Zaman Tecrübemiz Üzerine – Bertrand Russell

/
14 Okunma
Okunma süresi: 28 Dakika

Bu makalede, zaman bilgimizin dayalı olduğu bütün anlık tecrübelerle ilgileneceğiz. Kabaca, (a) nesne ile özne arasındaki zaman bağıntılarını doğuran duyum ve hafızanın ve (b) nesneler arasındaki zaman bağıntılarını doğuran eş zamanlılık ve ardışıklık isimli iki çift bağıntının değerlendirilmesi gerekiyor. Özneyle nesnenin zaman bağıntıları ile nesneyle nesnenin zaman bağıntılarını karıştırmamak azami önem taşıyor; doğrusunu söylemek gerekirse, zaman metafiziğindeki ve psikolojisindeki en sıkıntılı sorunların birçoğu bu karışıklıktan meydana gelmiştir. Önce ve sonra, nesneyle nesnenin zaman bağıntılarından oluşurken; geçmiş, şimdi ve gelecek zamanın özneyle nesnenin zaman bağıntılarından oluştuğu görülecektir. Hiçbir tecrübenin olmadığı bir dünyada, geçmiş, şimdi ya da gelecek zaman olmazdı ama pekâlâ, önce ve sonra olabilirdi. Özne ile nesnenin ilişkilerinden doğan zamana düşünsel zaman; nesne ile nesnenin ilişkilerinden doğan zamana da maddesel zaman ismini verelim. Bize, bu iki zaman çeşidi veya zaman bağıntıları hakkındaki bilgiyi veren anlık tecrübedeki unsurların ne olduğunu değerlendirmemiz gerek.

Zamanın tamamlanmış mantıksal kuramında maddesel zaman, düşünsel zamandan daha basittir ancak tecrübenin tahlil edilmesiyle bunun tam tersi olması gerektiğini görürüz. Maddesel zamanın temeli ardışıklığı içermesidir; fakat ardışıklık tecrübesi, ilgili nesnelerin biri hatırlandığında ve biri duyularla algılandığında veya her ikisi de algılandığında oldukça farklılaşmaktadır. Bu sebeple, duyumun ve hafızanın analizi, maddesel zaman tartışmasından önce olmalıdır.

Daha fazla ayrıntıya girmeden önce, savunulacak olan teoriyi özetle belirtmek iyi olacaktır.

  1. Duyum (iç gözlem yoluyla mevcut düşünsel olayların algılanması da dâhil) tanışıklıkla beraber özneyle nesnenin belirli bir bağıntısıdır, ancak özne ve nesnenin tecrübelenmiş herhangi bir bağıntısından tanınabilir şekilde farklıdır.
  2. Duyumun nesnelerinin, nesnesi oldukları tecrübede kendi öznelerinde var oldukları söylenir.
  3. Eş zamanlılık, varlıklar arasındaki bir bağıntıdır ki bu bazen tek bir tecrübede verilen bir öznede bulunan nesneler arasında tutularak tecrübelenir.
  4. Bir varlık bende var olan şeyle eş zamanlıysa, onun şu anda bulunduğu söylenir, yani, bu şey benim farkında olduğum duyumlanan nesnesinin tam adıdır.
  5. Şimdiki zaman, şu anda olan bütün varlıklar sınıfı olarak tanımlanabilir. ( Bu tanım düzeltme gerektirebilir; bu sonra tartışılacaktır.)
  6. Anlık Hafıza tanışıklıkla beraber özneyle nesnenin belirli bir bağıntısıdır, ancak özne ve nesnenin tecrübelenmiş herhangi bir bağıntısından tanınabilir şekilde farklıdır.
  7. Ardışıklık, bir duyumun iki kısmı arasında olabilen bir bağıntıdır, mesela bir duyumun nesnesi olan hızlı bir anın kısımları arasında anında tecrübe edilebilir ve bağıntının bir ya da iki teriminin de olmadığı durumlarla, belki bir ya da iki nesne anlık hafızanın nesneleri olduğunda da, çıkarsama yoluyla uzatılabilir.
  8. Bir olay başkasının ardından geliyorsa, ilki önce, ikincisi de sonra olarak adlandırılır.
  9. Şimdiki zamanın tamamından daha önce olan bir olay geçmiş olarak ve şimdinin tamamından daha sonra olan bir olay gelecek olarak adlandırılır.

Burada tanımlarımızın sonuna geldik, ancak halen düşünsel ve maddesel zaman serilerini açıklayacak ve bağlantı kurmamızı sağlayacak belirli önermelere ihtiyacımız var. Bunların başlıcaları:

  • (a) Eş zamanlılık ve ardışıklığın her ikisi de geçişli bağıntılara sebebiyet verir; ardışıklık asimetrikken ya da en azından kendince tanımlanan asimetrik bir bağıntıya neden olurken, eş zamanlılık simetriktir.
  • (b) Hatırlanan şey, geçmiştir.
  • (c) Ne zaman bir değişim duyumda anlık tecrübelense, şimdiki zamanın bazı kısımları diğer kısımlarından önce gelir. (Bu mantıken yaptığımız tanımlardan da çıkarılabilir.)
  • (d) A ve B’nin, aynı şekilde B ve C’nin de, bir duyumun kısmını oluşturduğu olasıdır, ama C duyumun bir nesnesi olduğunda, A hafızanın bir nesnesidir. Dolayısıyla, “aynı şimdiki zamana ait olma” bağıntısı geçişli değildir ayrıca iki şimdiki zaman çakışmadan örtüşebilir.

Şimdi, yukarıdaki tanımlar ve önermelerin açıklanması ve açımlanması gerekiyor.

  • (1) Duyum, psikofiziğin bakış açısına göre, sadece iç gözlem içermeyen şeylerle ilgilidir. Fakat bilgi kuramının bakış açısına göre, şimdiki zamanla olan tanışıklığımız faydalı tek bir başlık altında toplanabilir ve dolayısıyla, şimdiki zamanın iç gözlemsel bilgisi diye bir şey var ise, bunu duyumla aynı kategoriye dâhil edeceğiz. Bazı durumlarda, iç gözlemsel bilginin tamamının hafızanın doğasında olduğunu söylemek mümkün; şu anda bu görüşü değerlendirmeyeceğiz, ancak sadece şunu söyleyebiliriz; iç gözlem, duyuların mevcut maddesel varlıklarla tanışık olduğu gibi, mevcut zihinsel varlıklara tanışık oluyorsa, o zaman zihinsel varlıklarla olan bu tanışıklık, bizim amaçlarımızca, duyumun çatısı altına dâhil edilmelidir. O halde duyum, bize tikellerin şimdiki zamanda olduğunu bilmemizi sağlayacak şekilde tikellerle tanışıktır. Bir duyumun nesnesine duyu verisi diyeceğiz. Öyleyse verilen bir özneye göre duyu verisi, bağıntılarının doğasından özneye kadar, şimdiki zamanda olduğu bilinebilen nesneleridir.

