Kantçılık (Felsefe Sözlüğü)

////
149 Okunma
Okunma süresi: 2 Dakika

Kantçılık, önde gelen Alman idealist filozof Immanuel Kant’ın yazılarına ve bu yazılara dayanan daha sonraki çalışmalarından doğan felsefeler üzerine inşa edilen felsefi bir okuldur. 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarındaki Aydınlanma Çağı’nın merkezi Almanya idi. Kantçılık, Kant’ın Metafiziksel İdealizm’inin yanı sıra Epistemoloji, Zihin Felsefesi, Siyaset Felsefesi ve (özellikle de) Etik alanındaki Kant’ın görüşlerine dayansa bile, bir dereceye kadar da Alman İdealizm hareketi ile eş anlamlıdır. Ayrıca Romantizm hareketiyle de yakın bir ilişkisi vardır.

1780 ve 1790’lı yıllarda Kant, Piskopos George Berkeley’in, temel gerçekliğin genel anlamda fiziksel maddeden ziyade idealardan (ideas) veya düşüncelerden (thoughts) oluştuğu şeklindeki teorisi olan, saf İdealizm formülasyonunu güncellemeye çalışmıştı. O, bunun yanı sıra, 18. yüzyılın iki baskın felsefi okulu olan Rasyonalizm (bilginin yalnızca akıl yoluyla, a priori ile elde edilebileceğini savunan görüş) ile Emprisizm‘i (bu bilgiye yalnızca duyular yoluyla, a posteriori yoluyla ulaşılabileceğini savunan görüş) birbiriyle bağdaştırmaya ve uyumlu hale getirmeye çalışmıştı. Kant’ın Transandantal İdealizmi, en azından “noumena” (“kendinde-şeyler”) olasılığını da dolaysız bildiğimiz için, zihinlerimizde, Berkeley’in sözünü ettiği idea’lardan daha fazlasının bulunduğunu ve bunu da bildiğimizi iddia etmektedir: Ki bu “noumena”‘ler dolaysız ve doğrudan bilinemeseler bile hem empirik hem de transandantal olarak gerçektirler. Algıladığımızı ve bildiğimizi düşündüğümüz aktüel “fenomenler”, aslında olayların bize göründükleri şekilde olup zorunlu gerçek değildirler.

Kant’ın etik görüşü Deontolojik’tir. (Bu şu anlama gelir: Deontoloji, eylemlerin sonuçlarının doğruluğu ile yanlışlığına veya faillerin karakterine değil; eylemlerin bizatihi kendilerinin doğruluğu veya yanlışlığına odaklanır. Ayrıca etik normların insanları etik bir sorumluluğa bağladığını savunur). Kant bu görüşünü, rasyonalitenin nihai iyi olduğuna ve tüm insanların en temelde rasyonel varlıklar olduğuna dair inancı üzerine inşa etmiştir. Kant’ın etik alanındaki en büyük katkısı, en yalın haliyle ifade edersek, eylemlerinizin aynı durumdaki herkes için geçerli evrensel bir yasa olmasını isteyecek şekilde davranılması gerektiğini ifade eden Koşulsuz Buyruk (Categorical Imperative) teorisiydi.

1790’lı yıllarda Almanya’da yetersiz, belirsiz ve hatalı gördükleri Kant’ın sisteminin özelliklerini değiştirmeyi öneren “yarı-Kantçılar” ortaya çıktı. Bu isimler arasında Friedrich Schiller (1759 – 1805), Friedrich Bouterwek (1766 – 1828) ve Jakob Friedrich Fries (1773 – 1843) sayılabilir. Aralarında Johann Gottlieb Fichte, Friedrich Schelling, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Arthur Schopenhauer’in özellikle etkili olduğu Kant sonrası Alman idealistlerinin çağı 1790 ile 1835 arası dönemdi.

Schopenhauer’in geç dönem Alman idealistlerine yönelik eleştirileri, bazıları tarafından bir tür “Kant’a dönüş” hareketi olarak görülmenin yanı sıra 19. yüzyıl ortaları ve 20. yüzyılın başlarına doğru Yeni Kantçılık hareketine ivme kazandırıyordu. Ki buradan da Kuno Fischer (1824 – 1907), Friedrich Lange (1828 – 1875), Hermann Cohen (1842 – 1918), Paul Natorp (1854 – 1924), Nicolai Hartmann (1882 – 1950), Ernst Cassirer (1874 – 1945), Wilhelm Windelband (1848 – 1915), Heinrich Rickert (1863 – 1936) ve Ernst Troeltsch (1865 – 1923) gibi Alman filozoflarının Kantçı analizleri doğmuştur.


Kaynak (Erişim Tarihi: 18.04.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, şu an Hacettepe Antropoloji öğrencisidir. Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, din, epistemoloji ve siyasetle ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Pozitivizm (Felsefe Sözlüğü)

Sonraki Gönderi

Elea Okulu (Felsefe Sözlüğü)

En Güncel Haberler Epistemoloji