Moore’un Dış Dünyanın Gerçekliği Kanıtı: Dış Dünya Şüpheciliği’ne Cevap Vermek – Chris Ranalli

//
6 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Rüyamda bir kelebek olduğumu mu gördüm, yoksa şu an insan olduğunu düşleyen bir kelebek miyim; bilmiyorum. (Zhuangzi)

Dış Dünya Şüpheciliği, dış dünyaya dair hiçbir şey bilemeyeceğimiz görüşüdür: Bu yaklaşıma göre, mesela, ellerimizin olduğunu, başka insanların var olduğunu veya genel olarak bizim zihnimizin dışında herhangi bir şeyin var olduğunu bilemeyiz. (Ç.N.: Bu radikal epistemik-şüphecilik türü zihnimizin dışındaki dünyanın bir gerçekliği olup olmadığıyla ilgilenir. Kökenleri Antik Yunan’a kadar gider ve modern anlamda Descartes’ın Kötü Cin Argümanı ile daha yakın dönemde ise Putnam’ın Kavanozdaki Beyinler Argümanı ile bu tartışmayı tekrar canlandırdığını söyleyebiliriz.)

Söz konusu bu şüpheciler, genellikle, her şeyin bizzat kendi zihnimizin bir yansıması veya simülasyonu olduğu türündeki şüpheci hipotezleri çürütemeyeceğimizi ve bu çürütmeyi yapamayacağımız için de ellerimizin ya da bundan daha fazlasının gerçekten de var olduğunu bilemeyeceğimizi savunurlar. [1]

Britanyalı filozof GE Moore, “Moore’un Kanıtı” olarak bilinen şey ile dış dünyaya dair şüpheciliği çürüttüğünü iddia etmiştir: Bir konferans sırasında ellerini kaldırarak “İşte bir el” ve “İşte başka bir el” demiştir ve bu temelde de dış dünyanın gerçek olduğunu kanıtladığını ileri sürmüştür. [2]

1. Geçiş Hatası

Moore’un Kanıtı’nı incelemeye başlamak için, potansiyel olarak ona benzer bir “kanıtı” ele alalım:

Sally ve Susie’nin kırmızı görünen bir duvarı bulunan bir sanat sergisinde olduklarını hayal edelim. Sally, “Bu duvarın rengi ne?” diye sorunca Susie, “Duvar kırmızı görünüyor” diyerek cevaplar. Sally, “Fakat, gizli kırmızı ışıkların üzerine vurduğu bu duvar beyaz olamaz mı?” der. Susie şöyle cevap verir: “Duvar kırmızı görünüyor, bu yüzden de kırmızıdır. O halde bu duvar gizli kırmızı ışıkların üzerine vurduğu beyaz bir duvar değildir. “

Bu durumda Susie, duvarın üzerine vuran hiçbir gizli kırmızı ışığın olmadığını kanıtlamış olur mu?

Sezgisel olarak cevap verirsek hayır, peki ama niçin?

Kimi filozoflar, Susie’nin verdiği cevap gibi cevapların başarısız olmasının sebebinin, bu cevabın “geçiş hatası” (transmission failure) olarak bilinen bir durum olması olduğunu iddia etmiştir.

Geçiş hatası, birinin inancı B gerektirdiğinde (B, A’nın mantıksal bir sonucudur) fakat bu kişinin A’ya olan desteği B’yi desteklemediğinde ortaya çıkar; çünkü B’ye önceden destek vermek, A’ya da dayanak bulmak için zorunludur.

Bu yaklaşıma göre Susie’nin gizli kırmızı ışıkların var olmadığını kanıtlayamamasının sebebi, duvarın kırmızı olduğuna yönelik algısına güvenerek böyle bir gizli ışığın var olmadığını varsaymaktır.

