
  • –––, 1999, “Agent Reliabilism”, in James Tomberlin (ed.), Philosophical Perspectives 13: Epistemology, Atascadero, CA: Ridgeview.
  • –––, 2000, Putting Skeptics in Their Place: The Nature of Skeptical Arguments and their Role in Philosophical Inquiry, New York: Cambridge University Press.
  • –––, 2001, “Virtues and Rules in Epistemology”, in Fairweather & Zagzebski 2001: 117–141.
  • –––, 2002, “Virtues in Epistemology” in Paul K. Moser (ed.), Oxford Handbook of Epistemology, New York: Oxford University Press, pp. 287–315.
  • –––, 2003,“Knowledge as  for True Belief”, in DePaul & Zagzebski 2003: ch. 5.
  • –––, 2004, “A Different Sort of Contextualism”, Erkenntnis, 61(2–3): 383–400. doi:10.1007/s10670-004-9280-8
  • –––, 2007, “The Nature of Ability and the Purpose of Knowledge”, Philosophical Issues, 17: 57–69. doi:10.1111/j.1533-6077.2007.00122.x
  • –––, 2008, “What’s Wrong with Contextualism?” The Philosophical Quarterly, 58(232): 416–436. doi:10.1111/j.1467-9213.2008.535.x
  • –––, 2009, “Knowledge and Success From Ability”, Philosophical Studies, 142(1): 17–26. doi:10.1007/s11098-008-9307-0
  • –––, 2010, Achieving Knowledge: A Virtue-Theoretic Account of Epistemic Normativity, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 2012, “A (different) virtue epistemology”, Philosophy and Phenomenological Research, 85(1): 1–26. doi:10.1007/s11098-008-9307-0
  • Grimm, Stephen R., 2006, “Is understanding a species of knowledge?” British Journal for the Philosophy of Science, 57(3): 515–535. doi:10.1093/bjps/axl015
  • Hagger, M., N. Chatzisarantis, H. Alberts, C. Anggono, C. Batailler, A. Birt, R. Brand, M. Brandt, G. Brewer, S. Buyneel, D. Calvillo, W. Campbell, P. Cannon, M. Carlucci, N. Carruth, T. Cheung, A. Crowell, D., deRidder, S. Dewitte, M. Elson, J. Evans, B. Fay, B. Fennis, A. Finley, Z. Francis, E. Heise, H Hoemann, M. Inzlicht, S. Koole, L. Koppel, F. Kroese, F. Lange, K Lau, B. Lynch, C. Martijn, H. Merckelbach, N. Mills, A. Michirev, A. Miyake, A. Mosser, M. Muise, D. Muller, M. Muzi, D. Nalis, R. Nurwanti, H. Otgaar, M. Philipp, P. Primoceri, K. Rentzsch, L. Ringos, C. Schlinkert, B. Schmeichel, S. Schoch, M. Schrama, A. Schütz, A. Stamos, G. Tinghög, J. Ullrich, M. van Dellen, S. Wimbarti, W. Wolff, C. Yusainy, O. Zerhouni, and M. Zwienenberg, 2016, “A Multi-lab pre-registered replication of the ego-depletion effect”, Perspectives on Psychological Science, 11(4):546–73. doi:10.1177/1745691616652873
  • Harman, Gilbert, 1999, “Moral philosophy meets social psychology: Virtue ethics and the fundamental attribution error”, Proceedings of the Aristotelian Society, 99: 315–331. 
  • Hazlett, Allan, 2012, “Higher-order epistemic attitudes and intellectual humility”, Episteme, 9(3): 205–223. doi:10.1017/epi.2012.11
  • Heller, Mark, 1999, “The proper role for contextualism in an anti-luck epistemology”, Noûs (Philosophical Perspectives), 33(s13): 115–129. doi:10.1111/0029-4624.33.s13.5
  • Hookway, Christopher, 2000, Truth, Rationality and Pragmatism: Themes From Peirce, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/0199256586.001.0001
  • Hume, David, 1748, An Enquiry Concerning Human Understanding, Tom L. Beauchamp (ed.), Oxford/New York: Oxford University Press, 1999.
  • Jarvis, Benjamin, 2013, “Knowledge, cognitive achievement, and environmental luck”, Pacific Philosophical Quarterly, 94(4): 529–551. doi:10.1111/papq.12012
