Ölümün Kötülüğü – Duncan Purves

/
332 Okunma
Okunma süresi: 5 Dakika

O halde dertlerin en kötüsü sayılan ölüm, bizim için hiçtir; çünkü biz varken o yoktur, o varken ise biz yokuzdur. Öyleyse ölüm, ne yaşayanları ne de ölüleri ilgilendirir; çünkü birincilerin olduğu yerde o yoktur, ikincilerin ise artık kendileri yoktur.

Menoeceus’a Mektuplar – Epikür (*)

Ölümün genellikle kötü bir şey olduğu neredeyse tüm insanların hem fikir olduğu bir görüştür. Diğer yandan Epükür’ün yukarıdaki ünlü pasajında tartıştığı gibi, ölüm tüm kötülüklerin en kötüsü gibi görünse de problematik bir şekilde özel bir kötülük türü gibi görünmektedir. Karşılaşılan yaygın ve tipik kötülüklerden farklı olarak, “ölüm olayı”, gerçekleştikten sonra bizim için işlerin kötüye gitmesine sebep olmaz, çünkü; öldükten sonra zaten var olmayız. Bu nedenden dolayıdır ki, bireylerin nazarında, onlar için işler ölümlerinden sonra kötü gitmiyor (veya ortada kötü olan bir şey yok) gibi görünmektedir. Buna “Öznesizlik Problemi” (No Subject Problem) diyelim.

Öznesizlik Problemi, bizzat ölümü gerçekleştikten sonra, kişi için ölümün kötü bir şey olmadığı anlamına gelir. Fakat niçin ölen kişi için ölümün kötü olduğu “bir zamanı” tespit etmekle ilgilenelim ki? Bunun sebebi, tüm (diğer) kötülüklerin belirli bir “zamanda” kötü görünmesidir (veya belirli bir zamanda kötü olarak kendini göstermesi/belirmesidir.)

  • Eğer kafamı mutfak dolabıma çarparsam, bu, bu olay meydana geldikten sonra eğer başım ağrıyorsa benim için kötüdür.
  • Eğer ayak parmağımı çarparsam, bu, bu olay meydana geldikten sonra eğer parmağım sızlarsa benim için kötüdür.

Diğer tüm kötü olaylar “bir zamanda/zaman içinde” kötü olduğundan dolayı; şayet ölüm, belirli bir zamanda bizim için kötü değilse, o halde ölümün bizim için kötü olmadığı şeklindeki Epikürcü sonuca varmış oluruz. Söz konusu Epikürcü argüman şöyle özetlenebilir:

  1. Birisi için kötü olan herhangi bir şey, belirli bir zamanda onun için kötü oluyor olmalıdır.
  2. Ölen kişi için, ölümün kötü olduğu belirli bir zaman yoktur.
  3. O halde, ölen kişi için ölüm kötü bir şey değildir. (1)

Tüm kötü olayların, bireyler için belirli bir zamanda (veya zaman içinde) kötü olmak zorundaysa ve sonradan olmuyorsa; o halde ölen kişi için ölüm ne zaman kötü olur? Bu soruya yönelik, her birini kısaca ele alacağımız dört cevabı sıralayabiliriz;

  • Zamansızlık (Atemporalism): Ölüm, hiçbir zaman(da), kurbanı için kötü değildir.
  • Daimicilik (Eternalism): Ölüm, her zaman, ölen için kötüdür.
  • Öncecilik (Priorism): Ölüm, ölümünden önce, kurban için kötüdür.
  • Eşzamanlılık (Concurrentism): Ölüm, ölüm anında, ölen kişi için kötüdür.

1. Zamansızlık (Atemporalism)

Thomas Nagel, Epikürcü argümanın (1) nolu öncülüne itiraz ederek, ölümün, ölen kişi için “zamansız kö (veya zamana aşkın kötü) olduğunu savunur. (2) Nagel’in Epikürcü argümana yönelik cevabındaki problem, ölümün diğer kötülük türlerine benzemesine rağmen, ölümü, özel ve farklı bir durum oluşturuyor gibi ele almasıdır. Fakat ölüm benim için belirli bir zamanda kötü görünmektedir, yani; öldüğüm ve yaşamanın nimetlerinden mahrum kaldığım bir zamanda. Ölümle ilgili ona özel olan ve onu zamansız/zamana aşkın “kötü” kılan şey nedir? Ölüme benzer diğer kötülükler zamansız/zamana aşkın değil mi? (Ç.N.: Bu paragraftan itibaren diğer tüm paragraflarda kö kelimesi yerine fena kelimesini koyabilirsiniz)