Doğal olarak şöyle bir soruyla karşılaşırız: bir nesnenin şimdiki zamanda veya geçmişte veya zamanda konumsuz olup olmadığını nasıl bileceğiz? İmgelemeyi dikkate alarak karar verdiğimizde, saf tanışıklık, özneyle herhangi bir zamansal bağıntı içermeyi gerektirmez. O halde zamansal bağıntı nasıl oluşuyor? Şimdiki ve geçmişteki nesnelerde özsel bir fark olamadığından, ancak şimdiki zamanda verilenlerle ve geçmişte verilen nesneler arasında iç gözlem yoluyla ayrım yapabildiğimizden, önceki bölümde öne sürülen ölçüte göre öznenin nesneye bağıntısı -nesne şimdide de geçmişte de olsa- tanınabilir şekilde farklı olması gerektiği çıkarılabilir. Dolayısıyla duyum, özneyle nesnenin özel bir bağıntısı olmalı; bu bağıntı, nesnenin şimdiki zamanda olduğunu göstermeyen herhangi bir bağıntıdan da farklı olmalı. Bu sonuca vardıktan sonra, “duyumu” nihai olarak kabul etmek ve şimdiki zamanı bu çerçevede tanımlamak doğal olacaktır; aksi takdirde “şimdiki zamandaki gibi verilmiş” gibi bir ifade kullanmak zorunda kalabiliriz. Bu da daha fazla analiz gerektirecek ve bizi neredeyse kaçınılmaz bir şekilde “şimdiki zamandaki gibi verilmiş” ifadesiyle anlatılmak istenen şeye; duyumun bağıntısına geri götürecek. Bu nedenle, duyumu zaman bağıntılarının tanımlanacağı nihailerden biri olarak kabul edelim.

Zaman kuramımızın, zamanı varsaymadan, “bir (anlık) tam tecrübe” denilen bir tanıma ihtiyacı var. Bu mesele, bir önceki makalede zaten ele alınmıştı; bazen iki nesne arasında anlık tecrübelenen “birlikte tecrübelenmenin” nesneler arasında nihai bir bağıntısı olduğuna karar vermiştik. Bu durumu “aynı özne tarafından tecrübelenmeye” uyarlayamayız, çünkü A ve C birlikte tecrübelenemezken, A ve B, tıpkı B ve C gibi, birlikte tecrübelenebilir; bu, A ve B -B ve C gibi- bir “yanıltıcı şimdiki zamanın” kısmını oluşturuyorsa meydana gelir. Ancak C tecrübelenirken, A çoktan geçmiş olmuştur. Bu yüzden, “birlikte tecrübelenmeyi” basit bir bağıntı olarak almak daha doğrudur. Bu bağıntı bazen algılanabilse dahi, algılanmadığı zamanlarda da elbette ki korunabilir. Dolayısıyla “bir (anlık) tam tecrübe”, verilen bir nesneyle birlikte tecrübelenen bir grup nesnelerin tecrübesi olacaktır. Fakat hâlen bir sıkıntı var; tanımımız, hiçbir nesnenin iki defa veya bir yanıltıcı şimdiki zamandan daha uzun bir zaman kadar tecrübelenmediğini varsayıyor. Makaleye devam etmeden önce bu sıkıntıyı çözmemiz gerekiyor.

Bu noktada birbirine zıt iki tehlike ile karşılaşıyoruz. (a) Hiçbir nesnenin iki defa tecrübelenemediğini veya açıkça yanlışlıktan kaçınmak için hiçbir nesnenin duyunun bir nesnesinin iki defa olamadığını söylediğimizde, “iki defadan” kastın ne olduğunu sorgulamamız gerek. Eğer bir zaman iki durum arasına girdiyse, iki durumda da nesne sayısal olarak aynı değildir diyebiliriz; şayet bu yanlışsa, en azından iki durumda da tecrübenin sayısal olarak aynı olmadığını söyleyebiliriz. O zaman “bir (anlık) tam tecrübeyi” yalnızca bir tecrübenin nesnesi değil, tecrübenin kendisi de olan “bu” olarak adlandırdığımız şeyle birlikte tecrübelenen her şey olarak tanımlayabiliriz. Buradan yola çıkarak, “iki defanın” “söz konusu tecrübe yokken iki defa bir aralıkla ayrılması” anlamına geldiği zamanlardaki sıkıntılardan kaçınacağız. Ancak aynı tecrübe gibi görünen, bir yanıltıcı şimdiki zamandan daha uzun devamlı bir dönem olmayı sürdürdüğünde, ardışık yanıltıcı şimdiki zamanların örtüşmesi yeni bir sıkıntıyı getirir. Konuyu daha anlaşılır kılmak için, seslerin ardışıklığını duyarken hareketsiz bir nesneyi izlediğimi varsayalım. A ve B sesleri, ardışık olmasına rağmen, birlikte tecrübelenebilirler, bu yüzden; bu sesleri duyarken nesneyi görmem iki farklı tecrübeyi oluşturduğunun varsayılmasını gerektirmez. Fakat aynı şey, ben B ve C seslerini duyarken de olur. Dolayısıyla verilen nesneyi görme tecrübesi A ve C seslerinin zamanında da –bu iki zaman bir yanıltıcı şimdiki zamanın kısımları olamasa da- aynı olacaktır. Böylece tanımımız A’nın ve B’nin duyulmasının bir tecrübenin kısımlarını oluşturduğunu gösterecektir, bu da açıkçası bir tecrübe ile kastettiğimiz şeyle zıttır. Şimdi de bu sonuçtan uzaklaşmak için, B’yi duyarken bir yandan da A’yı olduğu gibi duyarken nesneyi görmemin farklı bir tecrübe olduğunu varsayalım. O zaman da A ve B’nin duyulmasının bir tecrübenin kısımlarını oluşturduğunu inkâr etmek durumunda kalacağız. Bu durumda, değişim algısı açıklanamaz olacaktır ve değişimler sürekli meydana geldiği için biz daha da büyüyen bir ayrıma sürükleneceğiz. Bu nedenle, bir tecrübenin anlamsız bir şekilde bir matematiksel andan daha uzun süremeyeceği sonucunu çıkarmak durumunda kalacağız.

