Pek çok çağdaş filozof “fizikalist” olduğunu iddiasındadır ve bu filozofların büyük bir bölümü kendisini, Antik Yunan’daki atomculuğun ve 17. yy. materyalizminin bir varisi olarak görür. Diğer çağdaş filozoflarsa “fizikalizmin” anlaşılabilir bir formülasyonunun bulunmadığını ya da bu yaklaşımın umarsız bir biçimde bayağı olduğu, ciddi bir felsefi ilgiyi de hak etmediği kanısındadır. Karşılaştığımız bu ikiliği bir çözüme kavuşturmadan önce “fizikalizm”in ne anlama gelebileceği konusunda daha net olmamız gerekir. Nitekim kendisini “fizikalist” olarak gören filozofların, diğer filozofların iddia ettiği gibi bayağı ve felsefi ilgiyi hak etmeyen bir görüşten daha ılımlı bir doktrini savunduklarını görmek bizi şaşırtmayacaktır.
İncelememiz hemen hemen şu şekilde ilerleyecek: birinci bölümde, ‘fizikalistler’in inandığı şeyin ne olduğu hakkındaki önermelerin formülasyonu sürecinde ortaya çıkan ve niceliğin nesne mi yoksa nitelik mi olduğuyla beraber metamatik, mantık gibi alanlarda kullanılan bir akıl yürütmesi üzerinden belirlenen güçlükler ele alınmaktadır. İkinci bölümde de ‘fizikalizm’in durumuna yönelik soruları; fizikalizmin bir gereklilik ve/veya analitik bir felsefe akımı ve/veya a priori bir yaklaşım mı; fizikçilere araştırmalarını nasıl sürdürmeleri gerektiğini söyleyen bir pozisyon olarak mı değerlendirilmesi gerektiği ve mikrofizikalizmle Hume’ci bir bağlılık doktrini hakkındaki bazı tartışmalar incelenmektedir. Makalenin üçüncü bölümündeyse indirgemeci ve eleyici yaklaşımlara ilişkin bazı meseleler; ‘fizikalistler’in fiziğin dışında kalan veya fiziğin öne çıkardıkları alanları hakkında ya da doğa bilimlerinin daha geniş bir kapsamda yorumlanmasına yönelik ne söylemesi gerektiğine değinilir. Diğer yandan fizikalizmin en ümit verici biçiminin, fiziksel olmayan unsurların analitik olmayan bir indirgeme yoluyla fiziki bir hale getirilmesi olduğu öne sürülür. Dördüncü bölümde, söz konusu bağlılık ilkesinin kapsamı betimlenir. Hedeflenen şeylerden birisi “indirgemeci olmayan fizikalizm”e yönelik yeterli çalışmanın olmadığını; bir diğeriyse fizikalistlerin, fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki ilişki hakkında ne söylemesi gerektiğini başarılı bir şekilde saptayan yeni bir bağlılık ilkesini göstermektir. Beşinci bölümde, tanımını yaptığımız fizikalizmin ehemmiyetine yönelik bazı sorulara cevap aranmaktadır. Bununla beraber fizikalizmin, temel metafizik konumlanışlar dışındaki hiçbir şey için fazla önemi olmayan, görece ılımlı bir doktrin olduğu öne sürülür. Son olarak da, bu araştırmanın amacı hakkındaki birtakım kısa yorumlarla beraber makale bir sonuca bağlanacaktır.
1
Fizikalizmin kabuğunu kırmaya yönelik ilk deneme şöyle gerçekleştirilebilir: fizikalizm, her şeyin fiziksel olduğu bir doktrindir ve tamamen inceliksiz bir görüş olmasının en az iki nedeni vardır. İlk olarak, “her şeyin” neyi kapsadığı belirtilmemiştir: fizikalizm salt varlıkları (ya da şeyleri) mı, yoksa bunların yanında olguları ve nitelikleri de mi içine alır? İkinci olaraksa bu niceliğin çerçevesini, dikkatsiz bir şekilde “soyut” olarak andığımız şeyleri değerlendirmemizin dışında tutmak için nasıl daraltacağımızın yanında fizikalistlerin tümeller, sayılar, mantıksal ilişkiler, mereolojik unsurlara yönelik düşünceleri belirtilmemiştir. Bu iki problem de çözülmesi zor sorunlardır.
İkinci problemden, fizikalizmin ilgi alanının “empirik dünyayla” sınırlandırılarak uzak durulacağı düşünülebilir: nihayetinde empirik olan her şey fizikseldir. Ancak ben bu gibi bir fizikalizmi ateist bir yaklaşım olarak görüyorum: dolayısıyla böyle bir doktrinin de yalnız deneyimlediğimiz şeyler hakkında olması gerekmeyecektir. Maddesel olmayan bir Tanrı’nın tamamıyla maddesel bir evren meydana getirip, ardından bu evrenle etkileşim kurmaya tenezzül etmediğini varsayan birisi fizikalist sayılmamalıdır; yine de bu düşünceye sahip bir kişi, empirik olan her şeyin fiziksel olduğunu iddia edebilir. Bu açmazın “empirik” kelimesini “soyut olmayan” kelimesiyle değiştirerek atlatılacağı da düşünülebilir: neticede soyut olmayan her şey fizikseldir. Gelgelelim bu bizi, “soyut” kelimesiyle tam olarak ne ifade etmeye çalıştığımızı ayrıntılandırmak gibi, hiçbir zaman başarıyla yerine getirilememiş zor bir görevle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bununla beraber sözünü ettiğimiz ilk güçlük, daha ivedi bir şekilde çözülmeyi beklemektedir. Nitekim bu soru, dünyada fiziksel mevcudiyeti bulunmayan şeylerin (varlıkların) mevcudiyeti hakkında farklı bir sorudur: dünyadaki şeylerin, fiziksel olmayan nitelikleri bulundurup bulundurmadığını ve de fiziksel olmayan olguların var olup olmadığını araştırır. Sadece varlıklar üzerine bir fizikalizm, nitelikler ve olgular üzerine bir fizikalizmden daha az tartışmalıdır. Yine de her iki fizikalist pozisyonun yaklaşımlarında çeşitli anlaşılmazlıklar karşımıza çıkar.
Şeyler üzerine bir fizikalizm, yalnız fiziksel olan şeyler ve fiziksel olmayan şeyler arasında bir ayrım yapılmasını gerektirir. Eğer fiziksel ve fiziksel olmayan nitelikler arasında bir ayrım yapacağımızı varsayarsak da bu ayrımın, sadece fiziksel nitelikleri bulunan ve birtakım fiziksel olmayan nitelikler de sergileyen şeyler arasında olması gerekir. Gelgelelim, eğer söz konusu niteliklere yönelik dar bir bakış açısına sahip değilsek, salt fiziksel şeylerin, fiziksel olmayan niteliklere sahip olabileceğini varsaymanın makul olduğu söylenebilir (örneklersek, yalnızca fiziksel şeyler karmaşık bir oluş sergileyebilse de bu karmaşıklığın fiziksel bir nitelik olduğuna yönelik bir inanış hatalı gibi görünmektedir). Buna karşın fiziksel şeylerin, temel nitelikleri fiziksel olan şeyler olduğunu öne sürebiliriz. Ancak bu nitelikleri yine geniş anlamlarıyla ele alırsak, salt fiziksel şeylerin var olduğunun ve bu şeylerin, fiziksel olmayan temel nitelikler barındırdığının farz edilmesi akla yatkın gelecektir (örneğin bütün fiziksel şeyler, kendilerinin aynısı olmak gibi temel bir niteliğe sahiptir ancak bunu fiziksel bir nitelik olarak ele almak yanlış bir yaklaşım gibi görünür). Diğer yandan fiziksel şeyleri, tümel olmayan nitelikleri fiziksel olan şeyler olarak düşünebilsek de, bunun doğru bir bakış açısı olduğundan şüpheliyim. Bununla beraber nitelikler hakkında dar bir bakış açısını benimsersek de, fiziksel şeyleri sadece ve sadece fiziksel niteliklere sahip bir şey olarak düşünebiliriz.
