Ölüm Felsefesi: Ölümden Korkmak Mantıklı mıdır? – Casey Scott

Bu yazımızda, Antik Yunan filozof Epikuros'un ölümden niçin korkmamamız gerektiğine ilişkin gerekçelerini ve ölüm felsefesine dair bazı çağdaş yaklaşımları inceliyoruz.

//
1024 Okunma
Okunma süresi: 9 Dakika

Her birimizin kendi ölüm felsefesi, ölmenin ne anlama geldiği ile sonumuzdan korkmamız gerekip gerekmediğine yönelik sahip olduğu fikirler vardır. Bu makalede, ölümden korkmak için iyi bir gerekçemiz olmadığını ve mutlu bir yaşam sürmek adına bu korkumuzdan vazgeçmemiz gerektiğini ileri süren Yunan filozof Epiküros’un (MÖ 341-270) ölüm hakkındaki görüşlerini inceleyeceğiz. Daha sonra ise, bu konuya dair görüşleri mühim olduğu kanıtlanan çağdaş bir filozof, yani Thomas Nagel’in (d.1937) görüşlerini ele alacağız.

Ölüme Hazırlanış Olarak Felsefe

Zamanda geriye doğru, filozofların yeryüzünde ayaklarını bastığı bir yere doğru gidelim. Klasik Atina’da, Sokrates, Platon, Aristoteles ve tabii ki Epiküros’un yaşadığı ve nefes aldığı bir çağda buluyoruz kendimizi. Bu dönem, büyük bir entelektüel başarı ve zirve dönemi olmanın yanı sıra, günümüze kadar da felsefenin temelini oluşturacaktı. Sokrates’in yaşamı ile felsefesi yaklaşımı bir dizi diyalog aracılığıyla kaleme alan Platon’un, günümüze ulaşan birçok eserine sahip olduğumuz için gerçekten şanslıyız. Kendisi, Phaedo başlıklı bir diyaloğunda da Sokrates’in ölüm felsefesini yinelemişti:

… hakiki filozoflar her zaman için ölümü soruşturur; onlara göre, tüm insanlar arasında ölüm en az korkunç olandır.

Felsefe tarihinin çok erken dönemlerinde bile, ölümün, felsefenin var olma sebebi olarak görüldüğünü öğreniyoruz. Ölüm, bizi hedeflerimize ulaşmaya teşvik eden, sevdiklerimizin kıymetini bilmemizi sağlayan ve hikayemizi sona erdiren şeydir. Ölüme doğru yürüyor oluşumuz, nasıl yaşamamız gerektiğini ve aksine nasıl ölmemiz gerektiğini düşünmeye zorlar bizi. Sokrates ile Platon için felsefenin amacı apaçıktır: Ölüme hazırlık. Platon için ölüme hazırlanışımız, aynı zamanda bir tür öbür dünyaya da hazırlıktı; fakat bu Epiküros için kabul edilebilir değildi.

Epiküros Kimdir?

Epiküros, Platon’un ölümünden yaklaşık yedi yıl sonra dünyaya geldi ve felsefi yolculuğuna 14 yaşında öğretmenlerine itiraz ederek başladı. (Platon’un Akademia’sının öğrencisi olan) Aristoteles’in Atina’nın yaklaşık 80 kilometre kuzeyindeki Chalcis’te ders verdiği esnada 18 yaşındaydı ve Atina’ya taşınmıştı. Ki bu Atina; Epiküros’un, Platon’un ezoterik öğretilerini terk ettiği ve kendi natüralist dünya görüşünü oluşturup yüzlerce el yazması halinde yayınladığı Atina idi (Bu eserlerin neredeyse hiçbiri günümüze ulaşmamıştır, takipçilerinin yazıları ve tarihi belgeler aracılığıyla haklarında bilgi sahibiz).

Epiküros, (var oldukları kanıtlanmadan iki bin yıldan fazla bir süre evvel) dünyanın atomlardan oluştuğunu ve evrenin sonsuz olduğunu ileri sürdü. Ruhun ise beden ile birlikte öleceğine inandığı için Platon’un ölümden sonraki yaşamla ilgili iddialarını elinin tersiyle itmiştir. Ayrıca, yoz bir yaşam tarzı olduğu gerekçesiyle Stoacılar tarafından reddedilen hedonist/hazcı bir yaşam biçimini savundu. Epiküros, acı ve zihinsel huzursuzluğun eksikliği olarak tanımladığı hazzın, yaşamın amacı olduğunu öne sürdü. Ona göre, bu amaca ulaşmak için korkudan, özellikle de ölüm korkusundan kurtulmamız gerekiyordu.

Ölümden Korkmak Mantıklı mıdır?

Epiküros, sahip olduğumuz ölüm korkusunun hayatta karşılaştığımız en büyük korku olduğuna inanıyordu çünkü hayattayken tüm düşüncelerimizi etkisi altına almaktadır. Bu açıdan, Epiküros’a göre, ölüm korkumuz bizi yaşamaktan alıkoymaktadır: Huzurlu ve mutlu bir yaşam için ölüm korkusundan kurtulmamız gerekir, pek ama bunu nasıl yapabiliriz ki?