b. Bir tecrübenin varlığının bir yanıltıcı şimdiki zamanda sınırlandırılması gerektiği görüşünü reddettikten sonra, şimdi sayısal olarak özdeş bir tecrübenin bir yanıltıcı şimdiki zamandan daha uzun bir dönemde sürebileceği varsayımına dayanarak   “bir   (anlık)  tam  tecrübeyi”  nasıl  tanımlayabileceğimizi  düşünmemiz gerekiyor. Hiçbir tecrübenin artık bir tanıma ihtiyacı olmadığı açıktır. Bir (anlık) tam tecrübeyi kapsayan her şey bir yanıltıcı şimdiki zamana ait olmalıdır ancak verilen bir tecrübeyle birlikte tecrübelenen şeyin, mevcut varsayımımıza göre, bir yanıltıcı şimdiki zamanı kapsaması gerekmez. Fakat “bir (anlık) tam tecrübeyi” bir nesneler grubu halinde, nesnelerden herhangi ikisi birlikte tecrübelenirken grubun dışındaki hiçbir şeyin bunlarla birlikte tecrübelenemediği şeklinde tanımlayarak bütün zorluklardan kurtulabiliriz. Bu yüzden, örneğin A ve B eş zamanlı olmamalarına rağmen birlikte tecrübeleniyorlarsa ve aynı şekilde B ve C de birlikte tecrübeleniyorsa, A ve C de birlikte tecrübelenmedikçe C, A ve B ile olan bir tecrübeye ait olmayacaktır. Herhangi ikisi birlikte tecrübelenen daha büyük bir nesneler grubuna bakılırsa da hepsinin ait olduğu bir (anlık) tam tecrübe olduğu görülecektir; ancak yeni bir x nesnesi grubun tüm nesneleriyle birlikte tecrübelenmediği sürece onun bu tam tecrübenin bir elemanı olduğunu söyleyemeyiz. Verilen A nesnesi genelde birçok farklı (anlık) tam tecrübeye ait olacaktır. Örneğin A, B, C, D, E seslerinin ardışık meydana geldiğini ve bunlardan üçünün birlikte tecrübelenebileceğini varsayalım. O zaman C; biri A, B, C diğeri B, C, D ve bir diğeri C, D, E’yi içeren bir tam tecrübeye ait olacaktır. Bu açıdan, yanıltıcı şimdiki zamanın belirli bir zaman uzunluğunda sürmesine rağmen, tecrübemiz bize bir nesnenin zamansal konumunu sadece yanıltıcı şimdiki zamana kıyasla çok daha kusursuz olarak vermesine izin verir. Yukarıdaki durumda, C; A, B, C yanıltıcı şimdiki zamanının sonunda, B, C, D’ninkinin ortasında ve C, D, E’ninkinin de başındadır. Ve göze daha az çarpan değişimleri tanıtarak C’nin zamansal konumu daha da kusursuz bir şekle dönüştürülebilir.

Dolayısıyla aşağıdaki tanımları yapabiliriz:

  • “Bir (anlık) tam tecrübe” nesnelerinin herhangi ikisinin birlikte tecrübelendiği varlıklar grubudur ve grubun bütün elemanlarıyla birlikte tecrübelenen herhangi bir şey grubun bir elemanıdır.
  • Anlık tam tecrübenin “yanıltıcı şimdiki zamanı” bir nesnenin duyu verisi olabilmesi için bu tecrübede bulunmasını gerektiren bir zaman dilimidir.

Bu ikinci tanımın biraz ayrıntılarla açıklanması gerekiyor. Bir nesne, verilen bir andan hemen önce var olmayı bırakırsa, hâlen o anda duyunun bir nesnesi olabilir.

Çoktan var olmayı bırakmış duyunun bütün nesneleri arasından birisinin ilk önce var olmayı bıraktığını varsayabiliriz; her durumda belirli bir zaman uzatımı, mevcut andan geriye doğru duyunun mevcut nesnelerinin var olmayı bıraktığı çeşitli anlar olarak tanımlanır. Bu uzatım “yanıltıcı şimdiki zamandır”. Bunun psikolojik varlığı kadar matematiksel zamanı da içeren karmaşık bir kavram olduğu gözlenecektir. Bütünüyle psikolojik kavram, bir (anlık) tam tecrübe kavramının temelini oluşturur.

Bir (anlık) tam tecrübeye ait olan duyu verilerinin o tecrübede oldukları söylenir. Bu yalın bir tanımdır.

Yukarıdaki tanımlar, her ne kadar aşılması zor olmasa da hâlen belirli bir sıkıntıyı içeriyor. Verilen bir tikelin farklı zamanlarda var olabileceğini geçici bir süreliğine kabul etmiştik. Bir (anlık) tam tecrübeyi oluşturan bütün tikeller grubu yinelenseydi, “şimdiki zaman” ve bağlantılı kavramları ile ilgili bütün tanımlarımız belirsizleşecekti. Böyle bir yinelenmenin mümkün olmadığını söylemek doğru olmaz: “Şimdiki zaman” açıkça belirsiz değildir ve böyle bir yinelenme gerçekleşseydi de belirsiz olmazdı. Bu sıkıntıdan kaçınmak için, iki şeyden biri gerekli. Ya böyle bir tam yinelenmenin imkânsız olduğunu -yalnızca mümkünatı olmadığını değil- göstereceğiz; ya da mutlak zamanı kabul edeceğiz. Başka bir deyişle, bir “an” dediğimiz bir varlığın olduğunu kabul edelim (veya “zaman dilimi” demek de mümkün). Bu, olaylar arasındaki nâdir bir bağıntı değildir, bir nesnenin zamansal konumunun devredilmesini içerir. Dolayısıyla ortaya çıkan sorun ciddidir; fakat zamanın psikolojik tahlilinden ziyade fiziksel tahliline aittir. Tecrübemiz içerisinde, tam yinelenme meydana gelmez. Bu yüzden, zaman bilgimizin sadece psikolojik kaynağını düşündükçe yinelenmenin olasılığından doğan itirazlar geçici bir süreliğine kenara konulabilir. Bu soruna makalenin ilerleyen bölümlerinde tekrar döneceğiz.

