Felsefe Röportajları #2 Kemal Batak

547 Okunma
Okunma süresi: 11 Dakika

Taner Beyter: Hocam öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler; kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Kemal Batak: Rica ederim. Sakaryalıyım. Yüzyıldan biraz daha eskiye dayanan balkan göçmenlerindenim. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Felsefesi öğretim üyesiyim. Din felsefesinin yanı sıra epistemoloji ve metafizik ilgi alanlarımdan. Uzun zamandır çağdaş felsefe, özellikle, analitik felsefe üzerine çalıştım. Bugünlerde eskiye dönme ihtiyacı hissettim ve bunun sonucu olarak (yeniden) Platon okumalarını bitirmek üzereyim. Niyetim sonrasında Aristoteles’e başlamak. Bir tür çağdaş erdem epistemolojisi savunucusu olduğum için özellikle bu iki ismin çağdaş analitik epistemolojiyle bağlantısı kurulabilecek yeni keşifler için eşsiz bir hazine olduğunu bu yeni perspektifle gördüm. Terminolojik bir hazine, problematik bir hazine, yeni çözümler için hazine…

TB: Türkiye’deki felsefe eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

KB: Çok kıymetli felsefe hocaları var Türkiye’de. Bütün bir İslam dünyasının soluduğu siyasi mağlubiyetin de hızlandırdığı puslu havaya bakılırsa genellikle felsefe yapmak ya bir tür “delilik” ya da “imansızlık” olarak görülüyor. Oysa iki hal de felsefecinin hali olmak zorunda değil! (Elmalılı Hamdi Yazır’ın kendi çevirdiği felsefe tarihinin önsözünde bir bağlamda dile getirdiği, Descartes ile başlayıp çağdaş felsefeye kadar uzanan felsefe ile tanışırsak felsefenin İslam’dan başka bütün dinlere haram olacağı gibi özgüveni yüksek, güçlü iddiasını hatırlatmak isterim.)

Sanırım burada sorunlardan biri felsefe bölümlerine genelde düşük puanla öğrencilerin alınması ki ilahiyat fakülteleri bu konuda daha iyi durumdalar. Düşük puan ve daha ziyade bir tür başarısızlığın felsefenin geleceği adına iyi bir şey olmadığı açık. Ancak bu durum elbette toplumsal beklenti ve işgücü yönelimi ile ilişkili bir şey bir taraftan. Felsefeyi önemsersek ilgili felsefe bölümlerin puanları yükselir; felsefeyi önemsemiyoruz; o halde felsefe bölümlerin puanı yükselmez. Bu karmaşık duruma ait geçerli bir çıkarımsa sanırım felsefe öğrencileri felsefenin önemli ve dahası iyi bir şey olduğunu göstermeli. Ancak onlar bunu nasıl yapabilir?

TB: Ülkemizde 80 civarında felsefe bölümü mevcut, ortaya konulan işlere baktığımızda akademik anlamda Türkiye’de felsefenin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

KB: Cumhuriyetin başlarında “bizde neden filozof yok?” türünden yakınmalar işitmiştik. Felsefe bölümlerinin öz önce söylediğim gibi neredeyse sadece düşük profilli öğrencilere açık olması sanırım bir talihsizlik ve belki de felsefi geleceğe dair bir ironi. Platon’un eğitim görüşünü hatırlatırsam “filozof”  (doğru) eğitim süreçlerinin en başarılı kişisidir. Az önce söylediğim gibi Sanırım ilahiyatlar, çoğunlukla Fen Edebiyat (FE) Felsefe bölümlerine göre daha başarılı öğrencileri alıyorlar. Ancak buralarda da az önce sözünü ettiğim puslu havadan dolayı din-felsefe gerilimi enerjiyi önemli bir oranda tüketiyor. Ancak bence hâlâ burada İslam felsefesi geleneği sebebiyle bir gelecek hayaline yer var. Felsefenin İlahiyatı bilmeyen, anlamını ve geleneğini bilmeyen kişiler ilahiyatta felsefenin işi ne diye “dışarıdan” konuşuyorlar (Bunlara Elmalı gibi pek çok son dönem ismin görüşlerini sunmak fayda sağlar mı bilmem!)