  • Kashdan, Todd P. and Paul J. Silvia, 2011, “Curiosity and interest: The benefits of thriving on novelty and change”, in Shane J. Lopez and C.R. Snyder (eds.), The Oxford Handbook of Positive Psychology, Oxford: Oxford University Press, pp. 367–75.
  • Kawall, Jason, 2002, “Other-regarding epistemic virtues”, Ratio, 15(3): 257–275.
  • Khalifa, Kareem and Michael Gadomski, 2013, “Understanding as explanatory knowledge: The case of Bjorken scaling”, Studies in History and Philosophy of Science Part A, 44(3): 384–92. doi:10.1016/j.shpsa.2013.07.001
  • King, Nathan L., 2014a, “Responsibilist virtue epistemology: A reply to the situationist challenge”, Philosophical Quarterly, 64(255): 243–53. doi:10.1093/pq/pqt047
  • –––, 2014b, “Perseverance as an intellectual virtue”, Synthese, 191(15): 3501–3523. doi:10.1007/s11229-014-0418-1
  • Kuhn, Thomas, 1962, The Structure of Scientific Revolutions, Chicago: University of Chicago Press. 
  • Kvanvig, Jonathan K., 1992, The Intellectual Virtues and the Life of the Mind, Savage, MD: Rowman and Littlefield.
  • –––, 2003, The Value of Knowledge and the Pursuit of Understanding, Cambridge: Cambridge University Press. doi:10.1017/CBO9780511498909
  • Lackey, Jennifer, 2007, “Why we don’t deserve  for everything we know”, Synthese, 158(3): 345–361. doi:10.1007/s11229-006-9044-x
  • –––, 2009, “Knowledge and ”, Philosophical Studies, 142(1): 27–42. doi:10.1007/s11098-008-9304-3
  • Lakatos, Imre, 1978, The Methodology of Scientific Research Programmes, Cambridge: Cambridge University Press. 
  • Lehrer, Keith, 2000, Theory of Knowledge, 2nd edition, Boulder, CO: Westview Press.
  • Levin, Michael, 2004, “Virtue Epistemology: No New Cures”, Philosophy and Phenomenological Research, 6((2): 397–410. doi:10.1111/j.1933-1592.2004.tb00401.x
  • Lipton, Peter, 1991, Inference to the Best Explanation, New York: Routledge. 
  • Littlejohn, Clayton, 2014, “Fake barns and false dilemmas”, Episteme, 11(4): 369–389. doi:10.1017/epi.2014.24
  • Lurquin, J.H., L.E. Michaelson, J.E. Barker, D.E. Gustavson, C.C. von Bastian, N.P. Carruth, and A. Miyake, 2016, “No evidence of the ego-depletion effect across task characteristics and individual differences: A pre-registered study”, PLoS ONE, 11(2): e0147770. doi:10.1371/journal.pone.0147770
  • Lycan, William, 2006, “The Gettier problem problem”, in Epistemology futures, Stephen Hetherington (ed.), Oxford: Oxford University Press, 148–168.
  • Lynch, Michael P., 2016, The Internet of Us: Knowing More and Understanding Less in the Age of Big Data, New York: Liveright.
  • McDowell, John, 1994, Mind and World, Cambridge, MA: Harvard University Press.
  • Medina, José., 2011, “The relevance of credibility excess in a proportional view of epistemic injustice: Differential epistemic authority and the social imaginary”, Social Epistemology 25(1): 15–35. doi:10.1080/02691728.2010.534568
  • –––, 2012, “Hermeneutical injustice and polyphonic contextualism: Social silences and shared hermeneutical responsibilities”, Social Epistemology 26(2): 201–220. doi:10.1080/02691728.2011.652214
  • –––, 2013, The Epistemology of Resistance: Gender and Racial Oppression, Epistemic Injustice, and Resistant Imaginations, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199929023.001.0001
  • Merritt, Maria W., John M. Doris, and Gilbert Harman, 2010, “Character”, in John M. Doris and The Moral Psychology Research Group (eds.), The Moral Psychology Handbook, Oxford: Oxford University Press, ch. 11. 