  • (2) Eş zamanlılık. Bu, “maddesel” zamana ait olan bir bağıntıdır, başka bir ifadeyle, nesne ve özne arasındaki bağınıtdan ziyade, öncelikli olarak nesneler arasındaki bir bağıntıdır. Çıkarım yapacak olurasak, duyu verilerinin özneleriyle eş zamanlı olduklarını, yani bir nesne bir özneyle var olduğunda onun özneyle eş zamanlı olduğunu, görebiliriz. Ancak burada değinilmek istenen, eş zamanlılık bağıntısının sadece nesneler arasında tecrübelenmesidir. Yalnızca “ikisinin de birlikte var olduğu” anlamını taşımaz. Böyle bir tanımın önünde iki sebep var. İlki, bir tecrübenin iki kısmı da olmadıkları zaman, yani birinin ya da ikisinin sadece tanım yoluyla bilindiği zaman, iki varlığın eş zamanlı olmasından bahsedebilmeyi dilememiz; bu nedenle eş zamanlılığa herhangi bir özneyi tanıtmayan bir tanım bulmalıyız. İkincisi, bir tecrübede bir değişimin olduğu her durumda var olan iki nesne arasında ardışıklık, dolayısıyla da eş zamanlılık eksikliği olacak. İki nesne, şimdiki zamanın bir kısmını oluşturduğunda eş zamanlı olabilir, eş zamanlılıkları anında tecrübelenebilir. Fakat bu, bu durumda eş zamanlı olmalarını veya gerçekten eş zamanlı olsalar dahi bir tecrübede var olanın bir parçasını oluşturmalarını asla gerektirmez. Var olmak ile eş zamanlılık arasındaki tek bağlantı noktası, elimizdeki bilgilere bakarsak, eş zamanlılığın ancak bir tecrübede var olan nesneler arasında tecrübelenebiliyor olmasıdır.
  • (3) “Şimdi”nin tanımı. “Ben” ve “şimdi”nin, söz konusu nesne dediğimiz “buna” göre tanımlanmaları gerektiğini gördük. “Şimdiyi” tanımlamamız için, “bu” dediğimiz şeyin duyu verisi olması lazım. O zaman “şimdi”, “bununla eş zamanlı” anlamına gelir. Duyu verisi yanıltıcı şimdiki zamanda herhangi bir yerde yer alabileceğinden, “şimdi” nispeten belirsizdir; bu belirsizlikten kaçınmak için “şimdiyi”, “yanıltıcı şimdiki zamanın bir kısmı ile eş zamanlı” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım belirsizliği önlüyor ancak “şimdiyi” önemli yapan esas yalınlığı kaybediyor. Tersi söylenmedikçe, ilk yaptığım tanımı benimseyeceğiz; yani “şimdi”, ”bununla eş zamanlı” –“bu” duyu verisi demekti- anlamına gelecek.
  • (4) Şimdiki zaman, mevcut bulunan varlıkların zamanıdır, bir başka deyişle; yanıltıcı şimdiki zamanın bir kısmıyla eş zamanlı olan bütün varlıkların zamanıdır, yani; ikincil, belirsiz olmayan duyumuzda “şu anda” olan bütün varlıkların zamanıdır. Zamanın ilişkisel bir kuramını benimsersek, zamanı, çoğunukla o zamanda olduğu söylenilen bütün varlıklar sınıfı, yani; verilen bir varlıkla eş zamanlı olan bütün varlıklar sınıfı olarak veya matematiksel bir anı tanımlamayacaksak, verilen bir varlıklar seti olarak basitçe tanımlayabiliriz. Bu sebeple zamanın ilişkisel kuramıyla, “şimdiki zaman”, yanıltıcı şimdiki zamanın bir kısmıyla eş zamanlı olan bütün varlıklar olacaktır. Zamanın mutlak bir kuramıyla “şimdiki zaman”, yanıltıcı şimdiki zamanın işgal ettiği zaman olacaktır. Şu anda zamanın mutlak ve göreceli kuramları arasında bir seçim yapmayacağız.

Burada, şimdiki zaman bilgi kuramımız tamamlanıyor. Fakat ardışıklık bilgisi, şimdiki zamanın dışına çıkmadan olanaklıdır çünkü şimdiki zaman, içinde değişimlerin olduğu zamanın sonlu bir ayrımıdır, işte bu yüzden geçmiş zaman bilgisi elde edilemez. Bu amaçla, nesnelerle yeni bir bağıntı ile ilgilenmemiz gerek, yani hafıza ile. Hafızayı çözümlemek ise dikkatimizi vermemiz gereken zorlu bir mesele.

  • (5) Anlık hafıza. Şimdilik, anlık hafıza diye bir şeyin olduğunu ileri sürmeden, onu “tanışıklığı da dâhil ederek, özne ile nesnenin iki terimlik bir bağıntısı ve nesnenin geçmişte olduğu bilgisini veren” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım tatmin edici olmayabilir ama en azından bunu neyi tartaşacak olacağımızı işaret eden bir araç olarak görebiliriz. Şüphesiz ki geçmiş zaman bilgisine sahibiz. Mantıksal olarak kanıtlanamasa da, geçmiş şeylerle olan tanışıklıktan böyle bir bilginin geçmiş şeylerin geçmiş olduğunu bilmemizi sağlayacak şekilde ortaya çıktığı görülüyor. Şimdi, bu anlık geçmiş zaman bilgimizin varlığını, kaplamını ve doğasını inceleyeceğiz.

Dikkate almamız gereken iki soru var, bunlar genellikle bilgi kuramı içerisinde olanlar. Birinci sorumuz: ne tür bir veri şu anda sahip olduğumuz bilgiyi mantıksal açıdan doğuracak niteliktedir? İkinci sorumuz: iç gözlem ya da başka bir gözlem yöntemi, mantıksal olarak mümkün veri sistemlerinden hangisinin gerçekten farkına varıldığına ne kadar karar veriyor? İlk olarak birinci sorumuzla ilgileneceğiz.

“Filanca bir olay geçmişte meydana geldi” diyerek neyi kastettiğimizi kesinlikle biliyoruz. Bunu analitik olarak biliriz demiyorum, çünkü bu sadece yeterli bir zaman felsefesine sahip olanların (eğer varsa) sorunu olacak; sadece, cümlenin diğer düşüncelerden tanınabilir şekilde farklı olan bir düşünceyi ifade ettiği anlamından bunu anlayabiliriz diyorum. Bu sebeple, “geçmişin”-ya da “geçmişin” esas yapıtaşı olan her ne ise- bir yapıtaşı olduğuna ilişkin karışıklıkları anlamamız gerekiyor. Tekrar etmek gerekirse “geçmişin” “şimdi” ile bağıntıyı ifade ettiği açıktır. Başka bir deyişle, bir şeyin şimdiki zamanla ya da şimdiki zamanın bir yapıtaşıyla belirli bir bağıntısı olduğunda, o şey “geçmiştir”. İlk bakışta, geçmiş olan şeyin bir yandan şu anda olamadığını doğallıkla söylemeliyiz; ama bu, hiçbir tikelin iki farklı zamanda var olamayacağını ya da sonlu bir zaman dilimi kadar süreceğini varsaymak olacaktır. Böyle bir varsayımı yapmak da bir hata olacaktır ve bu yüzden geçmiş olan şeyin bir yandan şu anda olamadığını söylemeyeceğiz. Bunun doğru olduğuna ilişkin bir mantık varsa, daha sonra ortaya çıkacak, ama bu aslen belli olan şeyin parçası da olmamalı.