Nitelikler hakkındaki bir fizikalizm, yine fiziksel olan ve fiziksel olmayan nitelikler arasında bir ayrımın yapılmasını gerektirir. Bunlar arasındaki farklılığın ana hatlarını çizmeden önce, “nitelik” kelimesiyle tam olarak neyi kastettiğimiz konusunda bir karara varmamız şarttır. Bu açıdan ilk olarak, nitelik kavramının bilinen iki biçiminin birbirlerinden ayırt edilmesi önemlidir: bunların ilkinde nitelikler bazı açılardan oluşken (ya da kavramken), ikincisinde dünyayı (ya da tümelleri) meydana getiren unsurlar bütünüdür. Genelde niteliklerin birinci biçimi, ikinci biçimine göre birbirinden daha farklı niteliklerin mevcudiyetine olanak sağlar (söz konusu ikinci biçim, niteliklerin nedensel bir role de sahip olmalarını gerektiriyorsa bu durum daha belirgin bir hal alır). Ancak genele baktığımızda niteliğe dair dar ve geniş kapsamlı mefhumlar arasındaki ayrım, nitelik hakkındaki teorilerin çeşitleneceği ikinci bir boyutu temsil etmektedir.
Eğer nitelikleri oluş (ya da kavram) olarak ele alır ve – sonuç olarak da – nitelikler hakkında daha kapsamlı bir yaklaşımı benimsersek, fiziksel olduğu örneklendirilen nitelikler çerçevesinde bir “fiziksel nitelik” tanımı bulmanın ne kadar zor olduğunu görürüz. Diğer taraftan, nitelikleri dünyayı (ya da tümelleri) meydana getiren unsurlar bütünü olarak ele alır ve tümellere dair – pek çok oluşun, nitelikleri ifade etme hususunda başarısız olduğu – dar bir bakış açısını kabul edersek de, fiziksel olduğu örneklendirilen nitelikler çerçevesinde bir “fiziksel nitelik” tanımı bulmak, bir bakıma daha kolay olabilir. Ayrıca bu koşula benzer bir durum, olgulara yönelik teoriler için de geçerlidir. Eğer olguları bir bakıma “doğru cümleler” [true/factually-correct sentences] olarak ele alır ve daha kapsamlı bir olgu anlayışını kabul edersek, bütün koşulların fiziksel olduğu bir “fiziksel olgu” tanımı bulmanın ne kadar zor olduğunu görürüz. Ancak olguları, empirik dünyanın yapıtaşları farz eder ve cümleler hakkında – pek çok cümlenin tek bir olgu sayesinde doğru hale gelmiş olabileceği dikkate alınarak – kısıtlı bir yaklaşımı benimsersek, mevcut olguların fiziksel oluşu etrafında bir “fiziksel olgu” tanımı bulmak biraz daha kolay olabilir.
Soyut nesnelerin (ve nitelik ya da olguların da ilintili biçimlerinin) oluşturduğu güçlükle başa çıkmanın bir yolunu bulduğumuzu ve niteliklere dair uygun bir mefhum üzerinde karar kıldığımızı düşünsek de, halen fiziksel ve fiziksel olmayan nitelikler arasında nasıl bir ayrım yapılacağı sorusuyla başbaşayız. Nitekim bazı filozoflar, bu meseleyi oldukça karmaşıklaştırmış olmalarıyla bilinir. Niteliklerin bir envanterini yapmak, temel fiziksel niteliklerin ne olduğunu kesin şekilde bilmediğimizden dolayı bile mümkün değildir. Bununla beraber fiziksel niteliklerin tam olarak fizik tarafından incelenen şeyler olduğu gibi bir önermeyle ilgili olarak da şüpheli bir döngü söz konusudur: nitekim fiziğin ne olabileceği sorusuna verilecek cevabın, fiziksel niteliklere ait terimlerle dile getirilmesi kaçınılamayacak bir durumdur. Peki bu koşula yönelik söyleyebileceğimiz şeyler neler?
Jackson’un ifade ettiği gibi (1998) ben de bazı filozofların söz konusu güçlükleri gözünde büyüttüğünü düşünüyorum. İlk olarak fiziksel niteliklerin elektronlar, protein molekülleri, sülfürik asit beherglasları, kayalar gibi şeylerin empirik olarak kanıtlanabilir özgül niteliklerini de kesin bir şekilde kapsadığını söyleyebiliriz. İkincisi, sezgisel olarak salt fiziksel şeylerin empirik olarak kanıtlanabilir özgül niteliklerinden ayrı biçimde söz konusu fiziksel nitelikler, örneğin elektronlar arasındaki zaman-uzamsal ilişkilerin ve kayalar arasındaki nedensel süreçlerin tanımları dikkate alındığında aynı kademede bulunan, harici ve bağıntısal nitelikleri de içine alır. Üçüncü olaraksa temel fiziksel niteliklerin, diğer bir deyişle de bağlılık esasının sınırını belirleyen niteliklerin dahil olduğu ve yalnızca mikrofiziğe, yani belirli bir boyuttan küçük şeylere yönelik teorilerin olanak sağladığı niteliklerden meydana gelen ayrı bir kategoriden söz edebiliriz. Mikrofiziğin nerede bittiği ve makrofiziğin nerede başladığını; makrofiziğin nerede sona erdiği ve fiziksel olmayan bir tanım düzeyinin nerede ele alındığını tam olarak bilmesek de, şu ana kadar ifade edebildiğimiz şeylerin hatalı ya da bilgilendirici olmadığını farz etmek yanlış olacaktır.
2
Genelgeçer bir anlatıya göre 17. yy. materyalistleri, fiziğe a priori kısıtlamalar getirmenin yollarını aramıştı. Özellikle de maddenin katı, durağan, işlenemez, korunumlu, yerleşikleşmiş ve yalnızca deterministik kuralllara tabii bir madde olmasının – çözümsel ya da a priori olarak da – kaçınılmaz olduğunu dikkate almaları gerekiyor; pek çok kişiyse fizik alanındaki son gelişmelerin, bir maddenin bu gibi niteliklere sahip olamayacağına işaret ettiğini varsayıyordu. Eğer birisi modern fiziğin, bu maddenin katı, durağan, işlenemez, korunumlu, yerleşikleşmiş ve yalnızca deterministik kuralllara tabii bir madde olmadığı iddiasına karşı çıksa dahi, dünyamızdaki temel fiziksel unsurların da – çözümsel ya da a priori olarak – bu niteliklere sahip olacağını düşünmek hatalı bir yaklaşım gibi görünmektedir. Bu nedenle çağdaş materyalistlerin, öncüllerinin 17. yy.’daki düşünceleriyle yüzleşmemeleri çok şaşırtıcı olmasa gerek.
Belki burada, filozoflarla ilgili başka bir vasıftan söz edebiliriz. Her ne kadar çağdaş fizikalistlerin, dünyamızdaki temel fiziksel unsurların – çözümsel ya da a priori olarak – birtakım temel niteliklere sahip olacağını – ve tabii ki, bu unsurların fiziksel olduğunu – varsayacaklarıyla ilgili şüphelerim olsa da, pek çok çağdaş fizikalistin söz konusu fiziksel unsurların belirli niteliklere sahip olduğu konusunda hemfikir olduğu aşikardır.