Bazı filozoflar Moore’un “kanıtının” aynı zamanda bir geçiş hatası durumu örneği olduğunu düşünmektedir. [4] Moore, bizzat kendisinin elleri olduğuna inanmaktadır ve bu, bir dış dünyanın varlığını gerektirmektedir. Fakat, sezgisel olarak, onun algıları, ancak ve ancak bir dış dünyanın gerçekten de var olduğunu düşünmek için elinde zaten dayanak varsa, elleri olduğuna yönelik söz konusu inancını destekleyebilir. Çünkü Moore’nun elleri dünyanın dışında olan, harici bir nesne değildir, değil mi? [5]

2. Liberal ve Muhafazakar Görüş

Diğer yandan, kimi filozoflar Moore’un Kanıtı’nın bir geçiş hatası durumu olmadığını savunmaktadır. Bu filozofların görüşüne göre, Moore’un kendi öncülüne dair algısal kanıta sahip olmak adına vardığı sonuç için kanıta ihtiyacımız yoktur. Bundan ziyade, ellerimizin var olduğu öncülünü desteklemek adına ellerimizle ilgili algımıza dayanak olmasına karşı yalnızca kanıt noksanlığına ihtiyacımız vardır. [6] Buna algısal gerekçelendirmeye dair liberalizm denir.

  • Liberal Görüş: Algınızın, dış dünyayla ilgili inançlarınıza kanıt sağlaması için, şüpheci hipotezlere dair kanıt sahibi olmanız gerekmemektedir.

Fakat tam aksi şekilde geçiş hatası savunucuları için önemli olan şudur;

  • Muhafazakar Görüş: Algınızın, dış dünyayla ilgili inançlarınıza kanıt sağlaması için, şüpheci hipotezleri de reddebilecek kanıtlarınız olmalıdır. [7]

Problem şu ki, muhafazakar görüş şüpheciliği ima ediyor gibi duruyor. [8] Algılarınıza da güvenerek, şüpheci hipotezlere karşı nasıl kanıt elde edebilirsiniz ki? Bu, liberal görüşe daha yakından bakmayı gerektirir.

3. Dogmatizm

Liberal görüşü savunup daha ileriye taşımanın bir yolu da dogmatizmdir. Dogmatizme göre, eğer bir şeyin “öyle” olduğuna dair mevcut algınız (öyle olmaya “P” diyelim) size P gibi görünüyorsa, o zaman P’den şüphe etmeyi gerektirecek derecede bir kanıt olmaması koşuluyla, P’ye inanmakta haklısınızdır. [9]

Mesela, şu anki algılarınız size bir yazı okuyormuşsunuz gibi geliyor. Şu anda bir makale okumadığınıza inanmak için yeterli derecede kanıtınız olup olmadığını düşünün. (Yapabiliyor musunuz?) Dogmatizm, bu türden bir kanıta sahip olmadığınız sürece bir makale okuduğunuza inanmakta haklı olduğunuza işaret etmektedir.

Dogmatist, bu yaklaşımı Moore’un İspatına şu şekilde uygular:

Görünüşe bakılırsa ellerin var. Ayrıca dış dünyanın gerçek olmadığına inanmak için yeterli olacak derecede kanıtın da mevcut değil. Bu durumda, algılarınız, ellerinizin var olduğuna inanma hususunda sizi desteklemektedir. Öyleyse, dış dünyanın var olduğuna inanmakta da haklısınızdır.

Fakat dogmatizm, Moore’un “kanıtının” niçin pek makul olmadığına dair mevcut problemimizi çözüme kavuşturmaz. Mesela, diyelim ki ben bir şüpheciyim ve siz Moore’un Kanıtı’nı kullanıyorsunuz; muhtemelen pek ikna olmazdım. İyi ama niçin? Nihayetinde, dogmatizme göre, söz konusu ulaşılan sonuca inanmak için anlaşılan o ki bir gerekçem mevcut! Yazımızın bundan sonrasında inceleyeceğimiz şey tam olarak da bu.

George Edward Moore (1873-1958)

4. Moore’un Kanıtı Niçin İkna Edici Değil?

Dogmatistler, Moore’un Kanıtı’nın dış dünya şüphecilerini ikna etmeyebileceğini fakat bu durumun onu kötü bir argüman haline getirmediğini iddia eder. Onlara göre bunun nedeni; ulaşılan sonuçlara inanmamız için bize gerekçe sunan argümanlar – gerekçeli argümanlar – ile ulaşılan sonuçtan şüphe eden insanları ikna eden argümanlar – ikna edici argümanlar arasında bir fark bulunmasıdır. Gerekçelendirilmemiş öncüllere sahip bir argüman, kişiyi, ulaşılan sonuca dair şüphelerinin üstesinden gelmeye ikna edebilir. Benzer şekilde, gerekçelendirilmiş öncülleri olan bir argüman, kişiyi, inanması makul olan bir sonuca inanma hususunda ikna etmekte başarısız olabilir. [10]