  • Montmarquet, James A., 1993, Epistemic Virtue and Doxastic Responsibility, Lanham: Rowman and Littlefield.
  • Morton, Adam, 2010, “Epistemic emotions”, in Peter Goldie (ed.), The Oxford Handbook of Philosophy of Emotion, Oxford: Oxford University Press, pp. 385–399. 
  • –––, 2013, Bounded Thinking: Intellectual Virtues for Limited Agents, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199658534.001.0001
  • –––, 2014, “Surprise”, in Sabine Roeser and Cain Todd (eds.), Emotion and Value, Oxford: Oxford University Press, pp. 137–145. doi:10.1093/acprof:oso/9780199686094.003.0009
  • Olin, Lauren and John M. Doris, 2014, “Vicious minds: Virtue epistemology, cognition, and skepticism”, Philosophical Studies, 168(3): 665–692. doi:10.1007/s11098-013-0153-3
  • Peirce, Charles S., 1940 [1955], Philosophical Writings of Peirce, Justus Buchler (ed.), New York: Dover.
  • Pollock, John L., 1984, “Reliability and justified belief”, Canadian Journal of Philosophy, 14(1): 103–114. doi:10.1080/00455091.1984.10716371
  • Popper, Karl R., 1962, Conjectures and Refutations: The Growth of Scientific Knowledge, New York: Basic Books. 
  • Pritchard, Duncan, 2005, Epistemic Luck, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/019928038X.001.0001 
  • –––, 2007, “Recent Work on Epistemic Value”, American Philosophical Quarterly, 44(2): 85–110.
  • –––, 2008a, “Greco on Knowledge: Virtues, Contexts, Achievements”, The Philosophical Quarterly, 58(232): 437–447. doi:10.1111/j.1467-9213.2008.550.x
  • –––, 2008b, “Virtue Epistemology and Epistemic Luck, Revisited”, Metaphilosophy, 39(1): 66–88. doi:10.1111/j.1467-9973.2008.00522.x
  • –––, 2009a, “Apt Performance and Epistemic Value”, Philosophical Studies, 143(3): 407–416. doi:10.1007/s11098-009-9340-7
  • –––, 2009b, “Knowledge, understanding and epistemic value”, in Royal Institute of Philosophy Supplements, 64: 19–43. doi:10.1017/S1358246109000046
  • –––, 2010, “Knowledge and Understanding”, in Duncan Pritchard, Alan Millar, and Adrian Haddock, The Nature and Value of Knowledge: Three Investigations, Oxford: Oxford University Press, pp.5–88.
  • –––, 2012, “Anti-luck virtue epistemology”, Journal of Philosophy, 109(3): 247–279. doi:10.5840/jphil201210939
  • –––, 2014, “Re-evaluating the epistemic situationist challenge to virtue epistemology”, in Fairweather and Flanagan 2014: 143–154.
  • –––, 2016a, Epistemic Angst: Radical Skepticism and the Groundlessness of Our Believing, Princeton, NJ: Princeton University Press. 
  • –––, 2016b, “Seeing it for oneself: Perceptual knowledge, understanding, and intellectual autonomy”, Episteme, 13(1): 29–42. doi:10.1017/epi.2015.59
  • Pritchard, Duncan, & Turri, John, 2014, “The Value of Knowledge,” Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2014 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/spr2014/entries/knowledge-value/>
  • Reid, Thomas, 1764, Inquiry into the Human Mind on the Principles of Common Sense, Derek R. Brookes (ed.), University Park, PA: Pennsylvanian State University Press, 1997.
  • –––, 1785, Essays on the Intellectual Powers of Man, Derek Brookes (ed.), University Park: Pennsylvania State University Press, 2002.
  • Riggs, Wayne D., 1998, “What Are the ‘Chances’ of Being Justified?”, The Monist, 81(3): 452–472. doi:10.5840/monist199881319