Türkiye’de sorun çok başlı. Bunlardan biri felsefi geleneğin kopukluğu. Böyle bir kusuru dostum Recep Alpyağıl onarmaya çalışıyor. Daha da ötede felsefi coğrafyanın Thales’e ya da Aristoteles’e uzanan izini buraları bir turist olarak ziyaret eden konuştuğum bir Amerikalı felsefeci bana hatırlatmıştı! İslam felsefesi, İslam Aristoculuğu, Platonculuğu, Plotinusçuluğu bizim için önemli bir şans… Ancak benim şu an gözlemlediğim, gittikçe tamamlanan eksiklik, Türkiye’de felsefenin ya (FE)’de gözlemlendiği gibi küçümsenen gelenekten habersizce icra edilmesi ya da ilahiyat felsefede olduğu gibi daha ziyade çağdaş batı felsefesinden habersiz icra edilmesi. Felsefe arkaik bir şey olmadığı kadar diyalektik bir süreçtir de. Yenilenen bir çizgisi vardır. Bu yeni üretimleri sağlar. Sosyal bir teşebbüs olarak felsefe o topluma, geleneğe, problemlere temas etmeden nasıl ilerleyebilir. Bizde bu bakımdan diyalektiğin uçları iki farklı yerden (“baştan” ve “sondan”) kesilmişe benziyor ve bu doğru değil.

Felsefi diyalektiğin bizi getirdiği bir yer çağdaş felsefe. Burada pek çok problem evrile evrile, tartışıla tartışıla olgunlaştırıldı ve o dinamik bir şekilde bizi felsefe yapmanın yeni bir zeminine getirdi. Bugün için kendi felsefi geleneğimiz daha çok derin ilhamlar alacağımız bir hüviyettedir. Meşşâî (Aristotelesçi) paradigma değişti; içeriği tartışılsa da geleneksel bilgi tanımı terkedildi, Öklit dışı geometriler ile geleneksel felsefi kesinlik ve ayrıca evrensel akılcılık terkedildi… Böyle bir zeminde ben kıta Avrupası felsefesindense analitik felsefenin daha doğru bir felsefe yapma biçimi olduğunu düşünüyorum.

TB: Halihazırda üniversite tercihleri yaklaşıyor, sizce felsefe bölümü seçmek isteyen öğrenciler nelere dikkat etmelidir?

KB: Gerçekten bir felsefeci olmayı istiyorlarsa başarılı öğrencilerin bu bölümü seçmelerini öneririm. Kısa bir felsefe tarihi ya da felsefeye giriş kitabı bu konuda onlara yardım edebilir.

TB: Epistemoloji ve erdem epistemoloji ile ilgilendiğinizi biliyoruz hocam, bu çerçevede dini epistemoloji nerede durur? Bu iki alanı çalışmaya sizi iten sebepler nelerdir?

KB: Temel ilgi alanlarımdan biri olan din felsefesi, geleneksel olarak kapsamlı genel bilgi teorisi sunan epistemolojiden bağımsız değildir. Epistemolojide sahip olduğunuz bir teori din felsefesinde, dini epistemolojide pek çok sorunu çözer. Yani felsefenin diğer alanlarında olduğu gibi din felsefesinde de epistemolojik teorilerin, perspektiflerin çok fazla ve ilişkisiz görünen problemlerin çözümünde anahtar bir role sahip olduğu yerler vardır. Örneğin, din felsefesinin kalbi olarak gösterilen teistik argümanlar konusu epistemolojiniz ışığında kolaylıkla aydınlanabilir (Hangi argüman; hangi akıl yürütme tarzı; bir delile gerek var mı? vb. konularda mesela). Eğer sizin için ontolojik argüman Tanrı’nın varlığı için iyi bir argüman ise bu akılla ilgili epistemolojik (ve metafizik) varsayımlarınızla ilgili olmalıdır.

Daha da ince bir analiz yapılırsa, epistemolojinin de metafiziğe dayandığını ya da en azından sıkı bir komşu olduklarını biliyoruz (Belki de bu nedenle bugün analitik felsefe içinde metafizik epistemolojisinden söz ediliyor). Örneğin, şüpheci bir felsefeci entelektüel erdemlere sahip olup olmadığımız konusunda çeşitli itirazlar geliştirebilir ya da bu kavramı tamtakır bir iddia olarak görebilir; ancak aslında temel anlaşmazlık metafiziğimizdedir. Bu nedenle metafizik ve epistemolojik teorileriniz yoksa felsefenin diğer alanlarında kısır/çözümsüz tartışmaların içine girmeniz çok kolay gibi görünüyor. Türkiye’de bu bilincin daha da gelişmesi gerekiyor. Bu nedenle epistemoloji ve metafiziği özellikle önemsiyorum.