Epiküros’un ölüm felsefesine dair bildiklerimizin çoğu, öğrencilerinden biri olan Menoikeus’a yazdığı günümüze dek ulaşan bir mektuptan geliyor:

Ayrıca, ölümün bizler için bir hiç olduğu düşüncesine de kendini alıştır. Bizim iyi ya da kötü dediğimiz tüm şeyler duygularımıza dayanır, ölümse duyguların ortadan kalkması halidir. Bu nedenle ölümün bir hiç olduğunu bilmek bu kısa ve geçici hayatlarımızı tatlı bir hale getirir. Bu düşünce zamanı ortadan kaldırmaz ancak ölümsüzlüğe dair özlemlerimizi giderir; çünkü bir gün artık hayatta olmayacak olmanın korkunç bir şey olmadığını fark eden bir kimseyi bu hayatta artık hiç bir şey korkutamaz. Yine de eğer bir kimse ölümden, acı vereceği için değil de onun bir gün mutlaka geleceğini bilmesinin acısıyla korktuğunu söylerse anla ki o bir delidir; çünkü varlığı bizi ürkütmeyen bir şeyin sadece beklendiği için ve beklendiği sırada bizi kederlendirmesine hiç bir sebep yoktur. O halde, gelecek olanların en korkuncu olan ölüm bizim için bir hiçtir: Çünkü biz var oldukça o yoktur, o varken de biz artık olmayacağız, bunun sonucu olarak da o ölüm ne dirileri, ne de ölüleri ilgilendirir, çünkü biz yaşarken ölüm yoktur, ölüm geldiğinde ise artık biz yokuz. (kaynak)

Epiküros’un Argümanı

Epiküros’un argümanın yakından bakalım:

  1. Şeyler, yalnızca deneyimsel açıdan tatsız olduklarında bizim için kötüdür.
  2. Ölülerin deneyimleri yoktur.
  3. Öyleyse 1 ve 2’de ölüler için hiçbir şey kötü olamaz.
  4. Kötü olmayacak olan bir şeyden korkmak mantıksızdır.
  5. O halde; 3 ve 4’e göre, ölümün kendisinden korkmak mantıksızdır.

Epiküros’un öen sürdüğü bu argümanın akla yatkın gelmesi için, onun yaklaşımında yer alan en az iki varsayımı kabul etmeniz gerekir, yani şunları:

  1. Ölümün bilincin sonu olduğunu ve bilincin bedeni aşmadığını/bedene aşkın bir gerçeklik olmadığını;
  2. Deneyimleyemeyeceğiniz şeylerden kötülük/zarar göremeyeceğimizi …

Şayet bu iki varsayımı da kabul ederseniz, muhtemelen Epiküros’la ölümden korkmanın mantıksız olduğu konusunda hemfikir olmuş olursunuz. Diğer yandan, eğer ilk varsayıma katılmıyorsanız (mesela ruhun ölümden sonraki yaşamına da inanıyorsanız), kendinizi ölümden korkulması gerekip gerekmediğine dair teolojik cevaplar peşinde bulabilirsiniz. Fakat ikinci varsayıma itiraz ederseniz, işler epey ilginç hale gelir.

Ölüm Zararlı mıdır?

Yeni bir işe girdiğinizi ve bir şirket partisine davet edildiğinizi hayal edin. Ev sahibiyle sohbet ederken ortamdaki atmosferin ve sunulan yemeklerin tadını çıkarıyor ve iyi vakit geçiriyorsunuzdur. Kendi kendinize şu anda her şeyin yolunda gittiğini varsayıyorsunuz. Ancak, arka tarafta sizinle gelmesi için davet ettiğiniz eski iş arkadaşınız Dave, diğer konuklara ne kadar da ezik biri olduğunuzu anlatıyor. Dave, bu insanlara eski işinizde ne kadar uyuşuk olduğunuzu ve eski iş yerindeki herkesin sizden nasıl da içten içe nefret ettiğini anlatmak için can atıyor. Tam da şu anda, yeni iş arkadaşlarınız arasındaki ilişkiniz ve saygınlığınız her ne kadar etrafınızdakiler ağızlarını kapalı tutsa ve Dave’in sizin hakkında ne söylenti yaydığını asla öğrenemeseniz de zedelenmektedir.

O halde soru şu; bu durumdan zarar gördünüz?