Şimdi, karşımıza “geçmiş zamanın” şimdiki zamanın bir unsuruyla bağıntısı ile tanımlanıp tanımlanamayacağı veya şimdiki zamanın tamamının tecrübesini kapsayıp kapsamadığı sorusu çıkacak. Bu soru da şu diğer soruyla bağıntılı; “geçmiş zaman” “şimdiki zamandan önce” olarak tanımlanabilir mi? Ardışıklığın şimdiki zaman içerisinde meydana gelebileceğini gördük; A’nın ardından B geldiği zaman, A’nın B’den önce olduğunu söyleriz. Ancak geçmiş zamanın şimdiki zamanın şu veya bu unsurundan daha önce olan şey olduğunu söyleyemeyiz çünkü şimdiki zamanın net sınırları yoktur ve hiçbir unsuru kesin olarak en önce olarak seçilemez. Bu yüzden, şimdiki zamanın herhangi bir unsurunu seçersek, geçmişte değil şimdiki zamanda yer alan ve bu unsurdan daha öncesinde olan varlıklarla karşılaşabiliriz. Dolayısıyla “geçmiş zaman”, “önce(lik)” açısından tanımlanacaksa, “şimdiki zamanın tamamından daha önce” olarak tanımlanmalıdır. Bu tanım tutarlı bir itiraza açık olamaz, ama kanımca, geçmiş zaman bilgimizin epistemolojik tahlilini de temsil edemez, çünkü verilen bir varlığın geçmiş zamanda olduğunu bilebilmek için şu açıktır; şimdiki zamanın tamamını gözden geçirmek ve verilen varlıktan en sonra olduğunu bulmak gereksizdir. Bu argüman, geçmiş zamanın şimdiki zamana belirgin bir gönderisi olmadan tanımlanabilir olması gerektiğini gösteriyor gibi, dolayısıyla “önce(lik)” açısından tanımlanmamalıdır.

Cevap vermesi bir hayli güç olan bir diğer soru da şu: geçmiş zaman bilgimiz, geçmiş nesnelerle bir tanışıklığı içeriyor mu veya sadece tanımlı bilginin geçmiş zaman bilgimizi içerdiği varsayımından sorumlu olabilir mi? Yani, geçmiş zaman bilgimizin “Bu geçmiştir.” gibi önermelerden mi çıkarılması gerekiyor –bundan kastımız şu anda tanışık olduğumuz şey- veya tamamen “filanca karakterleri olan bir varlık geçmişte var olmuştur.” gibi önermelerden çıkarılabilir mi? Mesela sonuncu görüş imgelere bakılarak sürdürülebilir: Denilebilir ki, aşağı yukarı geçmiş tecrübenin nesneleri olduğunu bildiğimiz imgelerimiz var, ama bu nesnelere bakarak sahip olabileceğimiz en basit bilgi, nesnelerin o imgelerle olan benzerlikleridir. Bu durumda, geçmiş zaman bilgimizin dayanağı olan en basit anlama “bu-geçmişteki-bir şeye-benziyor” olgusunun algısı olacaktır –burada “bu” bir imge ve “bir şey” “görünen bir değişken”dir. Bu görüşün savunalabilir olmadığı düşüncesindeyim. Şüphesiz, çok yakın bir zamanda olmayan bir şeyin hatırlandığı durumlarda, imge gibi bir şeyin geçmişte meydana geldiği yargısı ile birleştirince aklımızda sadece bir imgeyle olan tanışıklığımız vardır. Fakat bu hafıza hata vermeye yatkındır dolayısıyla “geçmiş zamanın” bir unsur olduğu olgusunun algısını içermez. Ancak, “geçmiş zaman” sözcüğünün bizim için bir manası olduğundan meydana gelen olguların bir algısı olmalı ve böyle durumlarda hafıza hataya vermeye yatkın olmayabilir. Diğer karmaşık görüşlerin mantıksal açıdan mümkün olmasına rağmen, bazı durumlarda geçmiş olduğunu bilmemizi sağlayacak şekilde verilen geçmiş şeylerle anlık tanışıklığımızın –bu tanışıklık çok yakın geçmişle sınırlandırılabilse dahi- olması gerektiği sonucuna vardım.

Şimdi psikolojinin empirik olgularla ilgili ne dediğine gelirsek, ayırt etmenin önemli olduğu üç fenomen bulacağız. İlk olarak, basitçe uyarıcı kaldırıldıktan sonra kısa süreliğine duyumun devamlılığı olarak tanımlayabileceğimiz ve bunu “psikolojik” hafıza olarak adlandırabileceğimiz fenomen var. Yıldırım ışığını gördüğümüz süre, fiziksel bir nesne olarak var olan yıldırım ışığı süresinden daha uzundur. Bu olgu, yalnız iç gözlem yoluyla keşfedilemeyeceğinden bizimle alakasızdır. “Psikolojik hafıza” süresi boyunca, duyu verisi aslında vardır; kesintiye uğrayan sadece fiziksel nesnedir.

İkinci olarak, anlık geçmiş zaman farkındalığımız var; bu, sanki sönmekte olan bir ışığın altında yok olan nesnelerde duyumun tazeliğini yavaş yavaş yitirdiği kısa süredir. Birkaç saniye önce duyup şu anda duyamadığımız ses, halen tanışıklığın bir nesnesi olabilir ama duyu verisiyken olduğu şeyden daha farklı bir şekildedir. James’in halen “yanıltıcı şimdiki  zamanda”  verileni  dâhil  ettiği  görülüyor,  ancak  “yanıltıcı  şimdiki zamanı” nasıl  tanımlarsak tanımlayalım, algısal olarak verilmeyen bir nesneyi geçmiş olarak  tanımlarız.  James   gereğince “burdan  terimin anlamını çıkardığımız geçmişlik tecrübemizin aslının” bu tecrübe olduğunu belirtiyor.

Üçüncü olarak, geçmiş zamanın daha uzak kısımlarını ilgilendiren bilgimiz var. Bu bilgiyi tahlil etmek daha zordur ve hataya yatkın olduğu kadar şüphesiz türevli ve karmaşıktır. Bu nedenle, dünyayla olan tanışıklığımızın şimdiki zamanla ilgili olan temel unsurlarına ait değildir. Veya temel unsur içerse dahi, bu, geçmişteki olayları ilgilendiren bilgimizin boyutunu artırabilse de, zaman bilgisine sahip olmamızı gerektirmeyen bir şey olmalı.