Ben kişisel olarak erdem epistemolojisini doğru bir görüş olarak benimseme eğilimindeyim. Farklı erdem epistemolojileri içinde bana Sosa’nın versiyonu “orta”yı yakalamış ve pek çok epistemolojik problemin çözümünü sağlamış gibi geliyor. Son birkaç yılda bu epistemolojinin (belki kendi içselci boyutunda zaten mündemiç olan) rakibi olarak görülen delilciliği içine almaya başladığını memnuniyetle müşahade ediyorum. Nedenlere dair bir epistemolojinin erdemlerle ilişkisi oldukça açık görünüyor.

TB: Ülkemizde felsefe anlayışı karikatürlere ve ‘sorgulama, arayış içinde’ olma gibi kavramlara indirgenmiş durumda. Sizce bu durumun sebebi nedir?

KM: Bu sanki bir tür Sokratik kalıbı yansıtıyor: “Sorgulanmamış yaşam yaşamaya değmez.” Elbette bu bilgi düzeyindeki insanların pek çoğu hayatlarını Sokrates gibi sorgulamaya hazır değil muhtemelen. Ancak olsun! Bence oldukça iyi bir başlangıç noktası. Tefekkürlü bir hayat içindeysek ateist ateistliğini, teist teistliğini, vegan veganlığını, insanları aldatan bir tüccar kendini, tembel bir öğrenci tembelliğini sorgulamazsa vb. daha “iyi” bir insan nasıl olabiliriz? Ancak burada ilk aşamada kalmak belki kronolojik olarak Platon’a Aristoteles’e geçememek de demek! (Aslına bakılırsa soruşturma, araştırma bizim geleneğimizde imanla da ilişkilendirilmiştir. Örneğin, tahkiki iman [soruşturmaya, delile dayalı iman] böyle olmayana göre daha üst düzey bir iman olarak görülmüştür)

Bugün için profesyonel felsefe akademik bir felsefe demek. Bununla beraber profesyonel felsefe içinde de baskın bir şekilde bir tür sorgulama faaliyeti yürürlüktedir. Örneğin, analitik felsefeciler Hilary Putnam ve Alvin Plantinga’nın felsefe tanımlarına bakalım (Bu sorgulama faaliyeti çağdaş felsefeyi hâlâ farklı tonlarda belirlemekte gibidir). Plantinga’nın tanımı:  “Felsefe, bir kişinin ön-felsefî kanaatlerini sistemleştirmesi, geliştirmesi ve derinleştirmesi meselesidir.” Putnam da Stanley Cavell’in “yetişkinlerin eğitimi” şeklindeki felsefe tanımını onaylar. O, bunu, felsefenin ahlaki yüzü olarak görür: “Bu yüz şimdiye kadar süregelen hayatımızı ve kültürümüzü sorgular ve ikisini de yeniden düzenleme konusunda bize meydan okur.” Aklın bağlamsal bir takım unsurlar taşıdığını ve onlardan “kurtulmak”, daha doğrusu, onları titizlikle kontrol etmek gerektiğini ifade eden her iki tanım çağdaş felsefi diyalektiğe uygun bir şekilde evrensel akliliği reddeder.

TB: Dergi olarak çalışmalarınızı uzun zamandır yakından takip ediyoruz ve dergimiz hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyoruz açıkçası. Bize yönelik eleştiri ve tavsiyeleriniz nelerdir?

KB: Dergicilik faaliyeti konusunda bir tecrübem yok! Başarılı bir analitik felsefe dergisi olduğunuzu görüyorum. Elbette henüz çok genç bir dergi. Belli bir yaygınlık ve önemli bir saygınlık kazanma derginizin sürekliliğini sağlayabilir. Bu elbette soluğunuzun, motivasyonunuzun yitirilmemesiyle de ilişkili. Hakemsiz bir dergi sınıfında yapılacak işler sanırım popülere daha yakın enformasyon amaçlı yayınlardır. Üniversite öğrencileri muhtemelen hedef kitlenizdir. Felsefenin ilk adımları (Sokrates) hedef kitlesi olarak kendisine gençleri seçmişti. Sanırım Platon da öyle. Gençlerin eğitimi, ki eğitim eğer Platon’un dediği gibi, kişinin iyiye yöneltilmesi ise, gençlerin iyi bir felsefeye yönlendirilmeleri önemli olmalıdır. Derginizin bu konuda kendi payını “iyi” bir şekilde gerçekleştirmesini dilerim.