2. Daimicilik (Eternalism)

Fred Feldman gibi daimicilere için, ölüm her zaman kötüdür. Feldman’a göre, kişinin Ölmemiş olsaydı daha değerli bir hayat geçireceği her senaryoda ölüm kötüdür. Bu senaryo -Feldman için- daima doğru olduğundan, ölmemiş birinin hayatı hep daha değerli olacaktır: Yani ölüm daimi olarak kötüdür. Epikürcü soruya daimici yanıt tam olarak tatmin edici gelmiyor. Serçe parmağımı çarpmadığım her an için hayatım değerli olsa da, hayatımda serçe parmağımı çarpmanın beni kötü etkilediği spesifik anlar bulabilirim. Ayrıca, bu spesifik anlarda yalnızca parmağımı çarparken acı hissederim. Acı geçtikten sonra, Feldman’ın görüşünün aksine, parmağımı çarpmam artık kötü bir şey olmayacaktır.

3. Öncecilik

Önceciliğe göre, ölmek ölüm anından önce kötüdür.  Yani ölme eylemi, ölümden önce kişinin hayatında değer düşüklüğüne neden olur çünkü geriye dönük biçimde arzuların gerçekleştirilemediğine işaret eder. Öncecilikle ilgili sorun, zamansızlık gibi ölümü bir çeşit ‘kötü’ olarak görmesidir. Diğer kötü tecrübeler bize önceden kötü gelmez. Ben Bradley bunu şöyle örnekliyor:

“Eğer Dün, yarın kar yağmamasını arzularsam ancak bugün kar yağıyorsa işler dünkü ben için kötü gitmemiştir; bugün kötü gidiyordur.”5

4. Eşzamancılık

Eşzamancılar, ölüm anında yaşamsallığımız gittikçe azaldığı için bu anın kötü olduğunu söyler. Steven Luper’a göre “Ölümün öznesi canlı bir varlıktır. Ölüm, varlığın yaşamsal kapasitesini düşürür ve böylece zarar canlı öldüğü sırada gerçekleşir.”6  Belki de eşzamancılık ölümle ilgili kötü olan şeyin bir kısmını kavrayabilir, ancak bütün hikayenin bundan ibaret olmadığı kesin. Eğer geçici bir komaya girersem, bu komanın kötülüğü kesinlikle ‘komada olmasaydım tecrübe edeceğim iyi şeylerin’ yokluğundan da kaynaklanır. Aynı bunun gibi, ölümün kötülüğünün bir kısmı da ölmediğimiz senaryoda yaşayabileceğimiz iyiliklere dayanır. En iyi haliyle eşzamancılık, hikayenin ancak bir kısmını açıklıyor.

5. Sonuç

Yukarıdaki cevaplardan hiçbiri, Epikürcü argüman için tatmin edici görünmüyor. Ölümün kötülüğünün ortaya çıktığı zamanı işaretlemenin zorluğuna bakarsak, belki ölümün zamansız olarak kötü olduğu düşüncesini gündeme getirebiliriz. Bu, ölümü eşsiz yapardı- ancak ölüm, meydana gelişiyle beraber öznesinin varlığını eşzamanlı olarak sona erdirmesi gibi sebeplerden zaten eşsizdir.

Dipnotlar

  • 1Bu kabaca söyletse, Ben Bradley’in Epikür’ün argümanına dair yaklaşımıdır.
  • 2Nagel (1970).
  • 3Feldman (1991).
  • 4George Pitcher (1993), Öncecilik’i savunan birkaç yazardan biridir.
  • 5Bradley (2009: 87).
  • 6Luper (2006).

Referanslar


(*) Bu ünlü pasajın çevirisi için şu makaleden yararlanılmıştır.


Duncan Purves-The Badness of Death“, (Erişim Tarihi:15.02.2021)