Bu yüzden,  değerlendirmekte  olduğumuz  üç  fenomenden  yalnızca ikincisi  direkt olarak  şu  anki sorunumuzla bağlantılı görünüyor. “Anlık hafıza” ismini şu anda duyu verisi olan, her ne kadar şu anda geçmiş gibi hissedilse de halen tanışık olduğumuz bir nesneyle olan bağıntısına vereceğiz. Anlık hafızanın nesnesinin en azından bir kısmının önceden algısal olarak verilen nesneyle özdeş olması gerekir. Aksi takdirde anlık hafıza, geçmiş olan şeyle tanışıklığı vermezdi ve geçmiş zaman bilgimizden sorumlu olmazdı. Bu yüzden,  genel   kıstasımıza   göre, anlık hafıza,   aslında   duyumdan   ayırt  edilebilir olduğundan,  özne ile nesne arasındaki  farklı  bir  bağıntıdır. Bunu, tecrübenin birincil bileşeni olarak alacağız. Anlık hafızada tecrübelenen bağıntı nesne ile özne arasında var olduğunda,  bir  varlığı bir  diğerine  göre  “geçmiş” olarak tanımlayabiliriz. Tabii ki bu bağıntının tecrübelenmeyen çok sayıdaki durumu barındırdığı bilinir hale gelecek; anlık tecrübedeki  epistemolojik  ihtiyaç  bizim  “geçmiş”  ile  neyi  kastettiğimizi  anlamamızı sağlayacak ve bir sonraki bilgimizin oluşabilmesi için bize veri temin edecek. Geçmiş bir nesneyi  bilmek  için  sadece  anlık  hafızaya  ihtiyaç  duyduğumuzu  fakat  “geçmiş”  ile kastedileni   bilmek   için,   anlık   bir   hatırlamanın  tecrübenin   parçası/nesnesi   olması gerektiğini göreceğiz. Bu yüzden, “geçmiş”in anlamını anlamak için içgözlem gereklidir çünkü   bu bağıntının  anlık  verildiği  koşullar  bir  terimin  özne  olduğu  koşullardır. Dolayısıyla “şimdiki zamanda” da olduğu gibi, “geçmiş zaman” da psikolojiden türemiş bir kavramdır ancak “önce” ve “sonra” zihinsel olmayan ürünlerin tecrübesi ile bilinebilir.

Diğer sorunlarda da olduğu kadar önemli olan anlık hafızanın kapasitesi şu anda bizi ilgilendirmemekte, artık tanışık olmadığımız nesnelerin hafızasının ne demek olduğunu da tartışmaya gerek yok. Bana göre, bir zaman serisi olduğu bilgisi için tek malzeme/araç anlık hafızanın ötesinde bir hafıza formu düşünmeksizin sağlanabilir.

  • (7) Ardışıklık nesneler arasında olan bir bağıntıdır, hafıza tarafından oluşturulan zihinsel zamanla benzer bir rol oynayan maddesel zamana aittir. Ardışıklık, söz gelimi hızlı bir hareketin olduğu durumda, duyu verisinin kısımları arasında anında tecrübelenebilir. Bu durumda, şimdiki zamanda yer alan her iki nesne de birbirleri ardından gelir. Ayrıca ardışıklığın, anlık hafızanın nesnesi (object) ve bir duyu verisi arasında veya anlık hafızanın iki nesnesi arasında anında tecrübelenebildiği de görülebilir. Çıkarım yoluyla elde ettiğimiz ardışıklık bilgimiz hakkında daha fazla bilgiye şimdilik ihtiyacımız yok.
  • (8) Eğer B, A’dan sonra geliyorsa A’nın B’den önce olduğunu, aynı şekilde B’nin de A’dan sonra olduğunu söylemiştik. Bu tanımlar tamamen sözel tanımlar. Öncenin ve sonranın geçmiş ve şimdiyi değil, nesneler arasında verilen bağlar anlamına geldiği görülmelidir. Öncenin ve sonranın bağlarının bilinçli olma durumundan tamamen yoksun bir dünyada neden var olmaması gerektiğini açıklayan mantıklı bir neden yoktur.
  • (9) Eğer bir olay şimdiki zamanın tamamından önceyse onun geçmiş olduğu ve şimdiki zamanın tamamından sonraysa da onun gelecek olduğu söylenir. Burada şimdiki zamanın tamamını dâhil etmek gerekir zira şimdiki zamanda ardışıklığın olduğu durumlarda bir olay hem şimdiki zamanın bir kısmından önce olup hem de şimdiki zamanda yer alabilir. Ayrıca geçmişte ne hatırlanabilen ne de hatırlanan bir şeyle eş zamanlı sayılabilen şeyler olabileceğinden, geçmiş zamanı hafıza yolundan ziyade “önce(liğin)” aracılığıyla tanımlamak gerekir. Geleceğin tecrübesi olmadığı bilinmelidir. Gelecekte olan hiçbir tikelin tecrübelenmediğini veya tecrübelenmemiş olduğunu ima etmiyorum çünkü bir tikel yinelenirse veya varlığını sürdürürse daha önceki bir zaman diliminde tecrübelenebilir. Demek istediğim, duyumun bir şeyi şimdi olarak, hafızanın da geçmiş olarak tecrübe ettiği bir gelecek anlamında hiçbir şeyin tecrübesinin olmadığıdır. Dolayısıyla betimleyecek olursak, gelecek ancak çıkarım yoluyla “şimdiki zamanın ardından gelen” olarak bilinebilir.

Tanım yapmayı bitirdiğimize göre, şimdi maddesel zaman ile ansal zaman serilerini açıklayacak ve bağlantı kurmayı sağlayacak önermelere geçebiliriz.

  • (a) Eş zamanlılık ve ardışıklığın her ikisi de geçişli bağıntılara sebebiyet verir, eş zamanlılık simetrikken ardışıklık asimetriktir ya da en azından kendince tanımlanan bir asmetrik bağıntıya neden olur.

Bu önerme maddesel zaman serisinin oluşumu için gereklidir. İlk bakışta, önümüzde herhangi bir zorluk yokmuş gibi görünse de olayların yinelenme olasılığını kabul ettiğimizde aslında birçok ciddi sorunla karşılaşacağımız ortada. Bu sorunlar o kadar ciddi sorunlar ki ya tikellerin yinelenmesini reddetmek ya da mutlak zamanın neredeyse kaçınılmaz olduğunu kabul etmek zorunda kalacağız.

İlk olarak eş zamanlılıkla başlayalım. B ve C seslerini art arda duyarken verilen bir A nesnesini devamlı bir şekilde görmekte olduğumu varsayalım. O halde B, A ile ve A, C ile eş zamanlı olur ancak B, C ile eş zamanlı olmaz. Dolayısıyla bu bağlam için kullandığımız eş zamanlılık geçişli değildir. Bu çıkarımdan, sayısal olarak özdeş olan herhangi bir tikelin iki farklı anlarda varolduğunu inkâr ederek uzaklaşabiliriz: Böylece A’nın sürdüğünü düşündüğümüz her bir anda dayanaklarda ayrım yapmaksızın elimizde bir tane A’nın yerine, bir tane A’lar serisi olacak. Böyle bir görüş mantıksal açıdan savunulabilirdi ancak neredeyse savunulabilir başka bir teori daha tercih edilebilir durduğundan bu imkânsız görünüyor.

