Potansiyellik Kavramının Küçükler Fiziği Bağlamında Kullanımına İlişkin Notlar – Arda Denkel

100 Okunma
Okunma süresi: 6 Dakika

1. Felsefe anlamdaki potansiyellik kavramı Aristoteles’in onu ortaya atışından beri pek de büyük ölçülerde değişmemiştir. Potansiyel olan şey, bir nesne veya bir özelliktir. Bu şey, ona dayanak olan bir nesnece taşınır. Dayanak olan nesne doğrudan gözlemlenebildiği halde, onun taşıdığı potansiyel –bir potansiyel olarak – doğrudan gözlemlenebilir değildir. O, kimi koşullar yerine geldiğinde dayanak durumundaki nesnenin ortaya koyacağı bir özelliktir. Ortaya çıkış ya da doğrudan gözlemlenebilir konuma (status) geçiş, potansiyel olan şeyin aktüelleşmesidir. Potansiyel olan aktüel olabilen demektir. Ve nesnenin, koşullar ne olursa olsun taşıyamayacağı niteliklerle karşıtlık içinde düşünülmelidir. Nesne potansiyeli kendinde (dayanağı olan özdeğinde) tam anlamıyla gerçek olarak taşır. Bir potansiyel olarak gözlemlenebilir olmayışı ancak doğrudan gözlemlenebilir olmamak anlamındadır. Örneğin Diskobolos yontusunun elindeki diski atamayacağı, böyle bir potansiyelinin bulunmadığı, onun bir mermer parçası oluşu dolayısıyla, dolaylı anlamda gözlemlenebilir bir şeydir. Elinde diski savurmaya hazırlanan bir insanın potansiyeli de, henüz aktüelleşmeden dolaylı olarak gözlemlenebilir.

Aristoteles’e göre her değişim, bir potansiyelin aktüelleşmesidir. Onun bu öğretisiyle ortaya koymak istediği şey, değişim sonucunda nesnede belirginleşen, ortaya çıkan, özelliğin (durumun, niteliğin) yoktan var olmadığı, bunun önceden de nesnede dolaylı ya da örtük olarak bulunmakta olduğudur. Kısacası Aristoteles potansiyelliği, değişimin olanaklılığını, bir uçta Parmenides’in öbür uçta da Platon’un düştükleri kuyulara düşmeden açıklamayı olanaklı kılan bir kavram olarak ortaya atmıştır. Parmenides’in kuyusu, yoktan var olmanın çelişikliği dolayısıyla değişimin olanaksız olduğunu iddia etmek, Platon’unkiyse, yoktan var olmak söz konusu olmadığına göre, var olduğu gözlemlenen her şeyin önceden (aktüel olarak) zaten var olmuş olduğunu öne sürmektedir. Bu bakımdan potansiyellik düşüncesi aşırı ontik gerçekçilik’e karşı, onun getirdiği “fazla” varlıksal kalabalığı, yani açıklama içinde bir tek şeyden birçok şey “varetme” eğilimini yumuşatan, sınırlayan bir işlev taşır. Gerçek oldukları söylenenlerin kalabalığını, onların gerçekliklerini yadsımadan azaltmaya yöneliktir. Bunda belirli bir ölçüde başarılıdır da.

2. Küçükler fiziğinin öngördüğü nesneler (daha geniş bir anlamda kavramak istiyorsak “fiziksel varlıklar”) kurumsal varlıklardır. Bunlar kuramın ontik sayıtlarıdır. Bunların büyük çoğunluğu doğrudan gözlemlenebilir şeyler değildir. Onlara ilişkin deneysel kavrayışımızın, doğrudan algıları yerine, bıraktıkları izlerin algısıyla sınırlı olması dolayısıyla bu tür varlıklara literatürde “gözlemlenemezler” deniliyor.