Halihazırda bazı fizikalistlerin, az ya da çok zorunlu, çözümsel ya da a priori olarak temel fiziksel niteliklerin mikrofiziksel olduğunu düşündüklerini belirtmiştim. Örnek verecek olursak Pettit (1993), fizikalizmin – ya da mikrofizikalizm, materyalizm veya natüralizmin – birbirini takip eden bazı savlarla tanımlandığını öne sürer: buna göre (1) mikrofiziksel varlıklar mevcuttur; (2) bu mikrofiziksel varlıklar her şeyin yapıtaşıdır; (3) mikrofiziksel bir düzen vardır; ve (4) mikrofiziksel düzenler her şeyi kontrol eder. Fizikalizmin en akla yatkın biçiminin mikrofizikalizm olduğuna yönelik bir kabulün mantıklı olduğunu düşünsem de, dikkatimizi fizikalizmin mikrofizikalizmden daha genel bir doktrin olduğuna ve bunların birbirlerinden bağımsız şekilde savunulabileceğine çekmek faydalı olur (ilerleyen sayfalarda da Pettit’in mikrofizikalizme yönelik tanımlamalarının yeterli olduğundan şüphe etmemize neden olacak bazı nedenler bulabiliriz).
Diğer yandan bazı fizikalistlerin az ya da çok zorunlu, çözümsel ya da a priori olarak global düzeyde bir bağlılık ilkesinin, tekil olarak örneklendirilen niteliklerin kopyalanmasıyla oluştuğunu düşündüğünden bahsetmek de yerinde olur. Tabii ki de Hume’ci bir bağlılık tezinin en bilinen savunucularından Lewis (1986, 1994) bağlılık ilkesinin, tekil olarak örneklendirilen niteliklerin zorunlu, çözümsel ya da a priori olarak zaman-uzamsal bir çoğaltımla yayılması olduğunu bir kenara bırakın; temel ve tekil niteliklerin zorunlu, çözümsel ya da a priori olarak fiziksel olduğunu da kabul etmez. Bunun yerine Lewis fizikalizmi, cüretkar bir metafiziki varsayım; kimi zaman da ilgi çekici ve yalnız empirik olarak çürütülebilecek bir felsefi tez olarak düşünür. Hume’ci bir bağlılık doktrinin erdemleri ne olursa olsun Lewis’in burada sergilediği tutum, pek çok kişinin paylaştığı bir yaklaşımdır: fizikalizm, cüretkar bir metafiziki varsayımdır ve ancak empirik olarak çürütülebilir. Gelgelelim tanrılar, hayaletler, ruhlar gibi şeylere yönelik ciddi kanıtlar bulunsaydı, fizikalizmin yanlış olduğunu düşünmek için de geçerli nedenlerimiz olabilirdi.
Yukarıdaki ifadelerimize karşın modern fizikalistlerinin tümünün, (zorunlu ve/veya çözümsel ve/veya a priori bir gerekliliğin yanında) maddenin katı, durağan, işlenemez, korunumlu, yerleşikleşmiş ve yalnızca deterministik kuralllara tabii olduğunu kabul etmemesi gibi bir durum söz konusudur. Kütle enerji eşitliğinin korunduğu; dünyanın deterministik, maddenin en küçük parçacıklarınınsa katı ve işlenemez olduğu savunulabilir. Ancak saydığımız son iki iddia ya kuantum mekaniği alanının hatalı olmasını ya da maddeyi (Bohm’un önerisinde olduğu gibi) açıkça tartışmalı bir şekilde yorumladığını kabul etmesini gerektirmektedir. Tabii ki de kişi mantık çerçevesinde modern materyalizmin, diğer bir deyişle fizikalizmin gerçekten bir madde kavramına ihtiyacı olmadığını savunabilir. Böyle bir düşünce dünyanın, yalnız zaman-uzamsal bir çoğaltıma yayılmış olan alan niceliklerinin mevcut olduğunun varsayılmasıyla, hayli tatmin edici bir biçimde kavranmasını sağlar.
3
Fiziksel niteliklerin makul bir kategorisi üzerinde karar kılsak da, tutarlı bir fizikalist konumlanışı ayrıntılandırmak için yapmamız gereken hala daha pek çok şey var. Nitekim fiziksel ve fiziksel olmayan nitelikler; fiziksel oluşları olumlu eylemler haline getiren doğru cümleler ve fiziksel olmayan oluşları olumlu eylemler haline getiren diğer cümle biçimleri arasındaki ilişkiye yönelik cevaplanması gereken önemli bir soru söz konusu.
Gelgelelim, fiziksel olmayan oluşları olumlu eylemler haline getiren diğer cümle biçimlerinden faydalanılan bir konumlanış doğru olamaz. Bu eleyici yaklaşıma göre yalnızca fiziksel nitelikler var olduğu gibi bu nitelikler de, fiziksel olmayan oluşları barındıran herhangi bir atomik önermeyi doğru kılmayacaktır. “Fiziksel niteliklerin” en kapsamlı tanımında dahi zihin, anlam, değer yargıları gibi fiziksel olmayan şeylere yönelik olumlu bir yaklaşım bulunmaz. Zihin felsefesinde eleyici bir tutum inançların, arzuların, duyguların bulunmadığını düşünen bir konumu temsil eder ancak fizikalizmin böyle bir biçimi, estetik, etik, mantık gibi pek çok alanı etkileyen radikal sonuçlar doğurur.

İkinci yaklaşıma göreyse fiziksel olmayan oluşları olumlu eylemler haline getiren diğer cümle biçimlerinden faydalanılan bir konumlanış sadece, bu cümlelerin çözümsel bir şekilde indirgenerek, yalnız fiziksel oluşların olumlu bir kullanıma sahip olduğu durumlarda doğrudur. Bu çözümsel indirgemeci yaklaşımda (nitelikler hakkında benimsenen kavrayışa bağlı olarak) fiziksel niteliklerin dışında bir şeyin var olmadığını söylemek doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir. Buna karşın bütün doğru cümlelerin, niteliklerin dağılımı yoluyla doğruluk kazandığına yönelik net bir anlayış söz konusudur. ‘S’nin, fiziksel olmayan oluşların olumlu bir eylem biçiminde kullanıldığı temsili bir doğru cümle olduğunu; ‘P’ “eşdeğer” cümlesinde de, yalnız fiziksel oluşların olumlu bir kullanımının bulunduğunu varsayalım. Burada ‘S’ ve ‘P’ arasındaki ilişkiyi anlamak için farklı bakış açılarından faydalanılabilir. Fizikalist filozof “S ancak ve ancak P”dir iki koşullu önermesinin doğruluğunda ve ayrıca bu iki koşullu durumun zorunlu ve/veya çözümsel ve/veya a priori olduğu konusunda (ve belki daha fazlasında) ısrarcı olacaktır.
Üçüncü yaklaşıma göreyse fiziksel olmayan oluşları olumlu eylemler haline getiren diğer cümle biçimlerinden faydalanılan bir konumlanış sadece, bu cümlelerin yalnız fiziksel oluşların olumlu bir kullanıma sahip olduğu başka bir cümle tarafından takip edilmesi halinde doğrudur. Bu çözümsel olmayan indirgemeci yaklaşımda fiziksel niteliklerin dışında bir şeyin var olmadığını söylemek, neredeyse kesin bir şekilde hatalı olacaktır. Buna karşın bütün doğru cümlelerin, niteliklerin dağılımı yoluyla doğruluk kazandığına yönelik net bir anlayış bu yaklaşımda da mevcuttur.