  • –––, 2002, “Reliability and the Value of Knowledge”, Philosophy and Phenomenological Research, 64(1): 79–96. doi:10.1111/j.1933-1592.2002.tb00143.x
  • –––, 2003, “Understanding ‘Virtue’ and the Virtue of Understanding”, in DePaul & Zagzebski 2003: ch. 9.
  • –––, 2006, “The Value Turn in Epistemology”, in New Waves in Epistemology, V. Hendricks and D.H. Pritchard (eds.), Aldershot: Ashgate.
  • –––, 2007, “Why Epistemologists Are So Down on Their Luck”, Synthese, 158(3): 329–344. doi:10.1007/s11229-006-9043-y
  • –––, 2009, “Two Problems of Easy ”, Synthese, 169(1): 201–216. doi:10.1007/s11229-008-9342-6
  • Roberts, Robert C. and Ryan West, 2015, “Natural epistemic defects and corrective virtues”, Synthese, 192(8): 2557–76.
  • Russell, Bertrand, 1948, Human Knowledge: Its Scope and Limits, London: Routledge.
  • Ryan, Sharon, 2014, “Wisdom”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Winter 2014 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/win2014/entries/wisdom/>
  • Rysiew, Patrick, 2016, “Epistemic contextualism”, Stanford Encyclopedia of Philosophy(Winter 2016 Edition), Edward N. Zalta (ed.), URL = <https://plato.stanford.edu/archives/win2016/entries/contextualism-epistemology/>
  • Salmon, Wesley C., 1984, Scientific Explanation and the Causal Structure of the World, Princeton, NJ: Princeton University Press. 
  • Samuelson, Peter L. and Ian M. Church, 2015, “When cognition turns vicious: Heuristics and biases in light of virtue epistemology”, Philosophical Psychology, 28(8): 1095–1113. doi:10.1080/09515089.2014.904197
  • Sellars, Wilfrid, 1956, “Empiricism and the Philosophy of Mind”, in Minnesota Studies in the Philosophy of Science, vol. 1, H. Feigl & M. Scriven (eds.), Minneapolis, MN: University of Minnesota Press, pp. 253–329.
  • –––, 1975, “The Structure of Knowledge: (I) Perception; (II) Minds; (III) Epistemic Principles”, in Action, Knowledge, and Reality, H. Castañeda (ed.), Indianapolis: Bobbs-Merill.
  • Sherman, Benjamin R., 2016, “There’s no (testimonial) justice: Why pursuit of a virtue is not the solution to epistemic injustice”, Social Epistemology, 30(3): 229–250. doi:10.1080/02691728.2015.1031852
  • Solomon, David, “Virtue Ethics: Radical or Routine?” in DePaul & Zagzebski 2003: ch. 3.
  • Sosa, Ernest, 1980, “The Raft and the Pyramid: Coherence versus Foundations in the Theory of Knowledge”, Midwest Studies in Philosophy, 5: 3–25. Reprinted in Sosa 1991. doi:10.1111/j.1475-4975.1980.tb00394.x
  • –––, 1991, Knowledge in Perspective, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 1999, “How Must Knowledge be Modally Related to What is Known?”, Philosophical Topics, 26(1–2): 373–384. doi:10.5840/philtopics1999261/229
  • –––, 2000, “Skepticism and Contextualism”, Philosophical Issues, 10: 1–18. doi:10.1111/j.1758-2237.2000.tb00002.x
  • –––, 2003, “The Place of Truth in Epistemology”, in DePaul & Zagzebski 2003: ch. 7.
  • –––, 2007, Apt Belief and Reflective Knowledge, Volume 1: A Virtue Epistemology, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199297023.001.0001
  • –––, 2009, Apt Belief and Reflective Knowledge, Volume II: Reflective Knowledge, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199217250.001.0001
  • –––, 2015, “Virtue epistemology: Character versus competence”, in Alfano 2015: 62–74.
  • Stanley, Jason, 2005, Knowledge and practical interests, Oxford: Oxford University Press.
  • Sterelny, Kim, 2010, “Minds: Extended or scaffolded?” Phenomenology and the Cognitive Sciences, 9(4): 465–481. doi:10.1007/s11097-010-9174-y