Çevirmen: Taner Beyter & Efe Aytekin

Ölümle İlgili Diğer Yazılar

  1. Uygulamalı Etik
  2. Augustine ve İdam Cezası Üzerine
  3. Ötanazi veya İyi Ölüm
  4. Ahlak Felsefesine Giriş: Neye Göre, Kime Göre?
  5. Gönüllü Ötanazi Savunulabilir Bir Pozisyon mu?
  6. Etik ve Ötanazi Hakkı
  7. Ötanazi Hakkı
  8. Gönüllü Ötanazi Hakkı
  9. Birileri Başkalarından Daha Uzun Yaşıyorsa Ölüm Adaletli Değildir 
  10. Ölümsüzlük İyi Bir Şey Midir? 
  11. Ölüm Kötü Müdür? Ölüm Korkusu Üzerine Epikür ve Lukretius 
  12. Rachels’ın Argümanı ve Etik Olarak Ötanazi
  13. Sonuççuluk’u Anlamak: Rachels’ı Eleştirmek 
  14. Etik Olarak Kürtaj
  15. Pratik Etik: Kürtaj Tartışmalarına Felsefi Bir Bakış
  16. Kürtaj – (Internet Encyclopedia of Philosophy)
  17. Kürtaj Çetrefilli bir Meseledir 

1 Yorum

  1. Epikürcüler kötülüğün yalnızca bilinçle tecrübe edildiği zaman var olduğunu varsayıyor gibi. O yüzden kötülüğü acıyla hemen hemen özdeşleştirmiş gibiler. Ancak sezgisel açıdan acı bize kötülüğü hatırlatsa her acının kötü olduğundan ya da kötülüğün buna indirgenebileceğinden ciddi şüpheliyim.

    Mesela bazen çektiğimiz acılar daha fazla mutlu olmamıza ya da bazı iyi şeylerin değerinin artmasına neden olur. Kısa süreli ayrılıklar özlem ve acıyla beraber kavuşmayı bekleyenlere özel bir lezzet verir. Hatta aşıkların pek çoğu kavuşmaktansa özlemi tercih etmişlerdir. Ayrıca geçmiş acılar ve zorluklar genelde güzel hislerle ve iyi hatıralar olarak anılır.

    Elbettek fiziksel acıdan ve farklı psikolojik acı türlerinden keyif alan insanlar da vardır.

    Bu tarz örnekler acının kendisinde bir kötülük olmadığını aslında acının kötülükle ilişkisinin zihindeki imasıyla alakalı olduğunu ya da yan etkileriyle alakalı olduğunu gösteriyor olabilir.

    Mesela fiziksel acı bizi normalde lezzet aldığımız ve sevdiğimiz şeyleri yapmaktan, onlara odaklanmaktan alıkoyar ve sürekli rahatsızlık verir. Ya da ölümümüzü ve vucüdumuzun zarar görmekte olduğunu ima eder. Acının kendisinden ziyade alıkoyduğu şeyler ya da vücudumuzu kaybetme tehdidi kötülük algısına sebep oluyor olabilir. Fiziksel acıdan zevk alan insanlar tam tersine acıya farklı anlam ve bir tecrübe yüklediği için bunun onlara keyif veriyor olması olasıdır.

    Ayrılık, varoluşsal boşluk, depresyon gibi psikolojik acıların kaynağı da benzer şekilde anlam duygusunu kaybetme, sevdiğimiz bir şeyden ya da birinden ayrılma ya da istediğimiz şeyleri gerçekleştirme motivasyonun kaybı gibi şeylerle ilişkili olduğu için psikolojik acılar kötü duruyor olabilir. Özlemi ve aşkı anlamlı bir tecrübe olarak gören bir insan bu tarz bir acıyı da olumlu yorumlayacaktır.

    Acının kendisinde bir kötülük olmadığına dair pek çok güçlü delillimizin olduğu bence açık. Ama kötülük hala bilinçli bir tecrübeyle alakalı gibi duruyor, bilinç dışında kötülüğün anlamlı olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Bence söyleyebiliriz, mesela yaşanmamış şeylerin hiç yaşanmayacak olması bizde bir acı hissine sebep olur, ancak bu acının ima ettiği asıl şey güzel şeyleri tecrübe etmekten mahrum kalma fikridir. Henüz tecrübe edilmemiş bir şeyin bize kötülük fikri veriyor olmasından kötülüğün iyiliğin kaybı ya da yokluğu olduğu fikrine erişilebilir. Ya da kendi tecrübe etmediğimiz ya da asla tecrübe edemeyeceğimiz şeyler acı hissine sebep olmasa bile kötülük algısı yaratabilir.

    Eğer kötülük gerçekten buysa tecrübeden ve zihinden bağımsız, henüz yaşanmamış tecrübelere bile bağlı bir kötülük olduğunu söyleyebiliriz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Özel Adların Anlamı Hakkında Bazı Notlar - Nazif Muhtaroğlu

Sonraki Gönderi

İlahi Gizlilik Problemi - Ryan Keating

En Güncel Haberler Analitik Felsefe