Eleyici fizikalizm bana oldukça akıl dışı gibi görünmektedir. Psikolojide, ekonomide ya da etikte bir gerçekliğin bulunmadığı söyleyen herhangi bir görüş, ödeyemeyeceği bir borcu üstlenmiş olur. Dahası, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi özgün bir gerçekliğin sınırlarını belirleyecek olan çizginin nereye çekilmesi gerektiği gibi ciddi bir problem söz konusudur: mesela fiziksel kimyanın özgün gerçekleri bulunamaz mı? (Kişinin, söz gelimi etikte doğruların bulunmadığını öne sürebileceği çeşitli bakış açılarının bulunduğunu eklemek faydalı olabilir. Bir yandan etik savların gerçeğe meyilli olduğu – diğer bir deyişle gerçeği hedeflediği – ancak atomik düzeyde, olumlu etik savların doğru olmadığı savunulabilir. Diğer yandan da etik savların gerçeğe o kadar da meyilli olmadığı – diğer bir deyişle hedeflediği şeyin salt gerçek olmadığı – düşünülebilir. Kişi etikte gerçekdışılık hakkında ne düşünürse düşünsün, fizik ve fiziksel bilimler dışındaki araştırma sahaları için de benzer gerçekdışı bakış açılarını savunması bana hayli akıl dışı görünmektedir. Bu durum karşısında hatalı teorilerin ve gerçekdışı yaklaşımların bir aradalığı da olası değildir. Nitekim psikoloji örneğinde, inanç ve arzulara dair birtakım olumlu atomik iddiaların doğru olduğunu varsayabilmemiz için ilk bakışta [prima facie] görebileceğimiz bazı güçlü temeller bulunur.)
Aynı şekilde çözümsel indirgemeci fizikalizmin de mantıklı olmadığını düşünüyorum. Zihinsel bir şeyin çözümsel indirgeme yoluyla fiziksel sayıldığı bir örneği ele alalım. Yakın dönem zihin felsefesinin sıklıkla söylediği şey, zihin durumlarının çoklu gerçekleştirilebilir olduğudur: pek çok kişi tarafından kabul gören bu ifade kabaca, zihinsel niteliklerin farklı şekillerde gerçekleşebileceği anlamına gelir. Bu iddianın tartışmaya en az açık olan yönü, zihnin durumlarının pek çok farklı fiziksel oluşa imkân sağlayabileceği olgusudur: birbirlerinden fiziksel olarak tamamen farklı yaratıklardan (örneğin silikon temelli biyokimya ya da [tüp biçiminin aksine] hidrolik beyin hücreleri gibi) söz edebiliriz ancak buna karşın sahip oldukları zihinsel durumlar, bizim ruh halimize oldukça benzeyecektir. Yine tartışmaya çok açık olmayan bir diğer iddia da zihinsel niteliklerin, çeşitli fiziksel olmayan oluşu mümkün kılmasıdır: ektoplazmada, ikincil akılda oluşan çeşitli zihinler var olabilir. Ancak bu son savın doğru olduğunu düşünecek olursak, çözümsel indirgemeci fizikalizmin arayışı da sonlanacaktır çünkü mümkün bir dünyada oluşan zihnin bu gibi türevleri, bu dünyada karşımıza çıkan fiziksel niteliklere dair (ki eğer fiziksel nitelik diye bir şey varsa) hiçbir şey söylemeyecektir. Diğer yandan bazı materyalist filozoflar da bu sava inatla karşı çıkıp, ektoplazm ya da ikincil akılda zihin oluşamayacağı konusunda ısrarcı olacaktır. Gelgelelim böyle bir ısrar, benim kendi sezgilerime ters düşmektedir.
Çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmse bana göre kolay kolay göz ardı edilemeyecek bir yaklaşımdır. Yine de burada iki önemli sorundan söz etmenin yanında, çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin makul bir tanımlamasını yapmaya yönelik çeşitli girişimlerden söz edeceğim.
Bazı filozoflar, çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizm için şart olan bir indirgemenin gerçekleştirilmiş olduğunu reddeder. Gerçekten söz konusu indirgemelere tek bir örnekte dahi rastlanmadığını düşünmek akla yatkın gibi görünmektedir. Peki, indirgemenin yalnız yüksek bir prensibin konusu olduğunu dikkate alacak olursak, indirgemeye inanmak ya da bununla ilgilenmek için nasıl bir sebep bulabiliriz? Salt fiziksel terimlerin kullanılmasıyla kurulan doğru bir cümlenin ki bu cümleler zorunlu olarak (örneğin inançlar ve arzular hakkındaki cümlelerde olduğu gibi) fiziksel olmayan bir kelime dağarcığıyla ifade edileceğinden dolayı, ulaşılamaz olduğunu varsayabileceğimizi düşünüyorum. Bu nedenle fizikalizmin kabulünün, psikoloji ve ekonomi gibi alanlarda çalışan kişilerin ciddi bir şekilde sınırlandırılmasına neden olmayacağı fikri, bana daha olası görünüyor. Yine de fizikalizmi asıl ilgilendiren şey, sistematik bir metafiziğin kuruluşunda oynayabileceği roldür; bu rolün desteklenebileceği görülürse de kaydadeğer bir dikkati kendinde toplayabilir. Kaldı ki, teoride her şeyin fiziğe indirgenmesine yönelik kabul edilebilir argümanların peşinen göz ardı edilmesinin nedenlerini görmek de güçtür.
Horgan’ı (1993) izleyen diğer filozoflarsa çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin en büyük sorununun, fiziksel olmayan şeylerin varsayımsal gerekliliklerinin fiziksel şeylerle açıklanmaya çalışılmasında yattığını öne sürmektedir. Peki, örneğin zihinsel bir olgunun fiziksel bağlarını açıklamak için çözümsel olmayan indirgemeci bir fizikalistin yararlanabileceği kaynaklar nelerdir? Bu soruya verilebilecek en uygun cevabın, bir problemin varlığının reddedilmesi olduğunu düşünüyorum. Nitekim gereklilik, her zaman için mantıksal bir gerekliliktir: zihinsel bir olgunun fiziksel bağları, gazların sıcaklığının moleküllerin ortalama hareketleriyle (kinetik enerjileriyle) olan bağıyla benzer biçimde mantığın konusudur. Kuşkusuz ki bu ifadeyle, (bizim gibi varlıklar için) a priori olarak teorik tanımlama ve indirgemelerde bulunmanın mümkün olduğunu ima etmiyorum: hatta belki de, tanrısal varlıklar için dahi kapsamlı empirik araştırmalarda bulunmadan bilim yapmak imkansız olabilirdi. Bununla birlikte gazların sıcaklılığının moleküllerin ortalama hareketlerine bağlı olduğu kanısına ulaşan fizikçilerin, bu bağlılık ilişkisini izah edebilmek maksadıyla daha güçlü bir açıklamaya ihtiyaç duyduklarını farzetmek de tuhaf kaçardı. (Diğer yandan ısının birden fazla nedeni olabileceğini; maddenin bulunmadığı dünyalarda da ısının mevcut olabileceğini ya da en azından Berkeley idealizminin geçerli olduğu dünyalar bulunabileceğini varsaymak da akla yatkındır.)
4
Pek çok çağdaş filozof ‘fizikalist’ tanımlaması dahilinde daha zayıf bir konumlanışa çekilmenin ihtimal dahilinde olduğunu varsayar; bu konumlanış, fiziksel oluşların mevcut bütün olguları zorunlu kılmadığı bir bakış açısıdır. Hususi olaraksa, fiziksel olan ve olmayan nitelikler arasında sadece oldukça zayıf bir bağlılık ilişkisinin bulunduğu ‘indirgemeci olmayan bir fizikalizmin’ mümkün olduğu görüşüdür. Yine de farklı bağlılık ilişkileri üzerine yakın tarihli tartışmalar, nihayetinde bu gibi bir tahminin desteklenemeyeceğine işaret ediyor gibi durmaktadır.