  • Stocker, Michael, 2010, “Intellectual and other nonstandard emotions”, in Peter Goldie (ed.), The Oxford Handbook of Philosophy of Emotion, Oxford: Oxford University Press. 
  • Thagard, Paul R., 2002, “The passionate scientist: Emotion in scientific cognition”, In P. Carruthers, S. Stich, and M. Siegal (eds.), The Cognitive Basis of Science, Cambridge: Cambridge University Press. 
  • Turri, John, 2011, “Manifest failure: the Gettier problem solved“, Philosophers’ Imprint, 11(8): 1–11.
  • –––, 2013, “Bi-level virtue epistemology“, in  Virtuous thoughts: the philosophy of Ernest Sosa, John Turri (ed.), Dordrecht: Springer Netherlands, 147–164.
  • –––, 2015a, “From virtue epistemology to abilism: theoretical and empirical developments”, in Christian B. Miller, R. Michael Furr, Angela Knobel, and William Fleeson (eds.), Character: new directions from philosophy, psychology, and theology, Oxford: Oxford University Press, pp. 315–330. doi:10.1093/acprof:oso/9780190204600.003.0015 
  • –––, 2015b, “Understanding and the Norm of Explanation”, Philosophia, 43(4), 1171–1175. doi:10.1007/s11406-015-9655-x
  • –––, 2015c, “Unreliable knowledge”, Philosophy and Phenomenological Research, 90(3): 529–545. doi:10.1111/phpr.12064
  • –––, 2016a, “A new paradigm for epistemology: from reliabilism to abilism”, Ergo, 3(8), 189–231. doi:10.3998/ergo.12405314.0003.008
  • –––, 2016b, “Epistemic contextualism: An idle hypothesis”, Australasian Journal of Philosophy, 95(1): 141–156. doi:10.1080/00048402.2016.1153684
  • –––, 2016c, “Knowledge and assertion in ‘Gettier’ cases”, Philosophical Psychology, 29(5): 759–775. doi:10.1080/09515089.2016.1154140
  • –––, 2016d, “Vision, knowledge, and assertion”, Consciousness and Cognition, 41(C): 41–49. doi:10.1016/j.concog.2016.01.004 
  • –––, 2017, “Epistemic situationism and cognitive ability”, in Fairweather & Alfano 2017: 158–167. doi:DOI: 10.1093/oso/9780199688234.003.0009 
  • Turri, John, Wesley Buckwalter, & Peter Blouw, 2014, “Knowledge and luck”, Psychonomic Bulletin & Review, 22(2): 378–390.
  • Washington, N., 2016, “I don’t want to change your mind: A reply to Sherman”, Social Epistemology Review and Reply Collective, 5(3): 10–14. 
  • Watson, James D., 1969, The Double Helix: A Personal Account of the Discovery of the Structure of DNA, New York: New American Library. 
  • Watson, Lani, 2015, “What is inquisitiveness?” American Philosophical Quarterly, 52(3): 273–88. 
  • Whitcomb, Dennis, 2010, “Curiosity was framed”, Philosophy and Phenomenological Research, 81(3): 664–687. doi:10.1111/j.1933-1592.2010.00394.x
  • Whitcomb, Dennis, Heather Battaly, Jason Baehr, and Daniel Howard-Snyder, 2015, “Intellectual humility: Owning our limitations”, Philosophy and Phenomenological Research, 94(3): 509–539. doi:10.1111/phpr.12228
  • Zagzebski, Linda Trinkaus, 1996, Virtues of the Mind: An Inquiry into the Nature of Virtue and the Ethical Foundations of Knowledge, Cambridge: Cambridge University Press.
  • –––, 1999, “What is Knowledge?” in The Blackwell Guide to Epistemology, John Greco and Ernest Sosa (eds.), Malden, MA: Blackwell.
  • –––, 2001, “Recovering Understanding”, in Steup 2001: 236–252.
  • –––, 2003, “The Search for the Source of Epistemic Good”, Metaphilosophy, 34(1–2): 12–28. doi:10.1111/1467-9973.00257
  • –––, 2009, On Epistemology, Belmont, CA: Wadsworth.