Çağdaş bir Amerikan filozofu olan Thomas Nagel, zararı deneyimlememiş olsanız bile ‘evet’ diyor ve zarar görmüş olduğunuzu savunuyor. Eşinizin sizi, ruhunuz bile duymadan aldatması örneğinde olduğu gibi; (Ç.N.: Eşiniz sizi gizlice aldatırken doğrudan deneyimlediğiniz bir şey yoktur ama zarar görüyorsunuzdur) birçok örnek düşünebiliriz. Bu ve benzeri durumlar size zarar verildiğini ileri sürer. Tam olarak neyin zarar gördüğü sorulabilir bir sorudur; bu nedenle yanıt, kişisel kimlik görüşünüze bağlı gibi görünüyor. Kendinizi şimdiki anda mevcut olan düşünceleriniz ve bedeninizin toplamı olarak düşünüyorsanız, zararı doğrudan deneyimlemediğiniz için muhtemelen Nagel’in argümanı size pek ikna edici gelmeyecektir. Bu, Epiküros’un benimsediği görüş türüdür.

Thomas Nagel (1937-….) 

Fakat şayet kendinizi Nagel’in düşündüğü gibi zamana yayılan bir tür anlatı veya hikaye olarak düşünüyorsanız ve “sen” senin hikayense; o halde hikayenizin bazı kısımları sizin tarafınızdan bilinmese de sizin parçanızdır.

Thomas Nagel’in Ölüm Felsefesi

Peki bu, ölüm felsefesine nasıl uygulanır? Nagel, özünde iyi olduğuna inandığı yaşamdan (veya içsel bir değere sahip olduğuna inandığı yaşamdan) bizi mahrum ettiği için ölümün zararlı olduğunu düşünür. “Mortal Questions” adlı kitabının “Ölüm” başlıklı bir bölümünde “Hepimizin doğduğu için şanslı olduğuna inanıyorum” der. Ölümün niçin kötü (veya zararlı) olduğuna dair argümanını, yaşamın değeri hakkındaki şu kanaatten yola çıkarak inşa eder:

“Şayet ölmenin kötü olduğu görüşünü anlamlandıracaksak, bu anlamlandırma; yaşamın iyi olduğu ve ölümün bu iyiden yoksunluk veya bu iyiyi kaybetmek anlamına geldiği fikri üzerine kurulu olmalıdır.”

Nagel, Epiküros’tan farklı olarak, ölümün bize zarar verdiğini düşünür; çünkü “(kişinin) ölümünden sonraki zaman, ölümünün onu yaşamdan mahrum ettiği zamandır.” Başka bir deyişle, ölüm bizi daha fazla yaşamaktan/daha fazla yaşamdan mahrum eder. İşte bu nedenle, yaklaşan ölümden kaçınıyoruz ve bir gencin ölümünün yasını yaşlı bir kişinin ölümünkinden daha yoğun bir şekilde hissediyoruz. Bununla birlikte, Nagel’in “mahrum-kalma” görüşünün sonuçları sonsuzdur. Peki ama kendi yaklaşan ölümümüz ile psikolojik açıdan nasıl başa çıkabiliriz? Ölümsüzlüğün peşinde koşmalı mıyız? Nagel’in ölüm felsefesi, iyi veya kötü, korkuyu tekrar ölümle bir araya getirir.

Bir Ölüm Felsefesine Doğru

“Ölümden korkmak mantıklı mıdır?” sorusunun cevabı, onların ölüm felsefesinin büyük bir bölümünü etkisi altına almaktadır. Başlangıç olarak, Nagel’in mi yoksa Epiküros’un mu yaklaşımının daha mantıklı olduğunu sorabiliriz. Bir yandaki Nagel’in yaklaşımı, ölüme dair duygularımızı ve ölüme karşı davranışlarımızı anlamlı kılıyor gibi görünüyor. Fakat öte yandan Epiküros, ölüme dair yaygın duygularımızın ve ölüme karşı davranış şekillerimizin mantıklı olmayabileceğini iddia ediyor. Nagel’in, yaşamın özünde iyi olduğu (veya içsel olarak değerli olduğu) görüşü veya ölümün bizzat kendisinin korktuğumuz sorgulanabilir; hangi koşullar altında öldüğümüz ve ölümümüzün daha geniş çaplı etkilerinden korktuğumuz için mi Epiküros’un görüşüne karşıyız diye de sorulabilir. Çoğu zaman olduğu gibi, belki de cevap ortada bir yerdedir. Ölümden pek hoşlanmasak da ondan korkmamanın bir yolu olabilir mi? Ölümü; mutlu ve tatmin edici hayatlar sürmemize izin verecek şekilde benimseyebilir miyiz? Nihayetinde her birimiz kendi ölüm felsefemizi oluşturduğumuza göre, bunu yapıp yapmamak bize kalmış.


Casey Scott– “The Philosophy of Death: Is it Rational to Fear Death?“, (Erişim Tarihi:12.11.2021)

Çevirmen: Taner Beyter

Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi, Felsefe master eğitimine ise ara verdi. Etik, epistemoloji, din felsefesi ve meta-felsefe ile ilgilenir. Öğretmen olup, STK’larda görevlidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Paralel Evrenler – Marina Benjamin

Sonraki Gönderi

Ludwig Wittgenstein: Çığır Açan Bir Filozofun Çalkantılı Yaşamı – Sara Papic

En Güncel Haberler Analitik Felsefe:Tümü