Bir önermeye göre fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki ilişki en iyi biçimde ‘kesin bağlılığa’ dayanılarak anlaşılabilir. Genel itibariyle bir nitelikler grubu olan A yine bir nitelikler grubu olan B’ye kesin bir şekilde koşuttur; bir nesne gereklilik sonucunda A grubundan F niteliğine sahipse ve B grubundan G niteliğine sahip bir nesne de mevcutsa, G niteliğine sahip olan herhangi bir nesne zorunlu olarak F niteliğini de barındıracaktır. Dolayısıyla bu durumda fizikalistlerin, fiziksel olmayan N niteliğine sahip bir nesnenin ve diğer taraftan fiziksel P niteliğine sahip bir nesnenin zorunlu olarak P ve N niteliklerini içereceğini varsayacakları düşünülür. Bu önerme açık bir şekilde çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizme işaret eder ve yine açık bir şekilde, – örnek verecek olursak – mantıksal olarak imkansız ektoplazmik zihinlerin varlığına gereksinim duyduğundan dolayı anlamsızdır.
Bir diğer önermeye göreyse fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki ilişki en iyi biçimde ‘küresel bağlılığa’ dayanılarak anlaşılabilir. Genel itibariyle bir nitelikler grubu olan A yine bir nitelikler grubu olan B’ye, B niteliklerinin A niteliklerine benzediği birbirleriyle aynı iki olası dünyanın bulunması durumunda küresel bir bağlılık sergiler. Dolayısıyla bu durumda fizikalistlerin, fiziksel niteliklerin benzerlik taşıdığı iki dünyanın bütün nitelikler açısından benzer olacağını öne sürecekleri düşünülür. Yine açık bir şekilde bu önerme, çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizme işaret eder. (Bir nesnenin nitelendiği Fa cümlesini düşünün. Ardından dünyanın eksiksiz bir fiziksel tasvirini sunan P cümlesine bakın. Küresel bir bağlılık ilişkisinde zorunlu olarak P Fa’dır.) Ayrıca bir açıdan yine anlamsızdır: – örneklersek – önceki önermede olduğu gibi mantıksal olarak imkansız ‘ikincil (epiphenomenal) bir artığa’ gereksinim duyar. Başka bir açıdan bu önerme oldukça zayıftır da: nitelik türlerinin büyük bir bölümü açıısndan fiziksel bir şeyin kopyasının, belirli bir nitelik türünün de kopyası olacağı düşüncesini yakalamayı başaramaz.
Üçüncü bir önermeye göre de fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki ilişki en iyi biçimde ‘dünyaların sade kopyaları’ çerçevesinde anlaşılabilir. Jackson’un formüle ettiği şekliyle (1998) bu görüşe göre olası bir dünya, asıl dünyadaki B niteliklerini kopyalaması halinde yine asıl dünyanın A niteliklerini de kopyalamak mecburiyetindedir. Bu durumda da fizikalistlerin, eğer olası bir dünya yalnız ve yalnız asıl dünyanın fiziksel niteliklerini kopyalarak var olmuşsa, asıl dünyanın bütün niteliklerini kopyalamış olacağı iddiasını savunacakları düşünülür. ‘Sonlandırma koşulunun [stop clause]’, dünyanın eksiksiz bir fiziksel betiminin parçası olmasına imkân tanıdığımız göz önüne alındığında, Jackson’un bu önermesinin bir çeşit çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizme mahal verdiği daha iyi anlaşılır. Gelgelelim burada da söz konusu üçüncü önermenin fazlasıyla zayıf olduğu kanısındayım: nitekim bu önerme de, bir nesnenin fiziksel kopyasının aynı zamanda fiziksel niteliklerinin de kopyası olacağı fikrinin yanında fizikalistlerin, asıl dünyanın haricinde çok geniş bir dünya grubunun sade kopyalar tezinde kendilerine yer edindiği olgusunu; yani birtakım fiziksel nitelikler açısından farklılık gösteren bir dünyanın, fiziksel nitelikleri bu nitelikler haricindeki her şeyi belirleyeceğinden dolayı geçerli olacağı düşüncesini yakalayamamaktadır.
Sözünü edeceğim dördüncü önermeye göre de fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki ilişki en iyi biçimde ‘lokal bağlılıklar’ üzerinden anlaşılabilir. Horgan bu önermeyi şöyle formüle etmiştir (1993): fiziksel olarak mümkün dünyalarda bütün dahili B niteliklerinin aynı olduğu ancak dahili A niteliklerinin dağılımında farklılıklar görülen zaman-uzam alanları bulunmamaktadır. Bu durumdaysa fizikalistlerin, fiziksel olarak mümkün dünyalarda bütün fiziksel niteliklerin aynı olduğu ancak fiziksel olmayan niteliklerin farklılık gösterdiği alanların bulunmadığını iddia edecekleri düşünülür. Önceki önermelerde olduğu gibi bu önerme de, bir çeşit çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmi gündeme getiriyor gibidir: bununla birlikte dördüncü önerme de güçlü bir bağlılık da söz konusudur. Ancak sonuç olarak bu önerme fazla kesindir: bizim dünyamızı idare eden fizik kanunlarının hükmettiği olası dünyalara göre yerelleşmiş ikincil atıkları imkânsız kılmaktadır. (Gün gibi ortada olmasa da bu olasılığı yok saymak için aceleci davranmamamız gerekir.) Ayrıca bu önermenin çok zayıf olduğu bir yönü de söz konusudur: fizikalist olmayan birisi bu önermeye katılabilir ancak pek çok şeyde zaman-uzam alanının bulunmadığını ve bu şeylerin fiziksel olmayan niteliklerinin, dünyanın fiziki yapısından bağımsız bir şekilde çeşitlilik göstereceğini söyleyecektir.
Bu tartışmadan çıkarabileceğimiz sonuçlardan birisi, ‘indirgemeci olmayan’ fizikalizme yönelik incelemelerin zayıf olduğudur: en zayıf bağlılıklarda bile gereklilik (ve dolayısıyla bir zorunluluk) mevcuttur. Varabileceğimiz bir diğer sonuç da bağlılık ilişkilerini henüz kimsenin tam olarak saptayamamış olduğudur ki fizikalistlerin söylemeye çalıştığı şeyler de bu ilişkiler yoluyla kavranabilir. Bu durum fizikalizme şüpheyle yaklaşmak için geçerli bir neden olarak görülebileceğinden dolayı – ki elbette bu neden insanların bilgi, nedensellik ve de somutlaştıramadıkları diğer her şeye yönelik incelemelerinin başarısız olması sonucunda ulaşacakları bir neden değildir – daha iyi bir analizin nasıl ilerlemesi gerektiği hakkında kısa birkaç şey söylemenin faydalı olacağını düşünüyorum.
Fizikalizme yönelik bariz yaklaşım, Horgan ve Jackson’un çalışmalarındaki güçlü yönleri alıp zayıflıklardan kaçınmaktır. İlk olarak, asıl dünyanın fiziksel açıdan sade bir mefhumuna, diğer bir diğer deyişle, yalnız asıl dünyayı meydana getiren fiziksel materyallerle yaratılmış dünya varyantlarına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. İmkân tanınan varyantlar da örneğin yalnızca sınır koşullarının; yalnızca belirli fizik sabitlerinin; yalnızca bazı fizik kanunlarının çeşitlilik gösterdiği dünyalar olsun. Belki bu durumda, asıl dünyanın sade fiziksel varyantları olan bu dünyalar grubunu saptamak da mümkün olur ki her halükârda varyant dünyaların hiçbirisi, asıl dünyadan aşırı derecede farklı olmayacaktır.
