Jason Brennan’ın “Why Not Capitalism”i – Alex Sager

/
238 Okunma
Okunma süresi: 7 Dakika

“Why Not Capitalism” başlıklı kitabında Jason Brennan, G. A. Cohen’in “Why Not Socialism”ine paralel şekilde, kapitalizmin ahlaki bir savunusunu geliştiriyor. Brennan’ın iki hedefi var. İlk olarak, Cohen’in sosyalizm savunusunun okuyucuları sosyalizmi ahlaken kapitalizme tercih edilebilir bulacak şekilde yanlış yönlendiren iki tane safsataya dayandığını iddia ediyor. İkinci olarak da ideal adalet koşullarında bile kapitalizmin ahlaken sosyalizme tercih edilebilir olduğunu göstermeye çalışıyor.

 Brennan’ın argümanını anlayıp değerlendirebilmek için Cohen’in sosyalizmi savunurken izlediği stratejiyi dikkatlice irdelememiz gerek. Why Not Socialism, sosyalizmin lehine olan prensiplere dayanan(preliminary) bir argüman kuruyor. Cohen, argümanını kurmak için birtakım özelliklere sahip olan bir kamp gezisi tarif ediyor. Bu özelliklerden ilki, insanların herkesin iyi vakit geçirmesini sağlamaya yönelik bir ortak gaye taşımaları. İkinci olarak, kampçılar eşitlik ve karşılıklılık ilkelerini gözeterek işbirliği yapıyorlar. Yani kampçılar; ihtiyaçları, tercihleri ve becerileri hesaba katacak şekilde ve gönüllü bir görev dağılımı yaparak geziye katkı sağlıyorlar. Üçüncü olarak da gezi boyunca mülkiyet kolektif kontrol altında kalıyor. Bu üç özellik, sosyalist bir adalet anlayışına tekabül ediyor.

Cohen bunu piyasa mübadelesi ve özel mülkiyet hakları gibi kapitalist prensiplerce idare edilen bir kamp gezisiyle kıyaslamamızı istiyor. Becerikli bir balıkçı olan Harry levreği yalnızca kendisi götürürken diğer kampçılara yalnızca yayınbalığından vermekte ısrar ediyor. Silvia bir elma ağacı buluyor ve yalnızca karşılığında özel ayrıcalıklar edindiği müddetçe diğer kampçılara da bunu göstermeyi kabul ediyor. Leslie, diğer kampçıların onlara fındık kırma tekniğini öğretmesi için kendisine para ödemesini talep ediyor. Morgan, balığını babasının 30 sene önce kazdığı bir göletten yakalayıp yemeye dair tek taraflı hakkından vazgeçmek istemiyor.

Cohen, pek çoğumuzun ilk geziyi tercih edeceğini çünkü bu gezinin sosyalist fırsat eşitliğinin bir örneğini oluşturduğunu düşünüyor. Sosyalist fırsat eşitliği, bir eşitlikçilik ilkesine ve topluluk ilkesine dayanıyor. Eşitlikçilik ilkesi yalnızca iki tür eşitsizliğe müsaade ediyor; 1) yaşam tarzındaki ve tercihlerdeki farklılıklardan doğanlar 2) müessir seçimlerden ve riskli girişimlerden doğan eşitsizlikler. Cohen aynı zamanda müessir seçimlerden doğan büyük eşitsizliklerin de topluluğun altını oyabileceği görüşünde. Bu sebeple, sosyalist eşitlik insanların birbirlerinin iyiliğini istedikleri için işbirliği yapıp birbirlerine hizmet edecekleri bir komünal karşılıklılık da gerektiriyor. Bunun aksine, Cohen’e göre kapitalist gezi, açgözlülük ve korku prensiplerine dayanıyor. Kapitalizmde insanlar, öncelikli olarak birbirlerinin iyiliğini istedikleri için değil, kazanç elde etmek için işbirliği içine girerler.

Brennan, sosyalist olmayan pek çok okurun da yine de Cohen’in kamp gezisinin ahlaki vizyonunun cazibesine kapıldığını kabul ediyor. Sosyalizmi Cohen’in karakterize ettiği şekliyle reddetmelerinin sebebi, bunun uygulanabilir olmadığına inanmaları. Bunun aksine, Brennan’a göre Cohen’in vizyonu akla yatkın görüntüsünü iki safsataya borçlu. İlk olarak; Cohen, ortak bir çıkara sahip iyi insanlarla dolu ideal bir sosyalist kamp gezisini bencil insanların bulunduğu daha gerçekçi bir geziyle kıyaslıyor(57-9). İkincisi, Cohen sosyalist ekonomik ortak mülkiyet pratiğini eşitlik ve topluluk gibi ahlaki ilkelerle birleştiriyor ancak bu ilkelerin kavramsal olarak herhangi bir spesifik mülkiyet biçiminden bağımsız olduğunun farkına varamıyor(62-3).