Aynı şekilde bir (anlık) tam tecrübeyi tanımladığımız gibi, şayet mutlak zamandan kaçınmak istiyorsak, bir “ânı” herhangi ikisinin birbirleriyle eş zamanlı olduğu ama hepsinin grup dışındaki herhangi bir şeyle eş zamanlı olmadığı olaylar grubu olarak tanımlayabiliriz. O zaman bir olay, o anda olan bir sınıfın elemanı olduğu bir “andadır”. Birçok olay topluca aynı anın içinde yer aldığında eş zamanlılığın geçişli olduğunu düşündüğümüz şekliyle birbirleriyle bağlantılıdır. Bu yüzden an belirtilmedikçe iki terimlik geçişli bağıntı elde edemediğimiz görülmelidir: “A ve B’nin t anında yer alması” geçişlidir ancak “A ve B’nin olduğu yerde bir anın olması” A ve B’nin eş zamanlı olduğu zaman geçerlidir, dolayısıyla geçişli değildir. Buna rağmen eş zamanlılık dikkate alındığı takdirde “anın” yukarıdaki tanımı usulen ihtiyaç duyulanı karşılamaktadır. Ancak ardışıklığın dikkate alınmasıyla bu tanım yetersiz kalacaktır.

Ardışıklığın, zaman serisinin varlığından bahsedecek olursak, asimetrik bir geçişli bağıntıya neden olması gerekir. O halde yinelenme veya süreklilik mümkünse ardışıklık bu iki özelliğin hiçbirini taşımayacaktır. A, B’den önce ve yine B’den sonra meydana geliyorsa ardışıklığın asimetrik olmadığı bir durumla karşılaşırız. A, C’den önce –asla C’den sonra değil– meydana gelirken, B hem A’dan önce hem de C’den sonra meydana geliyorsa A, B’nin; B, C’nin ardından gelir fakat A, C’den sonra gelmez dolayısıyla ardışıklık geçişli olmaz. Yukarıdaki tanım çerçevesinde “anlar” kısmına geçersek bu durumun nasıl etkileneceğini düşünelim. Bir anın diğerinden sonra geldiğini ve ötekinin bütün elemanları berikinin bütün elemanlarının ardından geliyorsa ötekinin berikinden evvel geldiğini söyleyebiliriz. Ancak şimdi de kendisinden sonra gelen bir anın tekrar meydana gelmesi (repetition) olasılığıyla karşı karşıyayız. Evrende bir andaki her şey belli bir aralıktan sonra, yine bir ânı oluşturmak için tekrar meydana gelseydi mevcut tanımımıza göre sonra ve önce gelen anlar özdeş olurdu. Önce gelen ile sonra gelenin tanımlarının değiştirilmesiyle bu sonuç değişmez. Ancak tekrar meydana gelemeyeceğini bildiğimiz birtakım varlıklar serisini bularak bu sonuç değişebilir. Bergson’un bakış açısından gidelim; bu bakış açısına göre hafızamızdan dolayı, her andaki düşünsel yaşamımız farklı tecrübelerle önce gelen bir anınkinden özünde farklıdır, o zaman hayatın her anındaki tecrübe eşsizdir; bu da bir ânı tanımlamak için kullanılabilir. Bu şekliyle, bütün evren tek bir tecrübe olarak alınırsa, zaman serileri hafıza yoluyla oluşturulabilir. Böyle bir işlemde herhangi bir mantık hatası yoktur ancak bizim amacımızdan ziyade metafizik alanında sorular oluşuyor. Dolayısıyla zaman serilerini oluşturmada yeni yollar aramalıyız.

Evrenin bütün anlık durumunun baştan aşağı yinelenmesinin olası olmadığı cevabı sorunumuza çözüm getirmiyor. Sorunumuz şu: evrendeki bütün durum yinelenseydi iki oluşmada da sayısal olarak özdeş olmayan bir şeyin olacağı açıktır, aslında bu şey bizi “iki oluşumdan” bahsetmemizi sağlayandır. Kendisinden önce ve sonra gelen tam anlamıyla tek bir oluşumun olduğunu söylemek apaçık ortada olana ters düşmek olur. Evrenin bütününü dikkate almaksızın, bir şey, A, bir zamanda var olup sonra yok olup sonra başka bir zamanda tekrar var oluyorsa A sayısal olarak aynı olsa bile sayısal bir çeşitliliğin olduğu ortadadır. A’nın yokluktan sonra tekrar ortaya çıktığı bir durumda, aslında aynı tikelin tekrar ortaya çıktığını söylemek zoraki olurdu; daha doğal bir şekilde yeni bir tıpatıp benzer tikelin ortaya çıktığını söylemeliyiz. Şüphesiz bir şeyin devam eden bir dönem boyunca değişmez bir halde varlığını sürdüremeyeceği apaçıktır. Daha fazla ilerlemeden önce, süreklilik ile yinelenme arasında elle tutulur bir farkın olup olamayacağını değerlendirelim.

Savunmasını yapmak istediğim görüş aşağıdaki gibidir. Bir varlık var olduğu farklı anlarla örtüşen herhangi bir sayısal farklılık olmaksızın devam eden bir zaman dilimi boyunca değişmez bir şekilde varlığını sürdürebilir; ancak bir varlık varlığını durdurursa, sonraki bir zaman diliminde var olan herhangi bir varlığın varlığını durdurmuş olandan sayısal olarak farklı olması gerekir. Bu varsayımın amacı mümkünse zamanın bağlantısal bir kuramı olarak korunmalı; dolayısıyla ilk yapılması gereken, zamanı sözel olarak bile mutlak zamanı ima etmediği şekliyle yeniden ifade etmek olmalı. Bunun için önümüzdeki tanımları benimseyebiliriz. Bir şey, birbiriyle eş zamanlı olmayan şeylerle eş zamanlıysa onun birçok defa var olduğunu söyleyeceğiz. Eğer birbiriyle eş zamanlı olmayan iki şey ile eş zamanlıysa da bir şeyin devam eden bir zaman dilimi boyunca var olduğunu söyleyeceğiz -bu durumda iki şeyin öncesinden sonra ve sonrasından önce gelen herhangi bir şey ile de eş zamanlı olur. Bir zaman aralığı ile ayrılmış iki şeyin sayısal olarak özdeş olamayacağı varsayımı yukarıdaki tanımdan mantıken çıkarılabilir. Bu varsayım, bağlantısal dilde şu şekilde belirtilebilir: A, B’den önce gelir ve B ile eş zamanlı değildir; diğer yandan B, C’den önce gelir ve C ile eş zamanlı değildir, bu durumda A ve C sayısal olarak farklıdır.  Bu temelde zaman serilerinin savunulabilir mantıklı bir kuramının   oluşturulup                        oluşturulamayacağını sorgulamamız gerekiyor.