O halde, fizikalistlerin ifade etmek istedikleri şeyi yakalayabilecek olan bağlılık ilkesine yönelik şunlar söylenebilir: asıl dünyanın dahili B niteliklerinin aynı olduğu ancak dahili A niteliklerinin farklılık gösterdiği sade fiziksel varyantlarında zaman-uzamsal alanlar bulunmamaktadır. Bunu elimizdeki koşula uyarlarsak: asıl dünyanın fiziksel niteliklerinin aynı olduğu ancak bazı niteliklerinin de farklılık gösterdiği sade fiziksel varyantlarında zaman-uzamsal alanlar bulunmamaktadır.
Bu yaklaşım, önceki sayfalarda sözünü ettiğimiz ilkelerin karşılaştığı zorluklardan kaçınıyor gibi görünse de halen kabul edilemez olmasına yol açan bazı nedenler bulunuyor olabilir. Gelgelelim bu noktada, bu nedenlerin ne olduğunu açıklama işini diğer düşünürlere bırakmam gerekiyor.
Sonuç olarak iki noktaya dikkati çekebiliriz. İlk olarak ‘dahili nitelikler’ ifadesiyle, bir niteliğin sözü edilen bir alan içerisindeki örneklerinin bu alanın dışından bağımsız olduğunu; dolayısıyla ilişkisel niteliklerin de kelimenin bu anlamıyla ‘dahili’ olduğunu kastediyorum. Böylelikle şeylerin nitelikleri hakkında bağlılık varsayımlarına, basit bir şekilde bu şeylerin yer aldığı alan hakkındaki bağlılık varsayımlarından ulaşabiliriz. Özellikle de, dünyanın yalın fiziksel varyantlarındaki süjenin dahili zihinsel niteliklerinde, yine bu öznenin dahili fiziksel niteliklerinde çeşitlilik olmaksızın bir farklılık göremeyiz; ve anlaşılabileceği üzere dünyanın yalın fiziksel varyantlarındaki süjenin dahili zihinsel niteliklerinde, bu süjenin beyninde göreceğimiz fiziksel çeşitlilik olmaksızın bir farklılık bulunamaz. Daha önce belirttiğimiz gibi, ileriye taşıdığımız bu varsayımların makul olduğunu herkes kabul etmeyecektir. Örnek verecek olursak Chalmers (1996), asıl dünyanın yalın fiziksel kopyalarında zombilerin var olabileceği iddiasında haklıysa, bu akışı çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin hatalı olduğu ifadesi takip edecektir.
İkinci olaraksa, literatürde benim fizikalizm formülasyonuma yaklaşan bazı örnekler mevcuttur. Örneğin Jackson da (1998: 13) “bizim dünyamızla aynı temel kural ve unsurları içeren dünyalar arasında herhangi iki fiziksel kopya, daha basit kopyalardır” şeklinde bir ilkeye duyulan ihtiyacı dile getirmiştir. Ardından da materyalizmin veya fizikalizmin şu şekilde formüle edilmesi gerektiğini söyleyen Lewis’e atıfta bulunmuştur (1983: 37): “Bizim dünyamıza da yabancı olan tabii niteliklerin yer almadığı dünyalar, fiziksel farklılıklar olmadan herhangi bir çeşitlilik gösteremez; birbirlerinin aynısı olan böyle iki dünyaysa birer kopyadır.” Bu formülasyonlar, Jackson’un yaklaşımına yönelik sözünü ettiğimiz iki zorluğun ikincisinden kaçınsa da, tekil ya da alansal bağlılıklarla ilgili görüşleri uzlaştırmada başarısız olur. Chalmers’se oldukça teorik bir teknik bir tanımla, “(dünyalar ya da insanlar gibi) doğal biçimde olası herhangi bir koşulda, bu koşulun gerçekliği koşulu ilgilendiren fiziksel olguların teşkil ettiği zorunluluklardır” fikrini yakalamaya çalışır (1996: 16). Chalmers’in bu tanımı benim görüşlerimle iki yönden farklılık gösterir. Birincisi, küresel ve güçlü bağlılık önermeleri arasındaki ilintiyi tamamen kestiğinden dolayı, lokal bağlılık önermesinin de kesinliğine sahip değildir. İkincisiyse, doğal biçimde olası koşulların sınırlandırılması, yalın fiziksel kopyaların sınırlandırılmasıyla aynı nosyonu taşımamaktadır. Tabii olasılıklar, dünyamızın tabiat kanunlarıyla bir uyuma gereksinim duyar. Dolayısıyla bir yandan bu kanunlarda gerçekleşecek bir değişimi de imkânsız kılarken, diğer yandan da varlıkların, türlerin ya da sözü edilen dünyadaki şeylerin fiziksel olmasına ihtiyacı yoktur: fiziksel olmayan şeylerin hareketlerinin (özellikle de bizim dünyamızda geçerli olan tabiat kanunları gibi kanunlar tarafından) sınırlandırılmadığı bir dünya mümkün olabilse de böyle bir dünya, bağlılık doktrininin formülasyonunda sözünü ettiğimiz dünyaların dışında tutulmalıdır.
5
Her ne kadar bir fizikalistin, önceki bölümün sonlarında tarif ettiğimiz biçimiyle çözümsel olmayan indirgemeci olması gerektiği fikrinde hemfikir olduğumuz düşünülse de, fizikalizm ve fizikalizmin nasıl tanımlandığına yönelik, halen sorulması gereken pek çok önemli soru vardır. Özellikle de böyle bir fizikalizmin, üzerine bu kadar tartışılmaya değip değmeyeceği sorusu bana oldukça önemli gibi görünmektedir.
Jackson’un dikkat çektiği gibi (1998) böyle bir fizikalizmin sonuçlarından birisi, temel metafiziğe yönelik olarak yalnızca bir alışveriş listesi yaklaşımının benimsenmemesini zorunlu hale getirmesidir. Daha genel bir biçimde ifade edersem böyle bir fizikalizmin, bu önermeyi de içine alan temel metafizik araştırmaları üzerinde ciddi birtakım etkileri söz konusudur. Peki, diğer araştırma sahaları üzerinde de yine önemli sonuçlar doğurur mu?
İlgi çekici bir soru fizikalizmin, tanımlandığı şekliyle natüralizmin zaten elemiş olduğu şeylerden fazlasını hariç bırakıp bırakmayacağıdır. Bu soruyu yanıtlamak için tabii ki de ‘natüralizmle’ tam olarak neyi kastettiğimizi kesinleştirmemiz gerekir. Önceki sayfalarda ifade ettiğim fikirlerimi takip edecek olursam ontolojik natüralizmi, dünyanın sade ve doğal varyantlarında, bu alanların dahili doğal niteliklerinde bir çeşitlilik olmaksızın diğer niteliklerinde de bu çeşitliliğin bulunmayacağı düşüncesi olarak ele almak olağan gibi görünmektedir. (İlk bakışta ontolojik natüralizmin, dünyada yalnız doğal niteliklerin var olmasını gerektirdiğini varsaymak daha normal gelebilir. Ancak önceki sayfalarda fiziksel niteliklerden söz ederken dile getirdiğim bakış açısı, böyle bir önermenin makul olmadığını anlaşılır kılabilir.) Fizikalizm ontolojik natüralizmden daha kesin bir doktrin olduğundan dolayı daha fazla şeyi kabul etmediği de açıktır: natüralizm (söz gelimi) asıl dünyanın yalın fiziksel varyantlarının fiziksel niteliklerinde bir çeşitlilik olmasa da kimyasal özelliklerinde bu çeşitliliği görebileceğimizi söylerken, fizikalizm buna imkân tanımamaktadır. Ancak her iki doktrinin de dışarıda bıraktığı şeylerin listesine geldiğimizde, doğaüstü varlıklar, tanrılar, ruhlar, liberteryen bir özgürlük gibi ortak birtakım şeylerin bulunacağını düşünmek akla mantıklıdır. Kişinin halihazırda natüralizme başvurarak elemediği bu hipotezleri hükümsüz kılmak için fizikalizme başvurduğu canlı örnekleri bulmak güçtür. (Tabii ki bunu zor bulmamın nedeni benim hayalgücümün yetersizliği de olabilir.)