Varlığını iddia ettiği bu safsataları göstermek için, Brennan paralel bir örnek olarak gördüğü Mickey Mouse Kulüpevi Köyü örneğini inşa ediyor. Kulüpevi Köyü’nde, Disney karakterleri bazen beraberce bazen de ayrı şekilde kendi projelerinin peşinden koşarak hayatlarını geçiriyorlar. Cohen’in kamp gezisinin aksine bunda özel mülkiyet mevcut: Mickey kulüp evinin sahibi, Minnie bir saç tokası fabrikasına sahip, Clarabelle’nin bir “Moo Mart” ve “Moo Muffin” fabrikasını var, Donald Duck ve Willie the Giant(Dev)’ın da çiftlikleri var. Köylüler ticaret yapıyor ve iyi bir hayattan kendileri şahsen ne anlıyorlarsa onun peşinden gidiyorlar. Ancak aynı zamanda da fedakarlar, birbirlerine yardım ediyor ve sorunları çözmek için bir araya geliyorlar. Bir devlet yok, çünkü kimse şiddete başvurmuyor ya da şiddetle bir başkasını tehdit etmiyor.

Brennan bu anarko-kapitalist ütopyayı sosyalist bir distopya ile kıyaslıyor. Donald çiftlikleri kolektifleştirmek için şiddet kullanarak milyonları katlediyor ve Goofy direniş gösteren köylüleri Gulag’lara gönderiyor. Mickey Mouse, Clarabelle’nin gizli polisinin yardımıyla ifade hürriyetini bastırmak için teröre başvuruyor. Ekonomiden geriye kalanı da Minnie’nin beş yıllık iktisadi planları yok ediyor.

Brennan’ın senaryosunda, anarko-kapitalist Kulüpevi Köyü gönüllü topluluk, karşılıklı saygı, karşılıklılık, sosyal adalet ve hayırseverlik gibi ahlaki ilkeler üzerine kurulu. Bu köyde ticaret, özel mülkiyet, saygı vb. normlar herkesin “iyi”nin ne olduğuna dair kendi kavrayışlarının peşinden gidebilmek için yeterli servete, imkâna ve özgürlüğe sahip olmasını teminat altına alıyor. Bu durum, birbirlerini kendi içlerinde birer amaç olarak gören ve farklılıklarını olumlayan köylülerin ahlaki erdemleriyle katmerleniyor. Birbirlerine yardım ediyorlar çünkü ilişkilerine değer veriyorlar ve birbirlerini umursuyorlar. Brennan saydığı beş ilkenin bir anlamda derin bir şekilde anti-sosyalist olduğunu çünkü sosyalistleri üretkenliğe motive eden şeyin kıskançlık, açgözlülük ve korkunun oranı kişinin siyasi pozisyonu ve şahsi karakterine göre çeşitlilik gösteren bir karışımı olduğunu iddia ediyor.

Brennan’ın Cohen parodisi kıyaslanabilir değil. Brennan, Cohen’in ilk safsatasının ideal bir sosyalizm vizyonunun gerçekçi bir kapitalizm tasviri ile kıyaslanması olduğunu iddia ediyor. Ancak bu doğru değil. Pek çoğumuz kabaca Cohen’in tarif ettiğine benzeyen kamp gezileri tecrübe etmişizdir. Cohen bizi, gerçek ve daha büyük bir kapitalist sosyal ve ekonomik sistemi değerlendirmek için gerçek bir sosyalist kamp gezisinin ahlaki ilkelerini incelemeye davet ediyor ve alternatif bir sistemin, kamp gezisinin ahlaki ilkelerini gerçekleştirebilmesi durumunda daha iyi olacağını öne sürüyor. Cohen’in kapitalizmi açgözlülüğü olumlayan bir sistem olarak tarif etmesi, kapitalizmin kendi taraftarları tarafından sıklıkla anlaşıldığı şekline yakın. Brennan, bir sosyal sistemi, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olduğu, insanların kontrat imzalama özgürlüğü olduğu ve tekeller ya da ödenekler var olmadığı müddetçe kapitalist bir sistem olarak tanımlıyor. Kapitalizmin “analitik olarak açgözlülük ve korkuya” ve hatta herhangi bir güdüye bağlı olduğunu inkâr ediyor. Bu yaklaşım, kapitalizmin temel bir yönü olarak rekabetin rolünü ve bu iktisadi düzenlemelerin başlıca savunularından birinin piyasa rekabetinin kendi çıkarını gözeten ve daha verimli şekilde kar elde etmeye çalışan insanların malları üretmesine ve dağıtmasına olanak tanıması olmasını ihmal ediyor.