Koleksiyonlar

  • Alfano, Mark (ed.), 2015, Current Controversies in Virtue Theory, New York: Routledge.
  • Axtell, Guy (ed.), 2000, Knowledge, Belief and Character: Readings in Virtue Epistemology, Lanham, MD: Rowman and Littlefield.
  • Brady, Michael S. and Duncan H. Pritchard (eds.), 2003, Moral and Epistemic Virtues, Oxford: Basil Blackwell.
  • DePaul, Michael and Linda Zagzebski (eds.), 2003, Intellectual Virtue: Perspectives from Ethics and Epistemology, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199252732.001.0001
  • Fairweather Abrol (ed.), 2014, Virtue Epistemology Naturalized: Bridges Between Virtue Epistemology and Philosophy of Science, (Synthese Library), Cham: Springer International Publishing. doi:10.1007/978-3-319-04672-3
  • Fairweather, Abrol and Mark Alfano (eds.), 2017, Epistemic Situationism, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/oso/9780199688234.001.0001
  • Fairweather, Abrol and Owen Flanagan (eds.), 2014, Naturalizing Epistemic Virtue, Cambridge: Cambridge University Press.
  • Fairweather, Abrol and Linda Zagzebski (eds.), 2001, Virtue Epistemology: Essays on Epistemic Virtue and Responsibility, Oxford: Oxford University Press.
  • Greco, John (ed.), 2004, Ernest Sosa and his Critics, Malden, MA: Blackwell.
  • Kvanvig, Jonathan L. (ed.), 1996, Warrant in Contemporary Philosophy: Essays in Honor of Alvin Plantinga’s Theory of Knowledge, Lanham: Rowman and Littlefield.
  • Steup, Matthias (ed.), 2001, Knowledge, Truth and Duty: Essays on Epistemic Justification, Responsibility and Virtue, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/0195128923.001.0001
  • Villanueva, Enrique (ed.), 1994, Truth and Rationality, Atascadero, CA: Ridgeview.

Konuya Tahsis Edilen Dergi Sayıları

  • Metaphilosophy, 34(1–2), (2003)
  • Metaphilosophy, 41(1–2), (2010)
  • The Monist, 99(2), (2016).
  • Noûs, 27(1), (1993).
  • Philosophical Issues, 5 (1994).
  • Philosophy and Phenomenological Research, 60(1), (2000).
  • Philosophy and Phenomenological Research, 66(2), (2003).
  • Philosophical Papers, 37(3), (2008).
  • Philosophical Studies, 78 (1995).
  • Philosophical Studies, 130(1), (2006).
  • Philosophical Studies, 143(3), (2009).
  • Philosophical Studies, 143(4), (2009).
  • Teorema, 27(1), (2009) (in Spanish).