Yine ilintili bir nokta, fizikalizmin özel ve beşeri bilimler açısından doğaüstü olgulara başvurulmasını yasaklaması haricinde ki bu yasak zaten ontolojik natüralizm tarafından uygulanmaktadır, başka metodolojik sonuçlarının bulunmuyor gibi görünmesidir. Çözümsel indirgemeci fizikalizmin başarıszlığını göz önüne alınca, kişi özel ve beşeri bilimler üzerine çalışmalarını, teorik olarak dahi yalnız fizikle uğraşarak yürütmeyi bekleyemez. Çözümsel indirgemeci fizikalizm teoride mümkün olsa bile bunu, kişinin özel ve beşeri bilimler üzerine araştırmalarına, teorik olarak yalnız fizikle uğraşarak devam edebileceği gerçeği takip etmeyecektir. Bir yanda yapılması gereken hesaplamalar teorik olarak (bu hesaplamaların devasa büyüklüğü ya da belirli denklemlerin matematiksel açıklanamazlığı nedeniyle) kısıtlanmış olabileceği gibi, diğer yanda sistemlerin (bilhassa, isabetli bir ölçüm yapabilmek için kullandığımız, bizim sınırlarımızı aşan sistemlerin) kaotik doğasının getirdiği teorik limitler söz konusudur. Bütün bu koşullar dikkate alınınca eleyici olmayan bir fizikalizmin estetik, tarih, siyaset gibi alanlarda, doğaüstü şeylerden yardım alma olasılığı ortadan kalktığı zaman ortaya çıkan gerekliliklerin ötesinde ilgi uyandırıcı metodolojik sonuçlarının bulunmaması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca eleyici fizikalizm, söz gelimi psikoloji örneğinde ilginç metodolojik sonuçlara yol açabilse de, bu durum fizikalizmin böyle bir türüne yönelik giderek artan şüpheyi dengelemelidir. (Burada da genel bir noktaya dikkat çekmemiz gerek: riskli doktrinler çoğunlukla daha heyecan verici sonuçlar doğurur.)
Söz konusu çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin özel ve beşeri bilimlerde farklı metodolojik sonuçlara yol açmaması da bir çıkış noktası olarak düşünülebilir. Nitekim 19. ve 20. yy.’lardan öğrenebileceğimiz bir şey, bilimsel metodu – özellikle de ‘fizik metodunu’ – dayatmaya yönelik ruhsuz girişimlerin özel, sosyal ve beşeri bilimlerde yol açtığı korkunç sonuçlardır. Tabii ki bu ifademle en iyi açıklamaya ulaşabilmek için fizik dışında, örneğin istastiki yaklaşımların ve tümevarımın çeşitli sorunlarının bulunduğundan (ya da söz gelimi Bayesyancılığın, empirik çalışmalar için sağladığı metodun kusursuz olduğunu söylemenin mantıksız olduğundan) ziyade, mesela psikolojideki bilimsel davranışçılık gibi talihsiz girişimlerden kaçınmamız gerektiğini kastediyorum. Nitekim bilimde – ontolojik ve genel anlamıyla metodolojik olmak üzere – iki seviyeli bir uyumun varlığını (Cartwright (1999), Dupre (1993) ve diğer bazı kişilerin çalışmalarında olduğu gibi) kavramlar, ilkeler ve kanunlarda sık sık gözlemlediğimiz uyuşmazlığı reddetmeden de kabul edebiliriz.
Yukarıdaki yorumlarımızdan çıkarılacak sonuç tanımını sunduğum böylesi bir fizikalizmin (ya da materyalizmin) yavan olduğudur. Zaten natüralistlerin çalışmalarına aşina olan kişiler için (her ne kadar ontolojik natüralizm için daha sağlam temeller sağlayabilse de) temel metafizik dışındaki alanlara dair pek bir şey barındırmamaktadır. Zaten natüralizmi reddeden kişiler içinse – bu kişilerin genel olarak teistler olduğunu varsayıyorum – böyle bir fizikalizm daha ilgi çekici hale gelmeyecektir. Dolayısıyla fizikalizmin karmaşık bir yanılgı olduğunu düşünenlere katılmadığım gibi, makul bir fizikalizmin de temel metafizik alanı dışında büyük çıkarımları olduğunu sanmıyorum. Ancak temel metafizik üzerine kafa yoran kişiler, bu gibi bir fizikalizmin geçerli olup olmadığı konusunu irdelemekte de haklıdır.
(Bazı fizikçilerin fizikalist olmasına karşın, fizikalizmin fizik üzerinde önemli metodolojik sonuçlara sebebiyet vermediğini not etmek de faydalı olabilir. Her ne kadar fiziğin bazı alanlarında bazı şeylerin bariz bir biçimde mikrofiziğe indirgendiğini görsek de, bütün fizik bilimleri bu gibi konulara tarafısz yaklaşmaktadır. Örneğin Newton’un yörünge mekaniklerindeki üç cisim probleminin zorluğu düşünüldüğünde, herhangi bir makrofizik problemine teferruatlı bir mikrofiziksel bakış açısıyla [diğer bir deyişle, pek çok fiziksel sistemin kaotik doğasından kaynaklanan problemler ya da quantum mekaniğinin fiziki ölçümlere yönelik bariz sınırlandırmalarıyla] yaklaşmak anlamsızdır.)
6
Peki, sözü edilen fizikalizm geçerli midir? Bu soruyu kesin bir şekilde yanıtlamak güç olduğu gibi, ancak bazı önemli noktalara değinebilirim.
Birincisi, diğer seçenekleri de değerlendirmek önemlidir. Örneğin bazı kişiler enflasyonist olabilir: tanrıların, hayaletlerin, ruhların, liberteryen temsilcilerin ya da mevcut tabii niteliklerin varlığına inanabilir ya da minimalist veya plüralist olabilir: yani temel metafiziği yanlış yöne evrilmiş bir alan olarak görebilir ve/veya farklı çalışma alanlarında incelenen nitelikler arasında asimetrik bir bağlılık ilişkisi bulunmadığını düşünebilir. Olası seçenekleri göz önünde bulundurunca çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin duruşu, bana oldukça kesin görünmektedir: kişinin farklı bir seçeneği benimsemek için geçerli nedenleri olmalıdır. (Bu ifadem, kendi görüşlerimin dogmatik bir beyanı da olabilir ancak çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin lehinde bir döngüsel nedensellik argümanı [bkz. petitio principii] sunma amacı taşımamaktadır.)