İkinci olarak, Cohen’in kamp gezisi örneğini seçmesinin sebebi, bu örneğin ahlaki ilkeleri(eşitlik, topluluk) ve mülkiyetin kolektif kontrolünü arzulanabilir bir kamp gezisinin zorunlu özellikleri olarak koyabilmesine olanak tanımasıydı. Brennan’ın aksine Cohen, örgütlenme biçimleri ve ilkeler arasında bir ayrıma gidiyor. Sadece sosyalist prensiplerin kapitalist bir örgütlenme biçimi altında gerçekleştirilebileceğine inanmıyor. Aksine, Kulüpevi Köyü kapitalizmi gerektirmiyor- onu çekici kılan şey üretim araçlarının özel mülkiyeti ve kar etme dürtüsü değil “topluluğu, saygıyı, karşılıklılığı, sosyal adaleti ve hayırseverliği ekonomik hayatımızın tümüne uzatma” arzusu. Cohen ortak mülkiyetin başarılı bir kamp gezisine kavramsal olarak gerekli olduğu ya da sosyalist prensiplerin yalnızca sosyalist bir ekonomide gerçekleştirilebileceği konusunda haksız olabilir ancak akıl yürütmesi safsata değildir.

Peki ya Brennan’ın kapitalizm lehine pozitif argümanı? Brennan, Cohen’in mirasının “mümkün olan en iyi dünyanın sosyalist değil kapitalist olduğunu” görmemize yardımcı olacağını iddia ediyor. Brennan’a göre, özel mülkiyet insanlara kendi kaynaklarının kontrolünü vererek projelerin peşinden gitmelerine izin veriyor. Piyasalar malların göreli azlığına ilişkin kritik önem taşıyan bilgiler sağlıyor ve bu durum ideal koşullarda bile geçerli. Kapitalist ütopya, piyasaların olmadığı sosyal ütopyadan daha çok üretecek ve daha çok pozitif özgürlüğe yol açacaktır. Kulüpevi Köyü sakinlerinin iyiliksever karakteri piyasaların herhangi bir olumsuz yan etkisini ya da başkalarını sömürmek veya zorlamak için iktisadi güçten yararlanma isteğini iyileştirecektir. Son olarak, kapitalist ütopyada, insanlar gönüllü olarak farklı ekonomik ve sosyal ilkelere dayanan topluluklar oluşturabilirler. Cohen kendi kamp gezisini düzenlerken Clarabelle bir çörek dükkânına sahip olabilir ve ikisi de saygı ve hoşgörü çerçevesinde birlikte var olabilirler.

Brennan, olgu ve değer arasında keskin bir ayrım olduğu konusunda Cohen’i takip ediyor ve kitabının “yalnızca ekonomik olmaktan ziyade ahlaki bir sorgu” olduğunda ısrar ediyor. Kişinin adalet hakkındaki bu meta-etik tartışmaya bakışı ne olursa olsun, olgular iktisadi sistemler olarak kapitalizm ve sosyalizm arasındaki tartışma açısından derin önem taşıyor. Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki tartışma birincil olarak ahlaki ilkeler üzerinden dönen bir tartışma değil, daha ziyade, kurumsal tasarımlarla alakalı bir tartışmadır. Cohen ve Brennan, ideal bir adalet anlayışının prensipleri konusunda temelde ayrışmıyorlar. Sorun şu ki herhangi bir adalet sistemi bize prensiplerinin gerçek dünyaya nasıl aktarılması gerektiğine dair çok az şey söyleyebilir.

Brennan, Cohen’i sosyal bilimlerin bize piyasa toplumlarının insanların motivasyonlarını nasıl etkilediği hakkında ne söylediğini görmezden gelmekle suçlarken bunu kabul ediyor. İdeal kapitalizm üzerine odaklanmasının pek çok insanın gerçek kapitalizmi çekici bulma sebebinin (alternatiflerine kıyasla uygulanabilirliği) altını oyduğunu fark ediyor gibi görünmüyor. Cohen’in “Why Not Socialism”i ahlaki bir ideal olarak radikal eşitlikçilik ve topluluk ilkeleri lehine maharetle işlenmiş bir savunu ortaya koyması ve en azından küçük ölçekte bu idealin gerçekleşmesi için sosyalist bir ekonominin gerekli olduğu argümanını kurması erdemlerini taşıyor. Why Not Capitalism kitabı Cohen’i başarılı bir şekilde çürütemiyor. Üstelik, ideal bir kapitalizm biçimine zayıf bir şekilde bağlı olan liberteryen bir ahlaki ideali şart koşarak tartışmanın ilerlemesine çok az katkıda bulunuyor.


Alex Sager-Jason Brennan- Why Not Capitalism?” (Erişim Tarihi: 23.05.2021)

Çevirmen: Ege Aydın

Çeviri Editörü: Beyza Nur Doğan

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Dini Çeşitlilik Problemi - Jonathan David Garner

Sonraki Gönderi

Google Bize Ne Yapıyor? - J. Adam Carter & Emma C. Gordon

En Güncel Haberler Analitik Felsefe