Prof. Dr. Kemal Batak’ın yayınlanmış kitapları ve makaleleri:

  • Aristoteles’ten Ernest Sosa’ya Erdem Epistemolojisi (İz Yayıncılık)
  • Naturalizm Çıkmazı: Dennett’ten Dawkins’e Yeni Ateizm’in Felsefi Temelleri ve Teistik Eleştirisi (İz Yayıncılık)
  • Tanrı’yı Bilmek: Alvin Plantinga’nın Din Felsefesi’nde Tanrı ve Epistemoloji (İz Yayıncılık)
  • Felsefenin Sonu?: W.V.Quine, Doğallaştırılmış Epistemoloji ve A Priori Bilgi (İz Yayıncılık
    Batak, K; – Virtue Epistemology of Ernest Sosa – JOURNAL OF SAKARYA UNIVERSITY FACULTY OF THEOLOGY – Vol.18 – pp.1 – ISSN : 2146-9806 – Turkish – Article – 2016 – WOS:000440112500002

    Batak, K; – The Highest Intellectual Virtue in Aristotle – JOURNAL OF SAKARYA UNIVERSITY FACULTY OF THEOLOGY – Vol.18 – pp.17 – ISSN : 2146-9806 – Turkish – Article – 2016 – WOS:000410621300002

    Kemal Batak – “Aristoteles’in ‘Pironcu’ Probleminin Çağdaş Bir Çözümü: Ernest Sosa ve Epistemik Döngüsellik”, – Kutadgubilig – Vol.34 – pp.321-348 – 2017

    Kemal Batak – “Aristoteles’te Entelektüel Erdemler” – Felsefe Dünyası, sayı: 63 – 2016

    Kemal Batak – “Ernest Sosa’nın Temelci ve Bağdaşımcı Gerekçelendirme Eleştirisi”, sayı: 21. – FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi) – 2016

    Kemal Batak – “Aristoteles’te En Yüksek Entelektüel Erdem” – Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.33 – 2016

    Kemal Batak – “Ernest Sosa ve Gettier Problemi” – Ethos – Vol.9 (2) – 2016

    Kemal Batak – “Ernest Sosa ve Entelektüel Erdemler” – Felsefe Dünyası – Vol.64 – 2016

    Kemal Batak – “Ernest Sosa’nın Erdem Epistemolojisi” – Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.34 – 2016

    Kemal Batak – “Ernest Sosa’da Hayvani Bilgi ve Tefekküri Bilgi” – Kutadgubilig – Vol.32 – 2016

    Kemal Batak – Doğa Yasalarının Zorunluluğu, İlahi Fiil ve Mucize: Tanrı Dünyada Fiilde Bulunabilir mi? – Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.20 – 2009 – SAU

    Kemal Batak – Epistemik İçselcilik ve Dışsalcılık – Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.12 – 2008 – SAU

    Kemal Batak – Doğal Teoloji ve Teistik Argümanların Gücü – Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.11 – 2008 – SAU

    Kemal Batak – Gazâlî Versus Mantıksal Pozitivizm – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.35 – 2008 – SAU

    Kemal Batak – Bilim Tümevarım Kaynaklı mıdır ya da Tümevarım Diye Bir Şey Var mıdır? -Karl Popper’in Tümevarım Eleştirisi- – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.34 – 2008 – SAU

    Kemal Batak – Metafizikten Bilime Ulaşılabilir mi? -Epistemeden Doxaya Doğru- – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi – Vol.33 – 2007 – SAU

    Kemal Batak – “Tehâfütü’l-Felâsife ile Alakalı Genel Problemler” – İslâmî Araştırmalar Dergisi Gazâlî Özel Sayısı – Vol.13 – sayı: 3-4 – 2000 – SAU

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Canlı Yayın #8

Sonraki Gönderi

Analitik Felsefe Nedir? Kıta Felsefesi Nedir? Aralarındaki Farklar Nelerdir? - Berat Mutluhan Seferoğlu

En Güncel Haberler Felsefe Röportajları