Şüpheci, mevcut algılarına dair güveninin sarsılmasına sebep olacak şekilde bir dış dünyanın varlığından şüphe etmektedir. Görünen o ki, Moore’un Kanıtı, şüphecinin mevcut şüphelerinin üstesinden gelmesine pek yardımcı olmayacaktır. Bunun sebebi; şüphecinin algıları, ona söz konusu önermeye inanması için gerekçe sağlamış olsa dahi, bizzat şüphelerinin Moore’un Kanıtı (“ellerim var”) önermesini kabul etmesini engelliyor olmasıdır.

Moore’un Kanıtı, kötü hava koşulları veya sarhoş olmak gibi somut aksi durumlar olmadıkça (Ç.N.: Bunlar kişinin algılarının yanıltabilir çünkü), kişinin algılarından şüphe duymayacağı varsayımıyla başlar.

Tüm bunlarla birlikte, her şeyin kişinin zihninin bir ürünü/simülasyonu olduğuna ilişkin şüpheci hipotez, yalnızca mantıksal bir olasılıktır; durumun gerçekten de böyle olabileceğine dair elimizde somut bir kanıt mevcut değil. Bu nedenle şüpheci hipotez, kişinin algılarına olan güvenini azaltmak/zayıflatmak zorunda değildir.

5. Sonuç

Moore’un Kanıtı’yla ilk kez tanışan çoğu kişi genel olarak, bu argümanın tamamen başarısız olduğunu düşünür. Bu yazıda gördüğümüz üzere, bunun niçin başarısız olduğu ve hatta başarısız olup olmadığı o kadar da açık değildir.