Bize önceden sıkıntı çıkaran evrendeki bütün durumun yinelenmesi olasılığının zorluğu artık çözülmüş durumda. Artık bir ânı, herhangi ikisinin birbiriyle eş zamanlı olduğu fakat sınıf dışından herhangi bir varlıkla hepsinin eş zamanlı olmadığı bir varlıklar sınıfı (class of entities) olarak tanımlamak mümkün. Sonlu bir zaman boyunca evrenin değişmez bir halde sürdüğünü varsaymak anlamsızdır. Diğer taraftan, bu belki bir karşı çıkıştır, böyle bir sürekliliğin olası olduğunu varsaydığımızda kendimizi bu olağanüstü hareketsizliği devamlı artmakta olan bir hayret içerisinde seyreden izleyiciler olarak hayâl ettiğimiz de söylenebilir; bu durumda da en azından hislerimiz bir değişim içindedir. O halde evrenin sonlu bir zaman boyunca değişmez bir halde sürmesini, mevcut teorimizin de gerektirdiği üzere, mantıken imkânsız olduğunu varsayalım. O halde şayet iki zaman farklıysa bir şeyin değişmiş olması gerekir ve bu şey özüne gidebildiği kadarıyla değişmişse, varsayımımıza göre, tekrar ortaya çıkan kaybolandan sayısal olarak farklıdır. Dolayısıyla dünyanın iki farklı zamandaki sayısal olarak aynı tikellerden oluşması imkânsızdır.

Artık bir ânı, her bir elemanı ile eş zamanlı olan bütün terimlerle özdeş olan bir sınıf olarak tanımlayabiliriz. Bir olay diğer olayla eş zamanlı olmaksızın ondan önce geldiği zaman, o olayın diğerinden “tamamıyla önce geldiğini” ve bir anın en az bir elemanı diğer anın en az bir elemanından tamamıyla önce geldiği zamansa o anın diğerinden “evvel” olduğunu söyleyeceğiz. Eş zamanlılığın simetrik olduğunu ve her olayın kendisiyle eş zamanlı olduğunu varsayacağız böylece hiçbir şey kendisinden tamamıyla önce gelemeyecek. Ayrıca “tamamıyla önce gelmeyi” geçişli olarak göreceğiz. Bu iki varsayım bize bir önceki varsayımımızın anlamını veriyor; bu varsayım “tamamıyla önce gelmenin” asimetrik olmasıydı. Bir başka deyişle A tamamıyla B’den önce geliyorsa B tamamıyla A’dan önce gelemez. Son olarak, birinin diğeriyle eş zamanlı olmadığı herhangi iki olayda birinin tamamıyla diğerinden önce gelmesi gerektiğini varsayacağız. O zaman “önce gelmenin” seri bir bağıntı olduğunu böylece zamandaki anların bir seriyi oluşturduğunu kanıtlayabiliriz. Geriye sadece anların var olduğunu ve her olayın bir ana ait olduğunu kanıtlamak kalıyor. Bunun için, bir şeyle eş zamanlı olan her şey, bir başka şeyle eş zamanlı olduğu zamanlarda ve bir şeyden tamamıyla önce gelen hiçbir şeyin bir başka şeyle eş zamanlı olmadığı zamanlarda bir olayı, diğer olayın “önceki kısmı” olarak adlandıralım. Bir olayın “başlangıcını” da olayın önceki kısımlarıyla eş zamanlı olan olaylar sınıfı olarak tanımlayalım. O halde, verilen bir olayla eş zamanlı olan bir şeyden tamamıyla sonra olan bir olayın, verilen olayın önceki kısmından tamamıyla sonra olduğunu varsayarsak bir olayın başlangıcının söz konusu olayın bir elemanı olan bir an olduğu ortaya çıkacaktır.

Bu yüzden, maddesel zaman serisinin bu makalenin daha önceki kısımlarında değinilen bağıntılar aracılığıyla oluşturulabildiği görülebilir. Esasında ansal zaman ile ilgili olan geriye çok az sayıda önermelerimiz kalıyor, bunlar bize daha az sıkıntı veren önermeler.

  • (b) Hatırlanan şey geçmiştir. Geçmiş zamanın “şimdiki zamanın tamamından daha önce olan” şeklinde tanımlandığı unutulmamalıdır dolayısıyla her geçen şeyin hatırlandığı ya da hafızamızın geçmiş zamanın tanımına dâhil olduğu varsayılamaz.
  • (c) Bir değişim duyumda anlık tecrübelendiğinde şimdiki zamanın kısımları kimi kısımlarından daha önce gelir. Varsayıma dayanarak, değişim duyuma bağlı olduğu için, tanımımıza göre şeylerin önceki ve sonraki halleri şimdiki zamanda yer alır.
  • (d) A, B ve C hızlı bir şekilde birbirlerinden sonra geliyorsa, A ve B tıpkı B ve C gibi bir duyumun kısımları olabilir diğer taraftan A ve C bir duyumun kısımları olamaz fakat C duyumda varken A hatırlanabilir. Bu durumda, A ve B tıpkı B ve C gibi aynı şimdiki zamana aittir fakat A ve C ait değildir; dolayısıyla “aynı şimdiki zamana ait olma” bağıntısı geçişli değildir. Bunun (a) başlığı altında incelediğimiz süreklilik ya da yinelenme meselesiyle bir ilgisi yoktur ama şimdiki zaman bir an olmadığından ansal zamanla ilgili bağımsız bir gerçektir. Nesneler arasındaki süre meselesini bir kenara bırakırsak iki şimdiki zaman çakışmadan örtüşebilir.

  • 1 “ân” sözcüğü daha sonra bu makalede tanımlanacaktır.
  • 2 Cf., e. g., Psychology, 1.Cilt, sf. 630.
  • 3 Loc. cit., sf. 604.
  • 4 Aynı aksiyomun başka bir biçimi: A hem B’den önce gelip hem de sonra geliyorsa o halde A, B ile eş zamanldır.
  • 5 In symbols adı verilen yukarıdaki teori, belirli mantıksal basitlemelerle Proceedings of the Cambridge Philosophical Society, 17. Cilt, 5. Bölümde (1914) yayımlanan “Contributions to the Theory of Relative Position” adlı eserinde Dr. Norbert Wiener tarafından ortaya atılmıştır.

Çeviren: Zeynep Hayal Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İngilizce - Fransızca Mütercim Tercümanlık okuyor. Olabildiğince çok sayıda dil öğrenmek istiyor. Bunun dışında sinema, siyaset, felsefe ve resimle ilgileniyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Gönderi

Ateizm Derneği’ne Konuk Olduk: “Eleştirel Düşünme” – Taner Beyter & Yasin Ramazan

En Güncel Haberler Analitik Felsefe