Her dolaylı olarak gözlemlenebilir olanın bir potansiyellik olacağı diye bir kural yok, tabii. Kaldı ki gözlemlenemezler potansiyel olarak düşünemeyiz, çünkü bunların aktüelleşmesi olarak gösterilebilecek bir şey bulamayız. Bilimsel gerçeklik gözlemlenemezleri gözlemlenebilir nesneler ölçüsünde gerçek sayar. Bu felsefi tutumu burada doğru varsayalım. Bu tutuma göre fotonlar, elektronlar ve pozitronlardan söz ederken, dolaylı olarak gözlemlenen gerçek şeylerden söz ediyoruz. Bu gerçek şeylerinse, yine dolaylı olarak gözlemlenebilen fakat gerçek sayılan kimi nitelikleri var. “Ölçülebilirlik”ten bu dolaylı gözlemlenebilirliği anlayalım. Açıklamalarımızı yaparken özenle ayırt etmek zorunda olduğumuz iki şey var: doğrudan ölçülebilir olan şeyler (örneğin, izi doğrudan gözlemlenebilir olan şeyler) ve dolaylı olarak ölçülebilir olan şeyler (örneğin, izi doğrudan gözlemlenebilir olandan kurumsal olarak, eşdeğerliklerle, ya da hesaplamayla çıkarsanabilir olanlar). Çünkü bunlardan ikincisi “çifte anlamda dolaylı olarak gözlemlenebilirleri” oluşturuyor. Soru şu: Bilimsel Gerçekçilik’i bunları da kapsayacak ölçüde gerip uzatacak mıyız? Buna verilen yanıt “hayır”sa, açıklama ve betimlememiz daha ekonomik olacak, Occam’ın Entia non grata praeter necessitatem ilkesine daha yakın kalacak ve örneğin ışının pozitron ve elektrona dönüştüğü yerde enerjinin kütleye dönüştüğünü söyleyeceğiz. Yanıt evetse, tutulabilecek iki yol var. Bunlardan biri, artık aşırıya kaçmaya başlayan gerçeklik’i potansiyel kavramını kullanarak yumuşatmak, ancak dolaylı olarak ölçülebilir olanları (çifte gözlemlenemezleri) (uygun düşüyorsa) potansiyeller biçiminde düşünmektedir. Bu betimlemeye göre örneğin ışında var olduğu söylenen görecelikli durgun kütle bir potansiyellik, parçacıklardaki durgun kütle de aktüellik sayılacak. Occam’ın bıçağı bu betimlemeyi tehdit etmeye başladı bile. Ancak bu tehdidin ölçüsü, ikinci yola karşı oluşanın büyüklüğünde değil. İkinci yolun içerdiği “fazla kalabalık” ontik manzara, bıçağın kanlı bir saldırısına boy hedefi olacakmış gibi duruyor. Çünkü burada varolduğu söylenenler, açıklama içinde çoğalıyormuş, aynı şeyden birçok şey yapılıyormuş gibi duruyor.

Burada bir tehlike daha var: İkinci yol, birinci yolunda savına karşı, örneğin, ışında bulunduğu öne sürülen göreceliksel durgun kütlenin de, parçacıklardaki durgun kütle gibi aktüel olduğunu savunmak isteyebilecektir. Bunu yaparken göreceliksel durgun kütlenin ölçülemez olmadığını göstermeye çalışması kendine ne sağlar? Önce, yukarıda görüldüğü gibi, potansiyel demek, hiçbir anlamda gözlemlenemez ve ölçülemez demek değildir. Ayrıca burada, zaten gözlemlenemez oldukları halde ölçülebilir olanların alanından söz ediyor. Yapılması gereken, ışında varolduğu söylenen göreceliksel durgun kütlenin yalnızca ölçülebilir olduğunu göstermek değil, doğrudan ölçülebilir olduğunu ortaya koymaktır. Aktüellik iddiası ancak o zaman temelini bulmuş olur. Böyle bir iddia için dolaylı ölçülebilirlikle yetinebileceğini sanmak yanılmaktır. Çünkü bu, çifte gözlemlenemezliğe karşılıktır. Şimdi asıl tehlikeye geliyoruz. Dolaylı ölçüm, doğrudan ölçülenlerin değerleri üzerinden, anlamı tartışma konusu olan eşdeğerliğin hesaplamalar aracılığıyla yapılıyorsa, bu durumda ikinci yol birinciye karşı bir petitio principii, yani bir döngüsellik içine girmiş demektir. Çünkü böyle bir yaklaşım, rakibiyle arasında anlaşmazlık konusu olan şeyi, kendi savının doğruluğunu varsayarak kullanmakta, sonra da bundan rakibinin savını “çürüten” sonuçlar çıkarmaktadır. Bilimde doğrudan deney yerine düşünce-deneylerine başvurulduğunda bu tür tehlikelere karşı dikkatli ve duyarlı olmak gereğindeyiz.

3. Işındaki göreceliksel durgun kütlenin parçacıktaki durgun kütleye dönüştüğünü söylerken, öncekinin de sonraki gibi “aktüel” olduğunu söylemek, bu sözcüğü Aristoteles’in ona kazandırdığı anlamın dışında kullanıyor olmayı zorunlu kılar. Çünkü eğer dönüşüm bir değişimse ve bu bir aktüele doğru değişimse, aktüele doğru değişen şeyin kendisi Aristoteles’e göre aktüel olamaz. Çünkü aktüel, bir aktüel olarak, aktüele dönüşemez.