Diğer Önemli Çalışmalar

  • Axtell, Guy, 1998, “The Role of the Intellectual Virtues in the Reunification of Epistemology”, The Monist, 81(3): 488–508. doi:10.5840/monist199881325
  • BonJour, Laurence and Ernest Sosa, 2003, Epistemic Justification: Internalism vs. Externalism, Foundations vs. Virtues, Malden, MA: Blackwell.
  • Carter, Joseph Adam, 2009, “Anti-Luck Epistemology and Safety’s (Recent) Discontents”,, Philosophia 38(3): 517–532. doi:10.1007/s11406-009-9219-z
  • Code, Lorraine, 1984, “Toward a ‘Responsibilist’ Epistemology”, Philosophy and Phenomenological Research, 45(1): 29–50. doi:10.2307/2107325
  • Driver, Julia, 1989, “The Virtues of Ignorance”, Journal of Philosophy, 86(7): 373–84. doi: 10.2307/2027146
  • Greco, John, 1994, “Virtue Epistemology and the Relevant Sense of ‘Relevant Possibility’”, Southern Journal of Philosophy, 32(1): 61–77. doi:10.1111/j.2041-6962.1994.tb00703.x
  • Grimm, S.R., 2001, “Ernest Sosa, Knowledge and Understanding” Philosophical Studies, 106(3): 171–191. doi:10.1023/A:1013354326246
  • Haddock, Adrian, Alan Millar and Duncan Pritchard (eds.), 2009, Epistemic Value, Oxford: Oxford University Press. doi:10.1093/acprof:oso/9780199231188.001.0001
  • Henderson, David K., 1994, “Epistemic Competence”, Philosophical Papers, 23(3): 139–167. doi:10.1080/05568649409506420
  • –––, 2008, “Testimonial Belief and Epistemic Competence”, Noûs, 42(2): 190–221. doi:10.1111/j.1468-0068.2008.00678.x
  • Henderson, David and Terry Horgan, 2009, “Epistemic Virtues and Cognitive Dispositions”, in Gregor Damschen, Robert Schnepf, and Karsten Stüber, (eds.), Debating Dispositions: Issues in Metaphysics, Epistemology and Philosophy of Mind, Berlin: DeGruyter, pp. 296–319.
  • Hibbs, Thomas S., 2001, “Aquinas, Virtue and Recent Epistemology”, Review of Metaphysics, 52(3): 573–594.
  • Hookway, Christopher, 1993, “Mimicking Foundationalism: on Sentiment and Self-control”, European Journal of Philosophy, 1(2): 155–173. doi:10.1111/j.1468-0378.1993.tb00030.x
  • –––, 1994, “Cognitive Virtues and Epistemic Evaluations”, International Journal of Philosophical Studies, 2(2): 211–227. doi:10.1080/09672559408570791
  • Kelp, Christoph, 2009, “Pritchard on Virtue Epistemology”, International Journal of Philosophical Studies, 17(4): 583–587. doi:10.1080/09672550903164426
  • –––, 2009, “Knowledge and Safety”, Journal of Philosophical Research, 34: 21–31. doi:10.5840/jpr_2009_1
  • –––, 2009, “Pritchard on Knowledge, Safety and Cognitive Achievements”, Journal of Philosophical Research, 34: 51–53. doi:10.5840/jpr_2009_6
  • Lepock, Christopher, 2011, “Unifying the Intellectual Virtues”, Philosophy and Phenomenological Research, 83(1): 106–128. doi:10.1111/j.1933-1592.2010.00425.x
  • Kvanvig, J., 2011, “Virtue Epistemology”, in the Routledge Companion to Epistemology, Duncan Pritchard and Sven Bernecker (eds.), London: Routledge.
  • Montmarquet, James A., 1987, “Epistemic Virtue”, Mind, 96(384): 482–497. doi:10.1093/mind/XCVI.384.482
  • Napier, Stephen E., 2008, Virtue Epistemology: Motivation and Knowledge, New York: Continuum Press.
  • Pritchard, Duncan, 2003, “Virtue Epistemology and Epistemic Luck”, Metaphilosophy, 34(1–2): 106–30. doi:10.1111/1467-9973.00263
  • –––, 2006, What is This Thing Called Knowledge?, London: Routledge.
  • –––, 2009, Knowledge, New York: Palgrave Macmillan.
  • –––, 2010, “Cognitive Ability and the Extended Cognition Thesis”, Synthese, 175(S1): 133–151. doi:10.1007/s11229-010-9738-y
  • Sosa, Ernest, 1985, “The Coherence of Virtue and the Virtue of Coherence: Justification in Epistemology”, Synthese, 64(1): 3–28.
  • –––, 1993, “Proper Functionalism and Virtue Epistemology”, Noûs, 27(1): 51–65. doi:10.2307/2215895 
  • –––, 1997, “How to Resolve the Pyrrhonian Problematic: A Lesson form Descartes”, Philosophical Studies, 85(2–3): 229–249. doi:10.1023/A:1004254711671
  • –––, 1999, “How to Defeat Opposition to Moore”, Noûs (Philosophical Perspectives), 33(S13): 141–55. doi:10.1111/0029-4624.33.s13.7
  • –––, 2003, “Beyond Internal Foundations to External Virtues”, in Epistemic Justification: Internalism vs. Externalism, Foundations vs. Virtues, Malden, MA: Blackwell.
  • Taliaferro, Charles, 2001, “The Virtues of Embodiment”, Philosophy, 76(1): 111–125. doi:10.1017/S0031819101000079
  • Vaesen, Krist, 2011, “Knowledge Without , Exhibit 4: Extended Cognition”, Synthese, 181(3): 515–529. doi:10.1007/s11229-010-9744-0
  • Wood, W. Jay, 1998, Epistemology: Becoming Intellectually Virtuous, Grand Rapids, MI: Intervarsity Press.
  • Zagzebski, Linda, 1997, “Virtue in Ethics and Epistemology”, American Catholic Philosophical Quarterly, 71(Supplement): 1–17. doi: 10.5840/acpaproc19977110
  • –––, 2005, “Virtue Epistemology” in the Routledge Encyclopedia of Philosophy, New York: Routledge.