İkinci olarak, yine bir tür fizikalizmin lehinde olan, örneğin Papineau’nun (1993) çalışmaları gibi birtakım bağımsız yaklaşımlar söz konusudur. Buna göre benim kolumda bulunan atomlar dünyanın herhangi bir yerindeki atomlardan farklı değildir: hareketleri tamamıyla elektromanyetik güçler ve kütle çekim güçleri tarafından belirlenir. (Bu bağlam içinde zayıf ve kuvvetli nükleer güçleri yok sayabileceğimizi düşünüyorum.) Mikrofiziksel dünyadaki nedensellik döngüsünü ve dünyamızın da mikrofiziksel unsurlar barındırdığını dikkate alırsak, her şeyin fiziksel bir unsur haline indirgenmesini şu olgu izleyecektir: bazı ‘psikolojik’ güçlerin, kolumu oynatmaya karar verdiğim zaman kolumdaki atomlar üzerinde bir etkiye sahip olduğunu varsaymak absürttür. (Fizikalizmin tanımı çerçevesinde kullandığım biçimiyle bir bağlılık varsayımı, bağımsız bir inandırıcılığa sahiptir: ahlaki, estetik ya da zihinsel niteliklerin fiziksel niteliklerden bağımsız olarak çeşitlilik gösterdiğini ve dolayısıyla bizimki gibi dünyalarda farklılık sergileyeceğini farz etmek yanlış olur.)
Üçüncüsü, genel olarak çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizme getirilen karşı savlar zayıftır. Özellikle Crane ve Mellor’un çalışmasına (1990) zıt olarak fizikalizm, açık ve güvenilir bir tanımalamaya olanak tanımaktadır; nitekim hem mantıklı hem de geçerli anlatımlar mevcuttur. Diğer pek çok kişiyle beraber Crane ve Mellor, fizikalizmin aşırı bir bilimciliği gerektirdiğini varsaymaktadır. Her ne kadar fizikalizmin kaba bulduğum bazı biçimleri olsa da, sınırları düzgünce belirlenen bir fizikalizmin farklı çalışma alanlarıyla ilgili yersiz savlar sunmasına gerek olmadığı barizdir. Fizikalizm fiziksel olan şeye özgün bir ontolojik pozisyon verir ancak fiziğin epistemik ya da inançsal konumlanmışı hakkında herhangi bir iddia öne sürmez. İkincil ilişkilerle bağlılığı içeren niteliklerden daha fazla ilgilenilmesi gerekliliğinin nedenleri belirgin değildir: fizikle uğraşarak psikolojiye dair bir şey söylenemeyeceği anlaşıldığında, psikolojinin belirli bir çalışma sahasının ikinci dereceden bir alanı olduğunu varsaymak için herhangi bir neden de bulunamaz.
Crane (1993) Pettit’in fizikalizm tanımının hatalı olduğunu öne sürer çünkü fizikalist olmayan kişiler, mikrofiziksel varlıkların her unsuru içerdiğini kabul edebilir:
Fizikalist olmayan birisi bütün empirik tikellerin ya fiziksel ya da mikrofiziksel parçacıklardan meydana geldiğini onaylayabilir. Fizikalist olmayan bir görüş mantıklı bir biçimde nitelikler üzerine bir tez olabilse de, tikeller için durum böyle değildir: fiziksel tikellerin, fiziksel olmayan indirgenemez nitelikleri olabilir. Ben de fiziksel bir tikelim çünkü ya uzuvlarım fiziksel ya da uzuvlarımı da fiziksel parçalar meydana getiriyor. Ancak buna karşın zihinsel niteliklerim de var. Dolayısıyla fizikalist olmayan bu görüş, “empirik dünyanın sadece eksiksiz bir fiziğin mevcut olduğunu söylediği şeylerden meydana geldiği” düşüncesini reddeder. (224)
Yukarıdaki alıntıya bakıldığında çözümsel olmayan indirgemeci fizikalistlerin, empirik dünyanın sadece eksiksiz bir fiziğin mevcut olduğunu söylediği şeylerden meydana geldiğini savunurken fiziksel olmayan indirgenebilir niteliklere imkân tanıdığı düşüncesi göze çarpar. Bunu mümkün kılan şeyse, fiziksel olan ve olmayan şeyler arasındaki bağlılık ilişkisinin doğasıdır: zorunluluk indirgemeden daha zayıftır ancak bir ‘söylem’ olacak kadar da güçlüdür. Her şeye rağmen, Crane’nin Pettit’in tanımının yetersiz olduğu görüşüne katılıyorum: çünkü Pettit’in tanımı, çözümsel olmayan indirgemeci fizikalistin görüşlerini tam olarak kavrayamamaktadır.
Elbette ki yukarıdaki görüşlerimin, çözümsel olmayan indirgemeci fizikalizmin geçerli olduğunu gösterdiğini ileri sürmesem de, böyle bir fizikalizmin mantıksal olarak desteklenebilir olduğuna güzel bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum.
7
Son bir görüşümü daha ekleyeyim. Önceki sayfalarda yazılan her şeyin, Kant’ın eleştirel felsefesini ve onun takipçilerini ciddi bir şekilde reddeden birisi tarafından yazıldığı sanılabilir. Ki zaten öyle. Smart, Armstrong, Jackson, Bigelow, Pargetter, Devitt ve diğer pek çok kişinin çalışmalarında görülebileceği üzere Avusturalyalılar’ın genel yaklaşımı bu şekildedir. Tabii ki de Avusturalya realistlerinin aşkınsal bir idealizmi ve bunun modern uzantılarını reddetmekte haklı olduklarını (örnek olarak Putnam’ın içsel realizmi ve Goodman’ın dünya-yapımı yöntemleri verilebilir) tartışmaya açmak için çok daha kapsamlı bir yayına ihtiyaç vardır. Açıkça görülebileceği gibi böyle bir inceleme, burada halletmeyi bekleyebileceğimiz bir çalışma değil. Ancak makalenin sonuna gelirken, dogmatikliğin Avusturalya düşüncesinin bir parçası olmadığını not etmenin faydalı olacağını düşünüyorum: nitekim empirik bütün spekülasyonlarda hata payı bulunabileceği açık bir şekilde kabul edilmelidir. Burada okuyucuya sunduğumuz şey dogmatik bir metafizikten ziyade – bu makaleye olanak sağlayan bildiri davetindeki kelimeleri tekrarlayacak olursam – “mümkün ve anlaşılabilir olanları birbirinden ayırt eden bir felsefi spekülasyon biçimidir.”
Kaynakça
- Beckerrnann, A., Flohr, H. and Kim, J. (eds.) (1992) Emergence or Reduction? Essays on the Prospects of Nonreductive Physicalism. Berlin: de Gruyter.
- Cartwright, N. (1999) The Dappled World. Chicago: University of Chicago Press.
- Chalmers, D. (1996) The Conscious Mind, Oxford: OUP.
- Crane, T. (1993) “Reply to Pettit”. Analysis 53, 4, 224-27.
- Crane, T. ve Mellor, H. (1990) There is no Question of Physicalism”. Mind 99, 394, 185-206.
- Dupre, J. (1993) The Disorder of Things: Metaphysical Foundations of the Disunity of Science. Cambridge: Harvard University Press.
- Horgan, T. (1993) “From Supervenience to Superdupervenience”. Mind 102, 408, 555-86.
- Jackson, F. (1998) From Metaphysics to Ethics: A Defence of Conceptual Analysis. Oxford: Clarendon.
- Kim, J. (1993) Supervenience and Mind. New York: CUP.
- Lewis, D. (1986) Philosophical Papers Volume 2. Oxford: OUP.
- Lewis, D. (1994) “Humean Supervenience Debugged”. Mind.
- McLaughlin, B. (1995) “Varieties of Supervenience” in Savellos and Yalçin.
- Papineau, D. (1993) Philosophical Naturalism Oxford: Blackwell.
- Pettit, P. (1993) “A Definition of Physicalism”. Analysis 53, 4, 213-23. Savellos, E. and Yalçin, U. (eds) (1995) SupenJenience. New York: CUP.
Çevirmen: Semih Gözen Esmer
Not: Bu içerik ilk kez 2020 yılında yayınlanan Öncül Analitik Felsefe Dergisi’nin (tükenen) 5. sayısında yayınlanmıştır.