4. Bu bağlamda sözü edilen ve parçacıkta bulunduğu söylenen göreceliksel enerjinin bir potansiyellik olarak düşünülmesi, fizikte standart kullanımı olan potansiyel enerji kavramıyla karşılaştırılmamalıdır. Sanırım bu konuda bir anlaşmazlık zaten söz konusu değil.

5. Heisenberg bağıntısının ortaya koyduğu, ve bir parçacığın momentumu ve konumunun ölçümde birlikte belirli olamamaları olgusunu, “birlikte aktüel olmamak” biçiminde dile getirmek, bu dile getirişe farklı ve özgün bir anlam kazandırmayı zorunlu kılıyor. Bu özgün ve farklı “aktüellik” kavramı açıkça tanımlanıp irdelenmedikçe, yukarıdaki gibi kullanışlar anlamca boş, kavramsal olarak da akıl karıştırıcı olmayı sürdürecektir. Çünkü momentum belirliyken konumun belirsiz olması, bunun aktüel olmamasıysa, kavramın bilinen anlamına göre, konum potansiyel demektir. Konumun potansiyel olması, bu potansiyeli taşıyan şeyin ne olduğunu sorduracaktır. Buna göre, uzaysal yeri (konumu) potansiyel olan bir parçacıktan söz ediyor olmak gerekir. Bu iyi anlamak zorundayız: Söylenen, parçacığın belirli bir uzaysal yerde bulunmasının (yani örneğin şu ve şu koordinatlarda konum kazanmasının) potansiyel olduğu mudur? Böyleyse bu “ölçümde yeri belirsizdir” ile eş anlamlı olamaz. Çünkü bu, yalnızca parçacığın daha sonra içinde bulunacağı bir tikel konum noktasını dile getirmektedir. Öten yandan “uzaysal yeri potansiyel olmak”, uzayda belirli bir zamanda, belirli hiçbir yer kaplamıyor olmak anlamındaysa, bu parçacığın o zamanda uzaysal ortamda (yani somutlar dünyasında) bir nesne olarak belirli bir varlığı yok demektir. Kendiliğinde, belirli hiçbir yeri olmayan şey, bir nesne olarak var olamaz. Böyle bir durumsa, potansiyeli içinde taşıyacak bir şey bırakmamaktadır. Ne var ki, potansiyeli taşıyacak bir belirli dayanak-nesne yoksa, böyle bir potansiyel var olamaz. Çünkü potansiyel, kavramsal doğasının gereği olarak, kendisini taşıyacak bir nesneyi zorunlu kılar. Görüldüğü gibi, bir nesne için uzaysal konumu potansiyeldir (aktüel değildir) demek, böyle bir potansiyeli olanaksız kılıyor. Bir başka deyişle, belki de farkında olmadan, dikkatsizlikle söylenen bu şey, bir paradokstan başka bir şey değil. Paradoksu kırmanınsa iki yolu var. Ya Heisenberg bağıntısını kendi halinde bırakır ona mantığı açısından uymayacak kimi felsefi kavramları ekleyip yüklemeye çalışmaktan vazgeçeriz, ya da yukarıda değindiğimiz gibi, gerekli analitik çalışmayı yaparak yeni bir kavram belirler, “potansiyel” sözcüğünden küçükler fiziği bağlamında kastettiğimizin bu olduğunu söyleriz. Bu ikisinden birini yapmadıkça, bu tür “potansiyellerden” söz etmek, korkarım, ortalığa içeriği olmayan gizem bulutları salıvermenin ötesine geçemez.

Dipnotlar

1. Bkz. Bu kitao, M.A. Kuntman, “Kütle-Enerji Eşdeğerliğinin Potansiyellik Aktüel Yorumu Üzerine”

Not

Bu içerik ilk kez “Denkel, Arda, “Potansiyellik Kavramının Küçükler Fiziği Bağlamında Kullanımına İlişkin Notlar, Felsefe Tartışmaları, 1988, 2(103-106)”da yer almış olmuş gerekli izinler doğrultusunda yayınlanmaktadır. Bu içerik geçmişteki mecmu/basılı halinden Taner Beyter ve Can Kalender tarafından el yordamıyla sitemizde yayınlanabilecek hale getirilmiştir.

Öncül Analitik Felsefe Dergisi, 19 Ocak 2018 tarihinde kuruldu. Sunum, söyleşi, makale, çeviri, canlı yayın gibi içerikler üreterek Analitik Felsefe’ye dair Türkçe veritabanını genişletmeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Quine ve Semantik Belirsizlik – Erhan Demircioğlu

Sonraki Gönderi

Özdek - Arda Denkel

En Güncel Haberler Arda Denkel Kitaplığı

Alanlı Nesne – Arda Denkel

Önce bir iki küçük noktaya değinmek istiyorum. Alanların seyreklik ve yoğunluğundan söz ederken, Sayın Kuntman’ın kendisi