Dipnotlar

  • [1] Şüpheci hipotezler, mevcut inançlarınızın sistematik biçimde yanlış/gerçek dışı olabileceğini ama yine de siz doğru/gerçek görünecekleri varsayıma dayalı senaryolardır; (eğer şüpheciler haklıysa), size her şey tam olarak da şu an göründüğü gibi görünecektir.
    Bilindiği üzere Descartes iki şüpheci hipotezi ele alır: Eğer rüya görüyor olsaydık veya kötü bir cin tarafından kandırılmış olsaydık, dış dünyaya dair tüm inançlarımız yanlış olurdu fakat yine her şey bize “normal” yani şu an göründüğü gibi görünürdü. Descartes’ın Meditasyonlar kitabındaki 1-3 arasına bakınız. (Marc Bobro)
    Zhuangzi ise metafiziksel bir sarmal ile rüya görme olasılığı öne sürer; yani insan olduğumuzu hayal eden kelebekler olabileceğimizi. Bkz. Zhuangzi (2013: 18), Watson (ed.) (2013).
  • [2] Moore’un Kanıtı’nın standart hali genellikle aşağıdaki gibidir:
    Öncül: İki elim vardır.
    O halde, sonuç: Bir dış dünya vardır.
    Bu kanıtlamanın standart hali getirilmesini görmek için Wright’a (2002) bakınız.
    Moore kendi kanıtlamasının şöyle ifade ediyor:
    “Mesela iki tane insan eli olduğunu şuan da kanıtlayabilirim. Nasıl mı? İki elimi de havaya kaldırıp, sağ elimle belirli bir hareketi yaparken, ‘İşte bir el’ derim ve sol elimle de belirli bir hareketi yaparken ‘ve işte bir tane daha’ diyerek. Eğer bunu yaparak dışsal şeylerin gerçekliğini/varlığını ipso facto şekilde ispatladıysam her biriniz bunu başka şekillerde de yapabileceğimi fark edeceksinizdir; daha fazla örnek vermeye pek gerek yok.”(Moore 1993: 166).
  • [3] Barry Stroud (1984) bkz; “Moore’un Kanıtı’nın yetersiz olduğunu hemen seziyoruz” (1984: 86). Annalisa Coliva (2008), Moore’un Kanıtı’nı “açıkça rahatsız eden bir başarısızlık” olarak tanımlamaktadır (Coliva 2008: 235). J. Adam Carter, Moore’un Kanıtı üzerine yaptığı son çalışmaları’ndan (2012) birindeki incelemesinde, bu kanıtın, “entelektüel olarak hiç ama hiç tatmin edici olmadığını” ifade eder (Carter 2012: 115).
  • [4] Wright (2002) bu yaklaşımı savunmaktadır. Wright (2004) bunu ayrıca anti-şüpheci bir stratejiye dönüştürür.
  • [5] Kimi filozoflar, simüle edilmiş bir dünyadaki kavanozdaki beyin olsak dahi ellerimizin var olabileceğini ileri sürüyor. Bu filozoflar için ‘eller’ ve diğer olağan nesneler, organik maddeler veyahut 0’lar ve 1’ler; neyden yapılmış olduklarından ziyade yaptıklarıyla/işlevleriyle tanımlanır. Bu sebeple de bazı şüpheci hipotezler gündelik inançlarımızlabağdaşmaktadır. Bkz. Chalmers (2018) ve Walker (2020).
  • [6] Liberal görüşü savunanlar, aynı zamanda, Moore’un Kanıtı’nın sağlam olduğunu ve bundan dolayı da bu durumun, bir dış dünyanın gerçekten var olduğunu ispatladığını savunan Neo-Moore’cular olma eğilimindedir. Fakat bu kişiler, Moore’un aksine, “İki elim var” önermesini nasıl bildiğimizi veya bu önermeye inanmak için kanıt elde edebileceğimizi açıklamaya çalışırlar. Giriş için bkz. Pritchard (2007).
  • [7] Algılamaya dayalı ispat ve şüpheci hipotezler arasındaki ilişkiye dair bu türden fikirler için bkz. Pryor (2004), bölüm 3.
  • [8] Pryor (2000) bu iddiayı savunmaktadır. Muhafazakarlar genel olarak, kanıta, haklı bir dayanağa sahip olmayan inançlar için bir tür gerekçelendirmenin olduğunu ve ispat olmaksızın da bir dış dünyanın var olduğuna inanmaya hakkımız olduğunu savunarak cevap verirler. Bkz. Wright (2004). Coliva (2015) gibi kimi filozoflar, bir dış dünyanın var olduğunu kabul etmenizin rasyonel bir fail olmanın temeli olduğunu ileri sürmektedir.
  • [9] Dogmatizm lehine savunu için bkz. Pryor (2000). Dogmatizm, epistemoloji alanındaki, fenomenal muhafazakârlık adı verilen daha genel bir yaklaşımın tezahürüdür; eğer çürütenlerin (defeaters) olmadığı bir durumda, (P’nin yanlış olduğunu ya da hata yaptığınızı düşünmek için makul sebepler varmış gibi göründüğü fikri), P size nasıl görünüyorsa; P’nin öyle olduğuna inanmak konusunda bir dereceye kadar haklı olursunuz. Bkz. Huemer (2001) ve Tucker (ed.) (2013).
  • [10] Bu, Moore’un Kanıtı gibi sağlam gerekçelendirme yapısına sahip bazı ispatların niçin şüphecileri pek ikna etmediğine dair Pryor’un (2011) 7. bölümünün sadeleştirilmiş bir halidir. Pryor’un da belirttiği üzere: Eğer şüpheci bir senaryoda olduğunuza dair herhangi bir kanıt olmaksızın buna inanıyorsanız, bizzat bu inanç, algılarınızın, ellerinizin var olduğuna inanmanızı sağladığına dair kanıtı zayıflatmaz; fakat sizi ellerinizin var olduğuna inanmaktan “rasyonel olarak alıkoyar” (Pryor 2011: 368).

Referanslar


Chris Ranalli-Moore’s Proof of an External World: Responding to External World Skepticism“, (Erişim Tarihi: 10.04.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Hex, Tam Bilgili Oyunlar ve Strateji Çalma

En Güncel Haberler Analitik Felsefe

Hex, Tam Bilgili Oyunlar ve Strateji Çalma

Bu yazımızda 1942’de Piet Hein tarafından bulunan ve 1947’de bağımsız olarak John Nash tarafından tekrar keşfedilen Hex oyununu inceleyeceğiz. Hex, hücreleri altıgen