Diğer İnternet Kaynakları

İlişkili Maddeler

Epistemik bağlamcılık / erdem etiği / epistemik gerekçelendirme: tutarlılık teorileri / epistemik gerekçelendirme: temelci teoriler / epistemik gerekçelendirme: içselci ve dışsalcı / bilgi, değer / güvenilirçi epistemoloji / şüphecilik

Teşekkürler

Adam Carter, Dennis Whitcomb, Miranda Fricker ve Jose Medina’ya bu maddenin taslağı hakkındaki geri bildirimlerinden dolayı minnettarız. Mark Alfano, Avustralya Ulusal Üniversitesi Felsefe Okulu’nda Misafir akademisyenken, bu yayına götüren araştırmaların bir kısmını gerçekleştirdi. John Turri’nin araştırması Kanada Sosyal Bilimler ve Beşeri Bilimler Araştırma Konseyi, Ontario Ekonomik Kalkınma ve Yenilik Bakanlığı ve Kanada Araştırma Makamı programı tarafından desteklenmiştir.

John Turri & Mark Alfano– “Virtue Epistemology”, (Erişim Tarihi: 25.03.2021)

Çevirmen: Meryem Şahin
Katkı Sunan: Tuba Nur Umut
Çeviri Editörü: Musa Yanık

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hayvanların Ahlaki Statüsü - Lori Gruen (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Sonraki Gönderi

Hristiyan Düşüncesinde Cennet ve Cehennem - Thomas Talbott (Stanford Encyclopedia of Philosophy)

En Güncel Haberler Analitik Felsefe